15. Bölüm: Kalpkıran

Vaveyla Yazarı: Ali Osman Göktaş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 16Şu an: 15. Bölüm: Kalpkıran

Okulun bahçesi Sevgililer Günü için süslenmişti. Koridorlarda kırmızı kalpler ve balonlar bulunuyor, öğrenciler birbirlerine küçük hediyeler veriyordu. Yağmur sınıfa girip yerine geçti. Birkaç dakika sonra Türkçe öğretmeni sınıfa girdi ve kitabını masasının üzerine bıraktı. Öğrenciler yavaş yavaş sessizleşirken öğretmen tahtaya geçti:

"Bugün şiir konusuna devam edeceğiz. Ama önce size bir soru soracağım. Sizce insanlar duygularını anlatmak için neden şiir yazar?"

Tuna elini kaldırdı:

"Duygularını daha güzel anlatmak için."

Öğretmen:

"Güzel cevap. Başka?"

Ahmet elini kaldırdı:

"Normalde söyleyemedikleri şeyleri söylemek için olabilir."

Öğretmen:

"Doğru. Bazen insan söyleyemediği bir şeyi yazarken daha rahat olur."

Mert:

"Ben şiir yazamam hocam."

Öğretmen:

"Senin yazamaman şiirin değerini değiştirmiyor."

Sınıftan birkaç kişi güldü. Öğretmen tahtaya "DUYGU" yazdı:

"Şiirde önemli olan yalnızca kelimelerin güzel olması değildir. Şairin ne hissettiğini okuyucuya geçirebilmesi gerekir. Mesela sevgi, özlem, mutluluk veya korku. Bunların hepsi şiirin konusu olabilir."

Öğretmen sınıfa dönüp:

"Bir şiirde sevgi anlatılırken hangi kelimeler kullanılabilir?"

Tuna:

"Kalp."

Ahmet:

"Mutluluk."

Mert:

"Çikolata."

Sınıf yeniden güldü. Öğretmen gülümseyerek:

"Çikolata da mutluluk verebilir ama şiirde biraz daha yaratıcı olmanızı bekliyorum."

Zeynep:

"Özlem olabilir."

Öğretmen:

"Evet. Özlem güzel bir örnek."

Öğretmen tahtaya birkaç kelime daha yazdı. Yağmur öğretmeni dinlemeye çalışırken birkaç sıra önünde oturan Doruk'un dalgın olduğunu fark etti. Doruk tahtaya bakıyor gibi görünse de elindeki kalem sürekli hareket ediyordu. Bir süre sonra önündeki kâğıda birkaç kelime yazdı. Yağmur göz ucuyla ona baktı. Doruk yazdığı satıra tekrar baktı, ardından bir kısmının üzerini çizdi. Öğretmen derse devam ederken Doruk yeniden yazmaya başladı. Yağmur'un dikkati yavaş yavaş Doruk'un kâğıdına kayıyordu. Doruk birkaç kelime daha yazdıktan sonra durdu. Yazdıklarını okudu ve tekrar sildi. Yağmur merakla onu izledi. Doruk neden bu kadar uğraşıyordu? Öğretmen tahtaya yeni bir örnek yazarken:

"Şimdi bir düşünelim. Birine söylemek isteyip de söyleyemediğiniz bir şeyi yazacak olsaydınız, bunu nasıl anlatırdınız?"

Tuna:

"Direkt söylerdim hocam."

Öğretmen:

"Sen cesurmuşsun."

Tuna:

"Yani... kişiye göre değişir."

Sınıftan yine gülüşmeler yükseldi. Öğretmen başını sallayıp:

"İşte şiirin burada devreye girdiğini söyleyebiliriz. İnsan bazen karşısındaki kişinin yüzüne söyleyemediğini kâğıda yazabilir."

Yağmur yeniden Doruk'a baktı. Doruk bu kez başını tamamen eğmişti. Kâğıda bir şeyler yazıyor, sonra yazdıklarını okuyordu. Yağmur'un merakı daha da arttı. Doruk'un ne yazdığını göremiyordu ama bunun sıradan bir ders notu olmadığı belliydi. Doruk son birkaç satırı da yazdı. Bir süre kâğıda baktıktan sonra yüzünü buruşturdu ve kâğıdı buruşturup sırasının yanındaki çöpe attı. Tam o sırada zil çaldı. Öğrenciler çantalarını toplamaya başladı. Zeynep Yağmur'un yanına geldi:

"Hadi, çıkalım."

Yağmur:

"Sen çık, ben birazdan geliyorum."

Zeynep:

"Ne yapacaksın?"

Yağmur:

"Bir şey."

Zeynep omuzlarını silkip sınıftan çıktı. Doruk da çantasını alıp sınıftan ayrıldı. Yağmur birkaç saniye bekledi. Sınıfta kimsenin kalmadığından emin olduktan sonra çöpe doğru ilerledi. Buruşturulmuş kâğıdı çöpten çıkarıp açtı. Kâğıdı düzeltirken yazılan satırlara baktı. Şiirde birinin saçlarından, gözlerinden ve yanında bulunmanın verdiği duygudan söz ediliyordu. Yağmur kâğıdı eline alıp okumaya başladı:

"Ela gözlerin geceden daha parlak,
Kestane saçların rüzgârda savrulan bir yaprak.
Gülüşün dokunduğunda sessiz kalbime,
Dünyanın bütün sesleri karışır içime.

