5. bölüm · Uyanış: Şans Ve Gölge
5. Bölüm: Baş Döndüren
Bazı insanlar korkularını saklamak zorunda olduklarını düşünür. Çünkü onlara göre korkmak, zayıf olduklarını gösterir. Ama gerçek cesaret, hiçbir şeyden korkmamak değildir. Bazen asıl cesaret, korkunun varlığını kabul edip yine de ilerlemeye çalışmaktır.
Son günlerde yaşananlardan sonra Yağmur biraz olsun normal bir gün geçirmek istiyordu. Şans olmak hâlâ alışmaya çalıştığı bir sorumluluktu ve bazen bütün bu olanların gerçekten kendi hayatı olduğuna inanmakta zorlanıyordu. Bir yandan okuluna devam ediyor, bir yandan çizimleriyle ilgileniyor, diğer yandan ise kimsenin bilmediği başka bir tarafını keşfediyordu. Bu yüzden Zeynep'in okul çıkışında bir anda ortaya attığı fikir beklediğinden daha güzel gelmişti. Zeynep telefonundaki lunapark fotoğraflarını gösterirken heyecanını fazla belli etmeden:
"Hafta sonu buraya gidelim diyorum."
Yağmur fotoğraflara bakınca kısa süreliğine bütün karmaşayı unuttu. Rengarenk ışıklar, oyuncaklar ve sadece eğlenmek için geçirilen bir gün fikri fazlasıyla iyi hissettiriyordu. Hiç düşünmeden:
"Kesinlikle evet."
Mert ise Zeynep'ten böyle bir teklif gelmesine hâlâ alışmaya çalışıyordu. Birkaç saniye boyunca şüpheli gözlerle ona baktıktan sonra:
"Bekle... Emin olmak istiyorum. Bu gerçekten eğlenmek için mi, yoksa dönme dolabın tepesinde matematik testi mi çözeceğiz?"
Zeynep bu soruya şaşırmamıştı. Çünkü konu Mert olunca böyle bir cevabın gelmesi oldukça normaldi. Sakin bir şekilde:
"Mert, ben her planı ders çalışmak için yapmıyorum."
Mert gerçekten bunu düşünmeye başladı. Geçmişte Zeynep'in tamamen eğlence için yaptığı bir plan bulmaya çalışıyordu ama yüz ifadesinden pek başarılı olmadığı belliydi. Sonunda omuz silkerek:
"Sana inanmak istiyorum ama elimde yeterli kanıt yok."
Yağmur onların tartışmasını izlerken gülmemek için kendini tutamıyordu. Zeynep ise konuyu daha fazla uzatmadan asıl düşündüğü noktaya geldi. Lunaparka üç kişi gitmek güzel olabilirdi ama aklında başka bir şey vardı. Mert ile kısa bir süre göz göze geldikten sonra:
"Aslında bir kişi daha gelse daha iyi olur."
Yağmur merakla ona baktı. Bunun sıradan bir öneri olduğunu düşünüyordu. Kimin geleceğini tahmin etmeye çalışarak:
"Kim?"
Mert ve Zeynep aynı anda birbirlerine baktı. İkisinin de aklından geçen kişi belliydi ama bunu fazla belli etmemeye çalışıyorlardı. Zeynep mümkün olduğunca normal davranarak:
"Doruk."
Yağmur bu cevabı duyunca kısa süre duraksadı. Beklemediği için değil, sadece nedense bir anda ne söylemesi gerektiğini unutmuştu. Toparlanmaya çalışarak:
"Doruk... evet. Mantıklı. Yani neden olmasın? Sonuçta o da arkadaşımız. Arkadaşlar lunaparka gider. Çok normal bir şey."
Mert gülmemek için büyük çaba harcıyordu. Yağmur'un bir açıklama yapmasına gerek yoktu ama o açıklamaya devam ettikçe durum daha komik hale geliyordu. Kendini tutamayarak:
"Yağmur, sadece çağıracağız."
Yağmur bunu zaten biliyormuş gibi davranmaya çalıştı ama pek başarılı olduğu söylenemezdi. Hafifçe utanarak:
"Ben de onu diyorum zaten."
Zeynep küçük bir gülümsemeyle asıl hamlesini yaptı:
"O zaman Doruk'a sen söylersin."
Yağmur'un yüzündeki ifade bir anda değişti. İşte bunu beklemiyordu. Birkaç saniye boyunca Zeynep'e baktı. Doruk'u çağırmanın neden kendisine kaldığını anlamaya çalışıyordu. Sonuçta herhangi biri söyleyebilirdi. Hatta teknik olarak Mert, Doruk'un en yakın arkadaşı olduğu için çok daha mantıklıydı. Ama nedense ikisi de ona bakıyordu. Bu bakışların arkasında başka bir şey olduğunu hissediyordu ama kanıtlayamıyordu. Şüpheli bir şekilde:
"Neden ben söylüyorum?"
Mert hiç hazırlıksız yakalanmamış gibi hemen cevap vermeye çalıştı. Ama aslında hazırlıksız yakalanmıştı. Birkaç saniye doğru bahaneyi aradıktan sonra:
"Çünkü... sen... şey... iletişim konusunda iyisin."
Yağmur kaşlarını kaldırdı. Bu cevabın fazla hızlı düşünülmediği belliydi. Kollarını bağlayarak:
"İletişim konusunda iyiyim?"
Mert artık söylediği şeyi savunmak zorunda kaldığını fark ederek:
"Evet. Mesela şu an iletişim kuruyoruz."
Zeynep birkaç saniye Mert'e baktı. Bazen onun yardım etmeye mi yoksa işleri daha kötü hale getirmeye mi çalıştığını gerçekten anlayamıyordu. Araya girerek:
"Demek istediği şey Doruk'la iyi anlaşıyorsunuz."
Yağmur bunu duyunca hemen normal davranmaya çalıştı. Tabii fazla hızlı tepki vermesi durumu daha da belli etmişti. Omuz silkerek:
"Evet, anlaşıyoruz. Yani normal şekilde. İnsanlar anlaşabilir. Anlaşmak normal bir şey."
Mert hafifçe Zeynep'e eğilerek:
"Çok normal söyledi."
Zeynep ciddi kalmaya çalışarak:
"Kesinlikle hiç şüpheli değildi."
Yağmur ikisinin fısıldaştığını görünce gözlerini kıstı:
"Sizi duyuyorum."
Mert hemen toparlanarak:
"Harika. Demek iletişim konusunda gerçekten iyisin."
Yağmur artık Doruk'u çağırma görevinin gerçekten kendisine kaldığını anlamıştı. Aslında bunun neden bu kadar önemli hale geldiğini bilmiyordu. Sonuçta sadece bir arkadaşını lunaparka davet edecekti. Basit bir cümleydi. Ama Mert ve Zeynep'in yüzündeki ifadeye bakılırsa onlar bu durumu biraz fazla eğlenceli buluyordu. Yağmur ikisine şüpheyle bakarak:
"Neden siz söylemiyorsunuz?"
Mert bu sorunun geleceğini biliyor gibiydi ama cevabını hazırlamadığı da çok belliydi. Birkaç saniye düşündükten sonra:
"Çünkü... Doruk seni daha iyi dinliyor."
Yağmur bu cevaba şaşırarak:
"Ne?"
Zeynep hemen araya girmesi gerektiğini fark etti. Yoksa Mert'in birkaç saniye içinde bütün planı yanlışlıkla söyleme ihtimali vardı. Konuyu toparlayarak:
"Yani senin insanlarla iletişimin iyi."
Yağmur ikisine de pek inanmış gibi görünmüyordu ama daha fazla uzatmadı. Doruk'un olduğu tarafa doğru yürümeye başladı. Kendi kendine sürekli bunun normal bir konuşma olduğunu söylüyordu. Sadece "gelmek ister misin?" diyecekti. Hepsi buydu. Doruk ise defterine bir şeyler yazarken Yağmur'un geldiğini fark etti. Başını kaldırıp ona baktığında Yağmur hazırladığı cümleyi bir anlığına unuttu. Hafifçe gülümsemeye çalışarak:
"Şey... selam."
Doruk defterini kapatıp gülümseyerek:
"Selam."
Yağmur birkaç saniye sessiz kaldı. Kafasında az önce mükemmel çalışan plan, nedense Doruk karşısında hata vermeye başlamıştı. Toparlanmaya çalışarak:
"Biz... şey... hafta sonu..."
