Taç ve Kılıç kitap kapağı

13. bölüm / 24

Taç ve Kılıç

Kırılan Hevesler ve Yolculuk

Vaveyla Yazarı: E.D 🌠

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: Kırılan Hevesler ve Yolculuk

(Playliste buradan ulaşabilirsiz, iyi okumalaarrsss🫂🩷)

"...Ne oldu?" Kimse bir şey demediğinde hevesim kursağımda kaldı. Üçünün de yüzlerine merakla baktığımda yine hiçbir tepki vermediler. Normalde şimdiye kadar bir şeyler demiş olmalılardı. Kaşlarım hafifçe çatıldı.

İçime açıklayamadığım bir huzursuzluk doldu. Az önce saraya girerken hissettiğim mutluluk yavaş yavaş sönüyordu.

Cedric sonunda konuşmaya başladığında gözlerinde saf bir öfke gördüm.

"... Ne mi oldu?" Dediğinde yutkundum.

"Cedric..."

"Gerçekten mi?" Bir adım attı.

"Ben sadece..."

"Hayır. Çünkü sanırım siz hâlâ anlamadınız," Parmaklarım tohum torbasını daha sıkı kavradı. "4 saat boyunca ortada yoktunuz!"

Cedric artık sesini yükseltmişti. Gözlerim büyüdü.

"Ormana izinli bir şekilde tek başınıza gittiniz, tamam. Fakat eliniz ve yüzünüz yara içindeydi!"

"Ben iyiyim?"

"UMRUMDA DEĞİL!" donup kaldım. "İyi olmanız umrumda değil! Çünkü mesele bu değil! Neden tek başınıza gittiniz? Neden kimseye haber vermediniz? Neden sürekli ortadan kayboluyorsunuz? Ya başınıza bir şey gelseydi?" Boğazım düğümlemdiğinde istemsizce geriye doğru bir adım attım.

"Ya size gerçekten bir şey olsaydı?" Bu kez sesi artık öfkeli değildi, sitem ediyordu. Tristan bile araya girmedi çünkü Cedric'in haklı olduğunu düşünüyordu. Alaric ise başından beri tek kelime etmemişti. Ama çenesini dişlerini kıracak kadar sıkıyordu.

Gözlerimi kırpıştırdım. Koridor tekrardan sessizleştiğinde kalbimin kırıldığını hissettim. Çünkü gerçekten güzel bir gün geçirmiştim. Belki haftalar sonra geçirdiğim en güzel günümdü. Fakat şimdi, yaşadıklarım sanki hiç yaşanmamış gibiydi. Başımı eğdim.

"Ben... özür dilerim." Sesim kısık sesli bir fısıltıdan ibaretti. Cedric'in öfkesinin bir an sendelendiğimi görünce benim de hafifçe gözlerim doldu. Saçmaydı, şu an ağlamanın sırası değildi. Yine de kırılmıştım işte.

"Ben sadece mutlu olmuştum," Dedikten sonra kafamı kaldırdım. "Ben sadece size anlatmak istedim... ben şey sanmıştım... ben sevinince siz de sevinirsiniz." Tekrar bir sessizlik oluştuğunda üçü nihayet fark etti. Karşılarında bir prenses yoktu, gün boyu mutlu olan, sadece Ivy'di. Gözlerimden bir damla yaş yanağımdan süzülünce hemen arkama dönüp torbayı göğsümün üstünde bastırdım.

"Ben odama çıkacağım." Dedikten sonra hızlı adımlarla merdivenlere yöneldim.

Odamın kapısını biraz sert kapattığımda kendimi hızla yatağa atıp birkaç damla gözyaşım yatağıma denk geldi. İç çekip gözlerimi kapattım ve uyumaya başladım.

Uyandığımda dün olanları düşünmemek için hızla ayağa kalkıp hizmetçilerin odama bıraktığı rahat bir elbiseyi giyip korseyi takma ihtiyacı duymadan kahvaltı odasına indim.

