4. Bölüm: Oyun Bozan

Vaveyla Yazarı: Ali Osman Göktaş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 16Şu an: 4. Bölüm: Oyun Bozan

Bazı insanlar için oyun sadece eğlenmekti. Kazanmak güzel bir duyguydu, kaybetmek ise yeniden denemek için bir sebepti. Ama herkes böyle düşünmezdi. Bazıları için kaybetmek sadece bir oyunun bitmesi anlamına gelmezdi. Kaybetmek, bütün emeğinin yok sayılması gibi hissettirebilirdi. Çünkü bazen insanın yenmek zorunda olduğu en zor rakip karşısındaki kişi değil, kendi içinde duyduğu sesti. Yağmur son zamanlarda hayatının ne kadar değiştiğini hâlâ anlamaya çalışıyordu. Birkaç hafta önce en büyük derdi okul, çizimleri ve günlük problemleriyken şimdi İstanbul'un konuştuğu iki kahramandan biriydi. İşin en garip tarafı ise bunu kimsenin bilmemesiydi. Sınıfta yanından geçen öğrenciler bile Şans ve Gölge hakkında konuşuyor ama hiçbiri aradıkları kişilerden birinin hemen yanlarında olduğunu fark etmiyordu. Yağmur defterinin kenarına küçük çizimler yaparken Zeynep onun bu dalgın halini fark etmişti. Arkadaşını uzun süredir tanıyordu ve Yağmur'un kesinlikle bir şey sakladığını düşünüyordu. Zeynep kollarını birleştirip ona bakarak:

"Sen son zamanlarda fazla garipsin."

Yağmur kalemi elinden düşürecekken son anda yakaladı. Şans güçleri vardı ama Zeynep'in sorularından kaçmasını sağlayacak bir güç hâlâ yoktu. Yağmur normal görünmeye çalışarak:

"Ben mi? Hayır. Ben gayet normalim. Hatta normalden bile normalim. Bu kadar normal olmak normal mi bilmiyorum ama normalim."

Zeynep birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Bu cevap şüphelerini azaltmak yerine daha da artırmıştı. Zeynep kaşlarını kaldırarak:

"Biliyorsun değil mi? Normal kelimesini ne kadar çok söylersen o kadar normal görünmüyorsun."

Yağmur cevap verecekti ama tam o sırada sınıf kapısı açıldı. Doruk ve Mert içeri girdi. Yağmur bir anda biraz önceki konuyu tamamen unuttu. Çünkü İstanbul'u kurtarmaya çalışan Şans için bile hâlâ çözülemeyen bir sorun vardı. Doruk Yıldırım ile düzgün konuşabilmek. Yağmur kendi kendine sakin kalmaya çalıştı. Sadece günaydın diyecekti. Basit bir kelimeydi. Yanlış gitmesi mümkün değildi. Doruk yanına gelip hafifçe gülümseyerek:

"Günaydın."

Yağmur hızlıca cevap vermek istedi ama kelimeler her zamanki gibi yanlış sıraya girmeye başlamıştı. Yağmur heyecanla:

"Günaydın. Yani sana günaydın. Zaten başka birine demiyorum. Çünkü sen söyledin, ben söyledim. Yani gün karşılıklı aydınlandı."

Kısa bir sessizlik oldu. Mert önce Doruk'a, sonra Yağmur'a baktı. Bu durumu anlamaya çalışmak yerine eğlenmeyi tercih etmişti. Mert gülmemek için kendini tutarak:

"Gün karşılıklı aydınlandı mı?"

Yağmur yaptığı hatayı birkaç saniye sonra fark etti. Şans olarak tehlikeli insanlarla savaşabiliyordu ama Yağmur olarak tek bir selamlaşmada kaybedebiliyordu. Yağmur utançla:

"Ben onu... normal insanlar da söylüyor olabilir diye düşündüm."

Zeynep başını salladı. Mert ise Doruk'a dönüp ciddi görünmeye çalışarak:

"Bence iyi gidiyor."

Doruk merakla:

"Ne iyi gidiyor?"

Mert gülümseyerek:

"Hiç."

Zeynep hemen Mert'e baktı. İkisi de aynı şeyi düşünüyordu ama bunu söylemek için daha erkendi. Tam o sırada öğretmenin sınıfa girmesiyle herkes yavaş yavaş yerine geçti. Birkaç dakika önceki eğlenceli konuşmalar yerini normal bir okul gününe bırakmıştı. Yağmur defterini açarken bir yandan hâlâ hayatındaki bu iki farklı tarafı düşünüyordu. Bir tarafında arkadaşları, dersleri ve normal hayatı vardı. Diğer tarafında ise Şans olarak taşıdığı büyük sorumluluk. Bazen hangisinin daha zor olduğunu bile bilmiyordu. Çünkü garip bir şekilde gizli güçlere sahip olmak kadar, kimseye belli etmeden normal davranmak da zordu. Öğretmen sınıfa bakarak:

"Bugün size biraz farklı bir görev vereceğim."

Sınıfta küçük bir hareketlenme oldu. Mert'in gözleri hemen parladı. Farklı kelimesi onun için genelde derslerin biraz daha eğlenceli hale gelmesi demekti. Mert heyecanla:

"Farklı derken gerçekten farklı mı yoksa öğretmenlerin söylediği farklı mı?"

Öğretmen şaşkınlıkla Mert'e baktı:

"Aradaki fark ne?"

Mert hiç düşünmeden cevap verdi:

"Gerçek farklı eğlencelidir. Öğretmen farklısı genelde fazladan ödev çıkar."

Sınıfta birkaç kişi gülerken Zeynep başını iki yana salladı. Mert'in bu kadar açık konuşmasına hâlâ alışamamıştı. Öğretmen de gülümsemesini saklayamayarak:

"Bu sefer belki ikisinin ortası diyebiliriz."

