2. Bölüm: İlk Adımlar

Vaveyla Yazarı: Ali Osman Göktaş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 16Şu an: 2. Bölüm: İlk Adımlar

Uzaktan gelen patlama sesi ikisini de irkiltti. Şans endişeyle:

“Bu da neydi?”

Gölge sesin geldiği tarafa bakarak:

“Bilmiyorum.”

Şans elindeki bumeranga baktı. Parmakları istemsizce sıkılırken:

“Ben... ben bunu yapamam.”

Gölge ona dönerek:

“Neyi?”

Şans başını iki yana sallayarak:

“Ya biri zarar görürse? Ya yardım etmeye çalışırken her şeyi daha kötü yaparsam? Ben daha kendi silahımı bile kullanamıyorum."

Uzaktan bir patlama daha duyuldu. Şans istemsizce geri çekilirken Gölge, sopasını eline alarak:

“Birileri yardıma ihtiyaç duyuyor olabilir.”

Şans hemen:

“Ben... ben bunu yapamam.”

Gölge birkaç saniye ona baktıktan sonra:

“Ben de ne yaptığımı bilmiyorum.”

Şans şaşkınlıkla:

“Bunu söylerken neden bu kadar sakinsin?”

Gölge sakin bir şekilde:

“Paniklemek bir şeyi değiştirmiyor.”

Bir an sessiz kaldıktan sonra kancasını karşı binaya doğru fırlattı. Zincir gerildiği anda kendini boşluğa bıraktı. Şans olduğu yerde kalıp sesin geldiği yöne baktı, ardından elindeki bumeranga.

“Bu gerçekten çok kötü bir fikir...”

Uzaktan bir patlama daha duyuldu. Yağmur derin bir nefes aldı.

“Tamam... sadece bakacağız.”

Titreyen elleriyle Şans, kanca bumerangını karşı binaya doğru fırlattı. Kanca binanın kenarına saplanır saplanmaz zincir gerildi ve Yağmur bir anda havaya çekildi.

“Ben bu kararımdan şimdiden pişman oldum!”

Rüzgâr yüzüne çarparken gözlerini sımsıkı kapattı. Birkaç saniye sonra ayaklarının sert bir zemine değdiğini hissetti. Gözlerini yavaşça açtığında bir binanın çatısında olduğunu fark etti. Derin bir nefes aldı, ardından bir tane daha.

“Tamam... hâlâ hayattayım.”

Uzaktan bir patlama sesi daha duyuldu. Yağmur irkilerek başını kaldırdı. Gökyüzünün üzerinde siyah bir siluet hızla ilerliyordu. Bir an sonra siluet yakındaki bir çatıya indi. Yağmur birkaç saniye boyunca ona baktı.

“Gerçekten başka biri de var...”

Tam o sırada parkın olduğu taraftan güçlü bir sarsıntı hissedildi. İkisi de aynı anda başlarını o yöne çevirdi. Yükselen siyah dumanın içinden bir siluet yavaşça ortaya çıkmaya başladı. Geri-İtici yavaşça başını kaldırdı. Gözleri önce Şans'a, sonra Gölge'ye kaydı. Yumruklarını biraz daha sıktı.

“Bir kişi daha...”

Kısa bir an durdu.

“Hayır... iki kişi.”

Şans kaşlarını çatarak:

“Bence bizi pek sevmedi.”

Gölge gözlerini ondan ayırmadan:

“Sanırım haklısın.”

Geri-İtici birkaç adım öne çıktı.

“Siz de benimle dalga geçmeye geldiniz.”

Şans hemen:

“Ne? Hayır! Biz seni daha yeni gördük.”

“Yalan söylüyorsun!”

Bir anda ayağını yere vurdu. Çatlayan zeminden kopan taş parçaları hızla üzerlerine gelirken Gölge bir anda elindeki silahı savurdu. Zincir havada dönerek taşlardan birkaçına çarptı ve yönlerini değiştirdi. Geri kalan taşlar ise çatının arkasına savruldu. Şans şaşkınlıkla:

“Bunu nasıl yaptın?”

Gölge gözlerini Geri-İtici'den ayırmadan:

“Hiçbir fikrim yok.”

Şans endişeyle:

“Harika. Demek ikimiz de ne yaptığını bilmeyen insanlarız.”

Geri-İtici öfkeyle:

“Kesin şaka yapıyorsunuz!”

