Taç ve Kılıç kitap kapağı

10. bölüm / 24

Taç ve Kılıç

Balo ve Dans

Vaveyla Yazarı: E.D 🌠

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: Balo ve Dans

(Şu ana kadar yazdığım en uzun bölüm ile karşı karşıyasınız! Bunun heyecanı içerisinde olmakla beraber, yazar tavsiyesi olarak başlamadan önce kahvelerinizi hazırlayın demek isterim! Umarım bu uzun bölümde sizi fazla sıkmamışımdıır.🥹🌷)
Balo günü geldiğinde odamdaki sessizlik her zamankinden farklı hissettiriyordiyordu. Pencereden içeri giren sabah ışığı, odanın zeminine vuruyor ve masanın üstüne koyduğum elbisenin rengini daha belirgin bir hale getiriyordu.

Annemin elbisesi yıllardır gardırobumun derinliklerinde saklanıyordu. Kumaşı hâlâ kusursuzdu. Belimi zarifçe saran üst kısmı, aşağı doğru genişleyen eteği ve ışık vurduğunda hafifçe parlayan elbise tam annemin tarzıydı. Elbiseyi ellerimin arasına aldım ve kumaşın üzerinde parmaklarımı gezdirdim.

"Bugün seni gitiyorum." İstemsizce gülümsedim. Pijamalarımı indirip zümrüt yeşili bu elbiseyi giydim. Aynanın karşısına geçtiğimde birkaç saniye hiçbir şey demedim.

Kendimi tanıyordum fakat bir o kadar da tanımıyordum. Annemin kıyafetleri benim üstümdeyken ona olan benzerliğimi daha belirgin bir şekilde fark ettim.

Babamın bazen bana uzun uzun bakmasının nedenini şimdi biraz daha iyi anlıyordum. Kapı çalındı.

"Prensesim?"

"Gel." Kapı açılınca içeri iki tane görevli geldi.

"Hazırlanmanıza yardımcı olabilir miyiz?"

"Tabii." Diyerek makyaj masamın önünde duran sandalyeye oturdum. Görevlilerden biri arkama geçti.

"Saçlarınızı nasıl isterseniz?"

"Dalgalı olsun." Anneminkisi gibi.

"Elbiseyle çok güzel olacaktır."

"Ben de öyle düşünüyorum. " bir görevli önüme geçti.

"Makyajınız nasıl olsun?"

"Hafif."

"Her zamanki gibi mi?"

"Biraz daha şık olabilir." Dediğinde gülümsedi ve saçımı yapan göravli konuşmaya başladı.

"Bugün balo var."

"Evet."

"Heyecanlı mısınız?"

"Biraz."

"Biraz mı?" Güldüm.

"Belki birazdan fazla." Saçlarım ve makyajım yapılırken aynada kendimi izledim. Dalgalar yavaş yavaş tüm saçlarımı sarmaya başladı. Omuzlarıma dökülen bukleler, elbisenin rengiyle güzel bir uyum oluşturuyordu. Makyajım da tamamlanınca görevli birkaç adım geri çekildi.

"Oldu."

"Gerçekten çok güzel olmuş."

"Tacınızla daha güzel olacaktır."

Tacım. Gözlerim masanın üstünde kolyem ile beraber duran tacıma kaydı. Annemin şimdi neden zümrütü çok sevdiğini anlamıştım. Gerçekten ona yakışıyordu. Ve bence onu temsil ediyordu.

Görevlilere teşekkür ettikten sonra odamdan ayrıldıklarında ayağa kalkıp tacı elimin arasında tutup burukça gülümsedim. Tacı anlıma geçirdikten sonra kolyemi taktım.

Bir anlığına anadakş yansımanın bana ait olduğuna inanmakta zorluk çektim. Parmaklarımı boynumdaki zümrüt taşın üzerine koydum.

"Umarım bugün beni görüyorsundur, anne." İç çekip kapıya yöneldim. Koridoru hızlı adımlarla geçtikten sonra merdivenlere ulaştığımda aşağıdaki sesleri duyabiliyordum.

Ağabeyimin ve babamın konuşma sesi, Tristan'ın kahkahası, Cedric'in bir şeyler anlatan sesi ve Alaric'in sessizliğinin sesi.

Merdivenlerden inmeden önce gülümsedim ve eteğimi tutup hafifçe yukarı kaldırdım. İlk basamağımı attığımda çıkan topuklu ayakkabımın sesi mermer zeminde yankılandı.

Aşağı inmeye yakınken önce Tristan'ı gördüm. Ve o da beni fark eden ilk kişi oldu. Anında konuşmayı bırakınca gülümsemem genişledi. Cedric kaşlarını kaldırdı.

