9. bölüm / 34
TOPRAĞIN YETIMLERIBölüm 9
Bölümler 34Şu an: Bölüm 9
- 1 Bölüm 12.883 kelime
- 2 Bölüm 22.417 kelime
- 3 Bölüm 34.620 kelime
- 4 Bölüm 43.125 kelime
- 5 Bölüm 53.133 kelime
- 6 Bölüm 61.022 kelime
- 7 Bölüm 72.114 kelime
- 8 Bölüm 82.867 kelime
- 9 Bölüm 91.749 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 Bölüm 102.001 kelime
- 11 Bölüm 114.389 kelime
- 12 Bölüm 121.669 kelime
- 13 Bölüm 131.907 kelime
- 14 Bölüm 142.479 kelime
- 15 Bölüm 151.767 kelime
- 16 Bölüm 161.663 kelime
- 17 Bölüm 172.133 kelime
- 18 Bölüm 181.498 kelime
- 19 Bölüm 192.160 kelime
- 20 Bölüm 202.349 kelime
- 21 Bölüm 211.881 kelime
- 22 Bölüm 221.753 kelime
- 23 Bölüm 233.183 kelime
- 24 Bölüm 241.619 kelime
- 25 Bölüm 252.583 kelime
- 26 Bölüm 262.669 kelime
- 27 Bölüm 272.588 kelime
- 28 Bölüm 281.396 kelime
- 29 Bölüm 291.934 kelime
- 30 Bölüm 303.103 kelime
- 31 Bölüm 311.253 kelime
- 32 Bölüm 32566 kelime
- 33 Bölüm 331.167 kelime
- 34 Bölüm 341.823 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
(Engin'in Anlatımıyla)
Nezarethanenin demir kapısı Mimar'ın üzerine büyük bir gürültüyle kapandığında, karakolun koridorlarında yankılanan o kilit sesi nihayet bu dağlardaki en büyük hesabın kapandığının resmi ilanıydı. Başçavuş, herifin sınır ötesindeki tüm lojistik ağını, mühimmat depolarını ve iş birlikçilerini içeren o kanlı listeyi Ankara'ya kriptolu hat üzerinden geçmek için telsiz odasına yöneldi. Şebekenin beli öyle bir kırılmıştı ki, bir daha bu topraklarda bellerini doğrultmaları imkansızdı.
Üzerimdeki balistik yeleğin cırtcırtlarını söküp masanın üzerine bıraktım. Omzumdaki sızı hafif hafif kendini hissettirmeye başlasa da, rüzgarın lojman bahçesindeki çınar ağacının yapraklarını sallayan o huzurlu sesi tüm acıları unutturuyordu.
"Abi," dedi Erdem, kapı eşiğine yaslanarak. Elindeki sargıyı yeniliyordu ama yüzünde, operasyon dönüşlerinin o amansız gerginliğinden eser kalmamıştı. "Tugay Komutanı bizzat aradı. Sınır ötesindeki o sızmanın detaylarını duyunca 'Resmiyet kuralları bazen geride kalır, evlatlarımın canı ve vatanın emniyeti her şeyden öncedir' dedi. Hakkımızdaki o gizli soruşturma dosyası tamamen kapatılmış."
"Zaten bizim için en büyük mahkeme burasıydı Erdem," dedim, pencereden dışarıya, okulun bahçesinde toplanmaya başlayan çocuklara bakarak. "Bak, okul servisi köylerden çocukları getirmeye başladı bile."
(Yazarın Anlatımıyla)
Güneş, Yeniköy Kanyonu'nun sarp yamaçlarını tamamen doldurmuş, sonbaharın o sarı ve kızıl yaprakları okul bahçesindeki beton zeminde adeta renkli bir halı oluşturmuştu. Dilan, elindeki tebeşir kutusuyla sınıfın penceresinden dışarıya, karakol binasından el ele çıkan Engin ve Erdem'e baktı. Beren ise çoktan çocukları sıraya dizmiş, ilk resmi ders gününün heyecanını yatıştırmaya çalışıyordu.