Ayağını tekrar yere vurdu. Bu kez zemindeki çatlaklar daha da büyüdü. Şans bir adım geri çekilerek:

“Tamam, konuşarak çözebileceğimiz birine benzemiyor.”

Gölge kısa bir bakış atarak:

“Bence de.”

Şans bumerangını yeniden fırlattı. Bumerang doğruca Geri-İtici'ye ilerledi ancak ona birkaç metre kala görünmez bir kuvvet tarafından geri savruldu. Şans son anda eğilerek:

“Bir silahın sahibine saldırması normal mi?”

Gölge bunu fırsat bilip öne atıldı fakat aynı görünmez kuvvet onu da yakalayıp geriye itti. Birkaç adım geride durmayı başararak:

“Yaklaşmamıza izin vermiyor.”

Şans kaşlarını çatarak:

“Peki bunu nasıl durduracağız?”

Geri-İtici yumruklarını daha da sıkarak:

“Uzak durun!”

Bir anda güçlü bir itme dalgası etrafa yayıldı ve ikisi de birkaç adım geriye sürüklendi. Şans dengesini sağlamaya çalışarak:

“Tamam... şimdi biraz endişelenmeye başladım.”

Gölge gözlerini Geri-İtici'den ayırmadan:

“Bir şeyi koruyor gibi.”

Şans şaşkınlıkla:

“Neyi?”

“Bilmiyorum.”

“Bu hiç yardımcı olmadı.”

Geri-İtici öfkeyle:

“Yaklaşmayın dedim!”

Bir adım daha attı. Şans bu kez dikkatle ona baktı. Geri-İtici onlara saldırmaya çalışmıyordu. Sanki sadece onları uzak tutmaya çalışıyordu.

Şans yavaşça:

“Bir dakika...”

Gölge kısa bir bakış atarak:

“Ne oldu?”

Şans gözlerini Geri-İtici'den ayırmadan:

“Bize doğru gelmiyor.”

Gölge birkaç saniye onu izledi.

“Doğru.”

Şans kaşlarını çatarak:

“Yine bana katıldın.”

“Şu an bunun sırası değil.”

“Evet, haklısın.”

Geri-İtici yumruklarını sıkarak:

“Benden uzak durun!”

Bu kez görünmez kuvvet daha da güçlenerek etraflarındaki tozu ve küçük parçaları havaya savurdu. Şans bir adım geri çekilerek:

“Tamam... fikrimi değiştirdim. Biraz daha uzakta durabiliriz.”

Gölge gözlerini Geri-İtici'den ayırmadan:

“Peki ne yapacağız?”

Şans derin bir nefes alarak:

“Güçlerimizi kullanalım.”

Elini havaya kaldırarak:

“Uğurlu Tılsım!”

Bir anda elinde eski bir bisiklet zinciri belirdi. Şans zincire birkaç saniye baktı.

“Bununla ne yapacağım ben?”

Tam o sırada Geri-İtici öfkeyle:

“Beni yine küçümsüyorsunuz!”

Kollarını iki yana açtı. Güçlü bir itme dalgası bir anda etrafa yayıldı.

Şans son anda eğilerek:

“Tamam, kızgın olduğu kesin!”

Elindeki zincire tekrar baktı. Sonra etrafına göz gezdirdi. Kırılmış bir bisiklet, yerde duran iki çöp konteyneri ve parkın kenarındaki metal bank dikkatini çekti. Bir an düşündü, ardından gözleri büyüdü.

“Bir dakika...”

Geri-İtici yeniden saldırmaya hazırlanırken Şans yavaşça gülümseyerek:

“Sanırım bir fikrim var.”

Gölge kısa bir bakış atarak:

“İlk kez o kadar da korkmuş görünmüyorsun.”

Şans gözlerini Geri-İtici'den ayırmadan:

“Çünkü ilk kez ne yapabileceğimi biliyorum.”

Elindeki zinciri sıkıca tuttu.

“Onu yenmeyeceğiz.”

Gölge kaşlarını hafifçe çatarak:

“Ne?”

Şans parkın etrafını işaret ederek:

“Onu hareket edemeyeceği bir yere sıkıştıracağız.”

Gölge etrafına bakarak:

“Nasıl?”

Şans elindeki zinciri göstererek:

“Bana biraz zaman kazandır.”

Gölge kısa bir an ona baktı.