Doruk merakla bekliyordu. Yağmur'un bir şey söylemeye çalıştığı belliydi ama cümlenin devamı bir türlü gelmiyordu. Hafifçe başını eğerek:
"Hafta sonu?"
Yağmur hemen başını salladı. En azından cümlenin ilk kısmını doğru söylediğini düşünüyordu. Devam etmeye çalışarak:
"Evet hafta sonu. Çünkü hafta bitiyor ve sonra sonu geliyor..."
Bunu söyledikten hemen sonra ne dediğini fark etti. Gözlerini kısa süre kapatarak kendi kendine kızdı. Doruk ise gülmemek için kendini tutmaya çalışıyordu. Eğlenerek:
"Hafta sonunun nasıl oluştuğunu anlattığın için teşekkürler."
Yağmur utanarak gülümsedi. Bunu toparlaması gerekiyordu ama nedense toparlamaya çalıştıkça daha kötü oluyordu. Hızlıca:
"Hayır, ben onu demek istemedim. Yani biliyorsundur zaten. Herkes bilir. Hafta sonu... sonuçta çok bilinen bir şey."
Doruk artık gülümsüyordu. Eskiden böyle bir konuşmada ne diyeceğini bilemezdi ama Yağmur'un bu halleri artık ona garip değil, eğlenceli geliyordu. Sakin bir şekilde:
"Yağmur."
Yağmur durup ona baktı:
"Efendim?"
Doruk hafifçe gülerek:
"Sanırım bana bir şey soracaktın."
Yağmur sonunda asıl konuya dönmesi gerektiğini hatırladı. Derin bir nefes alarak:
"Evet. Biz lunaparka gidiyoruz. Sen de... yani istersen bizimle gelir misin?"
Doruk hiç düşünmeden:
"Gelirim."
Yağmur bu kadar kolay cevap alınca birkaç saniye bekledi. Kafasında büyüttüğü konuşmanın aslında iki saniyede bitebileceğini fark etmişti. Şaşkın bir şekilde:
"O kadar mı?"
Doruk gülümseyerek:
"Evet. Yoksa hafta sonunun tarihini de anlatacak mıydın?"
Doruk'un kabul etmesiyle Yağmur aslında görevinin bittiğini biliyordu. Sadece arkadaşlarının yanına dönmesi gerekiyordu ama nedense olduğu yerde kalmaya devam etti. Doruk'un bu kadar kolay kabul etmesi beklediğinden daha güzel hissettirmişti. Birkaç saniye boyunca ne yapacağını düşünürken Doruk onun hâlâ gitmediğini fark etti. Hafif bir merakla:
"Başka bir şey mi vardı?"
Yağmur bu soruyla bir anda düşüncelerinden çıktı. Aslında başka hiçbir şey yoktu ama hızlı cevap vermeye çalışınca kelimeler yine birbirine karıştı. Eliyle saçını düzelterek:
"Yok. Yani var... yok. Var derken yok. Aslında yok var."
Doruk birkaç saniye sessiz kaldı. Duyduğu cümleyi anlamaya çalışıyordu ama pek mümkün görünmüyordu. Hafifçe gülümseyerek:
"Yok var?"
Yağmur kendi söylediği şeyi fark edince gözlerini kapattı. Bu noktadan sonra açıklama yaparsa daha kötü olacağını biliyordu ama yine de açıklama yapmaya çalıştı. Çünkü bazen kendini durdurmakta pek başarılı değildi. Hızlıca:
"Yani yok olan bir şey var demiyorum. Sadece var sandığın şey yok... ama aslında..."
Bir anda durdu. Doruk'un yüzündeki eğlenen ifadeyi görünce ne yaptığını fark etmişti. Kendi haline gülerek:
"Ben şu an ne anlatıyorum?"
Doruk bu kez gülümsemesini saklamadı. Yağmur'un yanında kendini eskisine göre daha rahat hissettiğini fark ediyordu. Defterini eline alarak:
"Bunu ben de merak ediyordum."
Yağmur güldü. En azından artık saçmaladığını kabul etmişti. Gitmek için arkasını dönecekken Doruk'un sesiyle tekrar ona baktı. Doruk küçük bir gülümsemeyle:
"Hafta sonu görüşürüz."
Yağmur cevap vermesi gerektiğini biliyordu ama Doruk'un gülümsemesi birkaç saniyeliğine dikkatini dağıtmıştı. Bir an sadece ona baktı. Sonra bunu fark edip hemen toparlanmaya çalıştı. Tabii hızlı toparlanmaya çalışması genelde daha fazla karışmasına neden oluyordu. Hafifçe kekeleyerek:
"Evet... hafta sonu görüşürüz. Yani sen... ben... biz. Hepimiz. Çünkü sadece ikimiz değiliz. Zaten biliyorsun. Ben neden açıkladım bilmiyorum."
Doruk artık gerçekten gülüyordu. Başını hafifçe sallayarak:
"Ben de biraz merak ettim."
Yağmur utanmasına rağmen gülmeden duramadı. Normalde kendini savunmaya çalışırdı ama bu kez gerçekten haklıydı. Omuz silkerek:
"Bazen cümle başlıyor ve nereye gideceğini ben de bilmiyorum."
Doruk gülümseyerek:
"Fark ettim."
Yağmur sonunda daha fazla konuşmadan gitmenin en güvenli seçenek olduğuna karar verdi. Bu kez sadece el salladı ve arkadaşlarının yanına doğru yürümeye başladı. Yağmur, Mert ve Zeynep'in yanına dönerken olabildiğince normal görünmeye çalışıyordu. En azından kendi kafasında normal görünüyordu. Ama yüzündeki ifade, az önce yaşadığı konuşmayı hâlâ düşündüğünü açıkça belli ediyordu. Zeynep bunu fark etmekte hiç zorlanmadı. Hafif bir merakla:
"Eee, nasıl geçti?"
Yağmur bu soruyu duyunca bir an durdu. Normal bir insanın vereceği cevap çok basitti. Doruk gelmeyi kabul etmişti ve her şey yolundaydı. Ama Yağmur'un aklı şu anda sadece söylediği garip cümleleri tekrar oynatıyordu. Ellerini yüzüne kapatarak:
"Tam bir felaketti."
Mert ve Zeynep aynı anda şaşkınlıkla birbirine baktı. Çünkü uzaktan gördükleri sahne hiç de felaket gibi durmuyordu. Mert anlamaya çalışarak:
"Doruk gelmiyor mu?"
Yağmur hemen cevap verdi:
"Geliyor."
Zeynep kaşlarını çatarak:
"O zaman kötü bir şey mi söyledi?"
Yağmur başını iki yana salladı:
"Hayır."
Mert daha da kafası karışmış şekilde:
"O zaman felaket olan kısım neresi?"
Yağmur sanki cevabı çok açıkmış gibi onlara baktı. Yaşanan korkunç olayı anlamamaları mümkün değildi. Panikle:
"Ben ona hafta sonunun ne olduğunu anlattım."
Birkaç saniyelik sessizlik oldu.
Mert gözlerini kırpıştırarak:
"Ne yaptın?"
Yağmur utanarak devam etti:
"Hafta sonu görüşürüz dedi ve ben de normal bir insan gibi görüşürüz demek yerine hafta sonunun hafta bittikten sonra geldiğini açıkladım."
Zeynep gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. Durumun Yağmur'un düşündüğü kadar kötü olmadığını biliyordu ama onun panik hali bunu anlatmayı zorlaştırıyordu. Sakinleştirmeye çalışarak:
"Yağmur, bence Doruk bunun yüzünden senden nefret etmeyecek."
Yağmur hemen itiraz ederek:
"Ama ya artık beni görünce aklına sadece takvim gelirse?"
Mert artık kendini tutamadı:
"Takvim mi?"
Yağmur ciddi bir şekilde başını salladı:
"Evet. Belki yıllar sonra biri hafta sonu deyince beni hatırlayacak."
Mert birkaç saniye düşündü ve sonra omuz silkerek:
"Aslında unutulmaz olmak açısından başarılı."
Zeynep ona bakarak:
"Mert, yardım etmiyorsun."
Mert bunu kabul ederek:
"Doğru ama biraz komik."