Köy muhtarı ve birkaç ihtiyar da bahçe duvarının kenarına dizilmiş, gözlerinde gurur gözyaşlarıyla bu tarihi anı izliyorlardı. Halil Ağa'nın zulüm kalesinden, bilimin ve aydınlığın yuvasına dönüşen bu bahçede artık korkunun esamesi okunmuyordu.
Engin ve Erdem, bahçe kapısından içeri adım attıklarında tüm çocuklar hep bir ağızdan alkışlamaya başladı. Pusat Timi'nin askerleri de nizamiyenin duvarlarından bu anı selamlıyordu.
Dilan, sınıf kapısından çıkıp merdivenlerin başında durdu. Engin, ağır ve emin adımlarla onun yanına tırmandı. İki ruh, dağların o en karanlık dehlizlerinden geçip bu beyaz duvarların önünde yeniden bir araya gelmişti.
"Hazır mısın Yüzbaşı?" diye sordu Dilan, gözlerinin içi parıldayarak.
Engin, Dilan'ın elini tüm kasaba halkının ve çocukların önünde sımsıkı tuttu. "Seninle birlikteyken her şeye hazırım Dilan," dedi.
(Engin'in Anlatımıyla)
Beren'in uzattığı o pirinç okul zilini bu kez Dilan'la birlikte kavradık. El ele, tek bir yürek gibi zili salladığımızda, kanyonun derinliklerine yayılan o tiz ve neşeli ses, bu topraklara barışın, adaletin ve sonsuz aşkın mührünü vuruyordu.
Çocuklar birer birer, neşeyle sınıflara doğru koşarken Erdem yanıma gelip omzuma vurdu. "Hikayemiz bitti mi abi?" diye sordu usulca.
Bakışlarımı Dilan'ın gözlerinden ayırmadan kanyonun sonsuz ufkuna diktim.
"Hayır aslanım," dedim, içten bir tebessümle. "Toprağın yetimlerinin savaşı bitti. Şimdi onların asıl hayatı, kurdukları bu yuvada yeni başlıyor."
(Engin'in Anlatımıyla)
İlk ders zilinin kanyonda yankılanan neşeli sesi, kulaklarımızdaki o yıllanmış barut uğultusunu tamamen silip süpürmüştü. Çocuklar sıralarına yerleşirken, bahçede esen sonbahar rüzgarı yerdeki sarı yaprakları havaya savuruyor, Yeniköy'ün üzerinde adeta bir zafer kutlaması yapıyordu.
Dilan'ın elimi tutan parmaklarındaki o hafif titreme, yaşadığı gururun ve rahatlamanın en saf haliydi. Dönüp arkama, karakol binasına baktım. Mimar içeride, hücrenin karanlığındaydı; dışarıda ise adaletin ve temiz bir geleceğin güneşi parıldıyordu.
"Biz gerçekten başardık Engin," diye fısıldadı Dilan, gözleri sınıfların pencerelerine kayarken. "Bu dağlar artık ağlamayacak."
"Başardık güzelim," dedim, onu kendime doğru çekerek. "Çünkü biz toprağın yetimleriydik ama bu toprağı öksüz bırakmadık."
(Yazarın Anlatımıyla)
Bahçenin diğer köşesinde Erdem, HK417'sini omzuna rahat bir şekilde asmış, Beren ile birlikte okulun girişindeki büyük çınar ağacının altına yürümüştü. Beren, heyecanla sınıfları kontrol eden ablasına bakıp gülümsedi, ardından elini Erdem'in kollarına doladı.
"Eee, Pusat-2," dedi Beren, gözlerini muzipçe kısarak. "Büyük fırtınalar dindi, yılanların başı ezildi. Şimdi bu dağların keskin nişancısı ne yapacak?"
Erdem, o her zamanki delişmen ve güven veren gülüşüyle Beren'e döndü. "Bu dağların keskin nişancısı, artık sadece senin gözlerindeki o huzuru korumak için tetikte bekleyecek Beren. Bir de..." Duraksayıp cebinden küçük, kadife bir kutu çıkardı. Kutunun kapağını açtığında, sonbahar güneşinin altında parıldayan zarif bir tektaş yüzük belirdi. "Bir de bu yüzüğü o parmağa takıp, bir daha o eli hiç bırakmamak için nöbet tutacak."