“Tamam.”

Geri-İtici öfkeyle:

“Fısıldaşmayı bırakın!”

Bir anda güçlü bir itme dalgası daha gönderdi. İkisi de son anda farklı yönlere atladı. Gölge hemen öne çıkarak:

“Hey!”

Geri-İtici ona döndü.

“Buradayım.”

Şans şaşkınlıkla:

“Gerçekten tek bulduğun şey bu mu?”

Gölge omuz silkerek:

“Dikkatini çekti.”

Gerçekten de çekmişti. Geri-İtici bütün öfkesini ona çevirmişti.

“Sen de benimle dalga geçiyorsun!”

Gölge geriye doğru birkaç adım atarak:

“Hayır.”

Kısa bir an durduktan sonra:

“Belki biraz.”

Şans gözlerini büyüterek:

“Bunu neden söyledin?!”

Geri-İtici öfkeyle ona doğru koşmaya başladı. Şans bu sırada hızla etrafına baktı. Kırılmış bisiklet, metal bank ve yerde duran çöp konteynerleri...

Elindeki zincire baktı. Sonra tekrar etrafa baktıktan sonra:

“Tamam... galiba bir fikrim var.”

Gölge merakla ona baktı.

“Bu tonu hiç sevmiyorum. Çünkü genelde ardından tehlikeli bir şey geliyor.”

Şans elindeki zinciri kaldırdı.

“Onu yenmeye çalışmayacağız.”

“Peki?”

Şans kırılmış bisikleti, metal bankı ve çöp konteynerlerini gösterdi.

“Onu sıkıştıracağız.”

Gölge birkaç saniye etrafa baktı.

“...Bunu nasıl yapacağız?”

“Henüz tam olarak bilmiyorum.”

Gölge başını iki yana salladı.

“Harika. Bayılıyorum bu plana.”

Tam o sırada Geri-İtici öfkeyle üzerlerine doğru bir adım attı.

“Siz yine fısıldaşıyorsunuz!”

Şans derin bir nefes aldı.

“Tamam... şimdi öğreneceğiz.”

Hızla zincirin bir ucunu metal banka doladı, diğer ucunu da çöp konteynerlerinden birinin kulpuna geçirdi. Sonra kırılmış bisikleti ayağıyla ileri itti. Geri-İtici bir an durdu.

“Ne yapıyorsun sen?”

Şans küçük bir gülümsemeyle:

“Dürüst olmak gerekirse... ben de tam emin değilim.”

Geri-İtici öfkeyle bağırarak yeniden üzerlerine koştu. Tam o anda Şans zinciri bütün gücüyle çekti. Konteyner hareket etti, metal bank da yerinden kaydı ve bisiklet devrilerek Geri-İtici'nin önüne düştü.

Geri-İtici bir anda dar bir alanın içinde kaldı. Bir adım ileri attı, banka çarptı. Geri çekildi, bu kez konteynere çarptı.

“Ne... bu da ne?!”

Bir kez daha ilerlemeye çalıştı ama hareket edecek alanı kalmamıştı.

Şans şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.

“İşe yaradı...”

Gölge de birkaç saniye sessizce manzaraya baktı.

“Bir dakika... bu plan gerçekten işe mi yaradı?”

Şans yavaşça başını salladı.

“Galiba evet.”

Gölge hafifçe gülümsedi.

“Tamam, bunu beklemiyordum.”

Geri-İtici sıkıştığı yerden kurtulurken bir anda acıyla başını tuttu.

“Hayır... Bu da ne...?”

Şans endişeyle ona bakarak:

“Ne oluyor sana?”

Geri-İtici cevap veremeden avucundan siyah bir duman yükselmeye başladı. Duman yavaşça dağıldığında yere yırtılmış bir kitap sayfası düştü. Sayfanın üzerindeki koyu semboller kısa bir an parladı. Gölge yere düşen sayfaya bakarak:

“Bu da ne?”

Geri-İtici dizlerinin üzerine çökerek:

“Bilmiyorum... Bu sayfayı gördüm... Sonra her şey değişti...”

Şans dikkatlice sayfayı yerden alarak:

“Bütün bunların sebebi bu olabilir.”

Geri-İtici korkuyla başını kaldırarak:

“Lütfen... Onu yok edin...”