"Neden konuşmayı bıraktın?" Diye sordu Tristan'a. Tristan cevap vermeyince Cedric beni fark etti ve o da konuşmayı bıraktı.

Ağabeyim kocaman gülümserken Celeste'nin gözleri büyümüştü.

"Ivy..." ben son basamağa geldiğimde Tristan konuşmaya başladı.

"Tamam." Tek kaşımı yukarı kaldırdım.

"Ne tamam? "

"Bugün sizi tanımakta zorlanacağım." Güldüm.

"Neden?"

"Çünkü normalde deni görür görmez bir şeyler ters gidiyor." Cedric hemen atıldı.

"Çünkü genelde kendisi bir şeyleri ters götürüyor." Tristan bir hışımla Cedric'e baktı.

"Ben mi?"

"Evet."

"Geçen hafta bahçede kaybolan kimdi? " Cedric kaşlarını çattı.

"Kaybolmadım."

"3 saat boyunca seni aradık."

"Ben yolu bulmaya çalışıyordum."

"Ahırda." Diye düzeltti Tristan.

"Orası bahçeye yakındı." İkisine bakıp güldüm.

"Ben aşağı inmeden önce bile başladınız." Tristan ellerini yukarı kaldırdı.

"Ben başlatmadım." Cedric kıkırdadı.

"Her zamanki gibi suçu bana atıyor." Ağabeyim başını iki yana salladı.

"İkinizin de değiştiğini sanıyordum." Tristan ciddi ifadesine büründü.

"Ben hâlâ mantıklıyım." Dediğinde Cedric alaycı bir kahkaha attı.

"Buna inanan bir insan bulursan bana da haber ver." Tristan gülüp Cedric'in omzuna hafif bir yumruk attı.

"Sus."

Celeste yanıma geldi ve gülümseyerek beni süzdü.

"Çok güzel görünüyorsun."

"Teşekkür ederim." Gözleri anlımda duran taca kaydı.

"Bu..."

"Annemindi." Celeste'nin yüzündeki ifade yumuşadı.

"Çok güzel."

"Uzun zaman sonra ilk kez takıyorum." Alaric'in bakışlarını üstümde hissettim. Onun yorum yapmadığını fark edince Alaric'e baktım. Bir süre sadece gözlerime baktı.

"Alaric?" Sanki düşünceden ayrılmış gibi gözlerini kırpıştırdı.

"Prensesim? "

"Bir şey söylemeyecek misiniz?" Hafifçe gülümsedi.

"Çok güzel görünüyorsunuz." İşte bu Alaric'ten aldığım ikinci iltifattı. Ellerimi nereye koyacağımı bilemeyerek saçlarımla oynamaya başladım.

"Teşekkür ederim.." Tristan Alaric'e baktı.

"Sonunda konuşabildi." Alaric tek kaşını yukarı kaldırdı.

"Ne demek istiyorsun? "

"5 dakikadır sana bakıyorum."

"Ve?"

"Hiçbir şey söylemiyorsun. " Cedric kıkırdadı.

"Belki de söyleyecek bir şey bulamıyordur." Alaric ikisine de bıkmış bir bakış attı.

"Bugün ikiniz de çok konuşuyorsunuz. " Tristan göğsünü kabarttı.

"Arkadaşlığımız ilerledi." Cedric başını salladı.

"Maalesef. " hepimiz gülmeye başladık. Babam ise biraz daha uzakta bizi izliyordu. Yanına gittiğimde yüzündeki ifade değişti. Babamın yanında ortaya çıkan içimdeki çocuğa asla engel olamıyordum.

Gözleri tacıma, kolyeme ve elbiseme kaydı.

"Annen... bu elbise...onundu..." babam başını salladı ve bir süre sessiz kaldı. Ben ise dudaklarımı birbirine bastırarak başımı hafifçe yana eğmiş, tepkilerini izliyordum. "Çok uzun zaman oldu."

"Bugün tamamen annem oldum," Dedikten sonra etrafımda dönüp kıkırdadım. Bir sağa döndüm, bir sola. Çocuk gibi davranıyordum. "Bak, bak! Güzel olmuş muyum? Bana yakışmış mı? Anneme benzedim mi?" Babam burukça gülümseyip bana yaklaştı.

"Çok.. çok güzel olmuşsun. Tıpkı annen gibi." Dedikten sonra bana sıkıca sarıldı. Kıkırdayıp ben de ona sarıldım. Bir süre öyle kaldık.

"Babacığım."

"Hm?"

"Ben iyiyim." Bunu neden söylediğimi bilmiyordum. Belki babamın gözlerinde geçmişi gördüğüm içindi. Babam saçlarımı okşadı.

"Biliyorum." Ağabeyim de yanımıza geldi.