Mert'in yüzündeki umut biraz azaldı:

"Bu cümle hiç güven vermedi."

Yağmur hafifçe gülerken sınıfın arka tarafında biri diğerleri kadar konuşmuyordu. Tuna sessizce sırasında oturuyor, defterindeki çizimlere ve kod notlarına bakıyordu. Çoğu kişi onu sadece bilgisayarlarla ilgilenen sessiz biri olarak görüyordu. Ama Tuna için oyunlar sadece vakit geçirmek değildi. Kendi kurallarını koyabildiği, kendi dünyasını oluşturabildiği tek yerdi. Tuna'nın defterindeki karakterler, seviyeler ve savaş mekanikleri sıradan karalamalar değildi. Uzun zamandır kendi oyununu yapmaya çalışıyordu. Her ayrıntısını kendisi hazırlıyor, her hatayı tekrar tekrar düzeltiyordu. Ama onun için en zor kısım oyunu yapmak değildi. En zor kısmı başkalarının ne düşüneceğiydi. Çünkü bazen insan en çok emek verdiği şeyin beğenilmemesinden korkardı. Öğretmen sınıfa dönerek:

"Bu görevde herkes kendi fikirlerini sunacak. Önemli olan mükemmel olması değil, kendi düşüncenizi ortaya koymanız."

Bu sözler bazı öğrencileri rahatlatmıştı ama Tuna için durum farklıydı. Mükemmel olmaması fikri bile onu rahatsız ediyordu. Çünkü yaptığı oyunun kusursuz olmasını istiyordu. Tam o sırada Mert arkasına dönüp Tuna'nın defterindeki çizimleri fark etti. Mert merakla:

"Vay, bunları sen mi yaptın?"

Tuna bir anda defterini biraz kapatmaya çalıştı. İnsanların yaptığı şeylere bakmasına pek alışık değildi. Tuna sakin kalmaya çalışarak:

"Evet. Sadece küçük bir oyun projesi."

Mert çizimlere tekrar baktı. Ona göre küçük kelimesi kesinlikle doğru değildi. Çünkü sayfalarca karakter, saldırı ve bölüm tasarımı vardı. Mert şaşkınlıkla:

"Küçük mü? Ben küçük deyince telefonda iki dakikada oynanan oyun sanmıştım. Sen baya kendi dünyanı kurmuşsun."

Yağmur da bunu duyunca merak edip arkasını döndü. Tuna'nın çizimlerine bakınca gözleri parladı. Çünkü kendisi de çizim yaptığı için birinin kendi hayalindeki şeyleri kâğıda dökmesinin nasıl hissettirdiğini biliyordu. Yağmur gülümseyerek:

"Bunlar gerçekten güzel."

Tuna birkaç saniye şaşırdı. Genelde insanlar onun oyunlarla fazla ilgilendiğini söylerdi. İlk kez biri yaptığı şeye gerçekten dikkat etmişti. Yağmur'un sözleri onun için beklemediği bir şeydi. Çünkü yaptığı oyunu sadece bir kod veya ekrandaki karakterler olarak görmüyordu. O oyunun içinde verdiği emek, geçirdiği zaman ve kendi hayal dünyası vardı. Tuna biraz çekingen bir şekilde:

"Teşekkür ederim. Aslında hâlâ bitmedi. Bazı dövüş sistemlerini düzenlemem gerekiyor."

Mert bunu duyunca daha da meraklanmıştı. Oyun kelimesi zaten dikkatini çekmişken bir de dövüş sistemi denilince ilgisi tamamen artmıştı. Mert heyecanla:

"Dövüş sistemi mi? Nasıl yani?"

Tuna defterini biraz çevirip çizdiği karakterleri gösterdi. Oyunda farklı rakipler, özel saldırılar ve zorlu bölümler vardı. Ama Tuna'nın en çok önem verdiği şey oyuncunun sadece hızlı olması değil, doğru zamanda doğru kararları vermesiydi. Tuna anlatmaya başlayınca normalde sessiz olan hali biraz değişmişti:

"Karakterler sadece saldırmıyor. Oyuncunun yaptığı seçimlere göre savaş değişiyor. Mesela bazı hamleleri açmak için doğru zamanı yakalaman gerekiyor."

Doruk bunu duyunca ilgiyle baktı. Çünkü bu fikir ona biraz hikâye yazmayı hatırlatmıştı. Her karakterin yaptığı seçimlerle değişmesi fikri hoşuna gitmişti. Doruk düşünceli bir şekilde:

"Aslında güzel fikir. Sadece kazanmak üzerine değil yani."

Tuna başını salladı:

"Evet. Çünkü bence iyi bir oyun sadece kazanmak değildir. Oyuncuya bir şey hissettirmesi gerekir."

Yağmur bu cümleyi duyunca hafifçe gülümsedi. Çünkü Tuna'nın oyunlara bakış şekli ona kendi çizimlerini hatırlatmıştı. Herkes dışarıdan sadece sonucu görüyordu ama kimse arkasındaki duyguyu bilmiyordu. Tam o sırada sınıftan birkaç kişi Tuna'nın anlattıklarını duymuştu. Başta sadece merakla yaklaşmışlardı ama herkes onun yaptığı şeye aynı gözle bakmıyordu. Bazıları için saatlerce bir oyun üzerinde uğraşmak gereksiz görünüyordu. Öğrencilerden biri ekrana bakıp hafifçe gülerek:

"Gerçekten bütün bunları kendin mi yaptın?"

Tuna başını salladı. Normalde bunu söylemekten gurur duyması gerekiyordu ama karşısındaki kişinin ses tonu ona bunun bir övgü olmadığını hissettirmişti. Tuna sakin şekilde:

"Evet."

