Taç ve Kılıç kitap kapağı

2. bölüm / 24

Taç ve Kılıç

Taç Şövalyesi

Vaveyla Yazarı: E.D 🌠

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: Taç Şövalyesi

"Ağabey!" Diye bağırıp kapıyı çalma gereksiniminde bulunmadan var gücümle ağabeyimin odasındaki kapıyı hızla açtım. Öyle bir hızla açıldı ki duvara çarpıp gürültüyle geri sekti.

Ağabeyim çalışma masasının önünde oturuyordu. Önündeki evraklarda başını kaldırıp kapıya baktı.

"Bir gün şu kapıyı kıracaksın." Dediğinde bunu iltifat olarak kabul ettiğim için gülümsedim.

"Henüz kırmadım."

"Henüz," dedikten sonra iç çekti. "Ne istiyorsun?" Dediğinde odanın ortasına doğru ilerledim ve kollarımı iki yana açtım.

"Canım sıkılıyor."

"Harika. Bunun benim sorunum olduğunu mu düşünüyorsun? "

"Evet." Dediğimde gözlerini tavana çevirdi. Galiba şu anda sabır dinleniyordu. Kıkırdadım ve davet beklemeden koltuğa oturdum. Aklıma gelen şey ile ayağa kalktım. Ağabeyim ayağa kalktığımı görünce bana şüpheyle baktı.

"Ne yapıyorsun?"

"Hiç." Dedim i harfini uzatarak.

"Ivy." Dedi uyarırcasına.

"Hiç bir şey yapmıyorum." Bu cevabımın genellikle iyi bir yanıt vermediğini biliyordu ama yine de dikkatini evraklara vermeye çalıştı. Tam odaklanmaya başladığını fark ettiğimde koltuğun yastığını alıp kafasının arkasına fırlattım. Ağabeyim gözlerini kapattı, yavaşça bana döndü. Ben ise hiçbir şey olmamış gibi camdan dışarısını izliyordum.

"Ivy."

"Efendim? "

"Bana yastık attın mı?"

"Kanıtlayamazsın." Derken diğer yastığı elime çaktırmadan almaya çalışıyordum. Ağabeyim hözünü kapatıp derin bir nefes alırken ikinci yastığı yüzüne attım. Hızla gözünü açıp sandalyeden kalktı.

"IVY!" Diye bağırdığında tüm sarayın duyduğuna yemin edebilirdim. Kahkahalar eşliğinde büyük odanın içinde koşmaya başladım ve ağabeyim beni yakalamaya çalıştı.

Birkaç dakika sonra odada her zaman yaptığımız gibi savaş başlamıştı artık. Yastıklar havada uçuşuyor, sandalyelerin yeri değişiyor, halının üstündeki kitaplar dağılıyordu. Hızla koltuğun arkasına geçtiğimde koltuğun yanından bir kitap geçti.

"Neden kitap atıyorsun?"

"Çünkü yastıklar bitti!"

"Bu mantıklı bir cevap değil!" Dedim kahkahalarımın arasından. Ağabeyim beni yakaladığında ufak bir çığlık attım.

"Bu haksızlık!"

"Hayır, bu bir zafer."

"Sal beni!"

"Kesinlikle hayır." Kollarımı sertçe tutuyordu, ben ise kurtulmaya çalışırken bütün saçlarım dağılmıştı. Ağabeyim saçlarımı kendi elleriyle bozmuştu.

"Pes et." Dedi alaycı bir tonla. Kaşlarımı çattım.

"Asla."

"Pes et."

"Hayır!"

"Pes etsene be kızım!"

"Hayır!" Diye bağırıp kolunu ısırdım. Birazcık sert ısırmış olacaktım ki acıyla çığlık attı. Daha sonra ise kolunu çekti. Böylelikle ellerim artık serbest kalmıştı.

"BENİ ISIRDIN!"

"İşte yaradı ama."

"İNSANLAR BÖYLE SAVUNMA YAPMAZ!"

"Ben yapıyorum." Dedim sırıtarak. O ise koluna dehşete baktı. Bıraktığım iz gayet belirgindi.

"Babama söylüyorum."

"Git söyle. Hatta selamımı söylemezsen kırılırım." Dedim alayla.

"Gerçekten söylüyorum."

"Sen yirmi altı yaşındasın." Dediğimde duraksadı. Ardından yüzümü düştü.