Yağmur hâlâ utanıyordu ama yavaş yavaş kendisi de gülmeye başlamıştı. Belki de gerçekten düşündüğü kadar kötü değildi. Çünkü arkasına dönüp baktığında Doruk'un hâlâ hafifçe gülümsediğini gördü. Bu yüzden biraz rahatlaması gerektiğini düşündü. Sonuçta konuşma sandığı kadar kötü geçmemiş olabilirdi. Ama yine de zihninde az önceki anlar dönüp duruyordu. Özellikle Doruk'un güldüğü anı düşününce fark etmeden kendi kendine gülümsedi. Zeynep onun yüzündeki ifadeyi görünce ne olduğunu anlamakta hiç zorlanmadı. Hafifçe gülümseyerek:
"Hâlâ bunu düşünüyorsun değil mi?"
Yağmur bir anda kendine geldi. Sanki yakalanmış gibi hemen normal davranmaya çalıştı. Başını sallayarak:
"Hayır."
Birkaç saniyelik sessizlik oldu.
Mert kaşlarını kaldırarak:
"Çok inandırıcıydı."
Yağmur ona baktı:
"Gerçekten."
Mert gülmemek için kendini tutarak:
"Yağmur, az önce boşluğa bakıp gülümsüyordun."
Yağmur bunu yaptığını fark etmemişti. Hemen toparlanmaya çalışarak:
"Ben sadece düşünüyordum."
Zeynep sakin bir şekilde:
"Doruk'u."
Yağmur hızlıca:
"Konuşmayı."
Mert fırsatı kaçırmayarak:
"Doruk'la olan konuşmayı."
Yağmur cevap vermek istedi ama teknik olarak Mert haklıydı. Bu yüzden konuyu değiştirmeye karar verdi. Omuz silkerek:
"Neyse... önemli olan Doruk geliyor."
Bunu söylerken istemsizce tekrar gülümsedi. Sesi düşündüğünden çok daha heyecanlı çıkmıştı. Hatta birkaç saniyeliğine az önce savunma yaptığını bile unutmuş gibiydi.
Mert ve Zeynep aynı anda birbirlerine baktı.
Yağmur bunu fark edince:
"Ne?"
Mert masum görünmeye çalışarak:
"Hiçbir şey."
Yağmur gözlerini kıstı:
"Mert."
Mert daha fazla tutamayarak:
"Sadece... 'önemli olan Doruk geliyor' kısmında biraz fazla mutlu gibiydin."
Yağmur hemen kendini savunmaya çalıştı:
"Çünkü arkadaşımız geliyor."
Mert başını salladı:
"Tabii."
Kısa bir sessizlik oldu.
Mert ekledi:
"Çok özel olmayan tamamen normal arkadaşımız Doruk."
Zeynep artık gülmemek için başka tarafa dönmüştü. Yağmur, Mert'in son cümlesinden sonra birkaç saniye ona baktı. Aslında kendini savunmak istiyordu ama ne kadar açıklama yaparsa durumun daha kötü görüneceğini biliyordu. Çünkü az önce Doruk'un yanında da aynısı olmuştu. Bu yüzden bu kez daha sakin kalmayı denemeye karar verdi. Kendinden emin görünmeye çalışarak:
"Siz fazla anlam yüklüyorsunuz."
Mert hemen başını salladı. Sanki tamamen katılıyormuş gibi davranıyordu ama yüzündeki küçük gülümseme onu ele veriyordu. Ciddi kalmaya çalışarak:
"Kesinlikle. Biz yanlış anladık."
Yağmur bu kadar kolay kabul etmesine şaşırdı. Mert'in normalde bu kadar çabuk vazgeçmeyeceğini biliyordu. Şüpheli bir şekilde:
"Gerçekten mi?"
Mert başıyla onayladı ama birkaç saniye bile dayanamadan düşündüklerini sıralamaya başladı. Sakince:
"Evet. Sen sadece Doruk gelince mutlu oldun, Doruk'a bakarken daldın ve Doruk'la konuşurken kelimeleri unuttun. Bunların arasında hiçbir bağlantı yok."
Yağmur cevap vermek için ağzını açtı ama Mert'in söylediklerini kafasında toparlayınca durdu. Böyle anlatınca gerçekten biraz farklı duyuluyordu. Hemen kendini savunmaya çalışarak:
"Sen özellikle öyle söylediğin için öyle duyuluyor."
Zeynep artık araya girmesi gerektiğini düşündü. Çünkü Mert biraz daha devam ederse Yağmur'un bütün gün bunu düşüneceğini biliyordu. Gülümseyerek:
"Tamam, fazla üstüne gitmeyelim."
Yağmur biraz rahatlamıştı. En azından Zeynep'in onu kurtardığını düşünüyordu. Ta ki devamını duyana kadar. Zeynep sakin bir şekilde:
"Ama Doruk'un yanında biraz farklı davrandığını kabul etmelisin."
Yağmur hemen itiraz etmek istedi ama kelimeler düşündüğü kadar hızlı gelmedi. Çünkü bir yanı bunun doğru olduğunu biliyordu. Doruk'un yanında neden böyle olduğunu anlamıyordu. Sadece onunla konuşurken her şey biraz daha farklı hissettiriyordu. Yine de bunu kabul etmeye hazır değildi. Başını iki yana sallayarak:
"Ben herkese karşı aynı davranıyorum."
Mert hiç düşünmeden:
"Ben sana hafta sonu görüşürüz desem bana hafta sonunun nasıl çalıştığını anlatmazdın."
Yağmur cevap vermek için ağzını açtı ama cevap gelmedi. Çünkü haklıydı. Mert bunu fark edince zafer kazanmış gibi gülümsedi. Yağmur ise yakalandığını kabul etmek istemese de gülmeden duramadı.
Hafta sonu geldiğinde Yağmur, son günlerde yaşadığı bütün karmaşadan biraz olsun uzaklaşmayı umuyordu. Birkaç saatliğine Şans olmayı, sorumluluklarını ve cevaplaması gereken soruları düşünmeyecekti. Sadece arkadaşlarıyla eğlenecekti. En azından plan buydu. Lunaparkın girişine geldiğinde rengarenk ışıklar, kalabalığın sesi ve etraftaki heyecan ona uzun zamandır hissetmediği kadar normal bir gün yaşayabileceğini düşündürdü. Zeynep ise her zamanki gibi her şeyi önceden ayarlamıştı. Elindeki listeye bakarken Mert bunu fark etti ve şaşkınlıkla:
"Sen lunapark için plan mı yaptın?"
Zeynep bunun garip olduğunu düşünmüyordu. Gayet doğal bir şekilde:
"Tabii ki."
Mert birkaç saniye sessiz kaldı. Artık şaşırmaması gerektiğini biliyordu ama Zeynep her seferinde bunu başarıyordu. Listeye bakarak:
"Lunaparkta bile programlı eğleneceğiz yani."
Zeynep kendini savunarak:
"Bunun neresi kötü?"
Mert listeyi göstererek:
"Pamuk şeker yeme saatimiz var."
Yağmur bunu duyunca gülmeye başladı. Zeynep'in bunu gerçekten yazmış olması onu şaşırtmamıştı. Doruk ise yanında sessizce gülümsüyordu. Eskiden böyle kalabalık ve hareketli ortamlar ona biraz uzak gelirdi ama bu kez farklıydı. Bu grubun karmaşasının içinde kendini düşündüğünden daha rahat hissediyordu.
Mert etrafa heyecanla bakıyordu. Nereye gideceklerine karar vermeye çalışırken gözü büyük oyuncaklara takıldı. Hemen:
"İlk olarak en hızlı, en yüksek ve en korkunç olana binelim."
Zeynep ona bakarak:
"Neden özellikle korkunç olan?"
Mert hiç düşünmeden:
"Çünkü eğlence dediğin biraz hayatını sorgulatmalı."
Doruk kaşını kaldırarak:
"Bence eğlencenin tanımı bu değil."
Mert ona döndü. Doruk'un konuşmaya dahil olmasına hâlâ alışmaya çalışıyordu ama bundan memnundu. Gülerek:
"Bakın kim yorum yapıyor."
Doruk anlamayarak:
"Ne?"
Mert ciddi bir şey söylüyormuş gibi:
"Eskiden sadece izlerdin. Şimdi bizim saçmalık seviyemize yaklaşıyorsun."