Öğrenci oyundaki karakterlere bakmaya devam etti. Özellikle tamamlanmamış kısımları fark etmişti. Tuna'nın saatlerce uğraştığı şeylerin yerine sadece eksikleri görüyordu. Alaycı bir şekilde:

"Yani... fena değil ama biraz fazla abartmışsın. Sonuçta sadece oyun."

Bu cümle Tuna'nın düşündüğünden daha fazla canını yakmıştı. Çünkü onun için bu sadece bir oyun değildi. İnsanların anlamadığı şey buydu. Bazen birinin yaptığı şeye değer vermemek, doğrudan o kişiye değer vermemek gibi hissettirebilirdi. Yağmur bunu duyunca hemen araya girmek istedi. Çünkü bu duyguyu fazlasıyla iyi biliyordu. Birinin hayallerini küçümsemesinin nasıl hissettirdiğini anlamak zor değildi. Yağmur ciddi bir şekilde:

"Bence sadece oyun demek biraz haksızlık. Sonuçta biri emek vermiş."

Doruk da Yağmur'a katılmıştı. Çünkü kendi yazıları konusunda da benzer şeyler yaşamıştı. İnsanlar bazen bir şeyi anlamadığında onun kolay olduğunu sanıyordu. Doruk sakince:

"Bir şeyin ekranda olması arkasında emek olmadığı anlamına gelmez."

Tuna ikisine baktı. Onu savunmalarını beklemiyordu. Ama yine de içinde bir yerde o cümle kalmıştı. Sadece oyun. Belki de en çok korktuğu şey buydu. Verdiği bütün emeğin başkaları için hiçbir anlam ifade etmemesi. Ders boyunca Tuna her ne kadar insanların söylediklerini umursamamaya çalışsa da aklının bir köşesinde aynı cümle dönüp duruyordu. Sadece oyun. Belki onlar için gerçekten öyleydi ama Tuna için değildi. O ekrandaki her karakterde, her bölümde ve her satır kodda saatlerce verdiği emek vardı. İnsanların bunu birkaç saniyede değersiz görmesi düşündüğünden daha fazla canını yakmıştı. Okul çıkışı herkes yavaş yavaş evine giderken Tuna bilgisayar odasında kalmıştı. Ekranda kendi yaptığı oyuna bakıyordu. Normalde bu oyunu yapmak ona mutluluk verirdi ama artık sadece eksikleri görmeye başlamıştı. Belki daha iyi olsaydı, belki kusursuz olsaydı kimse küçümseyemezdi. Tuna klavyeye bakarak:

"Belki de gerçekten yeterince iyi değildir."

Ekrandaki karakter seçme bölümüne baktı. Kendi oluşturduğu dünyada bile artık sadece hataları görüyordu. Bir süre sessiz kaldıktan sonra başını iki yana salladı. Tuna kendi kendine:

"Hayır... sadece anlamıyorlar. Ne kadar uğraştığımı bilmiyorlar."

O anda zamanın içinde küçük bir kırılma oluştu. Uzakta Kronos bu hissi fark etmişti. Çünkü herkesin geçmişinde değiştirmek istediği bir an vardı. Kimi yaptığı bir seçimi, kimi ise insanların ona bakışını değiştirmek isterdi. Kronos yavaşça gözlerini açtı.

"Ah... boşa gittiğini düşündüğün onca zaman. Görülmeyen emek ve unutulmak istenen bir yenilgi. İnsanlar her zaman aynı hatayı yapıyor. Tek bir anın bütün değerlerini belirlediğini sanıyorlar."

Kronos, yanında duran Zaman Tüyü'nü aldı. Ona göre Tuna kötü biri değildi. Sadece kimsenin emeğini küçümseyemeyeceği bir dünya istiyordu. Kronos sakin bir şekilde:

"Zaman Tüyü... değiştirmek istediği ana ulaş."

Tüy sessizce kayboldu ve Tuna'nın olduğu yere ulaştı. Bilgisayar odasında Tuna ekrana bakmaya devam ederken yanında duran gözlüğüne dokundu. Bir anda etrafındaki her şey sessizleşti ve Kronos'un sesi duyuldu.

"Oyun Bozan... ben Kronos. Sana her şeyi değiştirmek için güç vereceğim. Ama karşılığında bana bir iyilik yapacaksın."

Tuna birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Normalde böyle bir şeyin imkânsız olduğunu düşünmesi gerekiyordu ama karşısındaki ses onun içinde sakladığı bütün düşünceleri biliyor gibiydi. Yıllardır verdiği emeği, duyduğu korkuyu ve kimsenin anlamadığını düşündüğü her şeyi. Tuna dikkatlice etrafına bakarak:

"Sen... benim ne istediğimi nereden biliyorsun?"

Kronos'un sesi sakinliğini hiç kaybetmedi. Çünkü ona göre insanların istekleri sandıkları kadar farklı değildi. Herkes geçmişinde değiştirmek istediği bir ana sahipti. Kronos:

"Çünkü insanlar en çok kaybettikleri anları hatırlar. Kazandıkları günleri unuturlar ama yenildikleri anları yıllarca taşırlar."

Tuna ekrana baktı. Kendi oluşturduğu karakterler, kendi yazdığı kurallar ve kendi dünyası karşısındaydı. Gerçek dünyada kimse onun kurallarını önemsemiyordu ama burada her şey farklı olabilirdi. Tuna tereddüt ederek:

"Ya kabul edersem?"

Kronos beklediği sorunun geldiğini biliyordu. Kronos:

"Kimsenin emeğini yok sayamayacağı bir dünya kurabilirsin."

Bu söz Tuna'nın duymak istediği şeydi. Çünkü aslında istediği insanlara zarar vermek değildi. Sadece yaptığı şeyin önemli olduğunu göstermek istiyordu. Bir süre düşündü ve sonunda kararını verdi. Tuna:

"Kabul ediyorum."