"...Bu argüman hoşuma gitmedi." Dediğinde zafer kazandığımı belli etmek istercesine çenemi yukarı kaldırdım. Tam o esnada kapı çalındı. Birbirimize baktık. Ağabeyim kolunu tutuyor, ben ise nefes alış verişimi düzenli bir hale sokmaya çalışıyordum. Tekrar kapı çaldığında kuş yuvası gibi duran saçlarımı düzeltme ihtiyacı duymadan "Gel!" Dediğimde e harfini uzatmıştım.

Kapıdan içeri Alaric girdi. Şövalye kıyafetinin üstünde bir taç sembolü vardı, bu da demek oluyordu ki baş şövalyeden sonra en yüksek rütbeye sahipti. Kendisi Taç Şövalyesi idi. Siyah saçlarını düzeltmiş, yüz ifadesi sakindi. Fakat içeri girip gördüğü dağınıklık yüzünden bir anlığına afallamıştı.

Afallaması gayet normaldi çünkü tek sabit duran şey ağabeyimin yatağıydı. Yastıklar yerlerdeydi, çalışma masası yer değiştirmişti, kitaplar kitaplık dışında her yerdeydi ve sandalyenin bir ayağı kırılmıştı. Ne zaman kırıldığını bilmiyordum.

Benim saçlarım karışıktı, ağabeyim nefeslerini düzenlemiş ama kollarındaki diş izlerimi ve morlukları kapatamamıştı. Kısa bir sessizlik oluştuğunda ağabeyim ile aynı anda doğrulduk. Alaric ise odaya hızlı bir bakış attıktan sonra hiçbir şey görmemiş gibi nötr ses tonuyla konuşurken elindeki mektubu ağabeyime uzattı.

"Rahatsız ettiysem özür dilerim." Dediğinde boğazımı temizledim. Ağabeyim ceketini kollarına geçirerek diş izlerimi ve morlukları kapattı. Alaric ise sanki çok normal bir haldeymişcesine hiçbir tepki vermiyordu.

"Karşılıklı krallığın prensesinden size bir mektup var, prensim." Dediğinde ağabeyimin adeta yüzünün rengi değişti. Kocaman gülümseme oluştu yüzümde. Artık ona karşı çok güçlü bir kozum vardı.

"Ne?" Diye sordu.

"Prenses Celeste'den." Dediğinde sessiz kalmayı tercih etti ağabeyim. Yüzümdeki gülümsemeyi hiç bozmadan yavaşça ağabeyime baktım. Ona baktığımı hissedince tavana baktı.

"Ooo.." dediğimde hızla bana baktı.

"Hayır."

"Prenses Celeste mi?"

"Ivy."

"Karşı krallığın prensesi Celeste mi?"

"Ivy."

"Celeste."

"Ivy."

"Celeste." Dediğinde sırıtarak istemsizce gözlerimi Alaric'e çevirdim. Hâlâ son derece ciddi bir şekilde mektubu uzatmaya devam ediyordu. Ağabeyimden önce davranarak elindeki mektubu aldım ve Alaric'e teşekkür ettim. Alaric rica ederek odadan ayrıldığında koltuğa hızla çıkıp mektubu açtım. Hafifçe bağırarak mektubu okumaya başladım.

"Sevgili Alexander,

Umarım bu mektup sana ulaştığında yine kraliyet işlerinin arasında kaybolmuş değilsindir. Her ne kadar sen aksini iddia etsen de, bazen bütün gününü bir masanın başında geçirmek seni daha huysuz yapıyor.

Geçen görüşmemizden sonra sana yazmak istedim. Söylemek istediğim bazı şeyleri yüzüne karşı söylemek, nedense mektuba yazmaktan çok daha zor geliyor.

Öncelikle, bana sarayın bahçesine gezdirdiğin için teşekkür ederim. Yol boyunca bana krallığın tarihini anlatmaya çalışırken üç kez konuyu kaybetmiş olsan da, teşekkür ederim.

Bunu sana söylemeyecektim ama...

Seninle konuşmayı seviyorum.

Bazen söylediklerine sinir oluyorum, bazen gereğinden fazla ciddi oluyorsun, bazen de her işi kendin çözmeye çalışıyorsun.

Ama yine de seni düşündüğümde yüzümde istemsizce bir gülümseme oluşuyor ve ben buna engel olamıyorum.

Sanırım bunun sebebini inkar etmeme artık lüzum yok.

