8. bölüm / 25
Tutunduğum Son Dal8.Bölüm:Seni Bir Gülüşünle Tanıdım
Bölümler 25Şu an: 8.Bölüm:Seni Bir Gülüşünle Tanıdım
- 1 1. Bölüm:İçinde Hatırlamadığım Çocukluk2.009 kelime
- 2 2.Bölüm:Yılların İçinden Gelen Ses1.515 kelime
- 3 3.Bölüm:Kalbimin Hatırası2.566 kelime
- 4 4.Bölüm:İçimdeki Çocukluk Aşkı626 kelime
- 5 5.Bölüm:Hayatımın Kabusu1.155 kelime
- 6 6.Bölüm:Hayatın İçindeki Sırlar1.173 kelime
- 7 7.Bölüm:Geçmişimin Sessiz Yankısı1.049 kelime
- 8 8.Bölüm:Seni Bir Gülüşünle Tanıdım713 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 9.Bölüm:Kalbimin İçindeki Sen2.169 kelime
- 10 10.Bölüm:Senin Hatıran1.463 kelime
- 11 11.Bölüm:Kaçtığım Gerçekler1.202 kelime
- 12 12.Bölüm:Beni Benden Önce Bilen1.274 kelime
- 13 13.Bölüm:Sanki Seni Önceden Sevmişim Gibi1.101 kelime
- 14 14.Bölüm:Dönüm Noktam1.630 kelime
- 15 15.Bölüm:Aslında Ben…2.149 kelime
- 16 16.Bölüm:Sen…2.129 kelime
- 17 17.Bölüm:Geçmişim…1.171 kelime
- 18 18.Bölüm:Eylül…3.640 kelime
- 19 19.Bölüm:Oğuz…1.727 kelime
- 20 20.Bölüm:Işıklar Sönerken1.549 kelime
- 21 21.Bölüm: Neden Söylemedin1.541 kelime
- 22 22.Bölüm:Yüzleşme1.383 kelime
- 23 23.Bölüm:Çöküşüm1.156 kelime
- 24 24.Bölüm:Mutluluğun Öncesi2.111 kelime
- 25 25.Bölüm Final :Son Masalımız1.633 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
8.Bölüm:Seni Bir Gülüşünle Tanıdım
Üniversiteye gitmek için dışarı çıkan Oğuz, bir yıldır o kişinin gerçekten Eylül olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Okulda onu her gördüğünde hareketlerini istemsizce Eylül’e benzetiyordu. Özellikle her çılgın hareket yaptığında kendini durduk yere gülerken buluyordu.
Bunu fark ettiği anlarda ise kendi kendine hep aynı şeyi söylüyordu.
“Ben neden gülüyorum?”
Ama sonra bunu düşünmeyi bırakıyor, her seferinde yeniden gülmeye devam ediyordu. Sanki içten içe onun Eylül olduğunu biliyor, hissediyor ama bir türlü çözemiyordu.
Oğuz her zamanki gibi üniversitenin kapısından içeri girerken omzundaki çantayı düzeltti. Kampüs kalabalıktı. Bir tarafta dersine yetişmeye çalışan öğrenciler, diğer tarafta kahve sırasına girmiş insanlar vardı. Ama onun aklı yine aynı kişideydi.
Bir yıldır gözünün takıldığı o kız…
İlk başlarda bunu sadece bir benzerlik sanmıştı. Yürüyüşü, saçlarını kulağının arkasına atışı, sinirlendiğinde dudaklarını hafifçe büzmesi… Hepsi ona Eylül’ü hatırlatıyordu. Ama bunu kendine söylemek istemiyordu. Çünkü Eylül yıllar önce hayatından kaybolmuştu. Onu bulmak için ne kadar uğraşırsa uğraşsın hiçbir iz bulamamıştı.
Ta ki o güne kadar…
Günlerden sıradan bir pazartesi günüydü. Hava hem güneşli hem bulutlu ama her anda yağmur yağacak bir hava vardı.
Okulun bahçesinde dolaşan Oğuz’un aklı başka yerdeydi. Bir eli cebinde, diğer elinde telefonu vardı. Ara sıra ekrana bakıyor, sonra dalgın gözlerle etrafı izliyordu. Tam yürümeye devam edecekken gözleri bir anda birine takıldı.
Eylül’e.
O an çevredeki sesler sanki uzaklaşmıştı. İnsanların konuşmaları, bahçedeki kalabalık, rüzgârın sesi… Hepsi bir anda silinmiş gibiydi. Oğuz olduğu yerde durdu. Nefesi bile yavaşlamıştı sanki.
Eylül biraz ileride, arkadaşıyla konuşuyordu. Saçlarını kulağının arkasına atarken hafifçe gülümsüyor, bir şey anlatıyordu. Oğuz ise sadece onu izliyordu. Uzun zamandır aradığı bir şeyi sonunda bulmuş gibi.
