14. bölüm · Uyanış: Şans Ve Gölge
14. Bölüm: Elementor
Okulun bahçesinde öğrenciler gruplar hâlinde toplanmıştı. Öğretmenler hazırlıkları kontrol ederken otobüsler okulun önünde bekliyordu. Bugün bütün okul ormana gidecekti. Öğrenciler sırt çantalarını taşırken bazıları kendi aralarında konuşuyor, bazıları ise gezi boyunca ne yapacaklarını tartışıyordu. Yağmur, Zeynep, Doruk ve Mert de grubun yanında bekliyordu. Zeynep çantasını düzeltti:
"Sonunda okuldan çıkıyoruz."
Mert:
"Umarım bütün gün yürümeyiz."
Doruk:
"Ormana gidiyoruz. Yürüyeceğiz."
Mert:
"Bunu neden şimdi söyledin?"
Yağmur gülümsedi:
"Çünkü gerçekleri bilmen gerekiyordu."
Öğretmen öğrencileri gruplara ayırdıktan sonra herkes otobüslere bindi. Kısa bir yolculuğun ardından otobüsler ormanın girişinde durdu. Öğrenciler araçlardan indiğinde öğretmenler onları topladı. Ormanın girişinde izcilik kampı için hazırlanmış alanlar bulunuyordu. Masalarda çeşitli izcilik malzemeleri, çadırlar ve görev kartları vardı. Öğretmen öğrencilere dönüp:
"Bugün bazı izcilik etkinlikleri yapacağız. Başarılı olanlar rozet kazanacak."
Öğrenciler merakla masalara yaklaşırken Ahmet heyecanla rozetlerine baktı. Göğsünde birkaç izcilik rozeti vardı. Ahmet rozetlerden birine dokundu:
"Bir tane kaldı."
Caner hemen yanına gelip rozetlere baktı. Alaycı bir şekilde gülümsedi:
"Vay be, hâlâ bir tane eksik."
Ahmet:
"Evet."
Caner:
"Hangisi? Belki onu da alamazsın."
Ahmet:
"Parkur."
Caner güldü:
"Sen mi parkur kazanacaksın?"
Ahmet:
"Deneyeceğim."
Caner:
"Tabii dene. Belki bu sefer düşmeden bitirirsin."
Ahmet Caner'e baktı fakat cevap vermedi. Öğretmen parkur yarışının kurallarını açıklamaya başladı. Parkur ormanın içinde hazırlanmıştı. Öğrencilerin ağaçların arasından geçmesi, kütüklerin üzerinden atlaması, iplerden geçmesi ve çeşitli doğal engelleri aşarak bitiş çizgisine ulaşması gerekiyordu. Öğretmen:
"Bu yarışta hız kadar dikkat de önemli. Doğal engellere zarar vermek yok."
Ahmet başını salladı:
"Anladım."
Caner Ahmet'e bakıp alaycı bir şekilde gülümsedi:
"Sen dikkatli ol. Rozetin kırılmasın."
Ahmet:
"Ben hallederim."
Caner:
"Tabii."
Yarış başlamadan önce öğrenciler başlangıç çizgisinde sıralandı. Ahmet rozetini kazanmak için hazırdı. Caner ise birkaç metre geride durup parkuru inceledi. Gözleri Ahmet'in üzerinde dolaştı. Sonra etrafına bakıp kimsenin kendisini görmediğinden emin oldu. Caner yerdeki bir dalı ayağıyla kenara itti. Ardından parkurun bir bölümündeki ipi gevşetti. Ahmet bunu fark etmedi. Öğretmen düdüğü çaldı. Öğrenciler aynı anda koşmaya başladı. Ahmet ilk engeli geçti, ardından ağaçların arasından ilerledi. Önündeki kütüğün üzerinden atladı. Arkasından gelen Caner de hızlandı. Ahmet bir sonraki engele ulaştığında gevşetilmiş ip aniden yerinden çıktı. Ahmet dengesini kaybedip yere düştü. Diğer öğrenciler koşmaya devam ederken Ahmet ayağa kalkmaya çalıştı:
"Ne oldu?"
Caner uzaktan ona bakıp güldü. Ahmet yeniden koşmaya çalıştı fakat parkurun devamındaki engeller de beklediğinden daha zor hâle gelmişti. Bir süre sonra yarışın sonuna ulaştığında diğer öğrenciler çoktan bitiş çizgisini geçmişti. Öğretmen sonuçlara baktı:
"Ahmet, bugün rozet için yeterli puanı alamadın."