Yanımdan geçtiğinde susar bütün sözler,
Bir anlığına durur sanki bütün gözler.
Seni gördüğüm her yeni günde,
Kalbim biraz daha yaklaşır sana.

Belki söyleyemem yüzüne bakarak,
Belki saklarım içimde korkarak.
Ama bilmeni isterim bir gün,
Seni gördüğüm anda değişti bütün dünyam.

Eğer bir gün gözlerimin içine bakarsan,
Sana söyleyemediğim her şeyi anlarsın.
Çünkü bazı sevgiler kelimelere sığmaz,
Bazı kalpler yalnızca sevdiğiyle tamamlanır."

Yağmur şiiri bitirdiğinde birkaç saniye kâğıda bakakaldı. Ela gözlerinden ve kestane saçlarından bahsedildiğini fark edince gözleri büyüdü. Yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu:

"Bu... benim."

Bir anda heyecanla ayağa kalktı:

"Miya!"

Miya'nın sesi zihninde yankılandı:

"Ne oldu?"

Yağmur kâğıdı göğsüne bastırdı:

"Bu şiir bana yazılmış!"

Miya:

"Emin misin?"

Yağmur:

"Ela gözlerimden bahsediyor! Kestane saçlarımdan bahsediyor! Başka kim olabilir?"

Miya:

"Belki de gerçekten senden bahsediyordur."

Yağmur birkaç saniye sustu. Sonra kendi kolunu çimdikledi:

"Ben rüyada mıyım?"

Canı acıyınca yüzünü buruşturdu:

"Ah!"

Miya:

"Sanırım değilsin."

Yağmur kolunu tutup gülmeye başladı:

"Gerçekten bana yazmış!"

Kâğıda yeniden baktı. Şiiri bir kez daha okumaya başladı. Bu kez yüzündeki gülümsemeyi saklamaya bile çalışmıyordu. Yağmur kolunu tutup gülmeye başladı:

"Gerçekten bana yazmış!"

Kâğıda yeniden baktı. Şiiri bir kez daha okumaya başladı. Bu kez yüzündeki gülümsemeyi saklamaya bile çalışmıyordu. Bir süre sonra kâğıdı göğsüne bastırıp yatağına oturdu. Doruk'un bunu kendisi için yazmış olma düşüncesi aklından çıkmıyordu. Yarın onu gördüğünde ne söyleyeceğini düşünmeye başladı. "Şiirin çok güzeldi" mi diyecekti? Yoksa hiçbir şey olmamış gibi mi davranacaktı? Bir süre düşündükten sonra başını iki yana salladı:

"Hayır, böyle olmaz."

Yağmur masasına geri döndü. Önüne temiz bir kâğıt koydu ve kalemi eline aldı. Doruk'un şiirine karşılık vermeye karar vermişti. Birkaç saniye kâğıda baktıktan sonra yazmaya başladı. İlk satırı yazdı, sonra durdu. Bir kelimeyi sildi ve yerine başka bir kelime yazdı. Şiiri tekrar okuyup birkaç satırı değiştirdi. Sonunda kâğıdı eline alıp baştan sona okudu. Yüzünde küçük bir gülümseme oluştu. Yazdığı şiiri katladı. Kâğıdın üzerine bir şey yazmak için kalemi eline aldı fakat birkaç saniye düşündükten sonra vazgeçti. Kâğıdı çantasına koydu. Ertesi sabah okul yolunda posta kutusunun önünde durdu. Mektubu çantasından çıkarıp elinde tuttu. Birkaç saniye boyunca posta kutusuna baktı. İçinde hâlâ bir tereddüt vardı. Ya Doruk bunu beğenmezse? Ya onu reddederse? Ya bütün bunları yanlış anlamışsa? Yağmur derin bir nefes aldı. Elindeki kâğıdı posta kutusuna bıraktı. Mektubun kutunun içine düştüğünü duyunca birkaç saniye olduğu yerde kaldı. Sonra hızla arkasını dönüp yürümeye başladı. Yürürken yüzü kızarmıştı:

"Tamam... artık geri dönüş yok."

Yağmur okulun kapısına yaklaşırken bir yandan da Doruk'la karşılaşınca ne söyleyeceğini düşünüyordu. İçinde hem büyük bir heyecan hem de korku vardı. Fakat artık kararını vermişti. Doruk'a hislerini söylemenin bir yolunu bulmuştu. Yağmur kâğıdı göğsüne bastırıp hâlâ gülümserken sınıftan çıktı. Koridorda Zeynep onu bekliyordu. Yağmur'un yüzündeki ifadeyi görünce kaşlarını kaldırdı:

"Ne oldu sana?"

Yağmur:

"Hiç."

Zeynep:

"Senin 'hiç' dediğin zamanlarda kesin bir şey oluyor."

Yağmur cevap vermeden yürümeye başladı. Tam okulun çıkışına geldiklerinde bahçeden hızla koşarak geçen Barış'ı gördüler. Barış'ın elinde küçük bir kutu vardı ve sürekli saatine bakıyordu. Yağmur onu durdurdu:

"Barış!"

Barış durup nefes nefese onlara döndü:

"Ne oldu?"

Yağmur:

"Bir yere mi yetişiyorsun?"

