7. bölüm / 25
Tutunduğum Son Dal7.Bölüm:Geçmişimin Sessiz Yankısı
Bölümler 25Şu an: 7.Bölüm:Geçmişimin Sessiz Yankısı
- 1 1. Bölüm:İçinde Hatırlamadığım Çocukluk2.009 kelime
- 2 2.Bölüm:Yılların İçinden Gelen Ses1.515 kelime
- 3 3.Bölüm:Kalbimin Hatırası2.566 kelime
- 4 4.Bölüm:İçimdeki Çocukluk Aşkı626 kelime
- 5 5.Bölüm:Hayatımın Kabusu1.155 kelime
- 6 6.Bölüm:Hayatın İçindeki Sırlar1.173 kelime
- 7 7.Bölüm:Geçmişimin Sessiz Yankısı1.049 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 8.Bölüm:Seni Bir Gülüşünle Tanıdım713 kelime
- 9 9.Bölüm:Kalbimin İçindeki Sen2.169 kelime
- 10 10.Bölüm:Senin Hatıran1.463 kelime
- 11 11.Bölüm:Kaçtığım Gerçekler1.202 kelime
- 12 12.Bölüm:Beni Benden Önce Bilen1.274 kelime
- 13 13.Bölüm:Sanki Seni Önceden Sevmişim Gibi1.101 kelime
- 14 14.Bölüm:Dönüm Noktam1.630 kelime
- 15 15.Bölüm:Aslında Ben…2.149 kelime
- 16 16.Bölüm:Sen…2.129 kelime
- 17 17.Bölüm:Geçmişim…1.171 kelime
- 18 18.Bölüm:Eylül…3.640 kelime
- 19 19.Bölüm:Oğuz…1.727 kelime
- 20 20.Bölüm:Işıklar Sönerken1.549 kelime
- 21 21.Bölüm: Neden Söylemedin1.541 kelime
- 22 22.Bölüm:Yüzleşme1.383 kelime
- 23 23.Bölüm:Çöküşüm1.156 kelime
- 24 24.Bölüm:Mutluluğun Öncesi2.111 kelime
- 25 25.Bölüm Final :Son Masalımız1.633 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
7.Bölüm:Geçmişimin Sessiz Yankısı
Bazen insanın hayatında hiçbir şey değişmemiş gibi görünür. Aynı sokaklardan geçersin, aynı gökyüzüne bakarsın, aynı insanlarla konuşursun. Ama içindeki bir şey sessizce yer değiştirir. O gün bunu ilk kez hissettim. Sanki içimde yıllardır kapalı duran bir kapı aralanmıştı. Ne tam açılmıştı ne de tamamen kapalıydı. Ama arkasından gelen o eski his… o tanıdık boşluk… yeniden kendini hatırlatıyordu. Oğuz’la karşılaşmam, kabuslarım, zihnime girip çıkan o belirsiz yüzler… hepsi bir araya gelince içimde garip bir sessizlik oluştu. Gürültülü değil, korkutucu da değil… ama derin. Çok derin. Ve nedense içimdeki bir ses bana şunu söylüyordu: bazı hikâyeler insanın hayatına tekrar girdiğinde, aslında hiç gitmemiş olduklarını fark edersin.
Geçmişimi öğrenmek istemiyordum ama tabii ki bir gün öğrenecektim. Ama o gün bugün ya da yarın değildi. En azından ben öyle olmasını istiyordum.
Bazı şeyleri bilmemek insana huzur veriyordu. Ya da ben kendimi öyle avutuyordum. Çünkü insan bazen gerçeği öğrenmekten değil, öğrendiğinde yaşayacağı duygudan korkar.
Ben de bundan korkuyordum.
İki Gün Sonra
O sabah uyandığımda başımda hafif bir ağrı vardı. Dün gece gördüğüm rüyayı tam olarak hatırlamıyordum ama içimde bıraktığı o garip his hâlâ benimleydi. Sanki biri zihnimin kapısını çalmış ama ben kapıyı açmaya cesaret edememiştim.
