12. bölüm / 15
UNUTTUĞUMU SANDIĞIMDA10- Kaybetme Korkusu
Bölümler 15Şu an: 10- Kaybetme Korkusu
- 1 KARAKTER TANITIMI27 kelime
- 2 1- Sana Söylemek İstedim788 kelime
- 3 2- Yeni Başlangıçlar891 kelime
- 4 3- Unuttuğumu Sandığım His775 kelime
- 5 4- Bazı Şeyler Unutulmuyor616 kelime
- 6 İNSTAGRAM99 kelime
- 7 5- Beş Yıl Sonra Da Aynı881 kelime
- 8 6- Unutulan Yüz626 kelime
- 9 7- Geçmişin Gölgesi745 kelime
- 10 8- Kıskandım Seni1.042 kelime
- 11 9- Tehlikenin Gölgesinde615 kelime
- 12 10- Kaybetme Korkusu1.146 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 11-YARALARIN ARDINDAN849 kelime
- 14 12-BİR ABİ KADAR UZAK764 kelime
- 15 13-ALBAYIN KIZI1.247 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözlerini açtığımda nerede olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Etrafıma baktığımda bir mağra gibi bir yerde olduğumu anladım.
O sırada farkettim ki ellerim ve ayaklarım bağlıydı.
Başımda bekleyen iki adam uyandığımı anlamış olacaklar ki bana bakarak konuştu birisi
"Oo uyanmışsın doktor hanım"
Ona iğrenerek baktım.
Değişik bir konuşma tarzı vardı.
Üzerimde hala doktor önlüğün olduğu için doktor hanım demişti.
Yanıma geldi ve önümde eğildi.
Başını bana yaklaştırdı ve önlüğümde asılı olan isimliğimi elinin arasına alıp çekti.
Kopmuştu.
"Defne Karaca ha? Aslında planımızda bir doktoru kaçırmak yada esir almak yoktu ama.."
Bana yaklaştı ve devam etti.
"Neden konuşmuyorsun sen?"
Hiçbirşey söylemeden yüzüne bakmaya devam ettim.
"Dilsiz misin? Gerçi asker abini gördüğünde bağırmıştın. Ne kadar da duygusaldı ama değil mi? Gözlerim yaşardı"
"Beni neden kaçırdınız? Madem böyle bir amacınız yoktu bırakın beni"
Diye konuşmuştum.
"Cık, bırakamayız,"
"Ya neden, psikopat manyaklar bırakın beni !"
Adamlar birbirine bakarak gülmeye başladı.
O sırada yanımıza birisi daha geldi.
O gelince diğerleri kendini düzeltmişti. Gelen adamın elinde kamera vardı ve beni çekiyordu.
Ne yani başları bu mu?
"Esirimiz uyanmış neden haber vermiyorsunuz?"
"Yeni uyandım daha ve beni bırakın diyorum benimle bir işiniz yok"
Bu dediğime güldü.
Şuan suratının ortasına geçirmek istiyorum.
Ama ellerimin bağlı olması bunu yapmamı engelliyordu.
"Seni bırakamayız, o askerler seni bulmaya gelecek ve onlar buraya geldiğinde, bum!"
"Hıı aynen yaparsınız"
Adam sinirle geldi yanıma
"Bana bak, düzgün konuş işimizi zorlaştırma dur burada"
"Allah allah durmaz'dan ne olur?"
Korkudan ölsem de bunu onlara yansıtmamaya çalışıyordum.
Adamın sinirle bana bir tokat savurmasıyla başım yana düşmüştü.
Çok acıyordu canın şu an.
Sanırım dudağım patlamıştı çünkü ağzıma kan tadı geliyordu.
"Bana bak doktor, beni zorlama seni burada gebertirim kimse de bana birşey yapamaz, o çok sevdiğin askerler bile kurtaramaz seni elimden alamaz"
"Beni bulacaklar ve seni buraya gömmeden de gitmeyecekler, o zaman göreceğiz kim kimin elinden alamıyor"
Bir tokat daha attı.
"Kim kurtaracak seni? Ben etrafta birini göremiyorum"
O kadar sert vurmuştu ki oturur halde olmama rağmen yan bir şekilde düşmüştüm.
Karnıma bir tekme savurdu.