Yağmur gülümseyerek Doruk'a baktı. Aslında Mert haklıydı. Doruk gerçekten daha fazla kendini göstermeye başlamıştı. Doruk da bunun farkındaydı.
Belki de kötü bir şey değildi. Doruk, Yağmur'un ona baktığını fark edince önce nedenini anlamadı. Ama yüzündeki gülümsemeyi görünce kötü bir şey olmadığını anladı. Birkaç saniye boyunca ikisi de hiçbir şey söylemedi. Kalabalığın sesi, Mert ve Zeynep'in bitmeyen tartışması arasında kısa ama sakin bir an oluşmuştu. Doruk hafifçe gülümseyerek:
"Ne oldu?"
Yağmur aslında basit bir cevap verecekti. Sadece onun mutlu görünmesinin hoşuna gittiğini söyleyecekti. Ama Doruk'un bütün dikkatini ona verdiğini görünce bir anda söyleyeceği cümle birbirine karıştı. Hafifçe kekeleyerek:
"Hiç... sadece senin... yani böyle..."
Bir an durup doğru kelimeyi aradı. Doruk sabırla bekliyordu ama bu bekleyiş nedense Yağmur'un daha fazla heyecanlanmasına neden oluyordu. Tekrar denemeye çalışarak:
"Senin burada olman güzel. Yani burada derken... bizimle. Yoksa burada burada değil. Tabii burada olman da güzel ama..."
Cümlesinin giderek kontrolden çıktığını fark edince sustu. Birkaç saniye sonra kendi haline gülerek:
"Tamam, baştan alıyorum."
Doruk gülümseyerek onu dinlemeye devam etti. Yağmur bu kez derin bir nefes alıp daha sakin şekilde:
"Eğlendiğini görmek güzel."
Doruk bu cevabı duyunca kısa süre sessiz kaldı. Yağmur'un bunu gerçekten içten söylediğini anlamıştı. Hafifçe gülümseyerek:
"Teşekkür ederim."
Doruk'un teşekkür etmesiyle Yağmur gülümsedi. Aslında bu kez konuşmayı güzel toparladığını düşünüyordu. Hatta Doruk'un yanında ilk defa garip bir şey söylemeden bir anı tamamlamış olabilirdi. En azından birkaç saniye boyunca buna inandı. Doruk hâlâ ona bakarken Yağmur ne diyeceğini düşünmeye çalıştı ve bir anda aklına gelen ilk cümleyi söyledi. Hafifçe heyecanlanarak:
"Rica ederim. Yani teşekkür ettiğin için rica ederim. Normalde teşekkür edince öyle denir zaten ama... şey..."
Bir an durdu. Yine kelimeler düşündüğünden farklı bir yöne gitmişti. Gülerek başını iki yana salladı ve tekrar denedi:
"Bugün gerçekten güzel geçiyor demek istedim."
Doruk onun nasıl tek cümleden bambaşka bir yere geldiğini anlamaya çalışıyordu ama artık buna şaşırmıyordu. Küçük bir gülümsemeyle:
"Oraya biraz farklı bir yoldan gittin."
Yağmur güldü. Bu yoruma karşı çıkamazdı. Omuz silkerek:
"Galiba biraz dolandım."
Doruk etraftaki kalabalığa baktıktan sonra tekrar ona döndü. Normalde böyle yerlere gelmek ona göre değildi ama düşündüğünden daha iyi vakit geçiriyordu. Sakin bir şekilde:
"Ama haklısın."
Yağmur merak ederek:
"Hangi konuda?"
Doruk hafifçe gülümseyerek:
"Bugün güzel geçiyor."
Yağmur bu kez hiçbir şey söylemedi. Sadece gülümsedi. Çünkü bazen bir anı bozmanın en kolay yolu, fazla kelime kullanmaya çalışmaktı. Mert ve Zeynep birkaç adım uzaktan Yağmur ile Doruk'a bakıyordu. İlk başta sadece onların biraz daha yakınlaşmasını istemişlerdi ama plan beklediklerinden daha iyi gidiyor gibiydi. Mert, sanki büyük bir başarı elde etmiş gibi gururlu bir ifadeyle:
"Bak."
Zeynep, Mert'in neyi kastettiğini tahmin ediyordu ama yine de ona döndü. Merak ederek:
"Neye?"
Mert, Yağmur ve Doruk'un olduğu tarafa baktı. Bunu gizli bir görevmiş gibi fazla ciddiye aldığı yüzünden belliydi. Alçak sesle:
"Operasyon ilerliyor."
Zeynep başını hafifçe iki yana salladı. Mert'in bu duruma gerçekten operasyon demesi bile onun ne kadar heyecanlandığını gösteriyordu. Sakin bir şekilde:
"Mert, biz sadece iki arkadaşımızın beraber güzel vakit geçirmesine yardım ediyoruz."
Mert hemen başıyla onayladı ama kendi versiyonundan vazgeçmeye pek niyeti yoktu. Kendinden emin şekilde:
"Evet, gizli şekilde yardım ediyoruz."
Zeynep onun yüzündeki ifadeyi görünce bir şey planladığını hemen anladı. Çünkü Mert'in bir fikri olduğunda bunu saklaması pek mümkün olmuyordu. Şüpheyle:
"Ne düşünüyorsun?"
Mert birkaç saniye Yağmur ve Doruk'a baktı. Sonra aklına gelen fikrin gayet mantıklı olduğuna karar verdi. Ciddi bir tavırla:
"Onları biraz yalnız bırakalım."
Zeynep bu fikre tamamen karşı değildi ama Mert'in bunu nasıl yapacağı konusunda emin değildi. Kaşlarını kaldırarak:
"Nasıl yapmayı düşünüyorsun?"
Mert hiç zor bir şey değilmiş gibi:
"Basit. Bir bahane bulacağız."
Zeynep'in yüzündeki ifade değişti. Mert'in "basit" dediği şeylerin bazen fazla doğaçlama olduğunu biliyordu. Uyarır gibi:
"Mantıklı bir bahane."
Mert elini göğsüne koydu. Bu söze biraz alınmış gibi görünüyordu. Ciddiyetle:
"Bana güvenmiyor musun?"
Zeynep birkaç saniye ona baktı. Sorunun cevabı, duruma göre değişirdi. Sakin bir şekilde:
"Genel olarak mı, şu an mı?"
Mert cevap verecekti ama sonra neden böyle söylediğini anladı. Başını sallayarak:
"Tamam, bunu hak ettim."
Zeynep daha düzgün bir plan düşünmeye başlamıştı ama Mert çoktan Yağmur ve Doruk'un yanına yürümüştü. Olabildiğince doğal görünmeye çalışarak:
"Biz Zeynep'le biraz ayrılıyoruz."
Yağmur şaşırdı. İkisinin bir anda gitmesini beklemiyordu. Merakla:
"Neden?"
Mert bir an durdu. Sorulacağını tahmin etmesi gereken en basit soruyu tahmin etmemişti. Birkaç saniye içinde aklına gelen ilk bahaneyi kullanarak:
"Çünkü... bizim çok önemli bir işimiz var."
Yağmur şüpheyle:
"Ne işi?"
Zeynep uzaktan Mert'in ikinci soruda yakalandığını görünce sadece derin bir nefes aldı. Plan gerçekten başlamadan çökmek üzereydi. Daha fazla beklerse Mert'in yeni bir bahane bulmaya çalışırken durumu daha da belli edeceğini biliyordu. Bu yüzden yanlarına gelerek:
"Benim bir yere bakmam gerekiyordu, Mert de benimle gelecek."
Mert hemen başını salladı. Zeynep'in sonunda operasyonu kurtardığını düşünüyordu. Kendinden emin bir şekilde:
"Aynen."
Yağmur ikisinin tavırlarına baktı. Bir şeylerin garip olduğu belliydi. Özellikle Mert'in fazla hızlı onaylaması hiç yardımcı olmamıştı. Şüpheyle:
"Nereye bakacaksınız?"
Mert cevap vermek için ağzını açtı ama bu kez konuşmadan önce Zeynep'e baktı. Az önce kendi denemesinin pek iyi gitmediğini kabul etmişti. Zeynep sakinliğini bozmadan:
"Hediyelik eşya bölümüne."
Mert hemen devam etti:
"Evet, hediyelik eşya. Çok önemli."