Ahmet'in yüzündeki heyecan bir anda kayboldu:
"Ne?"
Öğretmen:
"Üzgünüm. Parkuru tamamladın ama düşüşün nedeniyle puanın yeterli olmadı."
Ahmet:
"Ama ben..."
Caner yanına gelip alaycı bir şekilde güldü:
"Ne oldu Ahmet? Hani bu sefer halledecektin?"
Ahmet ona baktı fakat cevap vermedi. Caner uzaklaşırken gülmeye devam etti. Ahmet'in başarısız olmasını sağlamak ona yetmemişti. İçindeki öfke giderek büyüyordu. Ormanın içinde yalnız kaldığında yumruklarını sıktı. Tam o sırada gökyüzünde rüzgâr yükseldi. Ağaçların dalları hareket etmeye başladı. Caner başını kaldırdı. Uzakta, ormanın derinliklerinde karanlık bir siluet belirdi.
Aynı anda şehirden uzakta, karanlık bir odada Kronos gözlerini açtı. Caner'in öfkesini hissetmişti. Yanındaki Zaman Tüyü'nü eline aldı:
"Bu öfke bana yeter."
Tüyü havaya bıraktı. Siyah tüy ormana doğru ilerlemeye başladı. Tüy ağaçların arasından süzülerek Ahmet'in bulunduğu yere yaklaştı. Ahmet yarıştan sonra ormanın kenarında tek başına duruyordu. Göğsündeki rozetlere baktı. Eksik olan son rozet yüzünden yaşadığı hayal kırıklığı ve Caner'in onunla alay etmesi hâlâ aklındaydı. Siyah tüy Ahmet'in etrafında bir kez döndü ve ardından göğsüne doğru ilerledi. Tam o sırada Kronos'un sesi zihninde yankılandı:
"Elementor, ben Kronos. Seni dört ana elemente hükmedebilen bir güce dönüştürdüm; ateş, su, hava ve toprak artık senin emrinde. Karşılığında senden istediğim tek şey, Şans ve Gölge'nin gücünü bana getirmen."
Ahmet Elementor'a dönüştü ve ellerine baktı. Parmaklarını hareket ettirdiğinde çevresindeki hava değişti. Yerdeki yapraklar havaya yükselerek etrafında dönmeye başladı. Elementor elini toprağa doğru uzattı. Toprak bir anda hareket ederek önünde yükseldi. Oluşan duvara baktı. Ardından elini kaldırdı. Yakındaki su birikintisinden su yükselerek havada dönmeye başladı. Elini yana çevirdiğinde su tekrar yere döküldü. Sonra avucunu açtı. Küçük bir alev oluştu. Alevi birkaç saniye izledikten sonra elini ileri doğru savurdu ve alev kuru dallara doğru ilerledi. Hemen elini kapattığında alev söndü. Dört elemente hükmedebildiğini anlamıştı. Ormanın içinden gelen öğrenci seslerini duyunca başını kamp alanına çevirdi. Şans ve Gölge'yi bulmak için ormana doğru ilerlemeye başladı. Elementor kamp alanına doğru ilerlerken öğrencilerin sesleri giderek yaklaşmaya başladı. Ağaçların arasından çıktığında öğrencilerin korkuyla etrafa baktığını gördü. Öğretmenler herkesi bir arada tutmaya çalışırken Elementor elini kaldırdı. Yerden yükselen toprak kamp alanının önünde büyük bir duvar oluşturdu. Öğrenciler geri çekildi. Öğretmenler ne olduğunu anlamaya çalışırken Elementor diğer elini savurdu ve güçlü bir rüzgâr ortaya çıktı. Çadırlar sallanmaya başladı. Yağmur çevresine baktı ve Elementor'u gördü. Zeynep onun yanına geldi:
"Bu da kim?"
Yağmur:
"Bilmiyorum."
Doruk:
"Bir şey yapmamız lazım."
Yağmur Doruk'a baktı fakat cevap vermedi. Elementor elini yere doğru çevirdiğinde toprağın altından büyük kayalar yükseldi. Öğrenciler kaçışmaya başladı. Öğretmenler onları güvenli bir yere götürmeye çalışırken Yağmur kalabalığın arasından uzaklaşmak için uygun bir an kolladı. Elementor bir anda elini kaldırdı ve kamp alanının üzerine su yükselmeye başladı. Su havada dönerek öğrencilerin üzerine doğru ilerledi. Yağmur geri çekildi. Doruk da başka bir yöne kaçtı. Kalabalık birbirinden ayrılınca Yağmur ormanın içine doğru koştu. Bir ağacın arkasına geçtiğinde kimsenin kendisini görmediğinden emin oldu. Bileğindeki tılsıma baktı ve derin bir nefes aldı:
"Miya, parla!"