"Artık yola çıkma zamanı geldi." Babam bana sarılmayı bırakıp ağabeyime sarıldı.

"Celeste'ye iyi bak." Ağabeyim gülümsedi.

"Bakacağım." Babam daha sonra tekrardan bana baktı.

"Sen de oradaki ağaçlara dadanma, şövalyelerin sözünden çıkma, uslu ve akıllı dur. Ayrıca bir yere gittiğinde yanında mutlaka o krallığa ait birisi olsun, kaybolma." Uyarısını dinlerken iç çektim.

"Ben zaten hep usluyum ki." Tristan arkadan seslendi.

"Bu doğru değil." Arkama omzumun üstünden baktım.

"Tristan!" Cedric ve Tristan aynı anda gülmeye başlayınca oflayarak önüme döndüm. Babam ise başını sallayarak gülümsedi.

"İşte şimdi gerçekten gitme vaktiniz geldi."

Dışarı çıktığımızda iki at arabası bizi bekliyordu. Yanımıza yolculuk için bolca su, meyve ve kokmayan hafif atıştırmalıklar almıştık.

Ben, Alaric, Tristan ve Cedric'le birlikte ikinci arabaya yerleşirken ağabeyim ve Celeste diğer arabaya yerleşti. At arabası hareket ettiğinde sarayın görüntüsü yavaş yavaş geride kaldı. İlk birkaç dakika boyunca kimse konuşmadı. Başımı cama çevirdiğimde Cedric bana seslendi.

"Prensesim." Cedric, karşımda rahatça oturmuştu, yanında Tristan vardı. Ellerini göğsünün altında birleştirmişti. Benim yanımda ise Alaric oturuyordu. O da camdan dışarısını izliyordu.

Yolculuğun başlamasından epey vakit geçmişti. Meyve sepeti çoktan açılmış, birkaç su şişesi bitmiş, onlarca konu konuşulmuştu.

"Efendim?" Sırıttı.

"Çocukken âşık olduğunuz biri var mıydı?" Cevap veremediğim için sessizlik olunca Tristan gözlerini büyüttü. Alaric'in başı pencereye doğru dönük olmasına rağmen omzunun hafifçe gerildiğini fark ettim. Birkaç saniye Cedric'e baktıktan sonra gülümsedim.

"Vardı." Tristan neredeyse elindeki elmayı düşürüyordu.

"Ne?"

"Vardı." Cedric sırıttı.

"Gerçekten mi?"

"Bu kadar şaşırmayın."

"Prensesim, bu şaşırılacak bir konu." Kıkırdadım.

"7 yaşındaydım."

"Fark etmez. "

"Fark eder."

"Etmez."

"Tristan. "

"Efendim? "

"Sus." Dediğimde Cedric öne eğilerek konuşmaya başladı.

"Kimdi?"

"Söylemem."

"Neden?"

"Çünkü utanıyorum."

"Az önce utanmıyordunuz."

"Şimdi utanıyorum." Tristan ellerini bir kez birbirine vurdu.

"Bu harika." İç çektim.

"Bir şövalyeydi."

"Şaşırmadım." Cedric'in cevabı hiç düşünmeden geldi:

"Niye?"

"Yedi yaşındaki bir prensesin bir şövalyeye âşık olması oldukça mantıklı."

"Çok yakışıklıydı." Tristan gözlerini kapattı.

"İşte başladık."

"Gerçekten çok yakışıklıydı ama." Cedric kaşını yukarı kaldırdı.

"Ne kadar?" Dediğinde bir an yüzünü önüme getirmeye çalıştım.

"Dünyadaki en yakışıklı şövalyeydi," Tristan kıkırdadı. "Aslında onunla çok konuşurdum." Dediğimde Cedric'in ilgisi daha da arttı.

"Gerçekten mi?"

"Evet."

"Ne konuşuyordunuz?"

"Her şeyi."

"Bu cevap hiçbir işe yaramadı." Dediğinde iç çektim ve arkama yaslanıp kucağımdaki ellerimle oynamaya başladım.

"Mesela bir gün eğitim alanına girmiştim." Alaric pencereden başını çevirip en nihayetinde bana baktı.

"Yalnız mı?"

"Belki."

"Prenses."

"Tamam, yalnızdım." Tristan başını salladı.

"Şaşırtıcı değil."

"Ve onu gördüm," Diye devam ettirdim. Hafifçe gülümsedim. "Kılıç eğitimi yapıyordu."

"Sonra?"

"Yanına koştum."

"Sonra?"

"Boyum yetmediği için bacağına sarıldım." At arabasının içinde önce ölüm sessizliği oluştu. Sonra Tristan kahkaha atarak şekilden şekile girmeye başladı. Cedric ise bana boş bakışlar atıyordu.

