Tutunduğum Son Dal kitap kapağı

19. bölüm / 25

19.Bölüm:Oğuz…

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 25Şu an: 19.Bölüm:Oğuz…

19.Bölüm.Oğuz…

Oğuz’un Geçmişi;
On Dört Yıl Önce
Yedi yaşlarındayken hayatını annesiyle birlikte geçiriyordu. Oğuz babasını bebekliğinden bu yana hiç görmemiştir. Onun yüzünü hatırladığı bir anısı yoktur. Sadece evde duran birkaç eski fotoğraftan bilir babasını. Babası İzmir’de çalışıyordur. Annesi bazen telefonda onunla konuşur ama bu konuşmalar uzun sürmezdi. Oğuz küçükken bu durumu çok anlamazdı. Ona göre babası sadece başka bir şehirde yaşayan biriydi.
Annesi ise Oğuz’a bakmak için çok çabalamıştı, her türlü işte çalışmıştı. Oğuz’a sorumluluk duygusunu erken yaşta öğretmişti. Annesi onu büyütürken hep “hayatta güçlü olmalısın” derdi. Ama Oğuz’un kalbi yumuşak, duyguları derindi. En sonunda annesi, apartmanın ikinci katında oturan komşusunun kızına bakmaya başlamıştı.
Annesi aynı zamanda hem Oğuz’a hemde Eylül’e bakıyordu ikisine aynı anda bakmaya çalışıyordu. Eylül’ü de kendi kızı gibi bakıyordu. Aynı zamanda Oğuz ve Eylül’ün arasında sadece bir yaş vardı. Ve aralarındaki bu bağ, dışarıdan bakıldığında basit bir komşuluk ilişkisi gibi görünse de aslında çok daha derindi.
Annesinin komşularının kızına sahip çıktığı ve evlerine girip çıkan, zamanla ailenin bir parçası haline gelen o küçük kız artık bu evde yabancı sayılmıyordu. Eylül, sanki başından beri o ailenin bir parçasıymış gibi büyüyordu. Aynı evin içinde büyümüş gibiydiler. Sabahları Eylül evlerine gelip birlikte kahvaltı yaparlardı. Masalarında küçük tartışmalarla güne başlar, akşamları oyun oynarken zamanın nasıl geçtiğini anlamazlardı.
Eylül ve Oğuz büyüdükçe aralarındaki bağ da büyüyordu. Küçükken sadece birlikte oyun oynayan iki bebeklik arkadaşıyken, artık birbirlerinin hayatındaki en önemli insanlardan biri haline gelmişlerdi.
Eylül için Oğuz’un evi, gerçek bir yuva gibiydi. Çünkü kendi ailesinden hiçbir zaman göremediği sıcaklığı burada buluyordu. Oğuz’un annesi ona sadece bakmıyor, aynı zamanda saçını okşuyor, hasta olduğunda başında bekliyor ve arada geceleri kalıp korktuğunda yanına oturup sakinleşene kadar konuşuyordu. Eylül’e kendi annesinden daha çok annelik yapıyordu. Eylül için bu his çok yabancı ama bir o kadar da değerliydi.
Eylül, onun çocukluk dünyasında sadece bir arkadaş değil, bir sırdaş, bir güven kaynağıydı. Oğuz’un gözünde Eylül hep parlak, hep neşeliydi.
Oğuz’un annesi, Eylül’ün annesini uzun süre ikna etmeye çalıştıktan sonra, Eylül’ün okula yazdırılması konusunda onu zor da olsa razı etmişti.
Okula başladıkları ilk gün bile birlikte gitmişlerdi. Oğuz, Eylül’ün elini tutmuş ve kalabalığın içinde kaybolmaması için onu yanından ayırmamıştı. Eylül her ne kadar güçlü görünmeye çalışsa da içten içe yalnız kalmaktan korkuyordu. Oğuz ise bunu fark eden tek kişiydi.
Yıllar geçtikçe mahallede herkes onları birlikte görmeye alışmıştı. Parka gitseler birlikte giderler, ders çalışsalar aynı masada otururlardı. Eylül bazen sessizleşir, düşüncelere dalardı. Böyle anlarda Oğuz hiçbir şey sormazdı. Sadece yanında oturur, onun konuşmasını beklerdi.
Bir gün Eylül pencereden dışarı bakarken sessizce şöyle dedi "Oğuz." Dedi.