Şans ve Gölge kısa bir an birbirlerine baktılar. Gölge tedirgin bir ifadeyle:

“Bu şey bana hiç güven vermedi.”

Şans derin bir nefes alarak:

“Öyleyse burada tutmayalım.”

Şans sayfayı iki eliyle tuttu ve ortadan yırttı. Sayfanın üzerindeki semboller çatlamaya başladı. Çatlakların arasından siyah bir ışık yükseldi. Birkaç saniye sonra sayfa kül olup havaya karıştı. Aynı anda parkı kaplayan karanlık duman da yavaş yavaş yok oldu. Ortalığı kısa bir sessizlik kapladı. Geri-İtici birkaç kez etrafına baktı, ardından yüzündeki öfke yerini şaşkınlığa bıraktı. Yusuf etrafına bakarak:

“Ben... Ben burada ne yapıyorum?”

Şans ona bir adım yaklaşarak:

“Bizi hatırlıyor musun?”

Yusuf başını iki yana sallayarak:

“Hayır... Sadece kitabımı hatırlıyorum...”

Gölge kaşlarını çatarak:

“Kitabını mı?”

Yusuf yavaşça başını sallayarak:

“Evet... Kendi kitabım. Parkta okuyordum. Sonra içinden bir sayfa düştü... Sonrasını hatırlamıyorum.”

Şans ve Gölge aynı anda birbirlerine baktılar. Şans merakla:

“O kitap şimdi nerede?”

Yusuf etrafına bakındı, ardından hemen yanındaki bankı göstererek:

“Şurada olmalıydı...”

Üçü de aynı anda banka döndü. Kitap hâlâ oradaydı. Yusuf şaşkın bir ifadeyle:

“Bu... benim kitabım.”

Şans kitabı ona uzatarak:

“Sanırım artık güvendesin.”

Yusuf parkın etrafına bakınca devrilmiş bankı ve kırılmış bisikleti fark etti.

“Bunların hepsi benim yüzümden mi oldu?”

Şans kısa bir an durarak:

“Bir bakıma.”

Yusuf başını öne eğerek:

“Özür dilerim.”

Şans elini kaldırarak:

“Şansımla her şey eski haline dönsün!”

Altın renkli bir ışık parkın içinde yayıldı. Devrilen bank yerine döndü, kırılmış bisiklet yeniden birleşti ve park birkaç saniye içinde eski hâline geldi. Yusuf hayretle etrafına bakarak:

“Ben... bunu gerçekten gördüm mü?”

Gölge omuz silkerek:

“Bunu açıklamak biraz zor.”

Şans hafifçe gülümseyerek:

“Bu geceyi uzun süre unutamayacağını düşünüyorum.”

Tam o sırada parkın lambaları bir anda titremeye başladı. Hafif bir rüzgâr esti. Şans ve Gölge aynı anda etraflarına bakındılar. Gölge kaşlarını çatarak:

“Bunun normal olmadığını söyleyeceğim.”

Karanlığın içinden yavaşça bir alkış sesi duyuldu.

Tak... Tak... Tak...

Üçü de sesin geldiği yere döndü. Parkın girişindeki gölgelerin arasından uzun siyah bir palto giyen bir adam yavaş adımlarla ortaya çıktı. Elindeki eski kol saati ay ışığında parlıyordu. Adam hafifçe gülümseyerek:

“Etkileyici... Gerçekten beklediğimden daha hızlı öğrendiniz.”

Şans bir adım öne çıkarak:

“Sen de kimsin?”

Adam cevap vermeden önce yerdeki küllerin olduğu noktaya baktı. Ardından gözlerini tekrar onlara çevirdi.

“Bir sayfayı yok etmeyi başardınız. Bu kolay bir şey değildir.”

Gölge kaşlarını çatarak:

“Bizi tanıyor musun?”

Adam sakin bir sesle:

“Sizi uzun zamandır bekliyorum.”

Şans ve Gölge aynı anda birbirlerine baktılar. Gölge bir adım öne çıkarak:

“Bekliyor muydun?”

Adam başını hafifçe sallayarak:

“Elbette. Şans ve Gölge sonunda ortaya çıkacaktı.”

Şans şaşkın bir ifadeyle:

“İsimlerimizi nereden biliyorsun?”

Adamın yüzündeki gülümseme biraz daha büyüdü.

“Çünkü bu hikâye sandığınızdan çok daha önce başladı.”