"Bacağına mı?"

"Evet."

"Durup dururken mi?"

"Bir kere onu seviyordum ve selam vermek istedim." Tristan nefes almakta güçlük çekiyordu.

"Prenses!"

"Ne?"

"Bu normal bir selamlaşma şekli değil!"

"Yedi yaşındaydım!" Diye savunmaya geçtim.

"Bu her şeyi açıklamıyor.'

"Sonra ne oldu?" Diye sordu Cedric. Tristan'dan gözlerimi ayırıp Cedric'e baktım.

"Gülmeye başladı."

"Ne dedi? "

"'Prensesim, düşeceğim.'" Cedric de güldü.

"Sonra?"

"Tam o esnada ağabeyim geldi." Tristan doğrulup ağzına bir tane çilek attı.

"İşte beklediğim kısım."

"'Ivy!' Diye bağırdı. 'Buraya gel!' Dedi." Cedric sırıttı.

"Ve siz?"

"'Hayır!' Dedim," Alaric bile gülümsedi. Çok güzel bir gülümsemesi vardı. Tekrardan kalbimin içinde bir şeylerin eridiğini hissedince yutkundum. Kafamı dağıtmak için tekrardan konuşmaya başladım. "Bir gün de birlikte meyve toplamıştık." Cedric boğazını temizledi.

"Birlikte mi?"

"Evet."

"Nasıl?"

"Ağaçlara çıkamıyordum, ceza almıştım. O yüzden o çıktı," dedikten sonra kıkırdadım. "Gerçekten çok nazikti. Çocuklara karşı çok iyiydi." Sesim yumuşamıştı.

"Başka?"

"Yaşlılara yardım ederdi."

"Herkese karşı çok saygılıydı."

"Başka?"

"Parlak bir zırhı vardı." Dedim gülerek. Tristan, Cedric'e baktı.

"Cedric. "

"Hm?"

"Adamın karakter analizini çıkarıyorsun?"

"Sadece merak ettim."

"Kesinlikle."

"Ronan benden bıkmıştı," Diye konuşmaya devam ettim çünkü şu anda gergin bir ortamda bulunmak hiç istemiyordım. Cedric de istemiyor olacak ki hemen bana doğru dönüp rahatlamış bir nefes verdi. Ben de hafifçe sırıtıp göz kırptım. "Her gün onu anlatıyordum."

"Her gün mü?"

"Her gün, Cedric."

"Gerçekten mi?" Başımı salladım.

"Sabah onu gördüğümde koşarak Ronan'a anlatırdım." Tristan elleriyle yüzünü kapattı.

"Zavallı Ronan." Dediğinde güldüm.

"Hatta onunla evleneceğimi demiştim." Alaric hafifçe kıkırdadı fakat kıkırdama sesini duymamıştım çünkü o sesi bastıran Tristan kahkahası vardı.

"7 yaşındaki prenses gerçekten çok tehlikeliymiş."

"Ben gayet normaldim bir kere."

"Kesinlikle değildin." Dizlerimi karnıma doğru çekip ellerimle bacaklarıma sarıldım.

"Ve eğer şu anda tekrar karşıma çıksaydı, sanırım yine ona âşık olurdum." Dediğimde kocaman bir sessizlik oluştu. Sonunda Tristan konuştu.

"Prenses."

"Evet?"

"Bu çocukluk hoşlantısından biraz daha fazlası gibi." Kahkaha attım.

"Abartıyorsun," Belki de abartmıyordu. Çünkü o şövalyeyi her düşündüğümde gülümsüyordum. Ama birkaç saniye içinde o gülümseme yumuşuyordu, tıpkı şu anda olduğu gibi. Başımı cama çevirdim. "Gerçi bunun artık bir önemi yok."

"Neden?" Cedric'in sorusuyla güldüm, fakat biraz buruk bir gülüştü bu.

"Çünkü şu an evli. Hatta benden birkaç yaş küçük çocukları bile var."

Sohbetin üstünden tahminimce 20 dakika geçti. Cedric pencereye bakıyor, Tristan meyve yiyor, Alaric ise gözünü dışarıdan ayırmıyordu. İç çektim.

"Bu haksızlık."

"Ney?" Diye sordu Cedric.

"Biz konuşuyoruz."

"Evet?"

"Sen ve Tristan konuşuyor."

"Evet?" Parmağımla Alaric'i işaret ettim.

"O konuşmuyor." Alaric kendisi hakkında konuştuğumu bana dönmeden anlamıştı fakat buna rağmen gözünü camdan ayırmadı.

"Konuşuyorum. "

"Hayır."

"Konuşuyorum. "

"Hayır." Tristan gülümsedi.