Zeynep yavaşça Mert'e baktı. Bazen fazla yardım etmeye çalışması tam tersi etki yapıyordu. Mert bunu fark edince biraz daha normal davranmaya çalışarak:
"Yani... normal derecede önemli."
Doruk bu konuşmayı sessizce izliyordu. Mert ve Zeynep'in bir şey planladığını anlamak çok zor değildi. Ama Yağmur'un bunu fark etmeyip ciddi ciddi çözmeye çalışması daha eğlenceliydi. Hafif bir gülümsemeyle:
"Bence gitmelerine izin verelim."
Yağmur Doruk'a döndü. Şaşkınlıkla:
"Gerçekten inandın mı?"
Doruk kısa süre Mert ve Zeynep'e baktı. Sonra tekrar Yağmur'a dönerek:
"İnandığımı söylemedim."
Yağmur kısa süre arkadaşlarının olduğu tarafa baktı. Aslında onların bir şeyler çevirdiğini fark etmemek biraz zordu ama yine de bunu fazla büyütmek istemiyordu. Sonuçta bugün sadece eğlenmek için buradaydılar. Omuz silkerek:
"Belki de düşündüğünden daha masumlardır."
Doruk, Mert'in onları izlemiyormuş gibi davranmasını fark etmişti. Bu yüzden Yağmur'un söylediğine inanmak biraz zorlaşıyordu ama yine de konuyu uzatmadı:
"Belki."
Yağmur, Doruk'un bunu gerçekten kabul edip etmediğinden emin değildi. Ama en azından bugün onun burada olması bile yeterince farklıydı. Birkaç hafta önce Doruk'un böyle bir yere gelmeyi kabul edeceğini düşünmezdi. Etrafındaki kalabalığa kısa süre baktıktan sonra:
"Aslında geleceğini düşünmemiştim."
Doruk bunu duyunca ona baktı:
"Neden?"
Yağmur hemen cevap vermek yerine doğru kelimeyi aradı. Çünkü bunu yanlış söylemek istemiyordu:
"Bilmiyorum. İlk tanıştığımızda böyle şeyleri pek sevmezsin gibi görünüyordun."
Doruk kısa süre düşündü. Aslında Yağmur haksız değildi. Eskiden böyle bir daveti büyük ihtimalle reddederdi:
"Normalde gelmezdim."
Yağmur bu cevabı duyunca merak etti:
"Peki neden geldin?"
Doruk bir an durdu. Bu sorunun cevabını kendisi de tam düşünmemişti. Belki arkadaşları çağırdığı içindi. Belki de artık sürekli uzak durmak istemediği içindi. Kesin bir cevap vermek yerine küçük bir gülümsemeyle:
"Farklı bir şey denemek istedim."
Yağmur bunu duyunca gülümsedi:
"Bence kötü başlamadın."
Doruk etrafına baktı. Mert ve Zeynep yine kendi aralarında tartışıyor, lunaparkın sesi etrafı dolduruyordu. Garip bir şekilde bütün bu karmaşa eskisi kadar rahatsız etmiyordu:
"Bence de."
Yağmur, Doruk'un bunu gerçekten söylediğini fark edince mutlu oldu. Çünkü ilk defa onun sadece orada bulunmadığını, gerçekten o anın içinde olduğunu hissediyordu. Birkaç saniye sonra ise başka bir şeyi fark etti. Bu kez Doruk'la konuşurken kelimeleri birbirine karıştırmamıştı. Ne söyleyeceğini defalarca düşünmemiş, normal görünmeye çalışmamıştı. Sadece konuşmuştu. Tıpkı başka biriyle konuşur gibi. Aslında Doruk'un yanında garip davranmasına sebep olan şeyin onun varlığı değil, kendisinin her şeyi fazla düşünmesi olabileceğini ilk kez fark ediyordu.
Doruk, Yağmur'un bir anda sessizleştiğini görünce bunun sebebini merak etti:
"Ne oldu?"
Yağmur düşüncelerinden çıkarak ona baktı. Bu kez cevap vermeden önce kafasında bütün ihtimalleri hesaplamaya çalışmadı. Sadece içinden geldiği gibi söyledi:
"Hiç. Sadece düşündüm de bugün güzel geçiyor."
Doruk gülümseyerek:
"Evet."
Yağmur bu kez küçük bir ayrıntıyı daha fark etti. Sessizlik garip hissettirmiyordu. Doruk'la sürekli konuşmak zorunda değildi. Bazen sadece aynı anda aynı yerde olmak bile yeterliydi. Belki de onun yanında rahat olmak sandığı kadar zor değildi. Bir süre lunaparkta dolaştıktan sonra ikisi de farklı oyuncakları denemeye başlamıştı. Yağmur başta Doruk'un sadece ona eşlik ettiğini düşünüyordu ama zaman geçtikçe onun da gerçekten eğlendiğini fark ediyordu. Bir oyundan çıktıktan sonra etraftaki ışıklara bakarken:
"Bugün eğleniyorsun."
Doruk yüzündeki küçük gülümsemeyi fark etmemiş gibiydi. Yağmur söyleyince kısa süre düşündü:
"Galiba haklısın."
Yağmur gülümsedi. Birkaç hafta önce tanıştığı Doruk ile şu an karşısındaki Doruk arasında küçük ama fark edilir bir fark vardı. Yürümeye devam ederlerken pamuk şeker tezgahını gördüler. Yağmur renkli pamuk şekerlere bakınca Doruk bunu fark etti:
"Alalım mı?"
Yağmur başını salladı:
"Olur."
İkisi tezgaha doğru ilerledi. Satıcı pamuk şekeri hazırlarken onların kendi aralarındaki konuşmalarını fark etmişti. Pamuk şekeri uzatırken gülümseyerek:
"Alın bakalım gençler. Böyle mutlu çiftler görmek güzel."
Yağmur bunu duyduğu anda kısa süre dondu. Beklemediği bir şey olduğu belliydi. Hemen toparlanmaya çalıştı:
"Biz... şey... aslında çift değiliz. Yani... biz sadece..."
Yağmur cümlenin devamını getiremedi. Birkaç saniye önce gayet normal konuşurken böyle basit bir yanlış anlaşılmanın onu hazırlıksız yakalaması kendisine bile garip gelmişti. Doruk durumu fark edince sakin bir şekilde tamamladı:
"Arkadaşız."
Satıcı ikisine baktı. Yanlış anladığını fark etse de yüzündeki sıcak gülümseme kaybolmadı:
"Öyle olsun."
Yağmur pamuk şekeri aldıktan sonra yürümeye devam ettiler. Birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra kendi haline hafifçe güldü:
"Ben gerçekten iyi gidiyordum."
Doruk ne demek istediğini anlamıştı. Bu yüzden küçük bir gülümsemeyle:
"Gidiyordun."
Yağmur ona baktı:
"Çok destek oldun."
Doruk bu kez gülümsemesini saklayamadı:
"Olmaya çalışıyorum."
Yağmur da gülümsedi. Bu kez yaşanan küçük an eskisi gibi onu rahatsız etmemişti. Çünkü Doruk'un yanında hata yapmak düşündüğü kadar kötü hissettirmiyordu. İkisi lunaparkta yürümeye devam ederken büyük hız treninin yanına geldiler. Yukarı çıkan vagonlar, hızlı dönüşler ve insanların çığlıkları hemen dikkat çekiyordu. Yağmur başını kaldırıp raylara baktığında kısa süre sessiz kaldı. Doruk bunu fark ederek:
"Binmek ister misin?"
Yağmur hemen kendinden emin görünmeye çalıştı:
"Tabii."
Hız treninden gelen çığlık sesiyle beraber tekrar yukarı baktı. Cevabının düşündüğünden biraz daha hızlı çıktığını fark etmişti. Yine de geri adım atmak istemedi:
"Sonuçta buraya eğlenmeye geldik."
Doruk onun aslında biraz çekindiğini anlamıştı ama bunu büyütmedi:
"Emin misin?"
Yağmur başını salladı:
"Evet."
Birkaç saniye sonra daha dürüst bir cevap verdi:
"Tamam, belki biraz heyecanlandım."
Doruk hafifçe gülümsedi:
"Biraz?"
Yağmur hız trenine tekrar baktı:
"Şu an biraz kısmını sorguluyorum."