Yağmur Şans'a dönüştü. Aynı sırada Doruk da kamp alanının diğer tarafında öğrencilerin arasından uzaklaşıp ormanın başka bir bölümüne geçti. Kimsenin onu görmediğinden emin olduktan sonra tılsımına baktı:
"Neko, yüksel!"
Doruk Gölge'ye dönüştü. Şans ve Gölge kısa süre sonra Elementor'un karşısında yeniden bir araya geldi. Elementor onları görünce gülümsedi:
"Sonunda geldiniz."
Şans:
"Sen kimsin?"
Elementor:
"Ben Elementor."
Gölge sopasını eline aldı:
"Ne istiyorsun?"
Elementor:
"Sizin gücünüzü."
Şans ve Gölge birbirlerine baktı. Elementor elini kaldırdı. Yerden büyük bir kaya yükselerek üzerlerine doğru fırladı. Gölge sopasını savurarak kayayı parçaladı. Şans ise hızla yana çekildi. Elementor diğer elini savurduğunda güçlü bir rüzgâr ikisini geriye doğru savurdu. Gölge yere düşmeden sopasını toprağa saplayarak kendini durdurdu. Şans ise ağacın gövdesine tutunarak dengesini korudu. Elementor bu kez ellerini yere doğru çevirdi. Toprak onların ayaklarının altından yükselmeye başladı. Şans ve Gölge farklı yönlere atılarak saldırıdan kurtuldu. Elementor durmadan saldırmaya devam etti. Bir yandan toprağı hareket ettiriyor, bir yandan rüzgârı kullanıyor, ardından su ve ateşle saldırıyordu. Şans ve Gölge her saldırıda farklı bir yöne kaçmak zorunda kalıyordu. Gölge:
"Bu adamın dört farklı gücü mü var?"
Şans:
"Öyle görünüyor."
Gölge:
"Harika."
Şans:
"Hiç komik değil."
Gölge:
"Ben de zaten gülmüyorum."
Elementor yeniden elini kaldırdı. Bu kez yerden yükselen kayalar Şans ve Gölge'nin etrafını sardı. Şans bir kayaya sıçrayıp üzerinden atladı. Gölge de sopasını kullanarak önündeki kayayı parçaladı. İkisi tekrar Elementor'a doğru ilerledi. Elementor avucunu açtığında aralarındaki toprak aniden yükseldi ve ikisini ayırdı. Şans bir tarafa, Gölge diğer tarafa savruldu. Elementor Şans'a doğru ilerledi. Gölge bunu fark edince hızla ayağa kalktı ve Elementor'un dikkatini üzerine çekmek için sopasını yere vurdu:
"Hey!"
Elementor başını Gölge'ye çevirdi. Gölge:
"Buradayım."
Elementor elini kaldırdı ve Gölge'ye doğru güçlü bir rüzgâr gönderdi. Gölge son anda yana çekildi. Şans ise Elementor'un arkasına doğru ilerledi. Tam ona yaklaşacakken Elementor'un arkasındaki toprak yükseldi ve Şans'ın önünü kapattı. Şans geri çekildi. Elementor ikisine birden baktı:
"Kaçamazsınız."
Şans ve Gölge yeniden yan yana geldi. İkisi de Elementor'un gücünün sandıklarından çok daha büyük olduğunu anlamıştı. Şans ve Gölge yeniden saldırıya geçti. Şans Elementor'un dikkatini üzerine çekerken Gölge diğer taraftan ilerledi. Elementor elini kaldırıp Şans'a doğru ateş gönderdi. Şans son anda yana çekildi. Alev arkasındaki ağaca çarparken Gölge Elementor'a yaklaşıp sopasını savurdu. Elementor elini kaldırdı ve yerden yükselen toprak Gölge'nin sopasının önüne geçti. Gölge saldırısını geri çekmek zorunda kaldı. Şans bu sırada Elementor'un arkasına geçip ona saldırdı. Elementor hızla dönerek havayı hareket ettirdi. Güçlü rüzgâr Şans'ı birkaç metre geriye savurdu. Şans yere düşmeden toparlandı.
Gölge:
"Bir planın var mı?"
Şans:
"Şu an için yok."
Gölge:
"Harika."