Kahvaltı masasında sadece ağabeyim ve Celeste vardı, kral muhtemelen benden önce gelip yemeğini yemiş ve gitmişti. Ağabeyim ve Celeste bir şeyler hakkında tartışıyor gibi görünüyorlardı.

"Ben sadece bir kez geç kaldım." Diye kendini savunuyordu ağabeyim.

"Üç kez." Diye düzeltti Celeste.

"İki."

"Üç."

"İki buçuk."

"Alexander. "

"Tamam, üç." Gülerek içeri girdim.

"Günaydın!"

"İşte kayıp prenses, günaydın!" Dedi Celeste.

"Kaybolmadım."

"Geç kaldın."

"Beş dakika."

"20 dakika."

"Ayrıntılar önemsizdir." Ağabeyim gülerek araya girdi.

"Bu kadar kendinden emin konuştuğuna göre kesin suçlusun." Yerime oturup ekmeğime tereyağı sürmeye başladım.

"Kanıtlayamazsın. "

"İtiraf ettin."

"Etmedim."

"Ettin." Omuz silktim. Normalde bu konuşma uzar, ben de kendimi savunurdum. Fakat bugün nedense içimden gelmedi. Tereyağlı ekmeğimi ısırdım. Şövalyelerim her zamanki yerlerindeydi. Hepsine kısa bir göz gezdirdim. Onlarla sohbet etme isteğim ilk defa yoktu.

"Günaydın hepinize." Selamımı aldıklarında tamamen masaya odaklandım.

"Dün bahçede seinin çok sevdiğin gülleri gördüm." Kaşlarımı yukarı kaldırdım.

"Öyle mi?"

"Evet."

"Kırmızı gül mü gördün, Celeste?"

"Hayır."

"Pembe mi?"

"Hayır."

"Beyaz?"

"Hayır."

"O zaman hangi güller?" Celeste sırıttı.

"Ben de onu soruyorum. Bütün gülleri seviyorsun." Gülümsedim.

"Haklısın." Ağabeyim araya girmeden önce çayından bir yudum aldı.

"Bu arada babamız dün yine senden bahsediyordu."

"Bu konu hiçbir zaman iyi sonla bitmiyor."

"Bu kez iyi bitiyor."

"Şüpjüheliyim."

"Vakıftaki çalışmalarından memnun." Başımı sallayıp arkama yaslandım.

"Güzel." Ağabeyim birkaç saniye boyunca devam etmemi bekledi, fakat yorumum sadece bu kadardı. Bu kadar uzun konuşmamı beklemiyordu sanırım. Bir sür2 sonra Celeste araya girdi.

"Peki şu meşhur nadir çiçek tohumlarına ne oldu?" Bir saniyeliğine durdum. Hevesimin gelmesini bekledim, fakat gelmedi. Ben de iç çektim ve yanıt verdim.

"Odamdalar." Celeste kaşlarını yukarı kaldırdı.

"O kadar mı?"

"Hmhm." Ağabeyim ve Celeste birbirlerine bakıp bana döndüler. Belli ki daha uzun konuşmamı bekliyordular. Ben ise çilek reçelini alıp ekmeğime sürdüm.

"Ivy?"

"Ağabey? "

"İyi misin?"

"Tabii ki."

"Emin misin?"

"Evet."

"Normalden daha sessizsin." Gülümsedim.

"Bir insanın sessiz olması suç mu?"

"Sen olunca biraz şüpheli."

"Abartıyorsun."

"Bugün dönüyorsunuz." Diye konuyu değiştirdi Celeste. İçimde hafif bir burukluk oluştu. Salona tekrardan göz attım. Buraya geleli çok olmamıştı ama kendimi rahat hissetmeye başlamıştım.

"Doğru."

"Öğlen yola çıkacağız." Ağabeyimin sözleriyle hafifçe dudağımı büzdüm.

"Bu kadar erken mi?"

"Yolculuğunuz yarım gün kadar sürecek, Ivy." İç çektim.