Gölge yumruklarını sıkarak:

“Sen kimsin?”

Adam birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra elindeki saate baktı ve başını kaldırarak:

“Bana Kronos diyebilirsiniz.”

Park bir anda sessizliğe gömüldü. Yusuf şaşkın bir ifadeyle:

“Kronos mu?”

Adamın yüzündeki gülümseme değişmedi.

“İsimler bazen düşündüğünüzden daha önemlidir.”

Şans temkinli bir adım atarak:

“Bizi neden bekliyordun?”

Kronos ellerini arkasında birleştirerek:

“Çünkü er ya da geç ortaya çıkacağınızı biliyordum.”

Gölge kaşlarını çatarak:

“Nereden?”

Kronos başını hafifçe yana eğerek:

“Bazı soruların cevabı için henüz erken.”

Şans kararlı bir sesle:

“Peki ya bu sayfa? Bütün bunların sebebi neydi?”

Kronos yerdeki küllerin olduğu noktaya bakarak:

“Bir hata... Ya da belki bir başlangıç.”

Gölge sinirli bir ifadeyle:

“Ne demek istiyorsun?”

Kronos gözlerini tekrar onlara çevirerek:

“Bu dünyada sandığınızdan çok daha fazla şey var. Ve bu gece... ikiniz ilk adımınızı attınız.”

Şans bir an duraksayarak:

“Bize bunları neden anlatıyorsun?”

Kronos hafifçe gülümseyerek:

“Çünkü oyuna yeni oyuncular katıldığında onları görmek isterim.”

Gölge bir adım öne çıkarak:

“Oyun mu?”

Kronos yavaşça başını sallayarak:

“Evet... ve bu oyunda yapacağınız her seçim bir şeyi değiştirecek.”

Parkın lambaları yeniden titremeye başladı. Hafif bir rüzgâr esti. Kronos geri doğru bir adım atarak:

“Tekrar görüşeceğiz, Şans ve Gölge.”

Şans elini uzatarak:

“Bekle!”

Bir anda parkın ışıkları söndü. Birkaç saniye sonra tekrar yandıklarında Kronos ortadan kaybolmuştu.

Gölge etrafına bakınarak:

“Tamam... bu gerçekten normal değildi.”

Şans hâlâ Kronos'un az önce durduğu yere bakıyordu.

“Bence... bu sadece başlangıç.”

Yusuf ikisine şaşkın gözlerle bakarak:

“Bir şey sorabilir miyim?”

Şans başını ona çevirerek:

“Elbette.”

Yusuf elindeki kitabı biraz daha sıkıca tutarak:

“Siz... kimsiniz?”

Şans ve Gölge aynı anda birbirlerine baktılar. Gölge omuz silkerek:

“Bu sorunun cevabı biraz karışık.”

Yusuf hafifçe gülümseyerek:

“Sanırım bu gece yaşadıklarımdan sonra her şeye inanabilirim.”

Şans da küçük bir gülümsemeyle:

“Buna sevindim.”

Yusuf kitabını kolunun altına sıkıştırarak:

“Sanırım artık eve gitmeliyim.”

Gölge başını sallayarak:

“Bence de.”

Yusuf birkaç adım attıktan sonra durdu ve arkasını dönerek:

“Bu arada... teşekkür ederim.”

Şans elini sallayarak:

“Bir şey değil.”

Yusuf parkın çıkışına doğru yürümeye başladı. Birkaç saniye sonra gözden kayboldu. Park yeniden sessizliğe gömülürken Gölge derin bir nefes vererek:

“Bir gecede çok fazla şey oldu.”

Şans gökyüzüne bakarak:

“Birkaç saat önce sıradan insanlardık.”

Gölge hafifçe gülümseyerek:

“Şimdi ise gizemli adamlarla konuşuyor ve insanları kurtarıyoruz.”

Şans istemsizce gülerek:

“Kulağa biraz garip geliyor.”

Gölge ellerini cebine koyarak:

“Biraz mı?”

İkisi de kısa bir an güldü. Ardından Şans'ın yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.

“Peki şimdi ne yapacağız?”

Gölge düşünceli bir ifadeyle:

“Sanırım... yarın uyandığımda bütün bunların rüya olmadığını anlamaya çalışacağım.”

Şans etrafına bakarak:

“Sanırım artık eve gitmeliyiz.”

Gölge başını sallayarak:

“Kesinlikle.”