"Kim gelecek de seni kurtaracak"
Bir tekme daha
"Seni kimse kurtaramaz"
Bu sefer saçımdan tutup kaldırdı beni.
Saç diplerim yanıyordu.
"Gelseler bile senin cesedini bulacaklar"
Beni sertçe yere savurdu.
"Seni geberteceğim"
Ağzımdan kan gelmişti.
Yerde acıdan kıvrılmış bir şekilde yatıyordum.
Ağzımdan bir inilti çıktı.
Adam bana son kez bakıp kamerasını da bıraktığı yerden alıp gitmişti.
O gittikten sonra bir süre öylece kaldım.
Hareket edemiyordum. Kemiklerim kırılmış gibi acıyordu.
Beni kurtarmaya gelmeleri gerekiyordu.
Geleceklerdi,
Değil mi?
Abim beni burada bırakmaz, gelir, o yüzden bu düşüncelerimi kafamdan atmaya çalıştım.
Birkaç dakika sonra adamlar da yanımdan gittiler. Yemek yiyeceklermiş.
Tam gittiler derken ellerinde yemeklerle geri geldiler.
Ve karşıma oturup yemeye başladılar.
Aşırı derecede susamıştım.
Birşeyler yapmalı ve buradan kurtulmalıyım.
Ellerimdeki ipleri açmaya çalıştım ama çok sıkılardı.
Ne yapacağım diye düşünürken önünde oturduğum taş yada kaya her neyse ona yaklaştım.
Ellerimdeki ipi taşın sivri tarafına sürterek kesmeye çalıştım.
Bunu adamların dikkatini çekmeden yapmak çok zordu.
Bir süre uğraştıktan sonra ip gevşemeye başlamıştı.
Ben de ellerimi çekip ipi koparmaya çalışıyordum.
En sonunda ipi koparabilmiştim.
Ama bunu o adamlar anlamasın diye ellerimi yine arkamda tutmaya devam ettim.
Yemekleri bitince adamlardan birisi artanları dışarıya çıkarmak için gitti.
Bir kişi kalmıştı.
Ona gönderek konuştum.
"Pişt, baksana"
"Ne var?"
"Bir dakika gelir misin?"
Anlamaz bakışlarla yanıma geldi.
"Yaklaş"
Adamın başı artık çok yakınımdaydı.
Kusma isteğimi bastırarak adamın gözlerinin içine baktım.
Ve dudaklarımı yaladım.
Adamın bakışları dudaklarıma inince dikkatinin dağılmasını fırsat bilip yerdeki taşı aldım ve kafasına geçirdim.
Adam başını tutarak geriledi.
Ben de hemen ayaklarımdaki ipleri çözmeye başladım.
İpleri çözüp hemen ayağa kalktım ve dışarı çıkacaktım ki arkamdan gelip beni tuttu.
"Sen şimdi görürsün" Deyip beni yere fırlattı.
Hızlıca tekrar ayağa kalktım ve ben de onun özel bölgesine vurdum.
Adam iki büklüm olup geri çekilirken koşmaya başladım.
Tabi yolumun diğer adamlar tarafından kesilmesiyle durmak zorunda kaldım.
Kaçmaya çalışsam bile beni yakalamışlardı.
Tekrar aynı yere doğru sürüklüyorlardı.
"Bırakın beni!"
Sayısız sözlerine rağmen hiç birşey demeyip beni tekrar aynı yerime oturttular yani attılar desem daha doğru olur. Kamera yine aynı yerine koyulmuş beni çekiyordu.
Sonra o başları olan adam yanıma geldi ve bir tokat attı.
"Sen kim oluyorsun da kaçmaya çalışıyorsun? Seni kimse bulamaz burada seni öldüreceğim. Bunu o küçük kafana sok" Diyebağırarak bana vurmaya devam etti.
Artık dayanamıyordum.
Bilincim yavaşça kapanıyordu.
En son ise bilincimi tamamen kaybettim.
******
Alp Vural'dan
Defne kaçırılmıştı! Şerefsizler baskın yaptıkları sırada onu kaçırmıştı. Elinize gelen videoyu izleyecektik.
Videoyu başlattığımızda görüş açımıza Defne girdi.
Şerefsiz kıza vurmuş ve dudağını patlatmıştı.
Ellerimi sıktım.
Video durdu ve başka bir ana geçildi.