Bir sonraki görüşmemizi iple çekiyorum.

Ve sana söylemek istediğim başka şeyler de var, mektup ile anlatılamayan.

Lütfen bu kez beni bekletme.

Sevgilerimle,

Celeste. "

Mektup biter bitmez koltuktan atladım ve saçlarımı kulağımın arkasına koydum.

"Âşık olmuşsun."

"Ivy."

"Ne? Yanlış mı söyledim?"

"Evet."

"O zaman neden kızardın?"

"Çünkü..." dedi ü harfini uzatarak. Onun bu haline sırıttım.

"Çünkü ne?"

"Çünkü Alaric'e rezil olduk."

"Hadi ama, eğer öyleyse daha erken kızarman gerekiyordu, daha iyi bir yalan bul," dedikten sonra bir an ciddileştim. "Gerçekten hoşlanıyorsun ondan, değil mi?" Diye sorduğumda cevap vermedi. Bu da durumun vahim olduğunu gösteriyordu.

Gülümsememi soldurdum ve bu sefer ciddi olduğumu belli ettim. Bunun üzerine derin bir nefes alıp,

"Evet." Dedi. Bunun üstüne hafifçe gülümseyip elimi ağabeyimin omzuna koydum ve hafifçe vurdum.

"O da senden hoşlanıyor." Dedikten sonra elimdeki mektubu ona verdim. Ağabeyimin gözleri adeta parlıyordu. Odadan çıkma vaktimin geldiğini hissedince kapıya doğru yürüdüm. Kapıdan çıktıktan sonra, kapıyı tamamen kapatmak yerine kapanmasına yakın bir şekilde bırakıp gizlice onu izlemeye başladım.

Mektubu açıp tekrar ve tekrar okuduğunu görünce bulanıp,

"Yine mi okuyorsun? " diye bağırdım. Ağabeyim hızla aralık kapının arkasındaki bana bakınca yüzü düştü.

"IVY, ÇIK GİT!"

"Of, tamam be! Ağlama hemen." Dedikten sonra kapıyı tamamen kapatıp odama geldim. Kapımı tamamen kapattığımdan emin olunca sıcak bir banyo yapıp geceliklerimi giydim.

Saçlarımı taradıktan sonra kendimi hızla yatağa attığımda yatağımda bir tuhaflık hissettim. Sanki yatağımın bir yerinde bir şeyler vardı. Yatakta doğruldum ve ellerimi hızla yatakta gezdirdim. Çarşafımın altında bir zarf vardı.

Tek kaşımı kaldırıp zarfı açtığımda gözlerime inanamadım. Zarfın içinde bir bıçak vardı. Bıçağa hiç dokunmadan zarfı tekrar kapatıp elime aldım. Hızla odamdan çıkıp babamın yanına geldim. Kapıyı çaldıktan sonra gelen izin ile odaya girip kapıyı hızla kapattım.

Gözlerimdeki endişeyi görmüş olacak ki hızla oturduğu yerden kalktı.

"Kızım? Ne bu telaş?" Dediğinde babama biraz daha yakınlaşıp sesimi alçalttım. Bu olayın kimse tarafından bilinmesini istemiyordum.

"Baba, biri yatağıma bunu bırakmış." Diyip elimdeki zarfı babama uzattım. Gerçekten birileri beni öldürmek mi istiyordu? İyi ama neden ki? Yeterince iyi biri olamamış mıydım? Halk benden memnun değil miydi? Aklımda bu ve bunun gibi bir sürü sorular nehir gibi akıp giderken babam zarfı açtı. O da bıçağa dokunmamaya özen gösterdi.

"Bunu adli biyologlara ve genetikçilere vereceğim." Dedi katı bir ses tonuyla. Babamın elindeki zarfı aldım.

"Yarın halka karışacağım, yardım edeceğim insanlar var. Yol üstünde veririm onlara." Dedim gülümseyerek. Belki böylelikle iyi bir prenses olurum ve halk beni severdi. Babam kafasını salladığında yanağını öptüm ve odadan çıkıp sessiz adımlarla odama geçmeye çalıştım, uyuyan kişiler varsa onları uykusundan uyandırmamalıydım. Evet, eğer bu bıçağı veren kişi sarayın içindeyse gösterdiğim özeni anlar ve belki de vazgeçerler?