İkisi de kısa bir süre birbirlerine baktılar. Sonra hiçbir şey söylemeden farklı yönlere doğru yürümeye başladılar. Şans parkın çıkışına doğru ilerlerken arkasına bir kez daha baktı. Gölge çoktan diğer sokağa dönmüştü. Bir süre sonra Şans boş bir ara sokağa girerek bileziğine dokundu.

“Miya, parlaklık gitsin!”

Altın renkli ışıklar etrafını sardı ve birkaç saniye sonra yeniden Yağmur'a dönüştü. Birkaç sokak ötede Gölge bir binanın arkasında durdu. Bileziğine dokunarak:

“Neko, gölgeler ayrılsın!”

Siyah dumanlar etrafında dönmeye başladı ve birkaç saniye sonra tekrar Doruk oldu.

Yağmur derin bir nefes aldı. Birkaç dakika önce birini kurtarmış, gizemli bir adamla karşılaşmış ve şimdi sanki hiçbir şey olmamış gibi okuluna dönüyordu. Elini bileziğinin üzerine koyup hafifçe gülümsedi.

“Gerçekten oldu...”

Birkaç sokak ötede Doruk da ellerini cebine koymuş yürüyordu.

“Bir günde bu kadar şey yaşanabilir mi?”

İkisi de farklı yollardan yeniden okulun bahçesine ulaştılar. Kutlama hâlâ devam ediyordu. Müzik sesi, öğrencilerin kahkahaları ve öğretmenlerin konuşmaları sanki parkta yaşananlardan tamamen habersizdi. Yağmur kalabalığın arasına karışırken Zeynep ona doğru koşarak:

“Neredeydin sen?! Seni her yerde aradım!”

Yağmur bir an duraksayarak:

“Ben... biraz temiz hava almaya çıkmıştım.”

Zeynep ellerini beline koyarak:

“Temiz hava almak için yarım saat kaybolmak mı gerekiyor?”

Yağmur gergin bir gülümsemeyle:

“Galiba gerekiyormuş.”

Tam o sırada Doruk da bahçeye girdi. Mert onu görünce hemen yanına koşarak:

“Oğlum, sen de mi kayboldun?”

Doruk şaşkın bir ifadeyle:

“Ben de mi?”

Mert başını sallayarak:

“Yağmur da ortadan kaybolmuştu.”

Doruk istemsizce yeniden Yağmur'a baktı. Yağmur da tam o sırada ona bakıyordu. İkisi bir anlığına tekrar göz göze geldiler. Yağmur bakışlarını kaçırırken Zeynep bir anda aklına bir şey gelmiş gibi:

“Dur bir dakika! Siz ikiniz de yoktunuz.”

Yağmur şaşkınlıkla:

“Ee?”

Zeynep elindeki ödev kâğıdını göstererek:

“Öğretmen yarın için ödev verdi. Benim şimdi gitmem gerekiyor. Bunu Doruk'a verir misin?”

Yağmur bir anda duraksadı.

“B-ben mi?”

Zeynep gülümseyerek:

“Evet, sen.”

Yağmur birkaç saniye Doruk'a baktı.

“Şey... t-tamam.”

Zeynep gülümseyerek kâğıdı onun eline verdi.

“Harikasın.”

Yağmur derin bir nefes alıp yavaş adımlarla Doruk'a doğru yürümeye başladı.

“Tamam Yağmur... Sadece ödevi verip döneceksin.”

Birkaç saniye sonra Doruk'un önünde durdu. Doruk merakla ona bakarak:

“Bir şey mi oldu?”

Yağmur elindeki kâğıdı kaldırarak:

“Ben... yani... Bu şey... Sen... Hayır, sen değil, ödev... Yani bu senin ama benim değil... Aslında benim de değil!”

Doruk birkaç saniye ona baktı.

“Sanırım bu bir ödev kâğıdı.”

Yağmur gözlerini kapatarak:

“Evet! İşte onu demeye çalışıyordum.”

Doruk gülümsemesini gizleyemeyerek:

“Anladım.”

Yağmur kâğıdı ona uzatarak:

“Öğretmen verdi... Zeynep de sana vermemi istedi.”

Doruk kâğıdı alarak:

“Teşekkür ederim.”

Yağmur başını sallayarak:

“Bir şey değil.”

Kısa bir sessizlik oldu.