Barış:

"Evet. Buluşacağım biri var."

Yağmur elindeki kutuya baktı:

"Ona mı?"

Barış birkaç saniye sustu:

"Evet."

Yağmur:

"Bir şey söyleyeceksin, değil mi?"

Barış başını salladı:

"Bugün söyleyeceğim ama korkuyorum."

Yağmur:

"Neden?"

Barış:

"Ya reddederse?"

Yağmur birkaç saniye düşündü. Sonra gülümsedi:

"Reddederse de en azından denemiş olursun. Ama söylemezsen hiçbir zaman ne olacağını bilemezsin."

Barış:

"Ya rezil olursam?"

Yağmur:

"Olmazsın."

Barış:

"Nasıl bu kadar eminsin?"

Yağmur:

"Çünkü bazen insanın korkusunu yenmesi gerekiyor."

Barış başını salladı:

"Tamam. Yapacağım."

Yağmur:

"İşte böyle."

Barış yeniden koşmaya başladı. Yağmur arkasından bakıp gülümsedi. Zeynep ise birkaç saniye boyunca Yağmur'a baktı. Sonra kaşlarını çattı:

"Sen tuhafsın."

Yağmur:

"Neden?"

Zeynep:

"Normalde böyle konuşmazsın."

Yağmur:

"Nasıl konuşuyorum?"

Zeynep:

"Sanki aşk konusunda uzmanmışsın gibi."

Yağmur:

"Belki biraz öğrenmişimdir."

Zeynep:

"Nereden?"

Yağmur birkaç saniye sustu. Sonra gülümseyerek:

"Doruk'a hislerimi anlatacağım."

Zeynep'in gözleri büyüdü:

"Ne?"

Yağmur:

"Doruk'a hislerimi anlatacağım."

Zeynep:

"Nasıl?"

Yağmur gülümseyerek elini yumruk yaptı:

"Şiir yazarım."

Zeynep de elini yumruk yaptı. İkisinin yumrukları havada birbirine değdi:

"Sevgililer Günü Operasyonu!"

İkisi birbirine bakıp gülmeye başladı. Yağmur'un yüzündeki heyecan ise giderek büyüyordu. Yağmur ve Zeynep okuldan ayrılıp eve doğru yürümeye başladı. Yağmur'un aklında artık tek bir şey vardı: Doruk'a yazacağı şiir. Zeynep onun heyecanını fark edip gülümseyerek:

"Operasyonun ilk görevi ne?"

Yağmur:

"Şiiri yazmak."

Zeynep:

"İkinci görev?"

Yağmur:

"Cesaretimi toplamak."

Zeynep:

"Üçüncü görev?"

Yağmur:

"Doruk'a vermek."

Zeynep:

"Kolaymış."

Yağmur:

"Sen öyle söyle."

Zeynep:

"Ben olsam direkt söylerdim."

Yağmur:

"Senin cesaretin fazla."

Zeynep:

"Senin de düşüncen fazla."

Yağmur gülerek başını iki yana salladı. Eve geldiklerinde odasına geçti ve masasının başına oturdu. Önüne temiz bir kâğıt koydu. Kalemi eline aldı fakat birkaç saniye boyunca hiçbir şey yazamadı. Zeynep kapının yanında durup onu izliyordu:

"Ne oldu?"

Yağmur:

"Kelime bulamıyorum."

Zeynep:

"Az önce çok cesurdun."

Yağmur:

"Şimdi şiir yazmam gerekiyor."

Zeynep:

"Yaz işte."

Yağmur:

"Öyle kolay değil."

Zeynep:

"İlk aklına geleni yaz."

Yağmur kâğıda baktı. Birkaç saniye sonra kalemi hareket ettirdi. İlk satırı yazdı. Ardından ikinci satırı ekledi. Yazdıklarını okuyup bazı kelimeleri değiştirdi. Zeynep masanın yanında beklerken Yağmur şiiri yavaş yavaş tamamlamaya başladı. Bir süre sonra kalemi bıraktı ve yazdıklarını baştan sona okudu. Yüzünde utangaç bir gülümseme oluştu. Zeynep hemen yanına eğildi:

"Bitirdin mi?"

Yağmur:

"Sanırım."

Zeynep:

"Okuyabilir miyim?"

Yağmur kâğıdı hemen kendine çekti:

"Hayır!"

Zeynep:

"Tamam, tamam."

Yağmur şiiri tekrar okudu. Doruk'un kâğıdını hatırladı. Eğer o şiir gerçekten kendisi için yazılmışsa, artık ona karşılık vermiş olacaktı. Kâğıdı dikkatlice katladı. Bir süre elinde tuttu. Sonra çantasına koydu.

Zeynep:

"Operasyon tamamlandı mı?"

Yağmur:

"İlk aşama tamam."

Zeynep yumruğunu kaldırdı:

"Sevgililer Günü Operasyonu!"

Yağmur da gülerek yumruğunu onunkiyle tokuşturdu:

"Başarıyla devam ediyor."

Aynı saatlerde Barış buluşacağı yere ulaşmak için bütün gücüyle koşuyordu. Elindeki küçük kutuyu sıkıca tutuyordu. Birkaç kez saatine baktıktan sonra hızını daha da artırdı. Sonunda buluşacakları yere ulaştığında sevdiği kızın kendisini beklediğini gördü. Barış nefes nefese yanına geldi:

"Geç kalmadım, değil mi?"