Doruk bu cevaba güldü. Yağmur da kendi haline gülünce üzerindeki gerginlik biraz azaldı. Bir süre sırada beklediler. Her geçişte hız treninden gelen sesler daha da yaklaşıyordu ama Yağmur artık vazgeçmek istemiyordu. Sonunda sıra onlara geldiğinde görevli güvenlik kontrollerini yapmaya başladı. İkisinin de yüzündeki ifadeyi kısa süre izledi. Özellikle insanların korkularını saklamaya çalıştığı anlar dikkatini çekiyordu ama Yağmur ve Doruk bunu fark etmedi. Çünkü şu an tek düşündükleri yavaş yavaş hareket etmeye başlayan vagondu. Hız treni yukarı çıkmaya başladığında lunapark giderek küçülüyordu. Yağmur başta sakin kalmaya çalıştı ama yükseklik arttıkça bunun beklediğinden biraz daha zor olduğunu fark etti. Doruk onun sessizleştiğini görünce:
"İyi misin?"
Yağmur hemen cevap verdi:
"İyiyim."
Kısa bir sessizlik oldu.
Yağmur aşağı baktıktan sonra ekledi:
"Sanırım aşağı bakmamalıydım."
Doruk hafifçe gülümsedi:
"Bence de."
Tam o anda vagon en yüksek noktaya ulaştı. Birkaç saniyelik bekleyiş, düşüşten daha uzun hissettirmişti. Ardından hız treni bir anda aşağı doğru inmeye başladı. Yağmur beklediğinden çok daha hızlı gerçekleşen bu hareketle gözlerini kapattı ve hiç düşünmeden Doruk'a sarıldı. İlk anda bunu fark etmedi bile. Ama hız biraz azaldığında ne yaptığını anlayınca hemen geri çekildi:
"Ben... şey..."
Bir an ne söyleyeceğini toparlamaya çalıştı:
"Çok hızlı oldu. Yani bilerek değil... korktum demiyorum... aslında biraz korktum ama..."
Söyledikçe daha çok karışacağını fark edince sustu. Doruk ise onun bu haline alışmaya başlamıştı. Küçük bir gülümsemeyle:
"Yağmur."
Yağmur ona baktı:
"Efendim?"
Doruk sakin bir şekilde:
"Korkmanda sorun yok."
Yağmur bu cevabı duyunca birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra aslında açıklama yapmasına gerek olmadığını fark ederek hafifçe gülümsedi:
"Biliyorum."
Hız treni devam ederken bu kez gerçekten eğlenmeye başlamıştı. Başta korktuğu şeyin aslında düşündüğü kadar kötü olmadığını fark etmişti. Birkaç dakika sonra vagonlar yavaşladı ve tekrar başlangıç noktasına geldi. Güvenlik sistemi açıldığında insanlar gülerek ve heyecanla yerlerinden kalkmaya başladı. Yağmur da hâlâ biraz yaşadığı heyecanın etkisindeydi ama yüzündeki gülümseme bunu kötü bir deneyim olarak hatırlamayacağını gösteriyordu. Doruk bunu fark ederek:
"Pişman mısın?"
Yağmur hız trenine kısa süre baktı. Biraz önce binmeden önceki halini düşününce kendi korkusuna gülümsedi:
"Hayır."
Biraz düşündükten sonra ekledi:
"Tekrar biner miyim bilmiyorum ama."
Doruk buna gülümsedi:
"Bence bu da gelişme."
Yağmur cevap verecekken arkadan gelen bir ses dikkatlerini dağıttı. Hız treninin yanında çalışan görevli, birkaç kişinin kendi arasında konuşmasını duyuyordu. Gençlerden biri arkadaşının korktuğunu fark edip gülerek:
"Cidden bu kadar korktun mu? Alt tarafı hız treni."
Arkadaşı rahatsız olmuş gibi görünüyordu ama belli etmemeye çalıştı:
"Sadece bir an şaşırdım."
Diğer genç bunu daha komik bulmuştu:
"Tamam tamam. Kabul et işte, korktun."
Bu konuşma başkaları için küçük bir şaka olabilirdi ama görevlinin yüzündeki ifade değişmişti. Çünkü ona göre insanlar hep aynı şeyi yapıyordu. Korkuları küçümsüyor, başkalarının hissettiklerini önemsiz gösteriyorlardı. Elindeki kontrol paneline baktıktan sonra sessizce kendi kendine söylendi:
"İnsanlar korkularıyla yüzleşmeyi öğrenmeli."
Yağmur ve Doruk ise o sırada oradan uzaklaşıyordu. Az önce yaşanan konuşmanın ileride çok daha büyük bir probleme dönüşeceğini bilmiyorlardı. Lunaparkta yürümeye devam ederken Yağmur telefonuna gelen mesajı fark etti. Zeynep, Mert ile birazdan yanlarına geleceklerini yazmıştı. Aslında bunun başından beri biraz planlı olduğunu tahmin ediyordu ama bu kez bundan rahatsız değildi. Çünkü düşündüğünden daha güzel vakit geçirmişti. Doruk telefonuna baktığını görünce:
"Mert ve Zeynep mi?"
Yağmur başını salladı:
"Evet. Geliyorlarmış."
Doruk kısa süre düşündü. Aslında onların bir anda ortadan kaybolmasının tamamen tesadüf olmadığını hâlâ düşünüyordu:
"Gerçekten kaybolmaları uzun sürdü."
Yağmur onun ne demek istediğini anlamıştı. Hafifçe gülümseyerek:
"Hâlâ bilerek yaptıklarını mı düşünüyorsun?"
Doruk etrafa bakar gibi yaptıktan sonra sakin bir şekilde:
"Artık düşünmüyorum."
Yağmur şaşırdı:
"Gerçekten mi?"
Doruk ona dönerek:
"Eminim."
Yağmur bunu duyunca güldü. Çünkü Doruk'un ciddi bir şekilde söylemesi durumu daha komik hale getiriyordu. Tam cevap verecekken uzaktan Mert ve Zeynep'in geldiğini gördü. Mert hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalışıyordu ama yüzündeki ifade pek yardımcı olmuyordu:
"Bakın kimleri bulduk."
Zeynep ona baktı:
"Mert, onları biz kaybetmedik."
Mert kısa süre düşündü:
"Detay."
Yağmur gözlerini kısarak ikisine baktı:
"Siz gerçekten kaybolmadınız değil mi?"
Mert hemen cevap verdi:
"Kaybolduk."
Kısa bir sessizlik oldu.
Mert devam etti:
"Duygusal olarak."
Zeynep başını salladı:
"Bazen gerçekten ne diyeceğini bilmiyorum."
Mert bunu iltifat gibi kabul etti:
"Tahmin edilemez olmak iyidir."
Yağmur ve Doruk birbirlerine baktı. İkisi de aynı anda ne düşündüklerini söylemedi ama artık normal bir lunapark günü olmadığını anlamışlardı. Kalabalık hız treninin etrafında toplanırken görevli yavaşça kontrol bölümünden çıktı. İnsanların paniklemesini izliyordu ama yüzünde endişeden çok farklı bir ifade vardı. Sanki ilk defa herkesin gerçekten ne hissettiğini gördüğünü düşünüyordu. Birkaç kişi ondan sistemi düzeltmesini istediğinde ise yerinden bile kıpırdamadı. Sadece yukarıdaki insanlara bakarak:
"Garip değil mi?"
Etrafındaki insanlar ne demek istediğini anlamadan ona baktı. Görevli yavaşça devam etti:
"Birkaç dakika önce herkes korkan insanlarla dalga geçiyordu. Şimdi ise herkes aynı şeyi hissediyor."
Kalabalıktan biri sinirlenerek:
"İnsanlar yukarıda kaldı. Ne yaptığını sanıyorsun?"
Görevli ona döndü. Korkmuş ve öfkeli yüzleri izlerken düşüncesinin daha da doğru olduğuna inanıyordu:
"Size unuttuğunuz bir şeyi hatırlatıyorum."
Bir anda hız treninin ışıkları titremeye başladı. Etraftaki oyuncaklar kendi kendine hareket etmeye başladı ve insanların panik sesleri yükseldi. Görevli artık sıradan biri gibi görünmüyordu. Korku arttıkça etrafındaki güç de büyüyordu. Kalabalığa bakarken:
"Artık kimse korkuyu küçümsemeyecek."