Doruk hafifçe gülümseyerek:

“Bu arada biraz panik oldun sanki.”

Yağmur'un gözleri büyüdü.

“Ben mi? Hayır! Hiç panik olmadım. Gayet... şey... normaldim.”

Doruk bu kez hafifçe gülerek:

“Tamam, sana inanıyorum.”

Yağmur ne diyeceğini bilemeyip bakışlarını kaçırdı. Doruk ise elindeki ödev kâğıdına baktı, sonra gözlerini tekrar Yağmur'a çevirdi.

“İlginç biri...”

Tam o sırada Mert onun yanına gelerek:

“Kim ilginç biri?”

Doruk irkilerek:

“Ne? Hiç kimse.”

Mert sinsi bir gülümsemeyle:

“Hiç kimseye bakarak gülümsemiyordun ama.”

Doruk başını iki yana sallayarak:

“Saçmalıyorsun.”

Mert elindeki ödev kâğıdını alıp inceleyerek:

“Bir dakika... Bunu sana Yağmur mu verdi?”

Doruk kâğıdı geri alarak:

“Evet.”

Mert'in gülümsemesi biraz daha büyüdü.

“Anladım.”

Doruk kaşlarını çatarak:

“Neyi anladın?”

Mert omuz silkerek:

“Şimdilik hiçbir şeyi.”

Doruk şüpheyle ona bakarken birkaç metre ötede Zeynep de Yağmur'a yaklaşarak:

“Ee?”

Yağmur anlamamış gibi:

“Ee ne?”

Zeynep kollarını bağlayarak:

“Ne konuştunuz?”

Yağmur bir an duraksadı.

“Ödevi verdim.”

Zeynep gözlerini kısarak:

“Başka?”

Yağmur birkaç saniye düşündü.

“...Ödevi verdim.”

Zeynep gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.

“Tamam.”

Yağmur şaşkınlıkla:

“Neden öyle bakıyorsun?”

Zeynep gülümseyerek:

“Hiç.”

Bir yanda Mert, diğer yanda Zeynep aynı anda birbirlerine baktılar. İkisinin de aklından aynı şey geçiyordu.

“Burada bir şeyler oluyor.”

Tam o sırada uzaktan bir zil sesi duyuldu. Bahçedeki öğrenciler yavaş yavaş dağılmaya başladı. Bazıları çantalarını alırken bazıları arkadaşlarıyla konuşarak çıkışa yöneldi. Mert çantasını omzuna takarak:

“Sanırım artık gitmemiz gerekiyor.”

Zeynep iç geçirerek:

“Evet... Bugün çok garip bir gündü.”

Yağmur istemsizce bileziğine dokundu.

“Biraz...”

Doruk da kısa bir an bileğine baktı.

“Birazdan fazlaydı bence.”

Mert hafifçe gülerek:

“O kısmı kaçırdım galiba.”

Kimse ona cevap vermedi. Birkaç saniyelik sessizliğin ardından öğrenciler yavaş yavaş okulun çıkışına doğru yürümeye başladılar. Mert iki elini cebine koyarak:

“Ben bu taraftan gidiyorum.”

Zeynep de çantasını düzelterek:

“Ben de.”

Yağmur başını sallayarak:

“Görüşürüz.”

Mert gülümseyerek:

“Yarın görüşürüz.”

Zeynep de el salladıktan sonra uzaklaşmaya başladı. Birkaç saniye sonra geriye sadece Yağmur ve Doruk kaldı. İkisi aynı anda yürümeye başlayınca bir an duraksadılar.

Doruk hafifçe gülümseyerek:

“Sanırım yolumuz aynı.”

Yağmur kısa bir an durup:

“Galiba...”

İkisi yan yana yürümeye başladılar. Kısa bir sessizlik oldu. Yağmur bir an ne söyleyeceğini düşündü.

“Şey... Ödevi gerçekten unutacak mıydın?”

Doruk elindeki kâğıda bakarak:

“Muhtemelen.”

Yağmur istemsizce gülümsedi.

“Ben de birkaç kez unutmuştum.”

Doruk ona dönerek:

“Demek yalnız değilmişim.”

Yağmur bu kez daha rahat bir şekilde gülümsedi. Birkaç dakika sonra yollar ayrılmaya başladı.

“Ben bu taraftan gidiyorum.”

Doruk başını sallayarak:

“Ben de bu taraftan.”