"Prenses haklı." Cedric, Tristan'a hak verir gibi başını salladı.

"At arabasına bindiğinizden beri 20 kelimeyi geçmedin." Güldüm ve başımı salladım.

"Pekâlâ." Alaric bana baktı.

"Ne?"

"Sizi sohbete dahil edeceğim." Dedim kararlılıkla.

"Hayır."

"Evet."

"Hayır."

"Evet." Cedric, Tristan'a doğru eğilip fısıldadı.

"Başladı." Tristan iç çekip gözlerini kapattı, ardından kafasını salladı.

"Geçmiş olsun." Alaric iç çekti.

"Ne istiyorsunuz?"

"Bir soru."

"Hayır."

"Bu sefer gerçekten güzel bir soru. Eğer şövalye olmasaydınız ne olurdunuz?" Sorumla Cedric ve Tristan'ın da dikkatini çekmiştim.

"İyi soru." Dedi Tristan. Alaric birkaç saniye düşündü.

"Bilmiyorum, hiç düşünmedim."

"Olmaz, herkesin bir cevabı vardır. Kabul etmiyorum."

"Yok."

"Var."

"Tamam. Belki at yetiştiricisi." Tristan şaşırdı.

"Gerçekten mi?"

"Evet."

"Bu kadar mı?"

"Evet." Dediğinde kıkırdadım."

"Bence bu çok sıkıcı, Alaric."

"Benim için yeterli."

"Ben kesin han sahibi olurdum." Dedi Cedric.

"Neden?" Dedi Tristan.

"İnsanları izlemek eğlenceli."

"Sen müşterilerle kavga ederdin."

"Muhtemelen."

"Ya sen?" Dedim Tristan'a. Bir an düşündü.

"Müzisyen." Dediğinde Cedric kahkaha attı.

"Sen mi?"

"Nesi var?"

"Hiçbir şey."

"Yalan söylüyorsun." İkisi birden bana baktı.

"Prenses? "

"Hm?"

"Siz ne olurdunuz?"

"Bahçıvan."

"Neden?"

"Çünkü kimse bana ne yapacağımı söylemezdi." Cedric gülümsedi.

"İşte gerçek sebep.

"Kitapçı da olabilirdim. Ya da doktor." Tristan başını Alaric'e çevirdi.

"Sen ne düşünüyorsun?"

"Ne hakkında?"

"Prensesin doktor olması hakkında.

"Bence olurdu." Yerimden doğruldum.

"Gerçekten mi?"

"Evet."

"Neden?"

"Çünkü insanları mutlu etmeyi seviyorsunuz." Alaric'in yüzü değişmedi, muhtemelen ne dediğinin farkında değildi.

"Bu..." Tristan yavaşça Cedric'e baktı.

"Ooo..."

"Oo..."

"Bu bayağı iyiydi."

"Bayağı."

"Gerçekten öyle mi düşünüyorsunuz?"

"Evet."

"Neden?"

"Çocuklara yardım edip vakfa gidiyorsunuz, insanlar üzgünken neşelendirmeye çalışıyorsunuz. İnsanları mutlu etmek hoşunuza gidiyor." Alaric'in söyledikleri, gözlemden biraz daha fazla gibiydi.

Bir süre sonra, konu tamamen değişti. Celeste'nin krallığı hakkında konuştuk, birbirimize hikayeler anlattık.

Pencereden dışarı baktığımda artık tanımadığım yollar görüyordum. Ormanlar geride kalıyor, yerini geniş ovalara bırakıyordu. Uzaktan yükselen kuleleri gördüğüm anda kalbim hızlandı. Sonunda varmıştık.

Sarayın kapılarından içeri girdiğimizde herkes odalarını soruyordu.

"Şövalyelerimin odası hazır mı?" Görevli bir an afalladı.

"Efendim? "

"Odaları rahat mı?" Yan taraftan ağabeyimin bana baktığını hissettim. Celeste de şaşkın görünüyordu.

"Ivy, ilk sorman gereken şey kendi odan değil mi?"

"Ben her yerde uyurum ağabey."

"Bu doğru değil."

"Biraz doğru." Görevliye döndüm.

"Gerçekten rahat olduğuna emin misiniz?"

"Elbette, prensesim."

"Yataklar iyi mi?"

"Evet."

"Odalarında sıcak su var mı?"

"Var."

"Odaları soğuk değil, değil mi?"

"Prensesim, misafir şövalyeler için ayrılan en iyi odalar hazır." Ancak o zaman derin nefes aldım.

"Tamam," gözüm Cedric'e kaydı. Ayakta uyuyacak gibi bir hâli vardı. Tekrardan görevliye döndüm. "Öncelikle Cedric'in yatağın ulaşması gerekiyor." Cedric kapanmakta olan gözleriyle bana baktı.