Yağmur, kalabalığın arasında yaşananları izlerken bunun normal bir arıza olmadığını anlamıştı. Mert ve Zeynep ise herkes gibi ne olduğunu çözmeye çalışıyordu. Doruk da hız trenine ve görevliye dikkatlice bakıyordu. İkisi de birbirlerine söylemeseler de burada farklı bir şeyler olduğunu fark etmişti. Ama insanların içinde hiçbir şey yapamazlardı. Önce bir şekilde uzaklaşmaları gerekiyordu. Bu sırada görevlinin dikkati sadece insanların korkusundaydı. Birkaç dakika önce korkuyla dalga geçenlerin şimdi aynı duyguyu yaşamasını izliyordu. Ona göre insanlar ancak korkunun ne olduğunu hissettiklerinde başkalarını anlayabilirdi.
Kronos kendi mekanında bütün olanları izliyordu. Etrafındaki saatlerin sesi duyulurken insanların yine duygularıyla hareket ettiğini görüyordu. Ona göre yaşanan acıların çoğu insanların yanlış seçimlerinden doğuyordu. Elindeki saate bakarak:
"İnsanlar korkularından kaçmaya çalışır. Ama kaçtıkları her şey, zamanı geldiğinde karşılarına çıkar. Çünkü insanı değiştiren şey korkuları değil, o korkular yüzünden yaptığı seçimlerdir."
Saatindeki tüy ortaya çıktı. Kronos tüyü havaya bırakırken:
"Uç tüyüm. Ona sakladığı korkuların gücünü göster."
Tüy görevlinin olduğu yere ulaştığında etrafındaki enerji değişmeye başladı. Görevli, karşısında beliren Kronos'a bakarken ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Kronos sakin bir şekilde:
"Baş Döndüren. Ben Kronos. Sana insanların sakladıkları korkuları ortaya çıkarma gücü veriyorum. Onlara görmezden geldikleri gerçekleri göster. Karşılığında ise senden tek bir şey istiyorum. Şans ve Gölge'nin gücünü bana getir."
Görevli kalabalığa baktı. Birkaç dakika önce gülen yüzlerin şimdi korkuyla değiştiğini görüyordu. Ona göre artık herkes başkalarının hissettiklerini anlamalıydı. Elindeki gücü hissederken:
"Artık kimse başkasının korkusunu küçümsemeyecek."
Kronos'un verdiği güç tamamen yayıldı. Lunaparktaki ışıklar titremeye, oyuncaklar onun kontrolüne girmeye başladı. Artık insanların korkularını anlamasını isteyen bir görevli değil, o korkuları ortaya çıkaran Baş Döndüren vardı. Etrafındaki insanların paniklemesini izlerken kendince doğru olan şeyi yaptığını düşünüyordu. Herkesin başkalarının korkularını anlaması gerektiğine inanıyordu. Kalabalığa bakarak:
"Artık kimse başkasının korkusunu küçümsemeyecek. Herkes sakladığı şeylerle yüzleşecek."
Yağmur olanları gördükçe daha fazla bekleyemeyeceğini anlamıştı. Ama Mert ve Zeynep yanındayken hiçbir şey yapamazdı. Etrafına bakarak:
"Ben çevrede yardıma ihtiyacı olan biri var mı diye bakacağım."
Zeynep endişeyle:
"Dikkatli ol Yağmur."
Yağmur uzaklaşırken Doruk da harekete geçmesi gerektiğini biliyordu. Diğer tarafı göstererek:
"Ben de görevlileri bulmaya çalışacağım."
Mert başıyla onayladı:
"Tamam ama dikkatli ol."
İkisi farklı yönlere giderken aslında aynı şeyi yapmak üzere olduklarını bilmiyordu. Yağmur kimsenin olmadığı bir noktaya geçtiğinde bilekliğindeki ışık parlamaya başladı. Baş Döndüren'in gücünün insanları nasıl etkilediğini görüyordu. Kararlı bir şekilde:
"İnsanların korkularını onlara karşı kullanmasına izin veremeyiz."
Bilekliğinden Miya'nın sesi duyuldu:
"Senin farkın da bu Yağmur. Gücü kazanmak için değil, korumak için kullanıyorsun."
Yağmur bilekliğini tuttu:
"Miya, parla!"
Aynı sırada Doruk sessiz bir yere geçmişti. Etrafındaki gölgeler hareketlenirken Baş Döndüren'in yaptıklarına baktı. Korkunun nasıl bir şey olduğunu biliyordu ama bunun başkalarına aynı şeyi yaşatmak için bir sebep olmadığını düşünüyordu:
"Korkunun nasıl bir şey olduğunu biliyorum. Ama bu, başkalarına aynı şeyi yaşatmak için bir sebep değil."
Bilekliğinden Neko'nun sesi duyuldu:
"Karanlık bazen korkutur. Ama doğru kişi onu kullandığında bir sığınak olabilir."
Doruk bilekliğini tuttu:
"Neko, yüksel."
Baş Döndüren kontrol ettiği oyuncaklarla insanların korkusunu büyütmeye devam ediyordu. Tam gücünü tekrar kullanacağı sırada Şans enerjisi önüne doğru ilerledi ve onu durdurdu. Baş Döndüren geriye doğru birkaç adım atıp karşısındaki kişiye baktı. Beklemediği bu müdahale onu sinirlendirmişti:
"Kimse korkularından kaçamaz."
Şans sakin bir şekilde karşısında durdu:
"Kimse korkularından kaçmak zorunda değil."
Baş Döndüren bu cevabı duyunca etrafındaki insanlara baktı. Ona göre Şans da diğerleri gibi anlamıyordu:
"İnsanlar korkularını saklıyor. Güçlü görünmek için başkalarının zayıf anlarıyla dalga geçiyorlar."
Şans bir süre sessiz kaldı. Çünkü söylediklerinde tamamen haksız olmadığını biliyordu. Ama seçtiği yol yanlıştı:
"Korkmak insanı zayıf yapmaz. Ama kendi korkunu başkalarına yaşatmaya çalışmak seni güçlü de yapmaz."
Baş Döndüren cevap vereceği sırada gölgeler hareket etti ve Gölge de Şans'ın yanında belirdi:
"Bence bu konuşmadan sonra lunaparkı biraz sakinleştirsek iyi olacak."
Baş Döndüren karşısındaki iki kişiye baktığında kim olduklarını anlamıştı:
"Şans ve Gölge..."
Etrafındaki makineler yeniden hareket etmeye başladı. Baş Döndüren elini kaldırdığı anda etrafındaki güç bütün lunaparka yayıldı. Işıklar titredi, oyuncaklar kendi kendine hareket etmeye başladı. Bir anda her şey yönünü kaybetmiş gibiydi. İnsanlar panikle etrafa tutunmaya çalışırken Baş Döndüren onların çaresizliğini izliyordu:
"İnsanlar kontrol ellerindeyken korkmadığını söyler. Ama kontrol kaybolduğunda gerçek ortaya çıkar."
Şans dengesini korumaya çalışırken etrafa baktı. Baş Döndüren'in gücü düşündüklerinden daha farklıydı. Sadece korku yaratmıyor, herkese o korkuyu hissettiriyordu:
"İnsanları bunun içine çekmene izin vermeyeceğiz."
Baş Döndüren, Şans'a döndü:
"Çünkü siz de onlar gibisiniz. Korkunun saklanması gerektiğini düşünüyorsunuz."
Tam o sırada gölgeler hareket etti ve Gölge insanların düşmesini engellemek için gücünü kullandı:
"Hayır. Sadece lunaparka gelen insanların uçuş denemesi yapmasını istemiyoruz."
Şans kısa süre Gölge'ye baktı:
"Ciddi misin?"
Gölge etraftaki insanları tutmaya devam ederken:
"Ne? Biraz doğru."
Baş Döndüren onların bu halinden daha da rahatsız oldu. Ona göre hâlâ korkunun ne kadar güçlü olduğunu anlamıyorlardı. Elini tekrar kaldırırken etraftaki her şey yeniden tersine dönmeye başladı:
"O zaman sizin sakladığınız korkuları görelim."