“Efendim Eylül.” Dedi Oğuz
“Biliyor musun.” Diye başladı söze ve devam etti. “Bazen keşke gerçek ailem siz olsaydınız. Bazen o aşağıdaki eve girdiğim anda kendimi o kadar çok yabancı hissediyorum ki bazen gerçekten de bir ailem olsa.” Dedi Eylül çaresizce.
Oğuz omuz silkti ve Eylül'e döndü "Zaten bir ailen var" dedi Eylül önüne dönüp Oğuz'a baktı. "Hangi aile" dedi. Çaresizce ve tekrar etti göz yaşları içinde "Hangi aile" dedi. Oğuz Eylül'e sarıldı, Eylül'ü kollarının arasından aldı ve Eylül'e baktı. "Biz" dedi "Biz varız, biziz" dedi. Eylül o an hiçbir şey söylemedi. Ama ilk defa kalbinde bir yere ait olma hissi oluşmuştu.
Fakat ikisi de bilmiyordu ki, büyüdükçe hayat onları farklı yolların eşiğine getirecek ve bu güçlü bağ bir gün çok daha büyük sınavlardan geçecekti…
Ve bu bağları sadece yedi yıl sürmüştü.
Annesi Oğuz’a taşınacaklarını söylediği zaman boğazı düğümlenmişti. Ne yapacağını ne edeceğini bilmiyordu. Sadece Eylül’ü düşünmüştü, Eylül Oğuz’suz ne yapacaktı tamamen yapayalnız kalıcaktı ve ailesin onu istememesini de biliyordu ona bakmayacaklarını Eylül’le ilgilenmeyeceklerini biliyordu.
Oğuz o günün akşamı odasına kapanmış, uzun süre hiçbir şey söylemeden yatağın kenarında oturmuştu. İçinde garip bir ağırlık vardı. Sanki bir şey kırılmış gibi hissediyordu. Çünkü ilk defa Eylül’ü koruyamayacakmış gibi geliyordu.
Aklında sürekli aynı düşünce dönüp duruyordu: Eylül bensiz, bizsiz ne yapacak?
Onu düşündükçe içi daha da sıkışıyordu. Çünkü Eylül’ün evindeki sessizliği, annesinin ona karşı olan soğukluğunu çok iyi biliyordu. Eylül çoğu zaman bu yüzden onların evine gelirdi zaten. Orada biraz daha rahat nefes alabiliyordu.
Oğuz başını ellerinin arasına aldı. “Ben gidersem…” diye fısıldadı kendi kendine. “Eylül tamamen yapayalnız kalacak.”
Kapının dışından gelen ayak sesleri düşüncelerini böldü. Birkaç saniye sonra kapı yavaşça açıldı. İçeri annesi girdi. Oğuz’un annesi oğlunun yüzüne bakınca onun ne düşündüğünü hemen anlamıştı.
“Eylül’ü düşünüyorsun, değil mi?” dedi annesi yumuşak bir sesle. Oğuz başını kaldırmadan cevap verdi. “Evet anne” dedi. Annesi yavaşça yanına oturdu. “Biliyorum. Oğuz senin içinde zor. Benim içinde zor ama benim de elimden bir şey gelmiyor.” Dedi annesi.
“Ama neden anne.” Dedi Oğuz. “Baban” dedi annesi “Baban borçlarından dolayı evi satmak zorunda kalmış, baban da bizi memlekete çağırıyor.”
Oğuz başını hızla kaldırdı. Gözlerinde şaşkınlık ve öfke vardı. “Nasıl yani? Bize sormadan mı?”
Annesi derin bir nefes aldı. Sanki bunu anlatmak onun için de zordu. “Oğlum diyorum ya mecbur kalmış.” Dedi annesi.
“Anne” dedi Oğuz çaresizce, “Ama gidince Eylül ne yapacak? Anne biliyorsun o kadın Eylül’ü istemiyor biz gider gitmezde hemen sokağa atar.” Dedi Oğuz annesi bir süre sessiz kaldı. Ne söyleyeceğini bilmiyordu.
“Bilmiyorum oğlum,” dedi annesi. Oğuz’un boğazı yeniden düğümlendi. “Anne onu burada bırakamayız.” Dedi Oğuz, Annesi oğlunun omzuna hafifçe dokundu. “Bazen hayat… istediğimiz gibi olmuyor.” Dedi annesi ve ayağa kalkarak Oğuz’un odasından çıktı.