Odama yakın bir yerde Alaric'e rastlayınca adımlarımı yavaşlattırdım. Alaric bir bana bir de elimde sıkıca tuttuğum mektuba bakınca hızla ellerimi arkama götürerek mektubu sakladım.

"Prenses."

"Alaric." Dediğimde kısa bir an yüzüme ve daha sonra arkama aldığım ellerimi kaydı.

"Bir şey mi oldu?"

"Hayır." Diye hızlı bir cevap verdiğimde dudağımı ısırdım. Benden şüphe duymaması gerekiyordu. Alaric kaşlarını hafifçe çattı.

"İyi görünmüyorsunuz." Gözlerimi kaçırdım. Tabii ki iyi görünemezdim. Halkım beni sevmiyordu.

"Her zaman iyi görünmek zorunda değilim." Diye çıkıştığımda bir süre cevap vermedi.

"Hayır, değilsiniz," Dediğinde gözlerimi ona çevirdim. Kesinlikle bu cevabı beklemiyordum. "Bazen kötü bir gün geçirmek için bir sebebe ihtiyacınız olmayabilir." Dediğinde gözlerim tekrar yere indi.

"Keşke mesele sadece kötü bir gün olsaydı." Dediğimde Alaric'in yüz ifadesi değişti.

"Ne oldu?"

"Hiçbir şey."

"Prenses," dedi sesini biraz yumuşatarak. "Bana 'hiçbir şey' derken yüzüme bakmıyorsunuz." Dediğinde mecburen kafamı kaldırdım ve gözlerine baktım. Beni dikkatle inceliyordu.

"Arkanızdan ne?" Dediğinde bir an dondum. "Halkımın bana olan nefreti. Belki de beni öldürmek isteyen bir grup çünkü ben iyi birisi değilim ve hiçbir zaman da olamayacağım." Diyemediğim için sadece:

"Hiçbir şey." Demekle yetinmeyi tercih ettim. Alaric başını hafifçe yana eğdi.

"Az önce iki kez 'hiçbir şey' dediniz."

"Çünkü gerçekten de çok önemli bir şey değil, Alaric."

"Önemli olup olmadığına siz karar vermeden önce ne olduğunu bilmem gerekiyor." Zarfı tuttuğum elin yavaşça titrediğini hissettim.

"Babam da önemli bir şey olduğunu düşünmüyor." Dediğimde bakışları keskinleşti.

"Babanız biliyor mu?" Dediğinde hiçbir cevap veremedim. Ama bu sessizlik, ona yeterli olmuştu.

"Ivy," Alaric, ilk defa bana adımla seslenince hafifçe gülümsedim. Rastgele bir kişinin bana 'prenses' diye çağırmasınlar bıkmıştım artık. "Bana güvenmediğiniz için değil ama taşıdığınız şey size zarar verebilecek bir şeyse bunu bilmem gerekir."

Söze başlamadan önce omuzlarımı düşürdüm. "Bazen.. Ne yaparsam yapayım, yeterli değilmişim gibi hissediyorum." Diye mırıldandım. Alaric'in yüz ifadesi yumuşadı.

"Bunu kim söyledi?"

"Kimsenin söylemesine gerek yok." Dediğimde kısa bir sessizliğin ardından gözlerimi koridordaki cama çevirdim.

"Halkı beni sevmiyor." Dediğimde sessizliğini sürdürdü. Belki bu da halka katıldığının göstergesiydi. Veya ben sağlıklı düşünemiyordum. Derin bir nefes alıp kendime gelmeye çalıştım.

"Bunu nereden çıkardınız?" Tam olarak elimdeki bıçaktan.

"Halkın bakışlarından."

"Bakışlar her zaman doğruları göstermez."

"Bazen gösterir."

"Bazen de insanlar kendi korkularını başkalarının yüzünde görür."

"Sen beni seviyor musun?" Diye düşünmeden söylediğim şeye gözlerim büyüdü ve hızla elimle ağzımı kapattım. Özür dilemek için ağzımı açtığımda Alaric izin vermeden konuşmaya başladı.

"Benim sizi sevip sevmemem şu anda asıl mesele değil. Asıl mesele, neden bu kadar üzgün olduğunuz," Dediğinde cevap vermek yerine sustum, o da devam etti. "Ve o zarfın neden arkanızda olduğu." Tekrardan derin bir nefes aldım.