Baş Döndüren elini kaldırdığı anda etrafındaki güç bütün lunaparka yayıldı. Oyuncaklar kontrolden çıkarken insanlar dengelerini kaybetmeye başladı. Her şey baş aşağı olmuş gibiydi. Baş Döndüren korkuyla etrafına bakan insanları izlerken:
"Kontrol sizdeyken güçlü olduğunuzu düşünüyorsunuz. Ama her şey tersine döndüğünde gerçek korkular ortaya çıkar."
Şans ve Gölge değişen alana uyum sağlamaya çalışıyordu. Baş Döndüren sadece onlara saldırmıyor, bütün lunaparkı kendi gücünün bir parçası haline getiriyordu. Gölge sopasını kullanarak kendini sabit tutarken etrafa baktı:
"Sanırım bu eğlence anlayışı biraz fazla ters."
Şans etraftaki insanları görünce önce onları kurtarmaları gerektiğini biliyordu:
"Önce herkesi güvenli bir yere almalıyız."
Gölge başıyla onayladı. Şans dikkat dağıtmak için bumerangını fırlattı. Baş Döndüren saldırıyı durdurduğunu düşünse de bumerang yön değiştirerek tekrar ona doğru ilerledi. Bu sırada Gölge sopasıyla insanlara yardım ediyordu. Baş Döndüren daha fazla zorlanınca gücünü artırdı. Lunaparktaki büyük bir tabela yerinden koparak kalabalığa doğru düşmeye başladı. Şans tabelenin uzaklığını görünce normal şekilde yetişemeyeceklerini anladı:
"Şans hisset."
Şans'ın gücü aktif olduğunda üç saniye sonra tabelenin nereye düşeceğini hissetti. Hemen Gölge'ye döndü:
"Sol taraf!"
Gölge vakit kaybetmeden:
"Gölge hızlan."
Bir anda hızlanarak tabelenin düşeceği yere ulaştı ve insanları oradan uzaklaştırdı. Ama durduğu anda tılsımındaki enerjinin azalmaya başladığını hissetti. İkisi de özel güçlerini kullanmıştı ve bunun ne anlama geldiğini biliyordu. Gölge azalan enerjiyi fark ederek:
"Sanırım bunu hızlı bitirmemiz gerekiyor."
Şans, Baş Döndüren'in elindeki kumandaya baktı. Kumandanın içindeki karanlık enerjiyi fark ettiğinde Karartı'nın onun içinde olduğunu anladı:
"Kumanda."
Baş Döndüren kumandayı sıkıca tuttu:
"Onu bana bırakın."
Şans bilekliğini kaldırdı:
"Uğurlu Tılsım!"
Şans etrafına baktı. Yerdeki ipi, kırılmış oyuncak arabayı ve metal halkayı aldı. İpi metal halkadan geçirip oyuncak arabanın önüne bağladı. Ardından diğer ucunu yakındaki korkuluklara doladı. Baş Döndüren yeniden gücünü kullanarak üzerine geldiğinde Şans ipi çekti. Oyuncak araba hızla ilerleyip Baş Döndüren'in elindeki kumandaya çarptı. Kumanda elinden fırladı.
Gölge sopasıyla kumandayı havada yakalayıp Şans'a doğru gönderdi. Şans kumandayı yakaladı ve bumerangını kaldırdı:
"Şimdi."
Bumerang kumandaya çarptı. Kumanda parçalandığı anda içindeki Karartı yok oldu ve Arzu Bağı koptu.
Baş Döndüren eski hâline döndü. Etrafına şaşkınlıkla baktı:
"Ben burada ne yapıyorum?"
Şans ve Gölge birbirlerine baktı. Şans sakin bir şekilde:
"Kötü bir an yaşadın diyelim."
Gölge etrafa bakarak:
"Ama artık her şey normale döndü."
Lunaparkta hâlâ Baş Döndüren'in gücü yüzünden oluşmuş hasarlar vardı. Şans bilekliğindeki kalan enerjiyi kullanarak:
"Şansımla her şey eski hâline dönsün."
Şans'ın gücü bütün lunaparka yayıldı. Kontrolden çıkan oyuncaklar, zarar gören yerler ve Baş Döndüren'in bozduğu her şey eski hâline dönmeye başladı. Karanlık enerji tamamen yok olduğunda Şans ve Gölge kimse görmeden oradan uzaklaştı. Güvenli bir yere geldiklerinde dönüşümleri sona erdi ve tekrar Yağmur ile Doruk oldular. Yağmur derin bir nefes aldı:
"Sanırım bugün sadece eğlenmeye gelmemişiz."
Doruk hafifçe gülümseyerek:
"Bizim için normal bir gün sayılır."
Yağmur ile Doruk arkadaşlarının yanına döndüğünde ikisi de az önce yaşananları belli etmemeye çalışıyordu. Lunapark yeniden normale dönmüş, insanlar hiçbir şey olmamış gibi oyuncakların başına dönmeye başlamıştı. Mert ile Zeynep onları fark edince yanlarına doğru geldiler. Mert ikisine bakıp kaşlarını çattı:
"Neredeydiniz siz? Bir anda ortadan kayboldunuz."
Yağmur kısa bir an Doruk'a baktıktan sonra omuz silkti:
"Biraz uzaklaşmamız gerekti."
Zeynep ikisine sırayla baktı:
"İkiniz aynı anda mı?"
Doruk hiç düşünmeden cevap verdi:
"Tesadüf."
Mert başını iki yana salladı:
"Sizin tesadüfleriniz de bayağı garip."
Yağmur gülümsememek için kendini zor tuttu. Birkaç dakika önce bütün lunaparkın kontrolden çıktığını düşününce Mert'in bundan habersiz şekilde yaptığı yorum daha da komik gelmişti. Zeynep ise etrafa bakıp hâlâ hareketli olan oyuncakları inceledi:
"En azından her şey normale döndü."
Mert ellerini cebine soktu:
"Benim için asıl önemli olan bu. Bir daha şu dönme dolaba binmem."
Doruk ona baktı:
"Sen zaten binmek istemiyordun."
Mert hemen karşılık verdi:
"İstememek başka, stratejik olarak reddetmek başka."
Yağmur dayanamayarak güldü:
"Tabii. Çok stratejik."
Dördü birlikte lunaparktan ayrılırken Yağmur bir an arkasına baktı. Az önce yaşananların hiçbir izinin kalmaması garipti. Sanki birkaç dakika önce insanlar korkuyla kaçışmamış, oyuncaklar kontrolden çıkmamış ve Baş Döndüren ortaya çıkmamıştı. Ama bilekliğinin içinde kalan enerji ona her şeyin gerçekten yaşandığını hatırlatıyordu. Doruk onun geride kaldığını fark edip birkaç adım sonra durdu:
"Geliyor musun?"
Yağmur başını kaldırdı:
"Geliyorum."
Doruk arkadaşlarının yanına dönerken Yağmur da peşinden yürüdü. Dördü günün geri kalanını birlikte geçirdi. Yaşanan garipliği kimse tam olarak anlamamıştı ama onlar için önemli olan artık her şeyin normale dönmüş olmasıydı.Güneş batmaya yaklaşırken lunaparktan uzaklaştılar. Mert hâlâ dönme dolaba binmemek için kendince bahaneler üretirken Zeynep onunla dalga geçiyor, Doruk da arada bir konuşmaya katılıyordu. Yağmur ise arkadaşlarını dinlerken yüzünde küçük bir gülümsemeyle yürüyordu. Bugün yine sıradan başlamıştı. Ama artık Yağmur ile Doruk için sıradan günlerin bile ne kadar hızlı değişebileceğini biliyorlardı.
Aynı saatlerde çok daha uzak bir yerde Kronos, zamanın akışını izliyordu. Önündeki görüntüde lunaparkta yaşananları başından sonuna kadar görmüştü. Şans ve Gölge bir kez daha planını bozmuştu. Kronos'un yüzünde öfke yerine sakin bir ifade vardı. Elindeki saate baktı:
"Küçük zaferlerin tadını çıkarın."
Saatin kapağını kapattı:
"Çünkü zaman sizin için de ilerliyor."
Kronos arkasını dönüp uzaklaşırken odada yalnızca saatin sesi kaldı. Yağmur, Doruk, Mert ve Zeynep ise hiçbir şeyden habersiz yollarına devam ediyordu. Ve onların bilmediği şey, bu karşılaşmanın Şans ve Gölge'nin yaşayacağı daha büyük olayların yalnızca başlangıcı olduğuydu.
bölüm sonu....