O anda bilgisayar ekranındaki oyun değişmeye başladı. Tuna'nın yaptığı karakterler, bölümler ve kurallar artık sadece kodlardan ibaret değildi. Kendi kurduğu dünya gerçek olmaya başlamıştı. Ekrandaki ışıklar arasında Tuna'nın görüntüsü değişirken artık karşısında eskiden olduğu kişi yoktu. Oyun Bozan kendi yansımasına baktı. Artık insanların onun kurallarını küçümsediği dünyada değil, kendi kurallarının geçerli olduğu bir oyundaydı. Kronos'un sesi son kez duyuldu:

"O zaman herkese göster Oyun Bozan. Bu sefer kuralları sen yazacaksın."

Oyun Bozan ekrandaki dünyasına baktı. Eskiden saatlerce uğraşıp oluşturduğu karakterler artık sadece hareket eden görüntüler değildi. Her bölüm, her rakip ve her kural onun kontrolündeydi. İlk kez başkalarının kararlarına bağlı olmadığını hissediyordu. Artık kimse ona bunun sadece bir oyun olduğunu söyleyemeyecekti. Oyun Bozan elini kaldırarak:

"Bundan sonra kimse emeğimi küçümsemeyecek."

Bir anda bilgisayar ekranındaki görüntüler değişmeye başladı. Oyun dünyasının sınırları genişledikçe gerçek dünyayla arasındaki çizgi kayboluyordu. İstanbul'un farklı yerlerindeki ekranlarda aynı görüntü belirdi. İnsanlar şaşkınlıkla ne olduğunu anlamaya çalışırken karşılarında Oyun Bozan'ın mesajı vardı.

"Kurallar değişti. Artık herkes benim oyunumu oynayacak."

Bu sırada Yağmur eve dönmüş, gün içinde yaşananları düşünüyordu. Tuna'nın söyledikleri hâlâ aklındaydı. Birinin yaptığı şeye değer verilmemesinin nasıl hissettirdiğini çok iyi biliyordu. Çünkü o da uzun süre çizimlerinin sadece kağıttaki birkaç çizgi olmadığını anlatmaya çalışmıştı. Tam defterini açıp çizim yapacağı sırada bilekliği hareketlendi. Yağmur bunun ne anlama geldiğini artık biliyordu. Şans'a ihtiyaç vardı. Yağmur birkaç saniye bilekliğine baktı. İlk zamanlarda bu durum ona hâlâ inanılmaz geliyordu. Bir anda sıradan hayatından çıkıp İstanbul'u koruyan birine dönüşmek kolay değildi. Ama artık kaçmak yerine ne yapabileceğini öğrenmeye çalışıyordu. Yağmur derin bir nefes alarak:

"Tamam... bakalım bu sefer karşımızda ne var."

Bilekliğin içinden tanıdık bir ses duyuldu. Miya'nın sesi Yağmur'un düşüncelerini böldü:

"Sanırım bu kez biraz daha büyük bir sorun var."

Yağmur bilekliğine bakarak:

"Sen de mi bunu hissettin?"

Miya kısa bir süre sessiz kaldı:

"İstanbul'un tamamını bir oyuna çevirmek pek normal sayılmaz."

Yağmur hafifçe iç çekti:

"Normal hayatımı özlemeye başladım."

Yağmur bilekliğine dokundu. Eskiden bu gücün neden onu seçtiğini anlamıyordu ama artık her geçen gün Şans'ın sadece rastgele iyi şeyler yaşamak olmadığını öğreniyordu. Şans, doğru anda doğru ihtimali görebilmekti. Yağmur kararlı bir şekilde:

"Miya, parla!"

Bilekliğin etrafında ışık belirdi. Miya'nın sesi yeniden duyuldu:

"Hazır mısın?"

Yağmur derin bir nefes aldı:

"Hayır."

Miya kısa bir sessizliğin ardından:

"En azından dürüstsün."

Yağmur gözlerini kapattı. Işık bir anda bütün odayı kapladı. Birkaç saniye sonra Yağmur artık Şans olarak duruyordu.

Aynı anda şehrin başka bir yerinde Doruk da ekranlarda beliren garip olayları takip ediyordu. Bunun sıradan bir şey olmadığını anlamıştı. Kolyesini eline aldı. Daha konuşamadan kolyedeki Neko'nun sesi duyuldu. Neko her zamanki sakin tavrıyla:

"Sanırım dışarı çıkma vaktimiz geldi."

Doruk kolyesine bakarak:

"Ben de aynı şeyi düşünüyordum."

Doruk kolyesini sıktı:

"Gölge uyan!"

Koyu renkli enerji bedenini sararken Doruk'un görünüşü değişmeye başladı. Birkaç saniye sonra artık Gölge olarak duruyordu.

Kısa süre sonra İstanbul'un çatılarında Şans vardı. Şehrin dört bir yanındaki dev ekranlarda aynı oyun görüntüsü dönmeye devam ediyordu. İnsanlar şaşkınlıkla ekranlara bakarken siren sesleri uzaktan duyuluyordu. Şans çatının kenarına çıkıp etrafı incelerken arkasında tanıdık bir kanca sesi yankılandı. Gölge sessizce yanına indi. Birkaç saniye ikisi de konuşmadan şehri izledi. Tam o anda bütün ekranlar aynı anda titredi. Renkler bozuldu, yolların üzerine dijital kareler yayılmaya başladı. Şans gözlerini ayırmadan hafifçe gülümsedi:

"Sanırım geç kalmadık."

Gölge değişen sokakları dikkatle incelerken:

"Hayır."

Şans merakla ona döndü.

"Neye bakıyorsun?"