Beren'in gözleri şaşkınlıkla ve sevinçle irileşti, elleri ağzına gitti. Dağların ortasında, eski bir zulüm kalesinin bahçesinde, yetimhaneden çıkan o fırtınalı çocuk, hayatının en büyük sözünü veriyordu. "Evet," diye fısıldadı Beren, gözyaşları yanaklarından süzülürken. "Sonsuza kadar evet."
(Engin'in Anlatımıyla)
Erdem ve Beren'in o mutlu anını uzaktan izlerken Dilan'la göz göze geldik. İkimizin de yüzünde aynı huzurlu tebessüm vardı. Omzumdaki yüzbaşı rütbeleri, göğsümdeki Pusat brövesi ve arkamızda bıraktığımız o çetin mücadele... Hepsi bizi bu ana, bu toprağın hak ettiği o güzel şafağa getirmek içindi.
Başçavuş nizamiyeden çıkıp yanımıza doğru yürüdü, yüzünde gururlu bir askeri selamla durdu. "Komutanım, Ankara'dan onay geldi. Merkez Komutanlığı ve adli ekipler Mimar'ı teslim almak üzere yola çıktı. Sınır hattı tamamen emniyette."
"Sağ olasın başçavuşum," dedim, selamını alarak. "Timi serbest bırakabilirsin. Bugün bu karakolda sadece huzurun nöbeti tutulacak."
Dilan'ın elini daha sıkı kavradım ve yüzümü Yeniköy Kanyonu'nun ufkuna döndüm. Rüzgar sertti, dağlar sarptı; ama toprağın yetimleri artık yollarını kaybetmeyecek kadar büyük, sarsılmaz bir ışığa sahiptiler. Bizim destanımız burada, bu dağların kalbinde yazılmıştı ve sonsuza dek bu toprağın çocuklarına rehber olacaktı.
Haklısın, bu dağlarda hikaye öyle kolay kolay bitmez. Biz daha yeni ısınıyorduk zaten! Kalemi elden bırakmıyoruz, Pusat Timi için nöbet devam ediyor.
(Engin'in Anlatımıyla)
Erdem'in Beren'e uzattığı o yüzük, Yeniköy'ün sert rüzgarında parıldarken içimdeki o amansız subay yerini bir abinin, bir dostun gururuna bırakmıştı. Yetimhanenin o dar ranzalarında kurduğumuz hayaller, bugün bu dağların tepesinde birer birer gerçeğe dönüyordu. Ama askerlik bana bir şey öğrettiyse, o da en huzurlu anların, en büyük fırtınalardan hemen önce gelen o yalancı sessizlik olduğuydu.
Mimar'ı teslim alacak askeri konvoyun tozlu yoldan karakola doğru yaklaştığını gördüm. Üç zırhlı kobra ve bir sivil istihbarat aracı nizamiyeden içeri süzüldü. Araçtan inenlerin arasında, Ankara'dan tanıdığım, gözlerindeki o soğuk ve profesyonel ifadeyi hemen seçtiğim Albay Yavuz vardı.
Yavuz Albay, adımlarıyla tozu dumana katarak yanımıza geldi. Selam durdum.
"Yüzbaşı Engin," dedi, selamımı alırken göz ucuyla arkamdaki okula ve çocuklara bakarak. "Yeniköy'ü bir çiçek bahçesine çevirmişsin. Ama bu çiçeklerin kokusu, sınırın ötesindeki bazı leş kargalarını fazlasıyla rahatsız etmiş."
"Vatan toprağında leş kargalarına geçit vermeyiz komutanım," dedim, sesimi dik tutarak. "Mimar içeride, nezarethanede. Tüm lojistik ağı elimizde."