Oğuz bu sözleri duyunca başını tekrar yere indirdi. Ama içinden geçen tek bir şey vardı.
Ne olursa olsun…Eylül’ü tamamen yalnız bırakmak istemiyordu.
İki Hafta SonraEylül merdivenlerden çıkıyordu. Çıkan eşyaları görmüştü ilk başta ne olduğunu anlamamıştı. Apartmanın önünde koliler, sandalyeler ve bazı eşyalar duruyordu. Birkaç kişi de eşyaları kamyona taşıyordu. Eylül merdivenlerde bir an durdu. Kaşlarını hafifçe çattı. Merdivenleri biraz daha hızlı çıktı.
Oğuz’un evinin kapısı açıktı. İçeriden ayak sesleri ve eşyaların taşınma sesi geliyordu. Eylül kapının önünde durdu. İçeri baktığında salonun neredeyse boşaldığını gördü.
O an içinde tuhaf bir his oluştu.
Tam o sırada Oğuz odasından çıktı. Kapının önünde duran Eylül’ü görünce olduğu yerde durdu. İkisi birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden birbirlerine baktılar. Eylül’ün gözleri yavaşça odanın içine kaydı. Boş duvarlara, yerde duran kolilere, eksilen eşyalara baktı.
Oğuz’un boğazı düğümlenmişti. Söylemek istediği şeyleri günlerdir düşünüyordu ama bir türlü söyleyememişti. Ama o an kelimeler zar zor çıkıyordu.
“Biz…” diye başladı.
Ama cümlesini tamamlayamadı. Eylül’ün yüzündeki ifade yavaş yavaş değişmeye başlamıştı. Sanki gerçeği kendi kendine anlamaya başlamıştı.
“Taşınıyor musunuz?” diye sordu. Eylül , Oğuz başını yavaşça eğdi ve başını salladı. Eylül birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Sadece orada durdu. Gözleri boş salona bakıyordu. Sonra çok yavaş bir şekilde tekrar konuştu “Ne zaman?” Dedi Eylül, Oğuz’un sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı. “Bugün.” dedi.
Eylül “Neden bana söylemedin?” Dedi Oğuz ise “Söyleyemedim.” Dedi sonra yavaşça yürüdü yanına yaklaştı Eylül’ün eline bir not sıkıştırdı. Sonra ise “Bunu hemen okuma yalnız kalınca ve ben gittikten sonra oku olur mu? Ve bir de özür dilerim.” Dedi o an çaresizce.
Oğuz’un annesi “Hadi oğlum gitmemiz gerek.” Dedi. “Tamam anne geliyorum.” Dedi Oğuz, Eylül’e döndü “Bu bir veda değil tekrardan görüşeceğiz.” Dedi, Eylül başını salladı sarıldılar. Yavaşça kapıdan çıkıp merdivenleri indiler Eylül evinin kapısında durdu merdivenlerden inen Oğuz’a baktı. Oğuz durdu arkasına baktı “Görüşürüz.” Dedi sessizce Eylül’de sessizce “Görüşürüz.” Dedi birbirlerine el salladılar.
Oğuz merdivenlerden inmeye devam etti. Her adımda kalbi biraz daha ağırlaşıyordu. Apartmanın kapısına yaklaştığında bir kez daha yukarı bakmak istedi ama kendini zor tuttu. Çünkü tekrar bakarsa gitmek daha zor olacaktı.
Kapıyı açıp dışarı çıktığında serin bir rüzgâr yüzüne çarptı. Apartmanın önünde bekleyen kamyon ve yerde duran son birkaç eşya vardı. Babası şoförle konuşuyor, annesi ise kamyona yerleştirilen kolileri kontrol ediyordu.
Oğuz bir an olduğu yerde durdu. Bu sokakta ne kadar çok anısı olduğunu düşündü. Parkta oynadıkları günler, okuldan birlikte döndükleri akşamlar… ve Eylül’le merdivenlerde yaptıkları o uzun sohbetler.
Kamyona doğru yürümeye başladı sonra durdu ve bir kez daha düşünüp Eylül’ün yanına son kez vedalaşıp gelicekti tam o an apartmandan içeri girecekti ki annesi arkasından seslendi:
“Hadi oğlum, gidiyoruz.”