Gölge çatının karşısındaki binayı gösterdi. Aynı sembol birkaç farklı noktada tekrar ortaya çıkıyordu. Sanki görünmez biri bütün şehri tek bir kuralla yönetiyordu. Gözlerini sembolden ayırmadan:

"Kurallarına."

Tam o sırada bütün ekranlar karardı. Ardından tek bir cümle belirdi.

SEVİYE 1 BAŞLIYOR

Bir anda sokaklardaki insanlar oldukları yerde durdu. Çevrelerindeki binalar değişmeye, yollar hareket etmeye başladı. Şans gördüklerine şaşırsa da paniğe kapılmadı. Bumerangını eline alırken kısa bir nefes verdi:

"İstanbul'u oyuna çevirmiş."

Gökyüzünde yankılanan kahkaha ikisinin de dikkatini çekti. Bütün ekranlarda aynı yüz belirdi. Oyun Bozan, kurduğu dünyaya hayranlıkla bakarken sakin bir sesle:

"Hoş geldiniz."

Şans başını kaldırıp ekrana baktı:

"Bu kadar hazırlığı bizim için mi yaptın?"

Oyun Bozan hafifçe gülümsedi:

"Siz sadece ilk oyuncularsınız."

Şans kaşını kaldırdı:

"O zaman ödül ne?"

Oyun Bozan'ın gülümsemesi yavaşça kayboldu. Şehrin her köşesine yayılan sesi bu kez daha ciddiydi:

"Kusursuz bir dünya."

Şans, Oyun Bozan'ın son sözünü duyunca hafifçe başını eğdi. Cümledeki tek kelime dikkatini çekmişti. Gölge ise gözlerini ekrandan ayırmadan etrafı incelemeyi sürdürdü. Şehrin farklı noktalarında aynı semboller yanıp sönüyordu. Tam o anda ekran yeniden hareketlendi. Oyun Bozan sakinliğini bozmadan:

"İlk görev çok basit. Şehrin dört bir yanına kapılar yerleştirdim. Her kapının ardında geçmeniz gereken bir seviye var. Süreniz dolmadan bütün seviyeleri tamamlarsanız oyunu kazanırsınız. Başaramazsanız oyun biter. Kurallar değişmez. Kurallara uyarsanız, kazanırsınız."

Oyun Bozan elini kaldırır kaldırmaz şehrin farklı noktalarında dijital kapılar belirdi. Ekranın köşesinde geri sayım başladı.

03:00

Şans gözlerini kapılardan ayırmadan bumerangını eline aldı. Gölge de aynı anda kancasını hazırladı. Sayaç ilk saniyesini düşürdüğü anda ikisi de hiç konuşmadan farklı yönlere hareket etti. Şans en yakın kapıya doğru koşarken önündeki yol bir anda kare kare değişti. Asfaltın yerini dijital platformlar aldı. Arkasından gelen insanların duraksadığını görünce elini kaldırarak:

"Kimse yaklaşmasın!"

Kapının üzerindeki sembol kısa süre parladı. Ardından mekanik bir ses bütün sokağa yayıldı.

"1. Seviye: Çıkışı bulun."

Şans kapının içini dikkatle süzdü. Ne bir düşman vardı ne de saldırı. Sadece sürekli yer değiştiren koridorlar... Tam o anda tavandaki ekranlardan biri aydınlandı. Oyun Bozan, değişen koridorları izlerken sakinliğini bozmadan:

"Unutmayın... Her seviyenin tek bir çözümü yok. Doğru yolu bulmak için bazen gördüğünüze değil, düşündüğünüze güvenmeniz gerekir."

Şans derin bir nefes alıp bumerangını eline aldı:

"O zaman fazla beklemeyelim."

Kapının içine adımını atar atmaz arkasındaki giriş kapanıp duvarın bir parçasına dönüştü. Aynı anda üç farklı koridor açıldı. Birinin zemini yeşil, diğerinin mavi, sonuncusunun ise kırmızı ışıklarla kaplıydı. Şans tam yeşil koridora yönelirken bileğindeki bileklik hafifçe titreşti. Bir an durup koridora yeniden baktı. İçinden tuhaf bir his geçiyordu. Birkaç adım geri çekilip diğer yolları incelemeye başladı. O sırada mavi koridorun duvarındaki küçük bir sembol kısa süre parladı. Şans bunu fark edince gülümsedi:

"Demek ipucunu saklamışsın."

Hiç vakit kaybetmeden mavi koridora yöneldi. Arkasında kalan iki geçit anında kapanırken labirent yeniden şekil değiştirmeye başladı. Şans birkaç adım ilerledikten sonra önündeki duvarın bir anda kaybolduğunu gördü. Karşısında birbirine bağlanan onlarca koridor vardı. Bazıları yukarı doğru uzanıyor, bazıları ise aşağıya iniyordu. Her birkaç saniyede bir yolların şekli değişiyordu. Şans durup etrafına baktı:

"Tamam. Bu biraz fazla."

Miya'nın sesi bilekliğinden geldi:

"Haritayı bulmamız gerekiyor."

Şans kaşlarını çattı:

"Harita nerede?"

"Onu bulman gerekiyor."

Şans kısa bir süre sessiz kaldı:

"Çok yardımcı oldun."

Duvarlardan biri hareket etti. Şans son anda geri çekildi. Ardından yerde küçük bir sembol belirdi. Şans sembole doğru eğildiğinde bunun biraz önce gördüğü işaretin aynısı olduğunu fark etti.

"Demek bütün yollar aynı yere çıkıyor."

Miya cevap verdi:

"Ya da biri seni özellikle oraya yönlendiriyor."

Şans'ın yüzündeki ifade değişti. Bumerangını eline aldı:

"İkinci ihtimal daha eğlenceli."