"Keşke bşraz daha kalabilseydik."

"Ben de isterdim."

"Fakat krallığınız sizi bekliyor." Diye zarifçe araya giriş yaptı Celeste. Ağabeyim kıkırdadı.

"Özellikle beni bekliyor."

"Seni sürekli bekliyor." Dedi Celeste.

"Çünkü herkes işlerini bana bırakıyor."

"Çünkü sen veliaht prenssin."

"Ne yazık ki." Bir süre daha kendi aralarında şakalaştılar, ben de onları dinledim, arada gülümsüyordum.

Kahvaltının ardından herkes hazırlığa koyuldu. Odamda, bu krallığa gelirken giydiğim annemin kıyafetini, kolyesinini ve tacını özenerek çantaya yerleştirdim. Diğer poşete ise bir kitap, bir kalem ve her ihtimale karşı yedek bir elbiseyi yerleştirdim.

İşim bitince odaya göz gezdirdim. Garipti. Burada çok uzun süre kalmamıştım ama yine de ayrılmak biraz üzücü geliyordu. Kapı çaldı. İçeri giren hizmetçi, Celeste'nin sade kıyafetini bırakıp çıkmıştı. Galiba Celeste'nin en özentisiz kıyafetleri bile zarifti.

Üstümü değiştirip saçlarımı ördüm. Aynadan kendime baktığımda bir prenses değil, sıradan bir kız gibi görünüyordum. İşte bu hoşuma gitmişti.

Odamdan çıkıp bahçeye indim. Hava çok güzeldi, hafifçe yeller esiyordu. Öğlen olmasına yakın elime bir sepet aldım. Normalde şimdiye kadar çoktan ağacın birinde tırmanmış olarak bulunurdum. Ama içimden gelmedi.

Armut ağacının altına gelip elimin yetiştiği daldan armut toplayıp sepetimin içine koydum. Sepet yavaş yavaş dolmaya başladığında arkamdan adım sesleri duydum. Gelenlerin kim olduğunu bildiğim için arkama bakmama gerek duymadım.

"Prensesim, günaydın." Dedi Alaric.

"Size de." Elma ağacına yöneldim, bu sefer elma doldurmaya başladım.

"Yardım ister misiniz? "

"Hayır, teşekkür ederim."

"Bu kadar meyveyi ne yapacaksınız?" Dedi Tristan. Omuz silktim.

"Yolculuk uzun. Ve yerim."

"Bu kadarını mı?"

"Belki paylaşırım."

"Bu büyük bir fedakarlık. " yarım yamalak gülümsedim.

"Öyle mi?"

"Kesinlikle."

Cedric, diğerlerine göre kıyasla daha geride duruyordu, bakışlarını omzumda hissedebiliyordum. Umursamamaya çalışarak şeftali ağacının altına gidip bu sefer şeftali toplamaya başladım. Cedric sonunda konuştu.

"Daha yukarıdakiler olgunlaşmış gibi görünüyor. " cevap vermek yerine şeftali toplamaya devam ettim. Sessizlik oluştuğunda bunu kesinlikle beklemiyorlardı. Cedric bir şey söylediğinde her zaman cevap verirdim. Şakalaşırdım, gülerdim, tartışırdım... Alaric sessizliğine bürünürken Tristan'ın bakışları Cedric ve benim aramda gidip geliyordu.

"Sepet ağırlaşmaya başladı." Diye ikinci kez konuştu.

"Hissettim." Son şeftaliyi koyduktan sonra arabaya doğru yürümeye başladım.

"Arabaya kadar taşıyayım." Diyen Alar,

"Teşekkür ederim." Diyerek reddettim. Cedric yine en arkadan geliyordu, hoş, zaten ben de ona bakıp konuşmayacaktım.

Son hazırlıklar bittiğinde ağabeyim ve ben Celeste ile vedalaştıktan sonra, ağabeyim ayrı; ben, Alaric, Cedric ve Tristan aynı at arabasına bindik.