Şans:
"Senin var mı?"
Gölge:
"Hayır."
Elementor yeniden ellerini kaldırdı. Bu kez dört element aynı anda harekete geçti. Yerden kayalar yükselirken çevredeki su havaya kalktı, güçlü bir rüzgâr oluştu ve alevler toprağın arasından yükseldi. Şans ve Gölge saldırıların arasında kalmıştı. Gölge sopasıyla önündeki kayaları parçalamaya çalışırken Şans suyun yönünü takip etti. Suyun hareket ettiği yerde Elementor'un dikkatinin kısa süreliğine dağıldığını fark etti. Şans Gölge'ye baktı:
"Suya dikkat et."
Gölge:
"Neden?"
Şans:
"Elementleri aynı anda kullanıyor ama hepsini aynı şekilde kontrol edemiyor."
Gölge başını salladı:
"Anladım."
Şans:
"Onu elementlerden biriyle sınırlandırmamız gerekiyor."
Gölge:
"Hangisi?"
Şans Elementor'a baktı:
"Bilmiyorum. Deneyeceğiz."
Gölge Elementor'a doğru koştu. Elementor toprağı yükselterek önüne bir duvar çıkardı. Gölge duvara saldırmak yerine yönünü değiştirdi. Şans da diğer taraftan ilerledi. Elementor iki kahramanı aynı anda takip etmeye çalışırken Şans ve Gölge farklı yönlere ayrıldı. Elementor önce Şans'a doğru su gönderdi. Şans suyun altından geçerek saldırıdan kurtuldu. Elementor hemen Gölge'ye döndü. Gölge sopasını kaldırdı fakat Elementor'un gönderdiği rüzgâr onu geriye savurdu.
Şans:
"Şimdi!"
Gölge yere düştüğü anda ayağa kalkıp Elementor'a doğru koştu. Şans da diğer taraftan ilerledi. İkisi aynı anda saldırınca Elementor geri çekildi. İlk kez savunmaya geçmek zorunda kalmıştı. Gölge sopasını savururken Şans onun açtığı boşluktan ilerledi. Elementor son anda toprağı yükselterek saldırıyı engelledi. Şans geri çekildi.
Elementor:
"Beni yenebileceğinizi mi sanıyorsunuz?"
Şans:
"Denemeden bilemeyiz."
Elementor öfkeyle elini yere vurdu. Ormanın zemini sarsıldı. Ağaçların arasından büyük kaya parçaları yükselmeye başladı. Şans ve Gölge hızla geri çekildi. Elementor'un gücü giderek daha tehlikeli hâle geliyordu. Elementor'un yükselttiği kayalar birbiri ardına yere düşmeye başladı. Şans ve Gölge farklı yönlere kaçarken ağaçların arasındaki zemin parçalanıyordu. Gölge bir kayanın üzerinden atlayıp Elementor'a doğru ilerledi. Elementor elini kaldırdığı anda önündeki toprak yükseldi. Gölge sopasını savurarak toprağı parçaladı fakat arkasından gelen rüzgâr onu tekrar geriye savurdu. Şans bu sırada Elementor'un yanına yaklaşmaya çalıştı. Elementor onu fark edip elini çevirdiğinde yerdeki su bir anda yükselerek Şans'ın etrafını sardı. Şans suyun içinde hareket etmekte zorlanırken Gölge hızla ayağa kalktı ve Elementor'a doğru koştu. Gölge sopasını savurduğu anda Elementor havayı kullanarak kendisini geriye çekti. Saldırı boşa çıktı. Elementor bu kez iki elini birden kaldırdı. Bir tarafta ateş, diğer tarafta su oluştu. İki saldırıyı aynı anda Şans ve Gölge'ye doğru gönderdi. Gölge sopasını yere vurup kendisini yana attı. Şans ise suyun içinden kurtulup ağacın arkasına geçti. Ateş ağacın yanından geçerken yere çarptı. Gölge Şans'a baktı:
"Bu böyle devam ederse bizi köşeye sıkıştıracak."
Şans:
"Bir açığını bulmalıyız."
Gölge:
"Dört elementi aynı anda kontrol ediyor."
Şans:
"Ama her birini ayrı ayrı kullanıyor."
Gölge:
"Yani?"
Şans:
"Birini kullandığında diğerine geçmesi gerekiyor."
Gölge:
"Deneyelim."