"Bunu kimseye söylemeyeceğine söz verir misin? Cedric ve Tristan'da dahil?" Dediğimde yüzündeki yumuşama yine ciddi bir hale büründü.

"Eğer güvenliğiniz ile ilgiliyse, size böyle bir söz veremem." Kaşlarımı çattım.

"Bana güvenmiyor musun?"

"Hayır," dedikten sonra bir adım bana yaklaştı. "Ben size güveniyorum lakin sizi tehlikeye atacak bir şeyi saklamanıza güvenmiyorum." Dediğinde hafifçe gülümsedim ve hiçbir şey demeden odama hızla girip kapıyı kapattım.

Yatağa oturup zarfı açtım. Bıçağı elime alıp bir süre incelerken bir yandan kendi canıma değil, halkın beni sevmemesine üzüldüm. Bıçağı elimden ayırmadan ne ara sabahladığımı bilmiyordum. Kapıyı açıp kapı muhafızlarıyla günaydınlaştıktan sonra, aralarından birine dönüp, şövalyelerimin hazırlanmasını, dışarı çıkacağımı söyledim. Muhafız haber vermek için gittiğinde kapıyı kapatıp yeşil bir elbise giydim.

Birkaç dakika sonra bıçağı zarfın içine koydum. Zarfı alıp odamdan çıktım ve sarayda onları hazırlanırken yakaladım. Üçüyle kimsenin olmadığı boş bir odaya götürüp kapıyı kapattım.

"Size bir şey göstermem gerekiyor." Dediğimde Alaric cevap verdi.

"Ne oldu?"

"Önce söz verin. Ağabeyime hemen söylemeyeceksiniz."

"Bu cümleden sonra sana söz vermemiz biraz zor." Dedi Cedric.

"O ne?" Dedi Tristan. Bir süre bekledikten sonra arkamdaki zarfı çıkardım. Alaric direkt zarfa baktı.

"İçinde ne var?"

"Bir bıçak." Dedim gözlerimi kaçırarak. Ardından zarfı açıp içindeki bıçağı çıkardım.

"Bunu kim yaptı?" Diye endişeyle sordu Cedric. Bilmiyorum dercesine omuz silktim. Alaric'in tepkisi ise sessizleşmek olurken Tristan ise:

"Bıçakta herhangi bir sembol veya işaret var mı?" Diye sordu. Kafamı 'hayır' anlamında iki yana sallayıp bıçağı zarfa geri koydum.

"Babam adli biyologlara ve genetikçilere götürmemi söyledi."

"Ve sen?" Dedi Alaric.

"Ben de götürürüm dedim."

"Ama götürmeyeceksin." Dedi Cedric. Cevap vermek yerine sessiz kaldım.

"Nereye atacaktın?" Dedi Tristan. Omuz silktim.

"Gideceğimiz yerdeki çöpe." Dediğimde Alaric'in sinirlenmeye başladığını fark ettim.

"Ivy." Dediğinde Tristan ve Cedric, bana ismimle seslenmedim şaşırmışlardı ama şu an cevap veremezdim.

"Ne?"

"Bunu neden yapacaktın?"

"Çünkü..." dediğimde bir süre cevap vermek istemedim. Ama yine de belli etmemek için, "Çünkü büyütmek istemedim."

"Bu büyütmek değil, bu bir kanıt."

"Belki de hiçbir şey değildir."

"İçinde bıçak bulunan bir zarfa 'hiçbir şey' diyemezsiniz." Dedi Cedric. Bu sefer ona baktım ve gözlerimi kaçırmamak için adeta kendimle savaştım.

"Belki de halkın beni sevmediğini kanıtlamaya çalışan aptal bir şaka sadece?" Dediğimde burnumun hafifçe kızartmasını hissetmem ve gözlerimin dolmasını hissetmem bir olunca hızlıca yere bakıp gözlerimi kapattım. Ve üçü birden sessizleşti. Asıl meselenin canım olmadığını, asıl üzüldüğüm şeyin halkın beni sevmeyişi olduğunu anladılar.

Derin bir nefes alıp gözlerimi açtım, ardından onlara baktım.

"Halkın arasına karışmayacaksınız." Dedi sakin bir ses tonuyla ile.

"Karışacağım, Alaric."

"Hayır."

"Her hafta düzenli bir şekilde halka karışırım. Halka yardım etmek istiyorum."

"Ben de sizin sağ salim geri dönmenizi istiyorum."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

192okunma 76beğeni 22yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18