Cedric benim yanıma oturmuştu, Tristan tam karşımdaydı. Alaric ise Tristan'ın yanında oturmuştu. Kitabımı ve kalemimi çıkardım, meyve sepetini ortaya koydum.

Kitabı okumaya başladım, bir paragrafın altını çizdim. Daha sonra başka bir paragrafın. Bir başka paragrafın yanına yıldız çizdim. Başka bir paragrafın yanına ise notlar yazdım. Tristan kaşını yukarı kaldırdı.

"Bu kaçıncı kitap?" Başımı kaldırdım.

"Bu hafta mı?"

"Evet."

"Dördüncü."

"Henüz hafta bitmedi."

"Farkındayım."

"Endişeleniyorum."

"Neden?"

"Bir gün tüm kütüphaneyi bitireceksin."

"Daha çok kitap var, Tristan."

"Sizin hızınızla iki ay." İstemsizce gülümsedim.

"Bence dört."

"İki."

"Dört."

"İki." Alaric nefesini verdi.

"Bu tartışma hiç bitmeyecek." Tristan ile aynı anda,

"Çünkü ben haklıyım." Dedik. Tristan ile hiçbir şey söylemeden birkaç saniye boyunca bakışlarımız kesişti.

"Böyle söyleyeceğini biliyordum." Dedi sırıtarak. Ben de hafifçe gülümseyerek başımı tekrardan kitabıma çevirdim. Cedric hâlâ sessizdi, bu kadar sessiz olmasına hiç alışkan değildim. Tekrardan bazı paragrafların altını çizdim, notlar aldım.

Yol uzadıkça arabadaki sesler de azaldı. Tristan bir noktada konuşacak konu bulamamıştı, Alaric dışarı izliyordu, Cedric ise düşüncelere dalmış gibiydi.

Kitabı artık okumak istemiyorum. İç çektim ve kitabın en son sayfasını açıp Alaric'i çizmeye başladım. Onu çizmek kolaydı, sabit bir şekilde duruyordu. Arada bir göz ucuyla ona bakıyor, sonra çizmime geri dönüyordum. Birkaç dakika sonra çizmi bitirdiğimde uzun uzun inceledim, kusurlarını silip tekrardan çizdim. Altınamise not düştüm.

"Duygularını her ne kadar arka plana atsa da bence bir gün duygularını dışa yansıtacak."

Sayfanın diğer tarafına geçip bu kez Tristan'ı çizmeye başladım. Onu çizmek oldukça eğlenceliydi. Tekrardan uzunca inceleyip kusurları düzelttim, ve tekrardan altına not yazdım.

"Alaric gibi duygularını bastırmaya çalışıyor fakat sonunda kendini ana bırakıyor. Bence olduğu gibi olmalı." Gülümsedim.

Sayfanın yan tarafına geçtiğimde bir anlığına kalemim dondu. Ona hâlâ kızgın ve kırgındım fakat yine de içimden çizmek geldi, öyle de yaptım. Altına not düştüm.

"Eğer normal şartlar altında tanışsaydık en yakın arkadaşım olurdu. Ama umarım tekrardan mutluluğumu elimden almaz. :)"

Kitabı kapatıp kucağıma koydum. Kimsenin göremeyeceği bir yerde kalacaktı. Yaklaşık yarım saat sonra arabamız bir hana uğradı. Atların dinlenmesi gerekiyordu. Kapılar açıldığında herkes kısa süreliğine dışarı çıktı. Ben de indim. Hanın önündeki küçük bahçede, çiçekleri incelerken Tristan'ın sesini arabanın içinden duydum.

"Prensesim!" Başımı çevirdim.

"Ne?"

"Buraya gelir misiniz?" Ses tonu fazlasıyla tuhaftı. Kaşlarımı çatarak arabaya girdiğimde herkesin orada olduğunu fark ettim. Üçü de bana bakıyordu.