Kız gülümseyerek:

"Hayır."

Barış derin bir nefes aldı. Elindeki kutuya baktı fakat henüz çıkaracak cesareti yoktu. Birlikte yürümeye başladılar. Yakındaki dondurmacıya uğrayıp dondurma aldılar. Sonra parkta bir banka oturdular. Barış bir süre sessiz kaldı. Kız ona dönüp:

"Bir şey mi söyleyecektin?"

Barış:

"Evet."

Barış cebindeki kutuyu çıkardı. Elleri heyecandan titriyordu:

"Sana uzun zamandır söylemek istediğim bir şey var."

Kız merakla ona baktı. Barış kutuyu açıp içindeki takıyı çıkardı:

"Ben senden hoşlanıyorum. Benimle sevgili olur musun?"

Tam o sırada yoldan geçen bir araba kaldırımdaki su birikintisine girdi. Büyük bir su dalgası Barış'ın üzerine sıçradı. Barış olduğu yerde dondu. Kız birkaç saniye ona baktıktan sonra kahkaha atmaya başladı. Barış yüzündeki suyu eliyle silmeye çalıştı:

"Gerçekten mi?"

Kız gülmeye devam ederken telefonunu çıkarıp Barış'ın fotoğrafını çekti. Barış şaşkınlıkla ona baktı. Kız telefonu indirdi:

"Üzgünüm ama ben başka birinden hoşlanıyorum."

Barış'ın yüzündeki gülümseme kayboldu. Elindeki takıya baktı. Tam o sırada rüzgârın savurduğu bir gazete havalanarak doğrudan yüzüne çarptı. Gazete yüzüne yapışıp yere düştü. Kız yeniden gülmeye başladı. Barış yerdeki gazeteye baktı. Sonra elindeki takıya baktı. Kalbi kırılmıştı. Barış yerdeki gazeteye baktı. Sonra elindeki takıya baktı. Kalbi kırılmıştı. İçindeki hayal kırıklığı giderek büyürken etrafında karanlık bir enerji oluşmaya başladı. Aynı anda şehirden uzakta Kronos elindeki Zaman Tüyü'ne baktı. Tüyü havaya bıraktı. Siyah tüy rüzgârın arasında ilerleyerek Barış'ın bulunduğu yere doğru uçmaya başladı. Tüy sokakların üzerinden geçip Barış'a yaklaştı. Barış başını kaldırıp kendisine doğru gelen siyah tüyü fark etti. Tüy onun etrafında bir kez döndü. Tam o sırada Kronos'un sesi zihninde yankılandı:

"Kalpkıran, ben Kronos. Seni insanların kalplerindeki sevgiyi ve duyguları etkileyebilen bir güce dönüştürdüm. Karşılığında senden istediğim tek şey, Şans ve Gölge'nin gücünü bana getirmen."

Barış'ın etrafındaki karanlık enerji yoğunlaştı ve onu Kalpkıran'a dönüştürdü. Kalpkıran elindeki takıya baktı. Sonra karşısındaki kıza döndü. Kız hâlâ gülüyordu. Kalpkıran birkaç saniye sessiz kaldı. Ardından öfkeyle konuştu:

"Hiç kimse benden kaçamayacak. Bundan sonra kimse aşık olamayacak."

Kalpkıran elini kaldırdı ve parmaklarının arasında kırmızı bir enerjiyle çevrili bir ok oluştu. Oku yayına yerleştirip kıza doğru fırlattı. Ok kıza isabet ettiği anda kızın yüzündeki gülümseme kayboldu. Kız Barış'a baktı:

"Senin yüzünü bile görmek istemiyorum."

Kalpkıran birkaç saniye sessizce onu izledi. Sonra çevresine baktı. Sokakta el ele yürüyen bir kız ve erkek gördü. Yayını yeniden kaldırıp onlara doğru bir ok fırlattı. Ok kıza isabet ettiği anda kız bir anda elini bıraktı:

"Beni bırak!"

Yanındaki erkek şaşkınlıkla ona baktı:

"Ne oldu?"

Kız:

"Senden nefret ediyorum!"

Kalpkıran'ın yüzünde karanlık bir gülümseme oluştu. Biraz ileride elinde çiçeklerle yürüyen başka bir kız gördü. Bir ok daha fırlattı. Ok kıza isabet ettiği anda kız elindeki çiçeklere baktı, yüzünü buruşturdu ve çiçekleri yere atıp parçaladı:

"Aşk da neymiş? Bundan nefret ediyorum!"

Kalpkıran yayını omzuna aldı. Sokakta yaşananları izlerken yüzündeki öfke yerini soğuk bir gülümsemeye bıraktı. Ardından sokakta ilerlemeye başladı. Attığı her ok insanların içindeki sevgiyi öfkeye çeviriyordu. Kalpkıran sokakların arasında ilerlerken Yağmur ise bütün bunlardan habersiz bir şekilde okul yolunda yürüyordu. Çantasının içinde Doruk için hazırladığı şiir vardı. Posta kutusunun önüne geldiğinde durdu. Kâğıdı çıkarıp birkaç saniye elinde tuttu. Yağmur'un yüzündeki heyecan yerini yeniden tereddüde bıraktı. Ya reddederse? Ya Doruk'un yazdığı şiiri yanlış anladıysa? Birkaç saniye düşündükten sonra derin bir nefes aldı ve kâğıdı posta kutusuna bıraktı. Mektubun kutunun içine düştüğünü duyunca birkaç saniye olduğu yerde kaldı:

"Tamam... Artık geri dönüş yok."