Şans ve Gölge yeniden harekete geçti. Gölge Elementor'un karşısına çıkıp dikkatini üzerine çekti. Elementor hemen toprağı kullanarak saldırdı. Gölge saldırılardan kaçarken Şans diğer taraftan ilerledi. Elementor bu kez havayı kullanarak Şans'ı uzaklaştırdı. Gölge fırsattan yararlanıp Elementor'a saldırdı. Elementor saldırıyı engellemek için suyu kullandı. Şans hemen onun arkasına geçti. Elementor arkasını döndüğü anda Gölge sopasını savurdu. Elementor son anda kendisini havaya kaldırarak saldırıdan kurtuldu. Şans ve Gölge birbirlerine baktı. Planları işe yarıyordu fakat Elementor hâlâ çok güçlüydü. Elementor havada yükselip ellerini iki yana açtı. Ormanın üzerinde karanlık bulutlar oluşurken rüzgâr giderek güçlendi. Yerden taşlar yükseliyor, su havada dönüyor, ağaçların arasından alevler yükseliyordu. Şans ve Gölge geri çekilmek zorunda kaldı. Elementor:
"Artık kaçacak yeriniz yok!"
Şans ve Gölge birbirlerine baktı. İkisinin de karşısındaki düşmanın gücünü durduracak bir çözümü henüz yoktu. Elementor havada yükselirken aşağıdaki öğrencilerin arasından Caner'i fark etti. Caner birkaç metre ileride durmuş, olanları izliyordu. Elementor'un bakışları onun üzerinde durdu. Bir anda elini Caner'e doğru çevirdi. Yerden büyük bir kaya yükselip Caner'e doğru hızla ilerledi. Caner ne olduğunu anlayamadan Şans ve Gölge önüne atıldı. Gölge sopasını savurarak kayayı parçaladı. Şans da Caner'i kolundan çekip geriye götürdü. Caner şaşkınlıkla ikisine baktı:
"Beni neden kurtardınız?"
Şans:
"Çünkü seni öldürmesine izin vermeyeceğiz."
Caner Elementor'a baktı. Sonra Şans ve Gölge'ye dönüp alaycı bir şekilde gülümsedi:
"Vay be... Demek kahramanlık yapıyorsunuz."
Gölge:
"Şimdi bunun sırası mı?"
Caner:
"Ben olsam sizi kurtarmazdım."
Şans:
"Biz senin gibi değiliz."
Caner:
"Ne kadar duygusal."
Elementor yeniden elini kaldırdı. Caner'e doğru güçlü bir rüzgâr gönderdi. Şans hemen önüne geçip saldırıyı engellemeye çalıştı. Gölge de Caner'i geriye çekti. Elementor öfkeyle onlara baktı:
"Çekilin önümden!"
Gölge sopasını kaldırdı:
"Önce bizi geçmen gerekecek."
Caner:
"Kolay gelsin."
Gölge ona döndü:
"Sen de bir sus."
Caner omuz silkti:
"Tamam, tamam. Siz kahramanlığınıza devam edin."
Elementor yeniden saldırıya hazırlanırken Şans ve Gölge Caner'in önünde durmaya devam etti. Caner üzerindeki tozları silkeleyip kıyafetlerine baktı:
"Üstüm başım kirlendi. Bir de beni burada öldürecek neredeyse. Bana ne yapabilir ki?"
Gölge ona baktı:
"Sen gerçekten hâlâ konuşuyor musun?"
Caner:
"Ne var? Ben sadece olanları söylüyorum."
Elementor yeniden elini kaldırdı. Bu kez doğrudan Caner'e doğru saldırdı. Şans son anda Caner'in önüne geçip onu kolundan tuttu:
"Buradan git."
Caner:
"Nereye?"
Şans onu ormanın daha güvenli bir bölümüne doğru götürdü. Bir ağacın arkasına bıraktı:
"Burada kal."
Caner etrafına baktı:
"Burada mı?"
Şans:
"Evet."
Caner:
"Ya beni burada kurtlar yerse?"
Şans:
"Kurtlar senden korkar."
Caner:
"Komik değil."
Şans:
"Sen de az önce komik olmaya çalışıyordun."
Caner:
"Ben ciddi söylüyorum. Burada tek başıma ne yapacağım?"
Şans:
"Bekle."
Caner:
"İyi de siz gidip dövüşeceksiniz, ben burada ne yapacağım?"
Şans cevap vermeden Elementor'un olduğu yöne doğru koştu. Caner arkasından bakıp söylendi:
"İyi... Beni ormanda bırakıp gittiler. Burada gerçekten kurtlar yer beni."
