6. bölüm / 34
TOPRAĞIN YETIMLERIBölüm 6
Bölümler 34Şu an: Bölüm 6
- 1 Bölüm 12.883 kelime
- 2 Bölüm 22.417 kelime
- 3 Bölüm 34.620 kelime
- 4 Bölüm 43.125 kelime
- 5 Bölüm 53.133 kelime
- 6 Bölüm 61.022 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 Bölüm 72.114 kelime
- 8 Bölüm 82.867 kelime
- 9 Bölüm 91.749 kelime
- 10 Bölüm 102.001 kelime
- 11 Bölüm 114.389 kelime
- 12 Bölüm 121.669 kelime
- 13 Bölüm 131.907 kelime
- 14 Bölüm 142.479 kelime
- 15 Bölüm 151.767 kelime
- 16 Bölüm 161.663 kelime
- 17 Bölüm 172.133 kelime
- 18 Bölüm 181.498 kelime
- 19 Bölüm 192.160 kelime
- 20 Bölüm 202.349 kelime
- 21 Bölüm 211.881 kelime
- 22 Bölüm 221.753 kelime
- 23 Bölüm 233.183 kelime
- 24 Bölüm 241.619 kelime
- 25 Bölüm 252.583 kelime
- 26 Bölüm 262.669 kelime
- 27 Bölüm 272.588 kelime
- 28 Bölüm 281.396 kelime
- 29 Bölüm 291.934 kelime
- 30 Bölüm 303.103 kelime
- 31 Bölüm 311.253 kelime
- 32 Bölüm 32566 kelime
- 33 Bölüm 331.167 kelime
- 34 Bölüm 341.823 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Şehir lojmanlarının o ılık ikindi güneşinin altında, Dilan'ın başı göğsümdeyken zamanın durmasını istemiştim. Hayatım boyunca barut kokusundan, telsiz cızırtısından ve sarp kayalıkların soğuğundan başka sığınak bilmeyen ruhum, ilk kez bir kadının kalbinde evini bulmuştu. Ama askerlik, bir kere damarlara işledi mi durmayı bilmeyen bir çark gibidir. Dağlarda fırtına dinmişti, evet; fakat arkada bırakılan o topraklarda atılması gereken yeni adımlar, sarılması gereken eski yaralar vardı.
Tugay'dan gelen yeni emir gecikmedi. Halil Ağa'nın çetesinin tamamen çökertilmesinin ardından, Yeniköy ve civarındaki kanyon hattının güvenliğini kalıcı olarak sağlamak ve bölge halkına devletin şefkatli yüzünü göstermek amacıyla yeniden karakola dönüyorduk. Bu kez bir farkla: Dilan ve Beren, kendi rızalarıyla, babalarının o karanlık mirasını silmek ve köylüye umut olmak için bizimle birlikte dağlara geri dönüyordu.
Askeri zırhlı araç kanyon yolunun o virajlı, tozlu patikalarına girdiğinde, penceremden dışarıya, Akbaba Kayalıkları'na baktım. Birkaç hafta önce burada mermiler uçuşuyordu, şimdi ise doğa kendi sessizliğine bürünmüştü.
"Korkuyor musun?" diye sordum yanımda oturan Dilan'a.
Dilan, pencereden dışarıyı izlemeyi bırakıp elimi tuttu. Parmakları her zamanki gibi kararlı ve sıcaktı. "Korkmuyorum Engin," dedi, gözlerindeki o asil parıltıyla. "O konaktan çıkarken bir ağa kızıydım, çaresizdim. Şimdi oraya, o insanların yanına adaletle ve seninle dönüyorum. Bu topraklar bizim, onları korkuya teslim edemeyiz."
(Yazarın Anlatımıyla)
Aracın arka koltuğunda ise Erdem ve Beren, her zamanki gibi bambaşka bir havadaydılar. Erdem, HK417'sini temizleme kitiyle gözden geçirirken, bir yandan da Beren'e dağdaki yaban çiçeklerinin adlarını anlatıyordu.