"Ne oldu?" Kimse cevap vermedi. Tristan elini kaldırdığında kitabımı gördüm. Gözlerim büyüdü. Hayır, lütfen...

"Tristan..."

"Ben açmadım."

"Yalan."

"Gerçekten açmadım."

"Nasıl gördün o zaman?"

"Yeller açtı." İç çektim.

"Yeller mi?"

"Evet."

"Demek yeller açtı."

"Evet."

"Ve tam da o sayfadan."

"Evet."

"Ve sen de yanlışlıkla okudun."

"Evet," dedikten sonra duraksadı. "Belki biraz bilerek okudum."

"Tristan!" Kahkaha attığında kitabı almaya çalıştım fakat başarısız oldum çünkü Tristan, kitabı Alaric'e vermişti. Alaric'in gözleri ise oldukça uzun bir süre kitapta kaldı. Yüzünü bana çevirdiğinde tuhaf bir ifade vardı... belki, yumuşak?

"Duygularımı dışa vuracağımı mı düşünüyorsunuz?" Utancımdan yere gömülmek istedim.

"Kitabı ver."

"Bu bir cevap değil."

"Kitabı ver."

"Belki biraz haklısınız." Dedikten sonra hafifçe gülümsedi.

"Peki ya ben?" Diye atıldı Tristan.

"Sen zaten çoktan senin için yazılan kısmı okuyup ezberlemişsindir."

"Doğru." Ellerimle yüzümü kapattım.

"Bu korkunç."

"Hayır, oldukça hoş." Dedi Tristan.

"Hayır, değil."

"Öyle."

"Değil."

"Öyle." Sessizlik oluştu çünkü kitabı bu kez Cedric eline aldı. Gözleri uzun süre resimde takılı kaldı, en sonunda yazıyı okumata başladı. Son cümleyi okumuş olacaktı ki omuzları gerildi. Uzun bir süre hiçbir şey diyemedi.

"...Üzgünüm," Bu özrü beklemiyordum. Hem de diğerlerinin önünde. "Gerçekten. Bunu hak ettim. Kızgın olmanı anlıyorum. "

"Kızgın değilim. " Cedric'in yüzünde acı bir gülümseme oluştu.

"Sorun da bu zaten. Dün bağırdığımda bana kızsaydın daha kolay olurdu. Bana bağırabilirdin. Kapıyı yüzüme kapatabilirdin, hatta günlerce konuşmayabilirdin. Ama sen hiçbirini yapmadın. Dün seni ararken korkmuştum. Kimsenin seni bulamaması hoşuma gitmedi. İnsanların seni tanımadığı bir yerde tek başına dolaşıyor olman beni korkuttu. Ve ben korktuğum zaman bazen... bağırıyorum. Bu bir bahane değil. Ne kadar endişelensem de... sen bana heyecanla anlatıyordun. Mutluluğunu elinden almak istemedim, yemin ederim. Yine de aldım. Özür dilerim, Ivy."

Ne diyeceğimi bilemiyordum. Bir süre sessiz kaldıktan sonra hafifçe gülümsedim. Ama bu gülümsemem yeterli olmuş olacak ki Cedric'in omuzları gevşedi. Gözlerinde öyle belirgin bir rahatlama vardı ki..

"Bu kadar korkutucu muydum?"

"Evet."

"Abartıyorsun. "

"Hayır. "

"Evet." Gülüştükten sonra Cedric başını iki yana salladı. Sanki içinden geçen bir şeye inanamazmış gibi. Ardından bana doğru bir adım atıp elini saçımın üstüne koydu. Hafifçe dağıttı.

"Bir felaketsin."

"Teşekkür ederim."

"İltifat değildi. "

"Öyle duydum." Güldü. Sonra eli birkaç saniye boyunca omzumda kaldı. Ve bir anda, hiç beklemediğim anda bana sarıldı. Dikkatli ve çekiniyordu. Şaşkınca gözlerimi kırpıştırdım. Kollarımı kaldırıp Cedric'in omuzlarına doladığımda bu kez donan kişi Cedric oldu. Tristan'ın ağzı açık kaldı, Alaric gözlerini kapattı.