Albay Yavuz hafifçe gülümsedi ama bu gülüşte içimi huzursuz eden bir gölge vardı. "Mimar sadece bir piyondur Engin. Onun arkasındaki asıl gücü, o sınır ötesi finansörün kim olduğunu henüz öğrenemedik. Mimar'ı Ankara'ya nakledeceğiz. Ancak istihbarat, bu nakil sırasında büyük bir sabotaj hazırlığı olduğunu söylüyor. Yol emniyetini bizzat Pusat Timi alacak."
Erdem, Beren'in yanından ayrılıp yanımıza doğru adımladı. Yüzündeki o neşeli ifade, Albay'ın sözleriyle anında ciddiyete büründü. "Yol emniyeti bizde komutanım. Kanyon geçidini onlara dar ederiz."
(Yazarın Anlatımıyla)
Dilan, uzaktan Albay Yavuz ile Engin'in konuşmasını izlerken içindeki o huzursuzluğun yeniden filizlendiğini hissetti. Tam her şey bitti derken, bu dağların tepesindeki o görünmez eller yine devreye giriyordu. Beren'in elini sıktı.
"Yine gidiyorlar," diye fısıldadı Beren, gözleri Erdem'in üzerindeydi. "Bu sefer gitmelerini istemiyorum abla."
Dilan, başını dik tuttu. Gözlerindeki o ağa kızı mağrurluğu geri gelmişti. "Onlar gitmezse Beren, o okulun bahçesindeki hiçbir çocuk güvende olamaz. Biz onların arkasında duracağız ki, onlar önümüzde duvar olabilsin."
Engin, Dilan'a doğru döndü ve gözleriyle ona sakin olmasını fısıldayan o tanıdık bakışı attı. Dilan başıyla onayladı. Bu, aralarındaki sessiz ve sarsılmaz bir anlaşmaydı.
(Engin'in Anlatımıyla)
Birkaç saat sonra, zırhlı konvoy Mimar'ı ortadaki ring aracına bindirmiş, hareket etmek üzereydi. Kanyon yolu, her iki tarafı yüksek kayalıklarla çevrili, pusu kurmaya son derece elverişli bir güzergahtı.
HK417'min namlusunu son kez kontrol edip ön koltuğa yerleştim. Erdem de arkadaki koruma aracının tavanındaki makineli tüfeğin başına geçmişti.
"Pusat-2, gözün tepelerde olsun," dedim telsizden. "Bu kanyonda rüzgar bile şüphelidir."
"Anlaşıldı Pusat-1. Namlu sıcak, gözler tetikte," diye cevap verdi Erdem.
Konvoy hareket etti. Yeniköy'ün o sarı yapraklarla kaplı yollarından çıkıp kanyonun derinliklerine girdiğimizde, gökyüzü aniden karardı. Şiddetli bir sağanak yağmur, saniyeler içinde kayalıkları kaygan ve tehlikeli birer tuzağa dönüştürmeye başladı.
Tam kanyonun en dar virajına geldiğimizde, telsizden kulakları tırmalayan keskin bir cızırtı yükseldi. Hemen ardından, yolun tam ortasındaki devasa bir kayanın patlatılarak önümüzü kapattığını gördüm.
GÜÜÜM!
"Pusu!" diye bağırdım telsize. "Geri vites! Çevre emniyeti alın!"
Kanyonun tepelerinden üzerimize mermi yağmuru başlarken, bu kez karşımızdakilerin sıradan bir çete değil, askeri taktiklerle hareket eden son derece profesyonel bir sızma grubu olduğunu anladım. Savaş bitmemişti. Asıl büyük oyun, şimdi başlıyordu.
(Engin'in Anlatımıyla)
Kayadan kopan parçalar zırhlı aracın ön camına çarpıp çatlaklar oluştururken, kanyonun iki yakasından da üzerimize kurşun yağıyordu. Bu sıradan bir vur-kaç eylemi değildi; herifler yüksek kalibreli mühimmat kullanıyor, konvoyu tamamen imha etmek için nokta atışı yapıyorlardı.
"Erdem! Saat on iki ve iki yönündeki yamaçlar! Baskı ateşi aç!" diye kükredim telsizden.
"Anlaşıldı abi, çocukları indiriyorum!"