Yağmur arkasını dönüp yürümeye başladı. Birkaç metre ileride Zeynep onu bekliyordu. Yağmur'un yanına geldiğinde:

"Attın mı?"

Yağmur:

"Attım."

Zeynep:

"Gerçekten yaptın!"

Yağmur:

"Evet."

Kalpkıran sokağın diğer ucunda onları fark etti. Yayını eline alıp Zeynep'e doğru bir ok fırlattı. Ok Zeynep'e isabet ettiği anda Zeynep birkaç saniye olduğu yerde kaldı. Ardından yüzünde alaycı bir gülümseme oluştu:

"Doruk senin şiirini okuyunca gülmekten katılacak."

Zeynep kahkaha atarak Yağmur'un yanından uzaklaştı. Yağmur şaşkınlıkla arkasından baktı:

"Ne?"

Tam o sırada Kalpkıran'ı fark etti. Elindeki yayı ve boynundaki takıyı görünce gözleri büyüdü. Barış'ın elindeki takıyı hatırladı:

"Barış..."

Yağmur birkaç saniye Kalpkıran'a baktı:

"Bu hiç iyi değil."

Bileğindeki tılsıma uzandı:

"Miya, parla!"

Kalpkıran yeniden yayını kaldırırken Şans onun karşısında durdu. Zeynep çoktan uzaklaşmıştı. Kalpkıran'ın okları çevredeki insanlara doğru ilerlerken Şans saldırıları engellemeye çalışıyordu. Aynı sırada şehrin başka bir yerinde Doruk, babasıyla birlikte bir fotoğraf çekimine gitmek için arabada oturuyordu. Doruk camdan dışarı bakarken şoför ilerideki kalabalığı fark etti. Kalpkıran'ın insanlara ok attığını görünce frene bastı. Araba aniden durunca Doruk öne doğru savruldu:

"Ne oldu?"

Şoför:

"İleride bir sorun var."

Doruk camdan dışarı baktı. Kalpkıran'ı görünce yüzündeki ifade değişti. Babası da ne olduğunu anlamaya çalışırken Doruk kapıyı açıp arabadan indi:

"Ben birazdan gelirim."

Babası:

"Nereye gidiyorsun?"

Doruk cevap vermeden kalabalığın arasına karıştı. Kimsenin kendisini takip etmediğinden emin olduktan sonra ara bir sokağa girdi. Bir binanın arkasında durup çevresine baktı. Tılsımını çıkarırken Neko'nun sesi zihninde yankılandı:

"Yine mi kavga?"

Doruk:

"Bir kötü ortaya çıktı."

Neko:

"Bugün Sevgililer Günü. Belki de senin aşk şiirin yüzünden ortaya çıkmıştır."

Doruk:

"Komik değilsin."

Neko:

"Sen şiir yazınca ben de biraz eğlenmek istiyorum."

Doruk:

"Konuyu değiştirme."

Neko:

"Tamam, tamam. Ama şiirin gerçekten kötü müydü?"

Doruk birkaç saniye sustu:

"Sen nereden biliyorsun?"

Neko:

"Yüzünden belli."

Doruk:

"Bir daha konuşma."

Neko gülerek:

"Tamam. Hadi yüksel."

Doruk tılsımına baktı:

"Neko, yüksel!"

Doruk Gölge'ye dönüştü. Sopasını eline alıp bulunduğu yerden çıktı. Kalpkıran'ın saldırılarını gördüğünde hızla olay yerine doğru ilerlemeye başladı. Gölge olay yerine ulaştığında Şans'ın Kalpkıran'la mücadele ettiğini gördü. Kalpkıran yayını kaldırıp Şans'a doğru bir ok fırlattı. Şans yana çekilerek saldırıdan kurtuldu. Gölge sopasını savurarak Kalpkıran'ın dikkatini üzerine çekti:

"Buraya bak."

Kalpkıran başını çevirip Gölge'ye baktı:

"Sen de mi geldin?"

Gölge:

"Maalesef."

Kalpkıran bir ok daha hazırladı. Gölge sopasını kaldırdı. Ok sopaya çarpıp yön değiştirerek yere düştü. Şans Kalpkıran'a doğru ilerledi:

"İnsanlara bunu yapmayı bırak."

Kalpkıran:

"Neden? Aşk zaten insanları aptallaştırıyor."

Gölge:

"Bu senin fikrin."

Kalpkıran:

"Hayır. Artık herkes böyle düşünecek."

Kalpkıran yeniden yayını kaldırdı. Çevredeki insanlara doğru birkaç ok birden fırlattı. Şans ve Gölge farklı yönlere ayrılarak okların önüne geçti. Şans bir oku havada yakalayıp yere attı. Gölge diğerini sopasıyla parçaladı.

Kalpkıran:

"İkiniz de boşuna uğraşıyorsunuz."

Gölge:

"Sen de boşuna konuşuyorsun."

Şans:

"Onu durdurmanın bir yolunu bulmalıyız."