İki gün önce sabaha karşı eve dönmüştüm. Evde herkesin uyuyor olduğunu düşünüyordum. Sessizce içeri girip ayakkabılarımı çıkardım. Kimseyi uyandırmadan odama geçecektim ki annem geldiğimi duymuş olacaktı ki koridorda belirdi. O an fark ettim ki aslında hiç uyumamıştı. Gözlerinin altı uykusuzluktan mosmor olmuştu. Saatlerdir beni beklediği her hâlinden belliydi.
Ama buna rağmen hiçbir şey sormamıştı. Nerede olduğumu, neden bu kadar geç kaldığımı ya da neden telefonumu açmadığımı bile… Sadece yavaşça yanıma yaklaşıp bana sarılmıştı. İçinde binlerce soru olduğunu hissedebiliyordum ama beni üzmekten korktuğu için hiçbirini dile getirmiyordu. Sanki konuşmama gerek kalmadan ne hissettiğimi anlamıştı. İçimde bir şeylerin kırıldığını, aslında iyi olmadığımı biliyor gibiydi.
Yatağımdan doğrulup pencereye doğru yürüdüm.
Bir yandan penceremden dışarı bakıyordum bir yandan ise düşünüyordum bu geçen son zamanlarda ise kendi aileme karşı şüphelenmeye başlamıştım. Neden şüphe duyduğumu bilmiyordum ama onlara karşı adını koyamadığım bir his vardı. Bu his ise sabaha karşı geldiğim gün başlamıştı.
Son iki gündür ise onlara karşı içimde görünmez bir mesafe oluşmuştu. Zaten hafta sonu boyunca ne evden çıkmıştım ne de odamdan. Sürekli geçmişimi hatırlamaya çalışıyordum ama ne kadar uğraşsam da olmuyordu. Sanki zihnimde eksik parçalar vardı ve ben onları bir türlü tamamlayamıyordum.
Bir ara oturup aklıma gelenleri kağıda karalamıştım. Özellikle rüyamda gördüğüm insanlar aklımdan çıkmıyordu. Büyük ihtimalle onlar benim gerçek ailemdi… Ama eğer öyleyse, neden kendi çocuklarını yetimhaneye bırakmak istesinlerdi ki?
Bir de işin diğer tarafı vardı. Eğer rüyamda gördüğüm insanlar gerçek ailemse, şu an birlikte yaşadığım insanlar kimdi?
Bu düşünceler son iki gündür durmadan zihnimin içinde dönüp duruyordu.
Bir süre daha düşündükten sonra gerçeğe geri dönerek düşüncelerimi unutmaya çalıştım. Gökyüzü griydi. İstanbul’un o tanıdık sabahlarından biriydi. Hafif bir rüzgâr perdeyi kıpırdatıyordu.
Derin bir nefes aldım.
“Bugün iyi bir gün olacak.” diye fısıldadım kendime.
Ama içimdeki o tuhaf his gitmemişti.
Hazırlanıp üniversiteye gitmek için evden çıktım. Sokakta yürürken her şey normal görünüyordu. İnsanlar işe yetişmeye çalışıyor, arabalar birbirine korna çalıyor, hayat her zamanki gibi akıyordu.
Ama ben sanki o akışın biraz dışındaydım.
Üniversitenin kapısından içeri girdiğimde kalabalık her zamanki gibiydi. Öğrenciler gruplar halinde konuşuyor, bazıları kahkahalar atıyor, bazıları ise dersine yetişmeye çalışıyordu.
Afra bugün okula gelmemişti. Dersi yoktu benim ise dört saatlik dersim vardı. Okula girdim girer girmezde koridorda yürüyen Oğuz’u gördüm arkası dönüktü arkadaşı yanındaydı bir şeyler konuşup gülüyorlardı.
Oğuz’un gözleri kısa bir an benim gözlerime değmişti ama hemen arkadaşına döndü. İçimde garip bir his oluştu; sanki yıllardır tanıdığım birinin bakışlarıydı bu ama neden tanıyor gibi hissettiğimi bilmiyordum.
Koridorda ilerlerken adımlarım farkında olmadan yavaşladı. İçimde bir ses, “Bir şeyler eksik…” diyordu. Ama ne olduğunu anlayamıyordum.
O sırada sınıfın kapısından içeri girerken Oğuz’u tekrar gördüm. Arkadaşından ayrılmış, önümde durmuştu. Bana bakıyordu ama gözlerinde bir soru vardı; sanki beni yıllarca tanıyormuş gibi.