"Bak burası Kurt Geçidi," dedi Erdem, pencereyi işaret ederek. "Bahar geldiğinde buralar tamamen mor çiçeklerle kaplanır. Sana o çiçeklerden koca bir buket yapacağım."
Beren gülümsedi, başını Erdem'in omzuna yasladı. "Çiçekler güzel ama benim için en güzel manzara senin o tüfeği bırakıp bana baktığın an Erdem."
Erdem tüfeğin mekanizmasını yavaşça bıraktı, yüzünde o delişmen, aşık gülüş belirdi. "O tüfek sadece senin huzurunu bozmak isteyenler için güzelim. Sen yanımdayken benim namlum da kalbim de emniyette."
(Engin'in Anlatımıyla)
Yeniköy Karakolu'nun nizamiyesinden içeri girdiğimizde, Pusat Timi ve Başçavuş bizi tören düzeninde karşıladı. Ama asıl sürpriz, nizamiyenin dışındaki patikada toplanmış olan Yeniköy halkıydı. Kadınlar, yaşlılar, çocuklar... Yıllarca Halil Ağa'nın korkusuyla evlerine kapanan o insanlar, şimdi ellerinde buraların adetlerine uygun olarak pişirdikleri ekmekler ve tuzla bizi bekliyorlardı.
Araçtan indik. Dilan, köylülerin önüne doğru bir adım attığında, yaşlı bir kadın ileri çıkıp onun ellerine sarıldı. "Ağa'nın zulmü bitti kızım," diye ağladı yaşlı kadın. "Bizi o zalimlerin elinden bu askerler, senin dik duruşun kurtardı."
Dilan kadına sarılırken gözleri dolmuştu ama başını dik tuttu. Arkasına dönüp bana baktı. O an anladım ki, biz dağları sadece teröristlerden temizlememiştik; bu insanların yüreğindeki o prangaları da söküp atmıştık.
Akşama doğru telsiz odasına geçtim. Başçavuş yeni devriye planlarını masaya bırakırken keyifliydi. "Komutanım, sınır hattı hiç olmadığı kadar sakin. Kaçakçılık tamamen durdu. Telsizler bile suskun."
"Güzel başçavuşum," dedim, haritaya bakarak. "Ama rehavet yok. Biz toprağın yetimleriyiz, dağların ne zaman kükreyeceği belli olmaz."
Karakol bahçesindeki o eski çınar ağacının altına yürüdüm. Gece yavaş yavaş çöküyor, yıldızlar gökyüzünü kaplıyordu. Dilan oradaydı, çınarın gövdesine yaslanmış, karanlığa gömülen kanyonu izliyordu. Arkasından yaklaşıp kollarımı beline sardım. Çenesini göğsüme yasladı.
"Şimdi ne olacak Engin?" diye fısıldadı gecenin sessizliğinde.
"Şimdi bu topraklarda yeni bir hayat kuracağız Dilan," dedim, gökyüzündeki o en parlak yıldızları işaret ederek. "Yetimlerin başlattığı bu hikaye, artık bu dağların koruyucusu olan koca bir ailenin destanına dönüşecek. Ve bu dağlar, bir daha asla karanlığa teslim olmayacak."
(Engin'in Anlatımıyla)
Gecenin ayazı kanyonun derinliklerinden sızıp karakolun bahçesine ulaştığında, Dilan'ın saçlarından yayılan o hafif koku içimi ısıtmaya yetiyordu. Gökyüzündeki yıldızlar, sanki Yeniköy'ün üzerinde nöbet tutan binlerce göz gibi parıldıyordu. Yıllarca sadece ölümün ve pusunun gölgesini barındıran bu dağlar, şimdi sessiz bir huzurun beşiği olmuştu.
"Biliyor musun Engin," dedi Dilan, bakışlarını kanyonun karanlığından ayırmadan. "Küçükken bu konağın duvarları arasında otururken, dağların arkasında ne olduğunu hep merak ederdim. Babam bana hep 'Orada sadece düşmanlar ve tehlike var' derdi. Meğer en büyük tehlike o duvarların içindeymiş, sığınak ise tam olarak buradaymış."