Kısa bir sessizlik oldu.

“Görüşürüz.”

“Görüşürüz.”

İkisi farklı yönlere doğru yürümeye başladılar. Sultan Nine evin salonunda endişeyle bir aşağı bir yukarı yürüyordu. Kapının açılmasıyla birlikte başını çevirdi. Yağmur içeri girer girmez Sultan Nine derin bir nefes alarak:

“Yavrum, nerede kaldın? Meraktan ne yapacağımı şaşırdım.”

Yağmur ayakkabılarını çıkararak:

“Biraz geç kaldım, kusura bakma.”

Sultan Nine ona birkaç saniye baktı.

“İyi misin?”

Yağmur hafifçe gülümseyerek:

“İyiyim.”

Sultan Nine de gülümseyerek:

“Öyleyse sorun yok.”

Yağmur bileziğine kısa bir an baktı. Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını hissediyordu. Aynı dakikalarda Doruk evin kapısını açtı. Salondaki koltukta oturan Kerem başını kaldırarak:

“Geç kaldın.”

Doruk ayakkabılarını çıkarırken:

“Biraz.”

Kısa bir sessizlik oldu.

“Okul nasıldı?”

“İyiydi.”

Kerem başını salladı.

“Anladım.”

Doruk çantasını alarak:

“Ben odama geçiyorum.”

“Tamam.”

Doruk merdivenlere yöneldi. Kerem birkaç saniye arkasından baktı, sonra tekrar elindeki senaryoya döndü. Doruk odasının kapısını kapattı ve yatağına oturdu. Birkaç saniye boyunca sessizce bilekliğine baktı.

“Bugün gerçekten yaşandı, değil mi?”

Bilekliğin içinden tanıdık bir ses duyuldu.

“Sanırım ikimiz de aynı soruyu soruyoruz.”

“Sanırım öyle.”

Doruk istemsizce gülümsedi.

“İyi başlangıç.”

Neko'nun sesinde hafif bir gülümseme vardı.

“Bence de.”

Doruk hafifçe irkilerek:

“Buna alışmam biraz zaman alacak.”

Neko'nun sesi de ilk kez yumuşamış gibiydi.

“Ben de.”

Kısa bir sessizlik oldu. Doruk kolyesine bakarak:

“Sanırım ikimizin de öğreneceği çok şey var.”

“Evet.”

Doruk yastığına uzandı.

“İyi geceler, Neko.”

“İyi geceler, Doruk.”

Aynı dakikalarda Yağmur odasında yatağının üzerine oturmuş, bileziğine bakıyordu.

“Miya... Bir şey soracağım.”

“Dinliyorum.”

Yağmur merakla:

“Kronos kim?”

Miya birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra:

“Bunu öğrenmen için çok erken.”

Yağmur iç çekerek:

“Bugün biri bize saldırdı, gizemli bir adam ortaya çıktı ve sen hâlâ erken olduğunu söylüyorsun.”

Miya sakin bir sesle:

“Bazı cevaplar zamanı gelmeden verilmez.”

Yağmur birkaç saniye düşündükten sonra:

“Peki... O adam tekrar karşımıza çıkacak mı?”

“Evet.”

Yağmur irkilerek:

“Bunu biliyorsun yani.”

Miya'nın sesi ciddileşerek:

“Ve hazırlıklı olman gerekiyor.”

Yağmur yavaşça yastığına uzandı.

“Anlaşılan yarın uyandığımda her şey normale dönmeyecek.”

“Hayır. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.”

Yağmur tavana bakarak:

“Harika... Bir günde hayatım tamamen değişti.”

Miya'nın sesinde hafif bir sıcaklık vardı:

“Bazen en büyük değişimler bir günde başlar.”

Yağmur istemsizce gülümsedi.

“Sanırım buna alışacağım.”

Bir süre sonra gözlerini kapatarak:

“İyi geceler, Miya.”

“İyi geceler, Yağmur.”

Aynı anda şehrin başka bir köşesinde karanlık bir odada oturan Kronos, televizyondaki habere sessizce baktı. Ekranda Şans ve Gölge'nin bulanık görüntüleri belirirken yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.

“Şans ve Gölge...”

Televizyonun ışığı yüzüne vururken gözlerini ekrandan ayırmadı.

“Oyun başlasın.”

devam edecek...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

19okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18