Şans sembolün bulunduğu koridora doğru ilerledi. Her adımında yeni yollar açılıyor, arkasındaki geçitler kapanıyordu. Bir süre sonra önüne büyük bir kapı çıktı. Kapının üzerinde tek bir yazı vardı:

OYUNCU SEÇİMİ

Şans kapıya baktı:

"Bu hiç güven vermedi."

Kapı açıldı. İçeride birbirinden farklı üç platform vardı. Her platformun üzerinde farklı bir sembol bulunuyordu. Tavandaki ekranlardan Oyun Bozan'ın sesi duyuldu:

"İlk seviyenin sonuna geldin."

Şans etrafına bakarak:

"Sonuna mı? Daha yeni başladık."

Oyun Bozan'ın sesi sakindi:

"Bir seçim yap."

Şans üç platformu inceledi. Miya sessiz kaldı. Bu kez kararın kendisine ait olduğunu biliyordu.

Şans derin bir nefes aldı ve ortadaki platforma doğru ilerledi.

Tam ayağını üzerine bastığı anda bütün oda karardı.

Aynı anda İstanbul'un başka bir yerinde Gölge de kendi kapısından içeri girmişti. Önünde uzanan koridorlar Şans'ınkinden farklıydı. Burada duvarlarda eski semboller, yerde ise hareket eden gölgeler vardı. Neko'nun sesi kolyesinden geldi:

"Burada bir şeyler yanlış."

Gölge durdu:

"Ne kadar yanlış?"

Neko kısa bir süre sessiz kaldı:

"Fazlasıyla."

Gölge önündeki karanlığa baktı:

"Harika."

Bir gölge duvardan ayrılıp önünde şekillendi. Gölge kancasını hazırladı.

"Sonunda bir şey çıktı."

Gölge yaratığa doğru ilerlerken İstanbul'un başka noktalarında da aynı oyun devam ediyordu. Oyun Bozan'ın kurduğu dünya giderek genişliyor, insanların kaçabileceği alanlar azalıyor ve seviyeler birbirine bağlanıyordu. Ama Oyun Bozan'ın bilmediği bir şey vardı. Şans ve Gölge bu oyunun sadece oyuncuları değildi. Onlar oyunun kurallarını değiştirebilecek tek kişilerdi.
Şans mavi koridorun içinde ilerlerken duvarlardaki semboller birer birer yanmaya başladı. Her adımında koridorun şekli değişiyor, önündeki yollar kapanıp yenileri açılıyordu. Şans bumerangını elinde tutarak etrafına baktı. Bu oyun sadece hızla çözülebilecek bir şey değildi. Oyun Bozan'ın özellikle düşünmesini istediği belliydi. Şans birkaç saniye daha çevresini inceledikten sonra duvarlardaki sembollere yeniden baktı. Üçü aynıydı ama biri diğerlerinden biraz farklı görünüyordu. Şans o sembole doğru ilerleyip elini duvara uzattı. Dokunduğu anda koridorun tamamı titredi ve önündeki duvar ikiye ayrılarak yeni bir geçit oluşturdu. Şans hafifçe gülümsedi:

"Yakalandın."

Tam geçitten ilerleyecekken arkasından dijital bir ses yükseldi:

"Seviye tamamlandı."

Şans arkasına baktığında koridor çoktan eski haline dönmeye başlamıştı. Birkaç saniye sonra önünde yeni bir kapı belirdi ve üzerinde ikinci seviye yazısı ortaya çıktı. Şans kapıya bakarak:

"Umarım bu sefer daha az labirent vardır."

Kapı açıldı. Aynı anda İstanbul'un başka bir yerinde Gölge de kendi seviyesinin sonuna ulaşmıştı. Karşısındaki gölge yaratığı hızla üzerine atılırken Gölge kancasını savurarak saldırıdan sıyrıldı. Yaratığın arkasındaki sembolü fark etmişti. Yaratık seviyenin kendisi değildi. Sadece sembolü koruyordu. Gölge yaratığın hareketlerini birkaç saniye daha izledikten sonra saldırıların aynı noktaya yöneldiğini fark etti. Yaratık her hamlesinden sonra istemsizce sembolün önüne geçiyor, Gölge'nin sembole ulaşmasını engellemeye çalışıyordu. Gölge bunun bir tesadüf olmadığını anlayınca kancasını sıkıca kavrayıp yaratığın bir sonraki saldırısını bekledi. Yaratık yeniden üzerine atıldığı anda Gölge son anda yana çekildi ve yaratığın arkasında kalan sembole baktı. Gölge sakin bir şekilde:

"Sonunda."

Kancasını duvara fırlatıp kendisini sembolün yanına çekti ve elini üzerine koydu. Yaratık bir anda dondu. Ardından bütün vücudu dijital karelere ayrılarak yok oldu.

"Seviye tamamlandı."

Gölge etrafına baktı. Şehir hâlâ Oyun Bozan'ın kurduğu oyunun içindeydi. Ancak seviyeler ilerledikçe aynı şey dikkatini daha fazla çekmeye başlamıştı. Her oyunun arkasında aynı sembol vardı. Gölge:

"Bu sadece bir oyun değil."

Gölge önündeki yeni kapıya doğru ilerledi. Kapının açılmasıyla karşısına tek bir oda çıktı ve duvarlarda onlarca ekran belirdi. Her ekranda İstanbul'un farklı bir bölgesi görünüyordu. Gölge ekranlara bakarken görüntülerden birinin aniden büyüdüğünü fark etti. Ekranda Şans'ın bulunduğu seviye görünüyordu. Gölge birkaç saniye görüntüyü izledikten sonra diğer ekranlara baktı:

"Seviyeler birbirine bağlı."