Oğuz olduğu yerde kaldı. Bir an arkasını apartmana çevirdi. İçeri girse belki birkaç dakika daha konuşabileceklerdi. Belki Eylül’e söylemek istediği şeyleri söyleyebilirdi. Ama kamyonun motoru çalışmıştı bile.
Annesi bu sefer biraz daha yüksek sesle seslendi:
“Oğuz!”
Oğuz derin bir nefes aldı. Gözleri bir an apartmanın kapısında kaldı. Sonra yavaşça başını eğdi ve geri döndü.
“Geliyorum anne,” dedi.
Adımlarını ağır ağır kamyona doğru yürüdü. İçinde garip bir eksiklik hissi vardı. Sanki söylemesi gereken bir şey yarım kalmıştı. Tam arabaya binmeden önce bir kez daha apartmana baktı. Belki Eylül kapıda olur diye. Ama kapı kapalıydı. Oğuz arabaya bindi. Kapı kapandığında içindeki sessizlik daha da büyüdü. Kamyon yavaşça hareket etmeye başladı.
Oğuz camdan dışarı bakıyordu. Mahalle yavaş yavaş geride kalıyordu. Tanıdığı sokaklar, her gün yürüdüğü kaldırım, park… hepsi birer birer uzaklaşıyordu.
Ve artık mahalleden çıkmışlardı. Kamyon ana yola girdiğinde Oğuz başını hâlâ camdan ayırmamıştı. Ama artık baktığı yerde tanıdığı hiçbir şey yoktu. Az önceye kadar hayatının geçtiği o sokak, o apartman, o park… hepsi geride kalmıştı.
Oğuz yavaşça arkasına yaslandı. İçinde tuhaf bir boşluk vardı. Sanki bir şey eksilmişti ama ne olduğunu tam söyleyemiyordu. Annesi yan koltuktan oğluna baktı. Oğuz’un sessizliğini fark etmişti. “İyi misin?” diye sordu annesi yumuşak bir sesle.
Oğuz birkaç saniye cevap vermedi. Sonra başını salladı. “İyiyim. Anne bir şey yok.” Dedi. Ama sesi pek de öyle söylemiyordu. Annesi bir şey demedi. Sadece elini oğlunun omzuna koydu. Oğuz tekrar camdan dışarı baktı. Yol uzayıp gidiyordu. Önlerinde yeni bir şehir, yeni bir hayat vardı. Ama aklı hâlâ geride kalmıştı.
Aklına Eylül’ün merdivenlerdeki o son bakışı geldi. El sallayışı… sessiz “görüşürüz” deyişi… Oğuz kendi kendine fısıldadı “Bu gerçekten bir veda değil.” Sonra gözlerini kapattı ve içinden tek bir şey geçirdi “Bir gün tekrar aynı sokakta yürür müydük?”
On Dört Yıl SonraYıllar yılları götürmüştü, su gibi akmıştı. Ama Oğuz’un içindeki çocukluk aşkı hâlâ hiç bitmedi. Ne kadar yıllar yılları götürdü ama Oğuz hiç bir zaman Eylül’ü unutmadı, unutamadı.
Oğuz, ne kadar büyürse büyüsün, ne kadar yol kat ederse etsin, Eylül’ün yokluğu hep bir eksiklik olarak kaldı içinde. Çocukken birlikte oynadıkları merdivenler, birlikte geçirdikleri sessiz sabahlar ve akşamüstleri, yıllar sonra bile gözlerinin önüne geliyordu.
Bazen kendi kendine soruyordu: “Acaba o da beni hatırlıyor mu?” Ama cevabı bilmiyordu. Yalnızca içindeki o çocuk kalmıştı; Eylül’e duyduğu sevgi, yıllar boyunca sessiz ama sarsılmaz bir şekilde kalbinde duruyordu.
Ama biliyordu kader onları çocukken ayırsa bile, bir gün kavuşacaklarını biliyordu. O gün gelene kadar, Oğuz sessizce beklemeye devam edecekti. Çünkü kalbinin bildiği tek gerçek vardı: Eylül’ü unutmak mümkün değildi, ve bir gün mutlaka kavuşacaklardı.
Bir gün ama bir gün, mutlaka, kader onları tekrar karşı karşıya getirecekti. O an geldiğinde, yılların sessiz bekleyişi, özlemi ve sevgisi, hepsi bir anda açığa çıkacaktı. Oğuz buna yürekten inanıyordu; çünkü bir kez kalbine kazınan Eylül, asla unutulamazdı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

41okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…