Caner ağacın arkasında tek başına kalırken birkaç saniye boyunca Şans ve Gölge'nin Elementor'la savaştığı yöne baktı. Uzaklardan patlama sesleri, rüzgârın uğultusu ve ağaçların kırılma sesleri geliyordu. Caner üzerindeki tozları tekrar silkeleyip kıyafetlerine baktı:
"Şuna bak ya... Üstüm başım mahvoldu."
Pantolonundaki çamuru eliyle temizlemeye çalıştı fakat daha da dağıttı. Caner yüzünü buruşturdu:
"Bir de burada tek başıma bekliyorum. Bana bir şey olursa kimse haber bile veremez."
Etrafına baktı. Ormanın sessizliği savaşın seslerinden uzaklaştıkça daha da belirginleşiyordu. Birkaç kuş havalanıp ağaçların arasına kaçtı. Caner irkildi:
"Tamam... Bu hiç iyi olmadı."
Bir çalıdan gelen hışırtıyı duyunca hemen arkasına döndü. Birkaç saniye bekledi fakat hiçbir şey göremedi. Caner derin bir nefes aldı:
"Kesin kurt var."
Bir süre daha bekledi. Sonra başka bir taraftan yine bir dal kırılma sesi geldi. Caner olduğu yerde dondu:
"Tamam, tamam... Belki kurt değildir."
Biraz düşündü:
"Belki daha büyük bir şeydir."
Caner yutkundu. Sonra kendisini sakinleştirmeye çalıştı:
"Saçmalama. Burada bir sürü öğrenci var. Hem Şans'la Gölge de biraz önce buradaydı."
Uzakta Elementor'un saldırısıyla büyük bir patlama meydana geldi. Caner yerinden sıçradı:
"Ben niye buraya geldim?"
Caner savaşın olduğu yöne baktı. Şans ve Gölge'nin hâlâ Elementor'la savaştığını görebiliyordu. Onlara yardım edemeyeceğini anlayınca tekrar ağacın arkasına geçti. Birkaç saniye sonra aynı hışırtı yeniden duyuldu. Caner gözlerini kapatıp kendi kendine:
"Burada beni gerçekten kurtlar yiyecek."
Tam o sırada çalılığın arasından küçük bir tavşan çıktı. Caner tavşanı görünce birkaç saniye sessiz kaldı:
"...Ciddi misin?"
Tavşan ona baktıktan sonra hızla ormanın içine kaçtı. Caner rahat bir nefes aldı:
"Hayatımda gördüğüm en korkunç tavşandı."
Caner tekrar savaşın olduğu yöne baktı. Şans ve Gölge'nin Elementor'a karşı mücadele ettiğini görünce başını salladı:
"İşleri bayağı zor."
Bir an durduktan sonra kendi kendine konuşmaya devam etti:
"Gerçi beni kurtardılar. En azından onları bekleyebilirim."
Caner ağacın dibine oturdu. Birkaç saniye sonra yerdeki yaprakları ayağıyla kenara itti:
"Ama şu kıyafetlerin hâline bak..."
Uzakta Elementor'un sesi duyuldu. Ardından güçlü bir rüzgâr ormanın içinde ilerledi. Caner başını kaldırdı:
"Umarım buraya gelmez."
Caner ağacın dibinde oturup bir süre daha savaşın olduğu yöne baktı. Uzaklardan gelen patlama sesleri gittikçe artıyordu. Bir anda büyük bir gürültü duyuldu ve ağaçların arasından kuşlar havalanarak gökyüzüne dağıldı. Caner başını kaldırdı:
"Tamam... Bu kesin normal değil."
Caner ayağa kalkıp etrafına baktı. Birkaç adım attıktan sonra durdu. Şans'ın onu bıraktığı yerden fazla uzaklaşmak istemiyordu. Tekrar ağacın yanına döndü ve yere oturdu:
"Burada bekleyeceğim. Hem zaten ne yapabilirim ki?"
Bir süre sessizce oturdu. Sonra cebinden telefonunu çıkardı. Ekrana baktığında telefonun çekmediğini fark etti:
"Harika."
Telefonu havaya kaldırdı:
"Bir çizgi bile mi yok?"
Telefonu farklı yönlere çevirerek birkaç adım attı. Ekrana tekrar baktı. Hâlâ sinyal yoktu:
"Ormanın ortasında mahsur kaldım, telefon da çekmiyor. Bundan daha iyisi olamaz."