Bir başka ekranda Şans'ın az önce tamamladığı bölüm değişmeye başladı. Gölge bunu dikkatle takip ederken bakışları sertleşti:

"Şans bir seviyeyi tamamladığında başka bir yerdeki oyun değişiyor."

Gölge ekrandaki İstanbul görüntülerine bakmaya devam etti. Şehrin farklı noktalarında aynı semboller beliriyor, yollar değişiyor ve yeni kapılar açılıyordu. Bütün bunların tek bir merkezden yönetildiği artık açıktı:

"Bu oyun İstanbul'un tamamını kontrol ediyor."

Tam o anda bütün ekranlar aynı anda karardı. Oyun Bozan'ın sesi odada yankılandı:

"İkiniz de düşündüğümden daha hızlı ilerliyorsunuz."

Gölge başını kaldırdı:

"Sen de düşündüğümüzden daha fazla konuşuyorsun."

Kısa bir sessizlik oldu. Ardından Oyun Bozan'ın sesi bu kez daha sert duyuldu:

"Komik olduğunu mu sanıyorsun?"

Gölge:

"Hayır."

Oyun Bozan'ın sesi öfkeyle yükseldi:

"O zaman üçüncü seviyeye hoş geldin."

Ekranlar yeniden açıldı. Gölge'nin bulunduğu odanın bütün kapıları aynı anda kapandı. Gölge kancasını eline alıp çevresini incelemeye başladı. Duvarlardaki ekranlarda aynı anda Şans'ın görüntüsü belirmişti. Şans da kendi seviyesinde yeni bir kapının açıldığını görüyordu. İki kahraman birbirlerinden habersiz aynı anda aynı şeyi fark etti. Bu oyunda seviyeleri sadece tamamlamak yetmeyecekti. Oyunun merkezini bulmaları gerekiyordu. Şans ve Gölge ikiye ayrılarak şehrin farklı noktalarına doğru ilerlerken İstanbul'un üzerindeki dijital görüntüler birer birer kaybolmaya başlamıştı. Şans dar bir sokağın sonuna ulaştığında yerde duran kova, duvara yaslanmış hortum ve birkaç metre ilerideki kırılmış musluk dikkatini çekti. Birkaç saniye boyunca çevresini inceledikten sonra bilekliğini kaldırarak:
"Uğurlu Tılsım!"

Kısa süre sonra nesneler arasındaki bağlantı ortaya çıktı. Şans oluşan ipucunu dikkatle inceledi, ardından sokağın sonunda bulunan eski su deposuna baktı. Başını hafifçe sallayarak:

"Anladım."

Şans doğrudan su deposuna doğru ilerledi. Kapının yanında oluşan ipucuyla bağlantılı sembolü fark ettiğinde elini üzerine koydu ve kilit açıldı. İçeri girip boruların arasından ilerleyerek arka taraftaki küçük dolaba ulaştığında sembolün bulunduğu metal kutuyu gördü. Kutuyu eline aldığı anda içinden karanlık enerji sızmaya başladı. Şans bumerangını kaldırıp kutuya fırlattı. Bumerang metal kutuya çarptığı anda kutu parçalandı ve içindeki karanlık enerji dağılarak yok oldu. Aynı anda İstanbul'un başka bir yerinde Tuna'nın etrafındaki karanlık enerji bir anda kesildi. Gözlerindeki sert ifade kayboldu ve birkaç saniye boyunca bulunduğu yere bakarak ne olduğunu anlamaya çalıştı. Önündeki ekranlarda hâlâ kurduğu oyunun görüntüleri duruyordu ancak artık hiçbirini kontrol edemiyordu. Tuna başını tutup:

"Ben ne yaptım?"

Şans depodan çıktığında sokağın savaş sırasında aldığı hasarı fark etti. Kırılmış camlar yerde duruyor, devrilmiş tabelalar kaldırımın üzerine yaslanmış, duvarların bazı bölümleri parçalanmış hâlde bulunuyordu. Şans bilekliğini kaldırarak:

"Şansımla her şey eski hâline dönsün!"

Bilekliğinden yayılan ışık sokağı kapladı ve kırılmış camlar birleşerek eski hâline dönerken tabelalar yeniden yerlerine oturdu, parçalanan duvarlar düzeldi ve birkaç saniye içinde çevredeki bütün fiziksel hasar ortadan kalktı.

Şehrin başka bir noktasında Gölge kendi seviyesini tamamlamış, elindeki sopayı omzuna alarak bulunduğu yüksek binanın kenarında durmuştu. Aşağıdaki sokaklarda dijital görüntülerin silindiğini, değişen yolların eski hâline döndüğünü ve ekranların birer birer kapandığını gördü. Uzakta bulunan büyük ekranlardan birinde Tuna'nın görüntüsü belirdiğinde Gölge birkaç saniye boyunca onu izledi. Tuna artık Oyun Bozan değildi. Gölge sopasını omzundan indirip:

"Demek bitti."

Gölge çatıdan aşağı inerek sokağa doğru ilerledi. Şans da aynı sırada bulunduğu yerden ayrılmış, savaşın izleri tamamen ortadan kalktıktan sonra şehrin merkezine doğru yürümeye başlamıştı. Birkaç dakika sonra iki kahraman aynı caddede karşılaştı. Şans Gölge'ye bakıp:

"Geç kaldın."

Gölge elindeki sopayı diğer eline geçirerek:

"Sen fazla erken geldin."

Şans kısa bir süre ona baktıktan sonra:

"Karartı'yı ben bitirdim."

Gölge'nin bakışları Şans'ın üzerinde birkaç saniye kaldı. Ardından çevrede normale dönen şehre baktı.

"Fark ettim."