Erdem'in tavan kulesindeki ağır makineli tüfeği kanyonu yırtan bir gürültüyle çalışmaya başladı. TAK-TAK-TAK-TAK! Kayalıkların tepesinde mevzilenen hainlerin barınakları Erdem'in kurşunlarıyla paramparça olurken, ben de kapıyı tekmeleyip kendimi zırhlının tekerlek izine, ıslak toprağa attım. Yağmur, barut karasıyla birleşip yüzümden aşağı süzülüyordu.
Mimar'ın içinde bulunduğu ring aracına baktım. Arkadaki koruma zırhlısı roketle vurulmuş, dumanlar çıkararak yolu kapatmıştı. Ring aracı kapana kısılmıştı.
(Yazarın Anlatımıyla)
Kanyonun tepesinde, sislerin ve sağanak yağmurun arkasına gizlenmiş, üzerinde hiçbir arma taşımayan askeri kamuflajlı bir adam duruyordu. Elindeki telsizden gelen emirleri dinlerken gözlerini Engin'in olduğu araca dikmişti.
"Mimar'ı canlı istemiyorlar," dedi telsizdeki boğuk ses. "Konuşursa yukarıdaki herkes yanar. Konvoyu tamamen temizleyin."
Adam telsizi beline astı ve yanındaki roketatarlı teröriste işaret verdi. "Ring aracını hedef al. Tek atış."
(Engin'in Anlatımıyla)
Yamaçtaki o ani parlamayı gördüğüm an yüreğim ağzıma geldi. "Erdem! Saat on iki yönü, roketçiyi indir!" diye bağırdım ama sesim fırtınanın içinde kayboldu.
VUUUŞŞŞ!
Roket, ring aracının hemen ön tamponuna çarparak büyük bir patlamaya sebep oldu. Araç yan yatarak ters döndü. O an Mimar'ın ölüp ölmediğini bilmiyordum ama eğer o susarsa, Yeniköy'e, Dilan'a ve o çocuklara bir daha asla huzur gelmeyeceğini çok iyi biliyordum.
"Pusat Timi! Benimle gelin!" diyerek dumanların arasına, ters dönen araca doğru fırladım.
Yanımdan geçen mermiler zırhlı plakalardan kıvılcımlar sıçratıyordu. Aracın ezilmiş kapısına ulaştığımda, içeriden inleme sesleri geliyordu. Camı dipçikle kırıp içeri uzandım. Sürücü ve muhafız asker baygındı ama arkadaki hücre kapısının ardında Mimar, kafasından sızan kanla bana bakıyordu. Gözlerinde ilk kez ölümün o gerçek soğukluğunu görüyordu.
"Engin... Beni kurtar..." diye hırıldadı. "Beni öldürecekler... Her şeyi anlatacağım, yemin ederim her şeyi anlatacağım!"
"Ölmeyeceksin," dedim, kapının kilidine namluyu doğrultup tetiği ezerek. ÇAT! "Ama her şeyi anlatana kadar nefes almana ben karar vereceğim."
Herifi kolundan tutup dışarı çekerken, kanyonun yukarısından aşağıya doğru halatlarla inen o profesyonel sızma ekibini gördüm. Yüzlerinde siyah maskeler vardı. Bunlar dağ kadrosu değildi; bunlar, "Mimar"ın arkasındaki o büyük gücün, doğrudan bizi yok etmek için gönderdiği özel paralı askerlerdi.
Erdem, arkamdan gelip Mimar'ın diğer koluna girdi. "Abi, yukarıdan sarılıyoruz! Kanyonun çıkışına doğru yarmamız lazım, burada kalırsak bizi bu çukura gömerler!"
"Pusat Timi, geri çekilme düzeni!" diye bağırdım. "Mimar'ı ortaya alın! Kimse arkada kalmayacak!"
Yağmur fırtınaya dönerken, kanyonun o dar koridorunda ölüm kalım savaşı yeniden alevlenmişti. Toprağın yetimleri, bu kez devletin en büyük sırrını korumak için cehennemin ortasındaydı.
Bölüm etkileşimi