Tam telefonunu cebine koyacakken arkasındaki çalılar hareket etti. Caner yavaşça arkasına döndü. Çalılar bir süre daha sallandı. Caner gözlerini kıstı:
"Bak... Eğer yine tavşansan hiç komik olmayacak."
Çalıların arasından bu kez bir sincap çıktı. Sincap birkaç saniye Caner'e baktı. Caner de ona baktı:
"Sen de mi?"
Sincap hızla ağaca tırmandı. Caner başını kaldırıp onu izledi:
"Tamam. Ormanın bütün hayvanları bugün benimle dalga geçmeye karar vermiş."
Uzakta yeniden büyük bir patlama duyuldu. Caner irkilip savaşın olduğu yöne döndü. Ağaçların arasından kısa bir süreliğine ateş yükseldi. Ardından güçlü bir rüzgâr ormanın içine yayıldı. Caner'in saçları savruldu:
"Bu hiç iyi görünmüyor."
Caner ayağa kalktı. Şans ve Gölge'nin hâlâ savaştığını düşünerek birkaç adım ileri gitti. Fakat sonra Şans'ın söylediklerini hatırlayıp durdu:
"Burada kal."
Caner yüzünü buruşturdu:
"Tamam, burada kalacağım."
Bir süre daha bekledi. Ardından ormanın içinden gelen ayak seslerini duydu. Caner'in yüzündeki ifade değişti. Bu kez ses daha yakındı. Bir dal kırıldı. Caner hemen ağacın arkasına geçti. Sesler birkaç saniye daha devam etti. Caner nefesini tuttu:
"Umarım bu sefer tavşan değildir."
Ağaçların arasından küçük bir kirpi çıktı. Caner birkaç saniye ona baktı:
"Yok artık."
Kirpi yavaşça ilerleyip Caner'in yanından geçti. Caner arkasından baktı:
"Sen de mi buradasın?"
Kirpi yoluna devam etti. Caner başını iki yana salladı:
"Bu orman beni ciddiye almıyor."
Tam o sırada uzaktan Gölge'nin sesi duyuldu. Caner başını kaldırdı. Savaşın olduğu tarafta hareketlilik vardı. Şans ve Gölge hâlâ Elementor'la mücadele ediyordu. Caner bir an için onların yanına gitmeyi düşündü fakat Elementor'un gücünü hatırlayınca vazgeçti:
"Yok. Ben burada daha güvendeyim."
Caner yeniden yere oturdu. Birkaç saniye sonra elindeki telefonu tekrar çıkardı. Ekrana baktı:
"Hâlâ çekmiyor."
Telefonu cebine koydu:
"Şans gelene kadar burada bekleyeceğim."
Caner arkasını ağaca yasladı. Birkaç dakika sonra gözleri kapanmaya başladı. Uzaklardan gelen savaş sesleri arasında istemeden dalıp gitti. Şans Elementor'un saldırısından son anda kurtulup Gölge'nin yanına geçti. İkisi kısa bir süre birbirlerine baktı. Elementor yeniden saldırmaya hazırlanırken Şans elini uzattı:
"Uğurlu Tılsım!"
Bir anda önlerinde iki nesne belirdi: bir ağaç dalı ve bir lastik. Şans nesnelere baktı. Gölge de yanlarına gelip:
"Bir dal ve lastik mi?"
Şans:
"Ne işe yarayacaklarını bulmamız lazım."
Elementor yeniden saldırdı. Şans ve Gölge farklı yönlere çekilerek saldırıdan kurtuldu. Şans yerdeki dalı ve lastiği tekrar gördü. Birkaç saniye düşündü. Sonra ikisini bir araya getirdi. Lastiği dala bağladığında ortaya bir sapan çıktı.
Gölge sapanı görünce:
"Tamam. Şimdi anladım."
Şans:
"Taş bulmamız gerekiyor."
Gölge yere baktı. Yakındaki küçük taşları fark etti:
"Burada var."
Şans:
"Caner'i de kullanabiliriz."
Gölge:
"Yem olarak."
Şans:
"Aynen."
İkisi Caner'in bulunduğu yere doğru ilerledi. Caner hâlâ ağacın altında oturuyordu. Şans yanına geldi:
"Caner."
Caner başını kaldırdı:
"Sonunda geldiniz."
Gölge:
"Bize yardım etmen gerekiyor."
Caner:
"Ne yapacağım?"
Şans:
"Elementor'un dikkatini üzerine çekeceksin."
Caner:
"Yani yine yem olacağım."
Gölge:
"Bu sefer bir amacımız var."