Burada da Defne'yi bağlamışlar ve bu sefer daha sınırlı bir şekilde vuruyordu . Her vuruşunda benim içimdeki acı daha da büyüyordu.
En sonunda o şerefsiz çıktı ve yerde baygın yatan Defne göründü.
Heryeri kan olmuştu.
Daha fazla bakamadım.
Kahretsin!
Onları bulacak ve o ellerini kıracaktım
Video kapanmıştı.
Yanımda deliye dönen Merti sakinleştirmeye çalışıyordum.
"Mert, sakın ol kardeşim, onu bulacağız"
"Nasıl sakın olayım lan! Nasıl? O bana emanetti lan annemin, babamın emanetiydi. Ben böyle mi korudum onu? Bu nasıl abilik? Ne biçim bir abiyim ben? Kardeşimi bile koruyamadım!"
"Bak, onu kaçıranları bulacağız ve hepsini geberteceğim tamam mı ama sen sakin olmalısın"
"Hadi o zaman ne duruyoruz Alp!?"
Tim hazırlanmıştı.
Defne'yi bulacaktık. Onu kaçıranların ecdadını sikecektim.
Defne..
Sahi kimdi Defne?
Neyimdi?
Bilmiyordum ama tek bildiğim şey onu bulmak ve onu kaçıranları bu dünyadan silmekti.
Onu kaybedemezdim.
Bu sefer olmaz!
Herkes hazır olunca yola çıkmıştık.
Belirli bir rotaları yoktu her yeri arıyorduk.
İlk defa bu kadar korkuyordum.
Ama güçlü olmalıydım. Mert için, Defne için güçlü olmalıydım.
******
Akşam oluyordu neredeyse ama biz hala bir ize ulaşamamıştık.
Gerçekten kafayı sıyaracaktım.
Saatler sonra ise kulaklıktan bir ses duyuldu.
"Yüzbaşım orada mısınız?"
"Evet, dinliyorum, bir gelişme mi var?"
"Yüzbaşım onların saklandığı yeri tespit ettik sonunda. Ancak biraz uzak, sabaha anca orada olursunuz"
"Tamam hızlı olacağız, onu kurtaracağız"
İzlerini bulmuştuk işte.
Kurtaracaktık onu.
Ama geç olmadan yetişmeliydik.
Her şey olabilirdi.
********
Sabah saatlerine doğru saklandıkları yere varmıştık.
Şimdi ise herkes dağılmış onları daire içine alıyorduk.
Farkettirmeden saldırıya başlayacaktık.
Bir süre sonra kulaklığımdan ses duyuldu.
Kaan'dı
"Komutanım, hazırız"
"O zaman başlıyoruz" Dedim ve ateş açtık.
Telaşla onlar da bir yerlerin arkadına geçerek bize ateş etmeye başladılar.
Ama sayıları azdı.
Çatışma devam ederken neredeyse çoğuna yakın bir kısmını halletmiştik.
Yanımdaki Merte döndüm
"Şimdi seninle şuradaki mağraya gideceğiz, Defne'yi orada tutuyorlar."
Beni onayladığında ben de kulaklığıma dokunup konuşmaya başladım.
"Biz Mert üsteğmenle mağraya giriyoruz, doktoru alacağız. Bizi koruyun"
Hepsi bir ağızdan konuştu.
"Emredersiniz komutanım"
Merte başımla işaret verdim ve kayanın arkadından çıktık.
Ateş ederek ilerliyorduk.
En sonunda mağranın önüne geldiğimizde onu gördüm.
Saçları dağılmış,
Üstü başı kir ve kan içinde,
Yüzü yaralarla kaplıydı.
Ve baygın bir şekilde yatıyordu.
Yanında ise kimse yoktu.
Mert hemen Defne'nin yanına koştu.
"Defne, kardeşim geldim"
Gözümden birkaç damla yaş düşmüştü.
Defne'yi kucağına almaya çalıştı.
Kolundaki yara yüzünden zorlandığı için yanına gidip
"Ben taşırım, sen yaralısın"
Deyip Defne'yi kucağıma aldım.
Başı arkaya düşmüştü.
Başını göğsüme yasladım ve nabzını kontrol ettim.
Atıyordu..
Yaşıyordu..
O an daha iyi anladım ki ben Defne'yi kaybetmekten korkuyordum.
Hem de çok.
Bölüm etkileşimi