"...Yokmuşum gibi davranacağım." Cedric ile güldüğümüzde sonunda geri çekildi. Kocaman gülümsedim.

"Dün biraz canım acıdı. Ben sadece..." kelime aradım. "O kadar güzel bir gün geçirmiştim ki, anlatmak istedim. Bu kadar endişeli olacağınızı tahmin etmemek benim hatamdı. Ama tamamen mutluluğumu almadın, Cedric. Bir daha verirsem dikkatli ol."

"Neden?"

"Bu kez ayağına basarım."

"Bu hiç adil değil." Diyerek aramıza girdi Tristan.

"Ne?"

"Ben de senin için endişelendim, korktum." Dediğinde güldüm.

"Sen her şeye korkuyorsun."

"Bu bir iftiradır. "

"Geçen ay bir kazdan korktun?"

"Cani bir kazdı." Diye beni düzeltti.

"Beni korumayacağına yemin eden şövalyem bir kazdan kaçtı."

"Beni yargılayamazsın." Kahkaha attığımda Tristan'ın gülümsemesi yumuşadı.

"Şaka yapmıyorum. O gün seni bulamadığımızda gerçekten de korktum. Bir daha öyle kaybolma." Sırıttım.

"Belki."

"Bu çok güven vermiyor. "

"Elimden gelen bu." Tristan iç çekip aniden bir kolunu belime, diğer kolunu da sırtıma doladı. Kahkahalar arasında bir elimi boynuna, diğer elimi de sırtına geçirdim. Ensesindeki saçlarını hafifçe okşadım.

"Tristan!"

"Ne?"

"Nefes alamıyorum! "

"Abartıyorsun. "

"Hayır."

"Biraz." Bir süre daha güldük, Tristan geri çektiğinde ikimizin gözleri gülmekten dolmuştu. Biraz ileride duran Alaric ise her zamanki gibi sessizdi. Ama gözleri üçümüzün arasında gidip geliyordu. Yüzünde belirgin bir ifade olmasa da içindeki rahatsızlık kendisini ele veriyordu. Bir süre bakışlarımız keştiğinde başını çeviren taraf o oldu.

"Baş Şövalye? " dedi Tristan.

"Ne var?"

"Sen de sarılmak ister misin?"

"Hayır. "

"Yalan."

"Hayır."

"Kesin yalan."

"Tristan. "

"Ne?"

"Sus."

"Bak, sinirlendi." Açıkça güldüğümde Alaric gözlerini kapattı. Sabrını korumaya çalışarak bana doğru bir adım attığında nefesimi tuttum. Galiba bana sarılacaktı.

Bir adım daha atıp önümde durdu. Elini saçıma atıp karıştırdı, tıpkı ağabeyimin yaptığı gibi. Bir dakika, bana, ben seni kız kardeşim olarak görüyorum, demeye mi çalışıyordu?

"Bir daha kaybolmayın." Gülümsedim.

"Tamam. " birkaç saniye daha bana baktıktan sonra elini çekip bununla yetindi. Tristan iç çekti.

"Gerçekten sarılacağını düşünmüştüm."

"Hayal kurmayı bırak, Tristan. " dedi Alaric.

"Hayır."

"Bu bir emirdi."

Herkes tekrardan yerlerine yerleşti ve at arabası tekrardan harekete geçti. İlk dakikalar sessiz geçti. Tristan sessizliği bozdu.

"Bir soru." Cedric'in yüz ifadesi düştü.

"Hayır."

"Henüz sormadım."

"Fark etmez."

"Çok önemli."

"Kesinlikle değil. " kitaptan başımı kaldırdım. Tristan düşünceli bir ifadeyle oturduğuna göre, birazdan soracağı soru pek de iyi değildi.