Gölge:

"Önce oklarına dikkat et."

Kalpkıran hızla yeni bir ok hazırlarken Gölge ona doğru koştu. Kalpkıran geri çekilip yayıyla Gölge'yi hedef aldı. Gölge son anda yana sıçradı. Şans da Kalpkıran'ın diğer tarafına geçerek saldırmasına engel olmaya çalıştı. Kalpkıran iki kahramanın arasında kalınca birkaç adım geriye çekildi.

Gölge:

"Şimdi ne yapacağız?"

Şans:

"Bilmiyorum."

Gölge:

"Harika."

Şans:

"Bir şey bulacağız."

Gölge:

"Umarım."

Kalpkıran onları izlerken yeniden gülümsedi. Yayını kaldırıp bu kez doğrudan Şans'a nişan aldı. Gölge bunu fark edince Şans'ın önüne geçti. Ok hızla ona doğru ilerlerken Gölge sopasını kaldırıp saldırıyı engelledi. Ok yere düştü.

Şans:

"İyi misin?"

Gölge:

"İyiyim."

Şans:

"Teşekkür ederim."

Gölge:

"Sonra teşekkür edersin. Önce şu adamı durduralım."

Kalpkıran yeniden saldırıya hazırlanırken Şans ve Gölge yan yana durdu. İkisi de gözlerini ondan ayırmıyordu. Kalpkıran yeniden yayını kaldırdı. Bu kez aynı anda birkaç ok hazırlayıp Şans ve Gölge'ye doğru fırlattı. Şans hızla yana çekilirken Gölge sopasını savurarak önündeki iki oku etkisiz hâle getirdi. Üçüncü ok Şans'ın yanından geçip arkasındaki duvara saplandı. Şans duvara baktıktan sonra tekrar Kalpkıran'a döndü:

"Bu okların ona isabet etmesine izin veremeyiz."

Gölge:

"Fark ettim."

Kalpkıran:

"İkiniz de insanları korumaya devam edin. Bakalım ne kadar dayanacaksınız."

Kalpkıran yayını tekrar gerdi. Şans onun hareketlerini takip ederken Gölge yavaşça yanına yaklaştı:

"Bir şey fark ettin mi?"

Şans:

"Neyi?"

Gölge:

"Okları hazırlarken birkaç saniye beklemek zorunda kalıyor."

Şans Kalpkıran'a baktı. Gerçekten de her saldırıdan önce yayını hazırlaması gerekiyordu:

"Haklısın."

Gölge:

"Sen dikkatini dağıt. Ben yaklaşacağım."

Şans:

"Tamam."

Şans Kalpkıran'a doğru koştu. Kalpkıran hemen ona nişan aldı. Şans son anda yön değiştirerek bir ağacın arkasına geçti. Kalpkıran onu takip ederken Gölge diğer taraftan ilerledi. Kalpkıran yeni bir ok hazırlarken Gölge hızla yaklaşıp sopasını savurdu. Kalpkıran geri çekilerek saldırıdan kurtuldu. Gölge ikinci kez saldırdığında Kalpkıran yayını kullanarak sopayı engelledi.

Kalpkıran:

"Yeter!"

Kalpkıran Gölge'yi geriye itti ve ardından Şans'a doğru döndü. Şans tekrar saldırmak üzereyken Kalpkıran yayını kaldırdı. Şans geri çekildi fakat Kalpkıran bu kez okunu başka bir yöne çevirdi. Yakındaki iki insan el ele yürüyordu. Kalpkıran onları hedef aldı.

Şans:

"Hayır!"

Şans hızla okun önüne geçti. Ok havada yön değiştirip Şans'ın yanından geçti. Gölge de Kalpkıran'ın üzerine atılarak yayını elinden düşürdü. Kalpkıran birkaç adım geriye savruldu. Yayı yere düşmüştü.

Gölge:

"Şimdi!"

Şans Kalpkıran'a doğru koştu. Kalpkıran yerdeki yayına uzanmaya çalışırken Şans önüne geçti. Kalpkıran ayağa kalkıp geri çekildi. Gölge de yanına geldi.

Kalpkıran:

"Beni durdurabileceğinizi mi sanıyorsunuz?"

Şans:

"Deneyeceğiz."

Kalpkıran öfkeyle ellerini sıktı. Yerde duran yay karanlık enerjinin etkisiyle yeniden eline doğru geldi. Kalpkıran yayı kavrayıp ikisine baktı:

"O zaman deneyin."

Şans ve Gölge yeniden Kalpkıran'ın karşısında durdu. Kalpkıran yayını kaldırıp yeni bir ok hazırladı. Şans elini havaya kaldırdı:

"Uğurlu Tılsım!"

Şans'ın bakışları bakkalın önündeki tezgâha kaydı. Orada duran kırmızı elma şekerini fark etti. Ne yapacağını anlamıştı. Hızla bakkala koşup elma şekerini aldı ve Kalpkıran'a doğru fırlattı. Elma şekeri Kalpkıran'ın eline çarptı. Yapışkan şeker avucuna bulaşınca parmakları birbirine yapıştı. Kalpkıran elini açmaya çalıştı fakat başaramadı. Gölge bunu fırsat bilip hızla yanına koştu. Kalpkıran'ın elindeki oku çekip aldı ve Şans'a doğru fırlattı. Şans gelen oku havada yakaladı. Oku iki eliyle tuttu, dizini kaldırıp ortasına bastırdı ve ikiye böldü. Kırılan parçaları yere attı:

"Artık ok atamaz."