Sınıfa girerken o kadar durgundum ki farkında değildim sonra arkamdan bir ses geldi.
“İyi misin Eylül.” Dedi bu ses.
Bu ses Oğuz’a aitti.
Sesi duyulduğunda bir an donakaldım. Bu ses tanıdık ama nedenini hatırlayamıyordum. Yavaşça başımı salladım ve dersliğe doğru yürümeye başladım. Kalbim hem hızlı hem de bir tuhaf şekilde ağır atıyordu.
Sınıfta otururken gözlerimi defterime diktim ama yazamadım. Kalem elimde boşlukta sallanıyordu. Zihnimde sürekli rüyamda gördüğüm silik yüzler dönüp duruyordu.
Birden pencere kenarında küçük bir ışık kırması gibi bir şey hissettim; sanki bir hatırlatma, bir ipucu… Hatırlamak istemiyordum, ama bir şey bana zorla fısıldıyordu: “Geçmişin peşinde.”
Ders bitiminde koridora çıktım ve Oğuz’u tekrar gördüm. Bu sefer yüzünde bir gülümseme vardı ama gözlerinin derinliğinde hâlâ o soru işareti duruyordu. Yanımdan geçerken kalbim bir kez daha hızlandı.
O an fark ettim: Belki de geçmişimle ilgili tüm cevaplar, yıllardır önümde duran ama göremediğim bir yerdeydi.
Ve ben, istemesem de, o cevapları bulmak zorundaydım.
On Dört Yıl Önce
Bir yıl önce yetimhaneye bırakılan ve dokuz yaşında olan Eylül kendini gün geçtikçe daha da yalnız hissediyordu. Bir yıl boyunca hep kendi kendineydi kimseyle arkadaş olmuyordu.
Yetimhanedeki diğer çocuklar oyun oynarken o genellikle bahçenin en köşesindeki eski banka otururdu. Sessizce etrafı izler, bazen de hiçbir şey yapmadan gökyüzüne bakardı. Sanki birilerini bekliyormuş gibiydi… ama kimi beklediğini kendisi bile bilmiyordu.
Bazı geceler ise uykusundan aniden uyanıyordu. Kalbi hızlı hızlı atıyor, gözleri korkuyla odanın içinde dolaşıyordu. Çünkü her defasında aynı rüyayı görüyordu.
Sürekli anne ve babasının onu bıraktığını görüyordu. Bazen rüyasından çığlık çığlığa uyanıyordu bazense bir anda gözlerini açıp karanlığın içinde nefes nefese kalıyordu. Uyandığında kalbi deli gibi atardı.
Aynı zamanda rüyasından mutlu da uyanırdı. Rüyasında Oğuz’u görürdü. Oyun oynadıklarını gülüştüklerini ve mutlu olduğu diğer anıları görürdü ama uyandığında hepsinin birer rüya olduğunu biliyordu.
Yetimhanedeki görevliler onun sessizliğine alışmıştı. İlk zamanlar konuşması için uğraşmışlar hatta psikologla bile görüştürmüşlerdi ama Eylül hiç bir şekilde konuşmamıştı. Zaman geçtikçe de Eylül’ün içine kapanık hâlini kabullenmişlerdi.
Eylül’ün içinde yaşadığı sessizlik, sanki kimsenin duymadığı bir çığlıktı. Ama o çığlığı ne annesiyle babası duymuştu ne de çevresindeki insanlar… Eylül, kendi sessizliğinin içinde yavaş yavaş boğuluyordu.
Aradan geçen iki yılın sonunda ise Eylül’ün artık bir ailesi olmuştu. Fakat yaşadığı onca şeyi unutmuştu. Kendi ailesini, çocukluk arkadaşı Oğuz’u ve geçmişte yaşadığı tüm acıları… Sanki hafızası, ona zarar veren her şeyi sessizce silip götürmüştü.
Yeni ailesiyle mutluydu. Gülüyor, konuşuyor ve normal bir hayat yaşamaya çalışıyordu. Ama yine de içinde tarif edemediği bir boşluk vardı. Her şey yolundaymış gibi görünse de, bir şeylerin eksik kaldığını hissediyordu. Sanki kalbinin bir parçası hâlâ geçmişte bir yerde onu bekliyordu.
Bölüm etkileşimi