"Aslan büyüklüğünde bir ördek mi yoksa mrdek büyüklüğünde yüz tane aslan mı?" At arabasını ölüm sessizliği sardı.

"Bu nasıl bir soru?"

"Çok önemli bir soru."

"Hayır."

"Ya bir gün başına gelirse?"

"Gelmez."

"Cedric. "

"Tristan?"

"Odaklan." Cedric gözlerini kapattı.

"Tamam." Sonra ciddi ciddi düşünmeye başladığında kahkha attım.

"Cevap ver." Dedi Tristan.

"Yüz tane aslan."

"Neden?"

"Çünkü ördekler korkunç."

"Bu mantıklı değil."

"Son derece mantıklı."

"Yüz tane aslan dedin."

"Evet."

"Yüz."

"Evet?"

"Yüz?"

"Evet, ne var bunda?"

"Bu sayı seni korkutmuyor mu?" Cedric omuz silkti.

"Hayır."

"Niye?"

"Çünkü ördekten daha iyidir."

"Bu nasıl mantık?"

"Prenses," dedi Cedric. "Hayatınızda hiç sinirli bir ördek gördünüz mü?"

"Hayır."

"Ben gördüm." Tristan ellerini iki yana açtı.

"Bu bir travma değil."

"Travma."

"Değil."

"Travma."

"Değil."

"Travma." İkisi sanki krallığın kaderini belirliyormuş gibi son derecede ciddiydiler. Ben ise artık gülmekten nefes alamıyordum.

"Bir ördek sana ne yapabilir?" Dedi Tristan.

"Her şeyi."

"Abartıyorsun. "

"Sen de bir ördeği hafife alıyorsun. "

"Ve sen de aslanları."

"Nefes alamıyorum!" Diye kahkahalar atarak araya girdim. "İkiniz de delisiniz!"

"Ben haklıyım." Dedi Cedric.

"Hayır, ben." Alaric'in burnundan nefes sesi geldi. Üçümüzde durup yavaşça Alaric'e baktık. Gözlerimi kırpıştırdım.

"Bir dakika... az önce..." Tristan ne diyeceğini bilemiyordu, ben de öyle.

"Güldünüz mü?" Diye Tristan'ın cümlesini tamamladım.

"Hayır." Dedi Alaric. Kitabımı hızla açtım.

"Olay kayda geçiriliyor."

"Prenses..."

"Hayır," elime kalemi alıp büyük harflerle Alaric'in çiziminin yanına not düşerken bir yandan ne yazdığımı seslice okuyordum. "Bugün Alaric güldü."

Tristan öne atıldı.

"Tarih ekle."

"Eklendi."

"Saati de yaz." Dedi Cedric.

"Yazıldı."

Yaklaşık yarım saat sonra konunun tamamen kapandığını düşünmüştüm, ta ki..

"Ördek." Diyen Cedric'e kadar. Tristan hızla kafasını Cedric'e çevirdi.

"Hayır."

"Ördek."

"Aslan." Alaric kafasını kaldırıp sakin bir sesle konuşmaya başlayarak kavganın önüne geçti.

"Yüz aslanı seçerdim. Çünkü yüz aslan aynı anda kapıdan geçemez. Ama aslan büyüklüğündeki ördek geçebilir." Alaric şaka yapmıştı. Tamamen bilinçli ve isteyerek. Hızla kitabımı ve kalemimi alıp not düştüm.

"Alaric şakaya bilinçli bir şekilde katıldı."

"Tarihi gün!" Dedi Cedric. Tristan başını salladı.

"Kraliyet takvimine eklenmeli." Kitabı kapatıp göğsümün üstüne koydum.

"Bunları bir gün oğluma ve kızıma anlatacağım." Kahkahalar yavaşladığında Tristan öne atıldı.

"Bir soru."

"Evet?"

"Farz edelim ki bir gün çocuklarımız oldu. İsimlerini ve nasıl olmalarını isterdiniz?" Gözlerimin parladığını hissettim.