Caner:
"Umarım sonunda beni ormanda bırakıp gitmezsiniz."
Şans:
"Merak etme."
Caner Elementor'un bulunduğu yöne doğru ilerledi. Birkaç metre sonra bağırdı:
"Hey, Elementor!"
Elementor başını Caner'e çevirdi. Caner:
"Buradayım!"
Elementor elini kaldırdı. Caner hemen kaçmaya başladı. Yerden yükselen taşlar onun arkasından ilerlerken Caner ağaçların arasından koşuyordu. Şans sapanı hazırladı. Gölge ise Elementor'un hareketlerini izliyordu.
Gölge:
"Biraz daha."
Caner:
"Biraz daha ne?!"
Elementor Caner'e doğru ilerledi. Caner son anda bir ağacın arkasına geçti. Elementor ağaca doğru saldırdı. Caner yeniden koşmaya başladı:
"Şimdi beni gerçekten öldürecek!"
Şans taşı sapanın lastiğine yerleştirdi. Gölge Elementor'un hareketini takip etti:
"Bekle..."
Elementor Caner'e doğru yaklaşırken Şans sapanı gerdi. Caner bir anda yana çekildi.
Gölge:
"Şimdi!"
Şans taşı bıraktı. Taş hızla Elementor'a doğru ilerledi ve göğsündeki karanlık rozete çarptı. Rozet parçalandığı anda Elementor'un gücü dağıldı. Ahmet yere düşerek normal hâline döndü.
Caner uzaktan olup biteni izledi. Sonra üzerindeki tozlara baktı:
"Ben yine yem oldum."
Gölge:
"Ama işe yaradı."
Caner:
"Hiçbiriniz benim ne yaşadığımı anlamıyorsunuz."
Şans:
"Önemli olan iyi olman."
Caner:
"Üstüm başım çamur içinde."
Gölge:
"Yaşıyorsun."
Caner:
"Şimdilik."
Ahmet yavaşça ayağa kalktı. Birkaç saniye boyunca etrafına baktı. Öğretmen yanına gelip onu kontrol etti:
"İyi misin Ahmet?"
Ahmet başını salladı:
"İyiyim."
Öğretmen:
"Az önceki olaydan sonra parkuru yeniden tamamlamak ister misin?"
Ahmet şaşkınlıkla öğretmene baktı:
"Yeniden mi?"
Öğretmen gülümsedi:
"Eğer istiyorsan."
Ahmet göğsündeki eksik rozete baktı. Sonra parkura doğru yürüdü. Öğretmen diğer öğrencileri de başlangıç çizgisinin yanında topladı. Ahmet yeniden parkura girdi. Bu kez hiçbir hile yoktu. Ağaçların arasından ilerledi, kütüklerin üzerinden atladı, iplerin altından geçti ve son engeli de aştı. Bitiş çizgisine ulaştığında öğretmen yanına geldi:
"Tebrikler Ahmet."
Ahmet:
"Başardım mı?"
Öğretmen elindeki son rozeti ona uzattı:
"Artık gerçek bir izcisin."
Ahmet rozeti alıp göğsüne taktı. Diğer öğrenciler alkışlarken Ahmet gülümsedi. Caner uzaktan onu izliyordu. Yüzündeki alaycı ifade kaybolmuştu. Ahmet ise son rozetine bakıp:
"Sonunda."
Ormanın başka bir bölümünde Yağmur ve Doruk diğer öğrencilerin yanına dönmeden önce kısa bir süre yalnız kaldılar. Doruk Yağmur'a baktı:
"Bugün korktun mu?"
Yağmur:
"Biraz."
Doruk:
"Ben de."
Yağmur:
"Sen mi?"
Doruk:
"Ne var? Ben de insanım."
Yağmur gülümsedi:
"Hiç öyle görünmüyorsun."
Doruk:
"Sen de çok cesur görünüyorsun."
Yağmur:
"Belki de öyleyim."
Doruk:
"Belki."
İkisi kısa bir süre sessiz kaldı. Sonra diğer öğrencilerin yanına doğru yürümeye başladılar. Günün sonunda otobüsler okulun önüne geldi. Öğrenciler yorulmuş ama yaşadıkları macerayı konuşuyordu. Yağmur, Zeynep ve Mert'le birlikte otobüsten indi. Doruk da birkaç adım arkalarından geldi. Yağmur ona bakıp gülümsedi. Doruk da karşılık verdi. Ardından ise otobüse binerek okulun yolunu tuttular.
bölüm sonu...