Şans bumerangını yerine aldı ve etrafına bakarak birkaç saniye sessiz kaldı. İnsanlar sokaklara çıkmaya başlamış, kapanan ekranların önünde toplanan kalabalıklar yavaş yavaş dağılmış, siren sesleri uzaktan duyulmaya devam ediyordu. Birkaç dakika önce bütün İstanbul'u içine alan oyun artık sona ermişti. Tuna normale dönmüş, Karartı yok edilmiş ve Oyun Bozan'ın kurduğu düzen çökmüştü. Şans derin bir nefes alarak:

"Sonunda."

Gölge cevap vermeden sopasını omzuna aldı. İkisi birlikte kalabalığın arasından uzaklaşırken İstanbul'un ışıkları yeniden normale dönüyordu. Şans ve Gölge'nin yaşadığı olayların ardından her şey yavaş yavaş normale dönmüş, okulun koridorları yeniden eski hareketliliğine kavuşmuştu. Yağmur sınıfta yerine oturmuş, Doruk da yanında sessizce telefonuyla uğraşırken birkaç sıra ötede Tuna'nın bilgisayarının başından kalkmadığını fark etmişti. Tuna bir dosyayı açıyor, birkaç saniye sonra kapatıyor, ardından başka bir klasöre girip eski kodlara bakıyordu. Yüzündeki ifade, yaptığı şeyi hâlâ tam olarak çözemediğini gösteriyordu. Yağmur bir süre onu izledikten sonra Doruk'a doğru eğildi.

"Tuna hâlâ ne yaptığını anlamaya çalışıyor."

Doruk gözlerini Tuna'dan ayırmadan:

"Adam kendi oyununa yabancılaştı."

Yağmur hafifçe gülümsedi ve birkaç saniye daha Tuna'yı izledi. Tuna o sırada ekranındaki bir bölümü açıp oyunun haritasına bakıyor, sonra yeniden kodlara dönüyordu. Yağmur sonunda yerinden kalkıp Tuna'nın yanına gitti. Tuna başını kaldırdığında Yağmur önce ekrana, sonra ona baktı.

"Şey... yaptığın oyunu biraz merak ettim."

Tuna şaşkınlıkla:

"Oyunu mu?"

Yağmur omuz silkti.

"Evet. Yani az önce bütün İstanbul'u oyuna çevirecek kadar uğraştıysan, en azından normal hâlini de görelim."

Tuna birkaç saniye ne diyeceğini bilemedi. Yağmur'un gerçekten dalga geçmediğini anlayınca bilgisayarın ekranına döndü.

"Normal hâli biraz daha sakin."

Doruk sandalyesinden kalkıp yanlarına geldi. Ekrana baktıktan sonra:

"Ben de bakarım."

Tuna ikisine dönüp:

"Gerçekten mi?"

Doruk omuzlarını kaldırdı.

"Merak ettim dedik ya."

Yağmur sandalyesini çekip bilgisayarın yanına oturdu.

"Başlat bakalım."

Tuna oyunu açtığında ekranda daha önce kimsenin görmediği harita belirdi. Yağmur ve Doruk oyuna girerken sınıftaki birkaç kişi de ne yaptıklarını merak edip yanlarına yaklaştı. Bir süre sonra biri oyunun ne olduğunu sorunca Tuna anlatmaya başladı. Ardından başka biri oynamak istedi, sonra bir başkası daha katıldı. Kısa süre içinde sınıftaki herkes Tuna'nın hazırladığı oyunun başına toplanmıştı. Yağmur ile Doruk da diğerleriyle birlikte oynarken Tuna bir yandan oyunu anlatıyor, bir yandan arkadaşlarının verdiği tepkileri izliyordu. İlk başta kendi yaptığı şeyin neye dönüştüğünü anlamaya çalışırken şimdi ekranın başında birbirleriyle yarışan arkadaşlarını izliyordu. Tuna sonunda sandalyesine yaslanıp:

"Galiba bunu böyle yapmamıştım."

Yağmur gözlerini ekrandan ayırmadan:

"Şimdi daha iyi olmuş."

Tuna hafifçe gülümsedi. Sınıfta kahkahalar ve oyun sırasında birbirine karışan sesler yükselirken Tuna'nın oyunu ilk kez gerçekten bir oyuna dönüşmüştü. Tuna'nın oyunu sınıfta kısa sürede küçük bir yarışmaya dönüşmüş, herkes kendi takımını kurup seviyeleri geçmeye çalışırken Tuna da ekranın başında onları izliyordu. Yağmur bir bölümde hata yapınca Doruk hemen gülmeye başladı, Yağmur da ona dönüp itiraz ederken diğerleri de konuşmaya katıldı. Tuna bir süre sessizce hepsini izledikten sonra yüzünde küçük bir gülümsemeyle bilgisayarına baktı. Saatler önce kurduğu dünyanın içinde insanlar korkuyla kaçarken şimdi aynı insanlar onun yaptığı oyunun başında eğleniyordu. Tuna sandalyesine yaslanıp arkadaşlarına baktı.

"Sanırım sonunda doğru şeyi yaptım."

Yağmur gözlerini ekrandan ayırmadan:

"Bu sefer evet."

Tuna'nın yüzündeki gülümseme biraz daha belirginleşti. Doruk da oyuna dönüp:

"Tamam, konuşmayı bırakın da şu bölümü geçelim."

Yağmur hemen itiraz etti:

"Sen geçemiyorsun diye beni suçlama."

Sınıftan yükselen kahkahalarla birlikte oyun devam etti. Tuna da sonunda bilgisayarının başına oturup onlara katıldı. O gün yaşanan bütün gariplikler, korkular ve sırlar geride kalırken sınıfta yalnızca arkadaşlarının sesleri kalmıştı. Ve bazen bir hikâyenin sonunda geriye kalan en güzel şey, kazanmak değil, birlikte gülmektir.

Bölüm sonu...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

11okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18