"Teşekkür ederim. "

"Rica ederim."

"Bunu unutmayacağım."

"Bir saat sonra unutacaksın." Dedikten sonra Cedric'in koluna girdim. Cedric o kadar uykuluydu ki kafasını omzuma koydu. Görevliye bakınca yürümeye başladı. Arkamdan Alaric ve Tristan geliyordu. Görevli bir odanın önünde durup kapıyı bizim için açtı. Kolumdaki Cedric ile odaya girdim ve onu yavaşça yatağa yatırdım. Yavaşça üzerini örtüp sessiz adımlarla odadan çıktım ve kapıyı kapattım.

Tristan ve Alaric'in de odalarına girdiklerinden iyice emin olduktan sonra görevli eşliğinde odama çıktım. Topukluları indirir indirmez kafamı yastıkta, kendimi de rüyada buldum.

Yataktan doğrulurken kapıda iki görevli vardı.

"Günaydın prensesim. Saçlarınızın ve makyajınızın üstünden geçmeye geldik."

"Günaydın." Dedikten sonra yataktan kalkıp makyaj masasının önündeki sandalyeye kendimi bıraktım. Dalgalarımın üstünden geçildi, makyajım da tazelendi. Teşekkür ettikten sonra görevlilerle beraber odadan çıktım. Doğruca Cedric'in odasına doğru ilerledim. Kapısını çalınca birkaç saniye cevap gelmedi. Ardından adım sesleri geldi ve kapısını açtı.

Karşımdaki görüntüyü görünce gülmemek için kendimi tuttum. Saçları her yöne dağılmış, gözleri kapalıydı.

"Beni neden uyandırdın?" Diye söylendi.

"Dün gece beni hizmetçi gibi kullanırken sorun yoktu ama beyefendi." Cedric sesimi duyunca aniden gözlerini açtı.

"Beni taşıyan sen miydin?"

"Üstünü örten bile bendim." Yüzünde şaşkın bir ifade oluştu.

"Demek o yüzden rüyamda birinin beni sürüklediğini gördüm."

Kıkırdadıktan sonra hepsini uyandırdım. Hepsi odalarından çıkınca bir süre konuştuk. Daha sonra klasik bir parçanın çaldığını duyduk. Heyecanla gülümsedim.

"Balo başlamış olmalı."

Koridorlardan ilerlerken müzik sesi giderek artıyordu. Cedric ise hâlâ uykuluydu. Salonun kapısı bizim için açıldığında birkaç saniye olduğum yerde kaldım. Salon gerçekten büyüleyiciydi. Dev avizeler tavandan sarkıyor, yüzlerce mum yanıyordu. Müzisyenler salonun bir köşesinde klasik eserler çalıyor, konuklar da küçük gruplar hâlinde konuşuyordu.

Önce birkaç tane prens ve prensesle tanıştım, nazik sohbetlerde bulunurken hep gülümsüyordum. Bir prenses elbisemin kumaşını sorarken bir prens yolculuğun nasıl geçtiğini merak etti. Birkaç dakikadan sonra kalabalık beni yorduğu için masamıza döndüm ve oturdum. Şövalyelerim de yanımda oturunca ağabeyim bana döndü.

"İşte kayıp prenses geri döndü."

"Kaybolmadım."

"20 dakika boyunca ortalıkta yoktun."

"Bu kaybolmak sayılmaz." Celeste güldü.

"Kraliyet standartlarına göre sayılır." Başımı iki yana salladığımda ağabeyim ve Celeste, düğünleri hakkında konuşmaya başladı. Celeste heyecanla süslemeler hakkında konuşurken ara ara ben de yorumda bulundum. Fakat çoğunlukla dinlemiştim çünkü bu konu beni pek ilgilendirmezdi.

Gözlerim istemsizce Alaric'e kaydı. Yüzünde alışık olmadığım bir ifade vardı. Sanki bir şey düşünüyor gibiydi. Hayır, karar veriyordu. Kaşları hafifçe çatılmış, gözleri ara ara salonda gezinip masaya bakıyordu. Bir anlığına göz göze geldiğimizde hafifçe gülümsedim ve bakışlarımı kaçırdım. Dikkatimi tekrardan ağabeyimin düğününe vermeyi çalıştım.

Birkaç dakika sonra bir sandalyenin geri çekildiğini duydum. Başımı kaldırdığımda Alaric bana doğru geliyordu. Tam yanımda durduğunda bana elini uzattı.

"Prensesim, bana bu dansı lütfeder misiniz?" Cedric'in gözleri yuvalarından çıkacak kadar büyümüştü, Tristan'ın yüzünde ise bastırmaya çalıştığı bir sırıtış vardı. Sonunda gülümsedim ve elimi, Alaric'in elinin üstüne koydum.