"Baban seni o duvarların arkasına hapsetti çünkü senin içindeki o asil ve korkusuz ruhun kendi karanlığını aydınlatmasından korktu," dedim, saçlarına hafif bir öpücük kondurarak. "Ama artık o duvarlar da yok, o korku da. Bu dağların her bir taşı artık senin özgürlüğünün şahididir."
(Yazarın Anlatımıyla)
Karakol binasının üst katındaki terasta ise Erdem ve Beren, ellerindeki sıcak çay kupalarıyla gecenin sessizliğini paylaşıyorlardı. Erdem, HK417'sini hemen yanındaki duvara yaslamış, bakışlarını tamamen Beren'e sabitlemişti.
"Şu karşıdaki en yüksek tepeyi görüyor musun?" diye sordu Erdem, parmağıyla karanlığın içindeki sarp bir silueti işaret ederek. "Oraya Kartal Yuvası deriz. Operasyonlardayken geceleri orada pusuda bekler, aşağıdaki köylere bakardım. İçimden hep 'Acaba orada beni düşünen biri var mıdır?' diye geçirirdim. Yetimhaneden beri bu sorunun cevabı hep koca bir boşluktu."
Beren, çay kupasını masaya bırakıp Erdem'in elini tuttu. Parmaklarının arasındaki o barut kokulu sertliği şefkatle kavradı. "Artık o boşluk yok Erdem. Bundan sonra o tepeye her çıktığında, seni burada, dualarıyla bekleyen birinin olduğunu bileceksin. Kalbim hep senin nöbet tuttuğun o kayalıklarda atacak."
Erdem hafifçe gülümsedi, gözlerindeki o delişmen parıltı yerini derin bir sadakate bıraktı. "İşte şimdi, bu dağları korumak için bin kat daha fazla sebebim var," dedi ve Beren'in elini kalbinin üzerine bastırdı.
(Engin'in Anlatımıyla)
Gecenin ilerleyen saatlerinde, telsiz odasından gelen hafif bir cızırtı ve ardından Başçavuş'un ayak sesleri sessizliği böldü. Bahçeye doğru yürüyen Başçavuş'un yüzünde bu kez bir gerginlik değil, tatlı bir heyecan vardı.
"Komutanım," dedi selam durarak. "Tugay Komutanlığı'ndan şifreli mesaj geldi. Bölgedeki asayişin kalıcı olarak sağlanması ve gösterdiğiniz üstün başarılar neticesinde, Yeniköy Karakolu'nun tabur seviyesine çıkarılmasına karar verilmiş. Ayrıca... sizin ve Erdem Üsteğmen'in rütbe terfi işlemleri erkene alınmış. Tebrik ederim Yüzbaşım."
Erdem terastan aşağıya doğru hızla indi, duyduklarıyla yüzünde kocaman bir tebessüm belirdi. "Yüzbaşı mı? Bak sen şu işe abi, artık sana resmi olarak da abi demek zorundayım," diyerek takıldı her zamanki muzipliğiyle.
"Hayırlı olsun başçavuşum," dedim, gururla Erdem'in omzuna vurarak. "Ama bizim için en büyük rütbe, bu topraklarda yaşayan insanların yüzündeki şu huzurdur."
Dilan ve Beren el ele tutuşarak yanımıza geldiler. İkisinin de yüzünde, geçmişin tüm acılarını silip süpüren yeni bir şafağın aydınlığı vardı. Toprağın yetimleri olarak başladığımız bu yolculukta, fırtınalarla sınanmış, ihanetlerle yoğrulmuştuk. Ama şimdi, bu sarp kayalıkların ortasında, kendi ellerimizle kurduğumuz o sarsılmaz yuvanın temelini atmıştık.
Elimi Dilan'ın beline koydum, Erdem de Beren'in elini sımsıkı kavradı. Dört kalp, tek bir toprakta atan koca bir çınar gibiydi artık. Yeniköy'ün dağları, yetimlerin destanını fısıldamaya devam edecekti; ama bu kez ölümün değil, zaferin ve aşkın diliyle.
Bölüm etkileşimi