Gölge:

"Plan işe yaradı."

Kalpkıran yapış yapış olan eline bakıp öfkeyle:

"Siz bunun bedelini ödeyeceksiniz."

Gölge sopasını omzuna aldı:

"Önce elini temizle."

Şans gülmemek için kendini zor tuttu. Kalpkıran ise öfkeyle üzerlerine doğru ilerledi. Gölge Kalpkıran'ın yanına hızla koştu. Kalpkıran geri çekilip yayını kaldırmaya çalışırken Gölge elini uzatıp boynundaki takıyı yakaladı. Kalpkıran ne olduğunu anlayamadan Gölge takıyı çekip aldı ve Şans'a doğru fırlattı. Şans takıyı havada yakaladı. Birkaç saniye elinde tuttu. Kalpkıran ona doğru koşmaya başladı:

"Onu bana geri ver!"

Şans takıyı elinde sıkıca tutup birkaç adım geri çekildi:

"Bu kadar insanın canını yaktın. Artık bitti."

Kalpkıran:

"Hayır!"

Kalpkıran Şans'a doğru koştu. Şans son anda yana çekildi ve takıyı bütün gücüyle yere fırlattı. Takı sert bir şekilde yere çarptı ve parçalandı. Kalpkıran'ın etrafındaki karanlık enerji bir anda dağıldı. Üzerindeki kıyafetler değişirken Barış yere düştü. Şans ve Gölge hemen yanına koştu.

Gölge:

"İyi misin?"

Barış birkaç saniye gözlerini açmaya çalıştı. Sonra etrafına baktı:

"Ne oldu?"

Şans:

"İyi olduğunu bilmek yeter."

Barış yavaşça ayağa kalktı. Elindeki küçük kutuya baktı. Kutunun hâlâ elinde olduğunu fark edince yüzündeki ifade değişti. Az önce yaşadığı her şeyi hatırlamaya başladı. Sevdiği kızın söyledikleri, üzerine dökülen su, yüzüne çarpan gazete ve ardından yaşadığı öfke aklına geldi. Başını eğdi:

"Ben... ne yaptım?"

Gölge:

"Kontrolünü kaybettin."

Barış çevresine baktı. Biraz ileride el ele yürüyen çift yeniden birbirine yaklaşmıştı. Yerde parçalanmış çiçeklerin yanında duran kız da yaptığı şeyi şaşkınlıkla izliyordu. Barış onların hâline baktıktan sonra elindeki kutuyu kapattı:

"Ben bunu istememiştim."

Şans:

"Biliyorum."

Barış:

"Ben sadece... reddedildim."

Gölge:

"Olabilir."

Barış ona baktı:

"Olabilir mi?"

Gölge:

"Evet. Dünya bitmedi."

Barış birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra elindeki kutuya tekrar baktı:

"Yine de kötü hissediyorum."

Şans:

"Bu normal."

Barış başını salladı. Şans ve Gölge yeniden Yağmur ve Doruk hâline döndü. İkisi kısa bir süre birbirlerine baktıktan sonra okulun yoluna doğru ilerlemeye başladı.

Ertesi sabah Doruk evinde hazırlanırken kapının zili çaldı. Babası kapıyı açtığında postacı elindeki zarfı ona uzattı:

"Bu sizin için."

Doruk zarfı aldı. Üzerinde gönderenin adı yoktu. Merakla odasına geçip zarfı açtı. İçinden bir kâğıt çıktı. Doruk kâğıdı açıp okumaya başladı:

"Bir çift göz gördüm, geceden daha derin,
Baktıkça kayboldum, sustu içimdeki sesler.
Gülüşün dokunduğunda sessiz kalbime,
Dünyanın bütün sesleri karışır içime.

Yanımdan geçtiğinde susar bütün sözler,
Bir anlığına durur sanki bütün gözler.
Seni gördüğüm her yeni günde,
Kalbim biraz daha yaklaşır sana.

Belki söyleyemem yüzüne bakarak,
Belki saklarım içimde korkarak.
Ama bilmeni isterim bir gün,
Seni gördüğüm anda değişti bütün dünyam.

Eğer bir gün gözlerimin içine bakarsan,
Sana söyleyemediğim her şeyi anlarsın.
Çünkü bazı sevgiler kelimelere sığmaz,
Bazı kalpler yalnızca sevdiğiyle tamamlanır."

Doruk şiiri bitirdiğinde birkaç saniye kâğıda baktı. Yüzünde şaşkın bir ifade vardı:

"Bu da ne?"

Neko'nun sesi zihninde yankılandı:

"Bir aşk şiiri."

Doruk:

"Onu ben de anladım."

Neko:

"Demek sonunda biri sana şiir yazdı."

Doruk:

"Sus."

Neko:

"Ne oldu? Hoşuna gitti."

Doruk:

"Öyle bir şey demedim."

Neko:

"Yüzünden belli."

Doruk şiire tekrar baktı:

"Kim yazdı acaba?"

Neko:

"Belki seni seven biridir."

Doruk:

"Çok yardımcı oldun."

Neko:

"Rica ederim."

Doruk:

"Şimdi susabilir misin?"