"Memnuniyetle." Birlikte dans pistine doğru yürümeye başladık ve diğer dans eden çiftlerin arasına karıştık.

Alaric bir elini belime sardı, ben de bir elimi onun omzuna koydum. Kalan ellerimiz ise havada birbirine tutunuyordu. Ne kadar yakın olduğumuzu fark edince kalbim hızlandı. En sonunda dans etmeye başladık. İlk birkaç saniye sessiz geçince yutkundum.

"Bu kadar sessiz olmanız biraz korkutucu." Alaric hafifçe gülümsedi.

"Bunu söyleyen siz misiniz?"

"Ben gayet konuşkanım."

"Fark ettim."

"İltifat mıydı bu?"

"Karar vermedim."

"Haksızlık," Bu kez gerçekten güldü. Onu gülerken görmek hissettiğim en güzel hisse neden oldu. "Masada neden öyle görünüyordunuz?"

"Nasıl?"

"Bilmem... sanki önemli bir şey düşünüyor gibiydiniz." Alaric gözlerini kaçırdı. 40 yıl düşünseydim bunu yapacağı aklıma gelmezdi.

"Belki de düşünüyordum."

"Ne hakkında?" Bu kez gerçekten sessiz kaldı. Bakışları yumuşadı.

"Cesaret hakkında."

"Cesaret mi?"

"Evet."

"Bir şövalyenin cesaret hakkında düşünmesi biraz garip. "

"Her zaman savaşmak için cesarete gerek duyulmaz." Bu kez cevap veremedim.

Alaric'in yüzünde tuhaf bir ifade vardı. Sanki bir şeyler demek istiyor ama diyemiyordu. Müzik devam ederken beni bir kez etrafımda döndürdü. Kaşlarımı çattım.

"Alaric?"

"Efendim?"

"Bir şey söyleyecektiniz."

"Hayır."

"Yüzünüzden belli oluyor."

"Yanılıyorsunuz."

"Yanılmıyorum." Dudakları aralandı ama hiçbir kelime çıkmadı.

"Boş verin."

"Boş vermeyeceğim."

"Prensesim..."

"Ne?"

"Hiçbir şey."

"Az önce bir şey söylemek üzereydiniz."

"Değildim."

"Alaric."

"Ivy." Adımı söylemesi beni susturdu.

"Siz... benden bir şey saklıyorsunuz."

"Öyle düşünmeyin."

"Öyleyse neden cevap vermiyorsunuz?"

"Çünkü verecek bir cevabım yok."

"Var."

"İnat ediyorsunuz."

"Çünkü siz kaçıyorsunuz." Eli belimde hafifçe gerildi fakat bunu hissettim.

"Ben hiçbir yere kaçmıyorum."

"Şu anda bile kaçıyorsunuz."

"Nasıl?"

"Sorularıma cevap vermeyerek," Beni tekrar döndürdü. "Ne?"

"Ne ne?"

"İşte bu."

"Nedir? "

"Az önceki bakışınız." Hafifçe gülümsedi.

"Bakışımda ne varmış?"

"Bilmiyorum. Ama sizin bildiğiniz belli. "

"Belki de bilmiyorum."

"Alaric..."

"Ivy," Yine adımı söylemişti. O an prenses ve şövalye olduğumuzu unutmuştum. Sıradan iki arkadaş gibiydik. "Şimdilik sormayın." Sesi alçalmıştı.

"Ne zaman söyleyeceksiniz peki?"

"Bilmiyorum."

"Yarın?"

"Cevap veremem."

"Bir hafta?"

"Belki."

"Bir ay?"

"Ivy..."

"Bir yıl?" Bu kez gülümsemesini tutamadı.

"Bu kadar uzun bekleteceğimi sanmıyorum."

İç çektim ve dudaklarımı hafifçe büzdüm. Başımı başka bir tarafa çevirdim ve kafamı salladım.

"Nasıl isterseniz. " Alaric'in bu tepkiyi beklemediğini fark ettim. Ardından kıkırdadı.

"Bu yöntem işe yarıyor mu?" Başımı ona çevirdim ve bilmemezlikten gelmeyi tercih ettim.

"Ne yöntemi?"

"Dudakladınızı büzmeniz." Kaşlarımı yukarı kaldırdım.

"Ben hiçbir şey yapmıyorum."

"Elbette."

"Gerçekten."

"İnanıyorum." Bunu söylerken sesindeki alaycı tonu fark ettim. Ben de daha fazla dayanamayarak dudaklarımı düzelttim.

"Tamam, vazgeçtim. "

"Çabuk vazgeçtiniz."