Bir süre sonra Eylül’ün arkadaşı yanından ayrıldı. Tam o sırada gökyüzünden birkaç damla düşmeye başladı. Ardından yağmur hızlandı.
Eylül hızlıca okulun girişine doğru koşmaya başladı.
Oğuz ise yüzüne düşen yağmur damlalarıyla kendine geldi. Düşünmeden onun arkasından koştu.
Merdivenlere geldikleri anda ikisi birden birbirine çarptı.
Çarpışmanın etkisiyle Eylül yere düşerken Oğuz hemen dengesini toparlayıp ayağa kalktı. Tam özür dileyecekken Eylül’ün sessizce güldüğünü duydu.
Oğuz’un kalbi bir anda duracak gibi oldu.
Çünkü bu gülüşü tanıyordu.
Çocukken de Eylül ne zaman düşse önce gülerdi. Dizleri yara olsa bile gülmeden duramazdı. Oğuz da her seferinde ona kızar gibi yapardı.
Ve şimdi… yıllar sonra aynı şeyi yapıyordu.
Oğuz birkaç saniye boyunca hiçbir şey söyleyemedi. Sadece ona baktı.
Sonrasında ise kendine gelip telaşla elini uzattı.
İyi misin?” Dedi Oğuz.
Eylül hâlâ hafifçe gülüyordu. Başını salladı.
“İyiyim.” Dedi Eylül bunu söylerken bile hâlâ gülüyordu ama bir yandan da gülmemeye çalışıyordu ama elinde değildi.
Oğuz’un uzattığı ıslak eli tuttu ve ayağa kalktı. Yağmurdan ikisinin de üstü başı sırılsıklam olmuştu.
“Özür dilerim.” dedi Oğuz.
Eylül küçük bir gülümsemeyle karşılık verdi.
“Sorun değil. Ben düşmeyi severim zaten.”
Bunu söylerken bile gülüyordu.
O anda göz göze gelmişlerdi. Eylül’ün eli hâlâ Oğuz’un elindeydi sanki o anın tadını çıkarıyor gibiydiler. Sonra Oğuz Eylül’ün üstünün ıslandığını fark etti. Ve hemen ceketini çıkartıyordu ki.
Eylül Oğuz’un ceketini çıkarttığını hemen fark etmişti. “Hayır çıkarma sende ıslanıcaksın.” Dedi bir telaşla
Ama Oğuz zaten çıkarmıştı, ceketini Eylül’ün omuzlarına bıraktı, hafifçe gülümsedi. “Bana bir şey olmaz zaten üstümdekiler kalın senin daha ince hem de benim yüzümden düştün.” Dedi nazikçe.
Nedense bu ceket Eylül sanki rahatlattırmış gibiydi. Eylül omuzlarındaki ceketi biraz daha kendine çekti. Ceket hâlâ sıcaktı.
Teşekkür ederim…” dedi sessizce.
Oğuz başını hafifçe salladı.
“Önemli değil.”
Kısa bir sessizlik oldu aralarında. Ama bu sessizlik rahatsız edici değildi. Aksine ikisi de o anın içinde kaybolmuş gibiydi.
Sonra bir gök gürültüsü duyuldu. Eylül istemsizce irkildi. Oğuz bunu fark edince hafifçe kaşlarını çattı.
“Hadi içeri geçelim.” dedi. “Yoksa gerçekten hasta olacağız.”
Eylül hafifçe gülümseyip başını salladı.
Birlikte merdivenlerden hızlıca çıkmaya başladılar. Yan yana yürüyorlardı ama ikisinin de aklı birbirindeydi. Koridora girdiklerinde yağmurun sesi arkalarında kalmıştı. Son bir kez daha gözlerini gözlerinde buluşturmuşlardı.
“Tekrar teşekkür ederim.” dedi sessizce.
Oğuz da gülümsedi.
“Rica ederim. Ama bak ceketimi sakın kaybetme çok değerlidir.” Dedi şakasına
Eylül istemsizce güldü. O gülüşü duyduğu anda Oğuz’un içindeki bütün şüpheler biraz daha silinmişti.
Çünkü bazı insanları yıllar geçse bile bir gülüşlerinden tanırdın.
Eylül birkaç adım geri çekildi. Merdivenlere yönelmeden önce son kez dönüp Oğuz’a baktı sanki göz göze gelerek birbirlerine görüşürüz diyorlardı. Ve Eylül merdivenlere yönelerek çıkmaya başlamıştı.
Oğuz olduğu yerde kaldı. Gözleri hâlâ onun gittiği merdivenlerdeydi. Yağmur durmuştu ama içinde başlayan o his ilk kez bu kadar gerçekti.
İçinden sadece tek bir cümle geçti.
“Sen gerçekten de benim Eylül’üm müsün?”
Bölüm etkileşimi