Neko:

"Hayır."

Doruk kâğıdı tekrar katladı. Şiiri bir kez daha okumak ister gibi kâğıda baktı. Sonra cebine koydu:

"Okula gidince öğreneceğim."

Neko:

"Ya öğrenemezsen?"

Doruk:

"O zaman beklerim."

Neko:

"Romantikmiş."

Doruk:

"Bir kelime daha edersen seni susturacağım."

Neko:

"Tamam, tamam."

Doruk odasından çıkıp evden ayrıldı.

Okulda Yağmur ve Zeynep sınıfta yan yana oturuyordu. Yağmur sürekli kapıya bakıyordu. Zeynep bunu fark edip gülümsedi:

"Birini mi bekliyorsun?"

Yağmur:

"Hayır."

Zeynep:

"Doruk'u bekliyorsun."

Yağmur:

"Belki."

Zeynep:

"Şiiri okudu mu acaba?"

Yağmur:

"Umarım."

Zeynep birkaç saniye düşündü:

"Bir dakika."

Yağmur:

"Ne?"

Zeynep:

"Sen o şiiri gönderdin ama..."

Yağmur:

"Ne olmuş?"

Zeynep:

"İmzaladın mı?"

Yağmur'un yüzündeki ifade bir anda değişti. Birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra gözlerini kaçırdı:

"Şey..."

Yağmur birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra gözlerini kaçırıp:

"Sanırım unuttum."

Zeynep bir anda gülmeye başladı:

"Sen ciddi misin?"

Yağmur:

"Ne var?"

Zeynep:

"Şiiri yazdın, kâğıdı gönderdin ama üzerine adını yazmayı unuttun!"

Yağmur:

"Ben de fark etmedim."

Zeynep:

"Harika. Doruk şimdi şiirin kimden geldiğini nasıl anlayacak?"

Yağmur:

"Belki anlar."

Zeynep:

"Nasıl anlayacak?"

Yağmur birkaç saniye düşündü:

"Şiirden."

Zeynep:

"Tabii. Çünkü okulda sadece senin ela gözlerin ve kestane saçların var."

Yağmur:

"Zeynep!"

Zeynep gülerek:

"Ne? Yanlış mı?"

Yağmur yüzünü ellerinin arasına aldı:

"Ben bittim."

Zeynep:

"Yok, daha bitmedin. Doruk şiiri beğenirse kurtulursun."

Yağmur:

"Ya beğenmezse?"

Zeynep:

"O zaman da Sevgililer Günü Operasyonu başarısız olur."

Yağmur:

"Çok yardımcı oldun."

Zeynep:

"Her zaman."

İkisi birbirine bakıp gülmeye başladı. Yağmur ise Doruk'un sınıfa ne zaman gireceğini merak ederek kapıya doğru bakmaya devam etti. Doruk şiiri bir kez daha okudu. Kâğıdın üzerinde gönderenin adı olmadığı için şiirin kimden geldiğini hâlâ bilmiyordu. Satırlardaki gözleri, saçları ve gülüşü düşündü. Okuldaki kızları tek tek aklından geçirdi fakat bir sonuca ulaşamadı. Neko'nun sesi zihninde yeniden yankılandı:

"Kim yazmış olabilir?"

Doruk:

"Bilsem zaten düşünüyor olmazdım."

Neko:

"Belki sana âşık olan biridir."

Doruk:

"Belki."

Neko:

"Bir tahminin yok mu?"

Doruk:

"Yok."

Neko:

"Şiiri yazan kişi en azından cesurmuş."

Doruk kâğıda tekrar baktı:

"Evet."

Neko:

"Sen olsan imzalar mıydın?"

Doruk:

"Muhtemelen."

Neko:

"Demek senden daha cesur."

Doruk:

"Sen gerçekten susmayı bilmiyorsun."

Neko:

"Ben görevimi yapıyorum."

Doruk:

"Hangi görev?"

Neko:

"Seni sinir etmek."

Doruk başını iki yana sallayıp şiiri defterinin arasına koydu. Kimden geldiğini hâlâ bilmiyordu fakat bunu öğrenmek istiyordu.

Sınıfta Yağmur ve Zeynep yan yana oturuyordu. Yağmur hâlâ Doruk'a bakıp bakıp gözlerini kaçırıyordu. Zeynep bunu fark edince gülümseyerek:

"Bir dahaki sefere mektubu göndermeden önce kontrol edersin."

Yağmur:

"Neyi?"

Zeynep:

"İmza kısmını."

Yağmur:

"Tamam, tamam."

Zeynep:

"Gerçekten unutmuşsun."

Yağmur:

"Bir daha unutmam."

Zeynep:

"Umarım."

Yağmur:

"Ne?"

Zeynep:

"Çünkü bir dahaki sefere Doruk'un şiirine cevap yazarken mektubun üzerine adını yazmayı unutursan, bu sefer şiiri ben imzalarım."

Yağmur gülmeye başladı:

"Sen imzalarsan her şey daha kötü olur."

Zeynep:

"En azından Doruk kimden geldiğini öğrenir."

Yağmur:

"Zeynep!"

İkisi gülmeye başladı. Doruk ise birkaç sıra ötede, kimin yazdığını hâlâ bilmediği şiiri defterinin arasında saklıyordu.

bölüm sonu...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18