"Ağabeyimde işe yarıyor."

"Ve bana uygulamaya mı çalıştınız?"

"Belki?" Yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.

"Başarılı olmadı."

"Fark ettim." Artık ikimiz de daha rahattık. Konuşmalarımız küçük ve sıradan şeylere dönüşmüştü. Yolculuktan, sarayın bahçesinden...

Müzik yavaş yavaş sona yaklaşırken hareketlerimiz de yavaşladı. Son nota salonda yankılandığında Alaric ellerini yavaşça benden ayırdığında elimi omzundan çektim. Alaric hafifçe başını eğdiğinde eteklerimin iki ucundan tuttum, dizlerimi hafifçe kırdım fakat başımı eğmedim, aksine gözlerine bakarak gülümsedim. O da gülümsediğinde düzeldim. Birlikte masaya doğru ilerledik. Ben yerime otururken o da bu sefer yanımda oturdu.

Sandalyeme oturur oturmaz elim hemen su baedağına gitti, ağabeyim ve Celeste ile bakışmaktan kaçınıyordum.

"Ivy."

"Canım ağabeyim? "

"Dans nasıldı?"

"Gayet güzeldi."

"Gayet güzel..."

"Evet."

"Yalnızca gayet güzel miydi?"

"Evet."

"İlginç. "

"Nesi ilginç?"

"Hiçbir şey. " Celeste gülümseyerek araya girdi.

"Dans esnasında ne konuştunuz?"

"Çok önemli şeyler değil."

"Mesela?"

"Yolculuk."

"Yolculuk dışında?" Diye atıldı ağabeyim.

"Balo."

"Balodan başka?"

"Hiç." Sandalyesine yaslandı.

"Anladım. Ben yine de babama diyeceğim." Bardağı neredeyse elimden düşürüyordum.

"Ne?"

"Babamın bu dansı bilmesi gerektiğini düşünüyorum. "

"Ağabey..."

"Ivy."

"Ortada babama anlatacak bir şey göremiyorum."

"Öyle mi?"

"Evet."

"Bir şövalye, bir prensese dans teklifi ediyor."

"Ve prenses kabul ediyor."

"Ardından vals yapıyorlar."

"Evet."

"Ve sen bunun babamın ilgisini çekmeyeceğini mi düşünüyorsun?"

"Kesinlikle. "

"Ben aynı fikirde değilim."

"Çünkü her şeyi bütütüyorsun."

"Ben mi?"

"Evet." Celeste gülerek başını iki yana salladı.

"Alexander, kızı biraz rahat bırak."

"Hayır."

"Hayır mı?"

"Ben ağabeyiyim."

"Bu sana sınırsız sorgu hakkı vermiyor."

"Veriyor."

"Vermiyor."

"Ben karar verdim." Şaşkınlıkla araya girdim.

"İkiniz de neden benim hakkımda karar alıyorsunuz?" Ağabeyim bana baktı.

"Çünkü şu anda yüzüme bakmıyorsun. "

"Bakıyorum."

"Hayır."

"Bakıyorum."

"Şu anda Celeste'ye bakıyorsun." Dediğinde gözlerimi ağabeyime çevirdim.

"Bak, işte." Ağabeyim yanımda duran Alaric'e baktı.

"Sen ne düşünüyorsun?" Alaric bir an şaşırdı.

"Efendim?"

"Dans hakkında?" Alaric sakinliğini korumaya çalışıyorken cevap verdi.

"Gayet güzeldi." Ağabeyimin kaşları yukarı kalktı.

"Gayet güzel."

"Evet. "

"Ivy de aynısını dedi." Hemen araya girdim.

"Çünkü güzeldi." Ağabeyim bana baktı.

"Ne kadar da uyumlu cevaplar."

"Of, ağabey!"

"Bence babamın da 'gayet iyi' danstan haberi olmalı."

"Hayır. "

"Henüz bitmedi. "

"Ne söyleyeceğini biliyorum. "

"Öyleyse babama kendin anlatırsın."

"Anlatacak bir şey yok. "

"Öyleyse benim anlatmamda da bir sakınca yok."

"Var."

"Neden?"

"Çünkü..." sustum.

"İşte, tam olarak bundan bahsediyorum. "

"Ya ağabey..." dediğimde sonunda güldü.

"Ben sadece kardeşimin mutluluğunu düşünüyorum."

"Ben gayet mutluyum."

"Harika, o zaman babama mutluluğunu anlatırım."

"Ya ağabey! " dediğimde Celeste artık kahkaha atıyordu. Ağabeyim ise yüzündeki imalı bir gülüşle arkasına yaslandı. Fakat en iyi yöntem, anlamamazlıktan gelmekti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

77okunma 31beğeni 10yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18