"İlk ben!" Diye atıldım. Heyecanla ellerimi birbirine vurup kitabımı kapattım. Gözlerimi kapattım, ellerim istemsizce karnıma gitti. Gülümsedim.

"Eğer seçebilseydim iki erkek, bir kız isterdim. Erkek çocuklarımı babası gibi yetiştirirdim. Sabırlı olurlardı, efendi, nazik, saygılı, insanlara yukardan bakmayanlardan olurlardı. Yaşlılara yardım eder, hayvanları severlerdi. Ve kesinlikle kavga etmezlerdi, izin vermezdim.

Sonra bir kızım olurdu. Kızı şımartırdım, hem de çok. Fakat tamamen şımarık olmasına izin vermezdim. İstediği ağaca tırmanabilir, istediği kitabı okuyabilirdi. İstediği yere koşabilirdi. Onun özgürlüğünü asla kısıtlamazdım. Çünkü çocukların dünyayı keşfetmesi gerekir, pencereden bakmaları değil. Kapıyı açıp dışarı çıkmaları gerekir. Annesi gibi olurdu." Gözlerimi açtım ve gülümsemem büyüdü. Konuşmaya devam ettim.

"Aslında... evleneceğim kişiyi gerçekten severek evlenmek istiyorum. Bir prens ile anlaşmalı olarak evlenmek istemiyorum. Biliyorum, kulağa çok prensesçe gelmiyor. Her kim olursa olsun, eğer onu gerçekten çok seversem, işi ne olursa olsun, soylu olsun ya da olmasın. İnsanlar ne derse desin, onunla evlenirdim.

Ve düğünüm... ben düğünümü biliyorum! Öncelikle sarayda olmayacak. Herkes sarayda evleniyor. Dışarıda olurdu. Büyük bir bahçe. Her yerde çiçekler olurdu, özellikle kırmızı güller. Ve kesinlikle sıkıcı olmazdı. Çok fazla dans olurdu... ve yemek tabii ki. Ve bir sürü çocuklar olurdu. Gelinliğim de gösterişli olmazdı. Sade bir gelinlik. Ve herkesin mutlu olmasını isterdim. Yalnızca görevini yerine getirmiş gibi değil, gerçekten mutlu. Çünkü sevdiğim kişi ile evleniyor olurdum. Ve çocuklarım doğduğunda..." gözlerimi kapattım. Çok konuşmuştum.

Üç şövalyem de bana bakıyordu. Tristan'ın yüzünde eğlenmiş bir ifade vardı, Cedric beklenmedik bir şekilde sessizdi. Alaric'in tepkisi ise okunmuyordu.

"...galiba biraz fazla konuştum."

"Biraz." Dedi Tristan. İç çekip arkama yaslandım.

"Susuyorum. Peki ya sen, Tristan? " Tristan'ın yüz ifadesi değişti.

"Bir dakika, ben henüz hazır değilim." Israrlarıma Cedric de katılınca Tristan sonunda pes etti.

"Ben iki çocuk isterdim. Bir kız, bir erkek. Erkek çocuğumun sakin olmasını isterdim. Ve kızım İstediği her şeyi yapabilirdi." Sırıttım.

"Bunu benden çaldın."

"Hayır."

"Evet."

"Biraz." Güldükten sonra gözlerim Cedric'e kaydı. Cedric dehşete düşmüş gibi baktı.

"Hayır."

"Evet."

"Peki," Güldüğümde anlatmaya başladı. "Bir kız isterdim. Sürekli başımı ağrıtırdı, beni dinlemezdi ve sürekli başını derde sokardı... tanıdık geldi mi?"

"Hayır, hem de hiç." Dediğimde kıkırdadı. Sonra hepimiz Alaric'e baktık.

"Hayır."

"Ne hayırı?" Dedim.

"Hayır."

"Bu bir cevap değil."

"Yeterince açık."

"Lütfen."

"Hayır."

"Lütfen? " iç çekti.

"Bir çocuk yeter. Mutlu olsun. Hepsi bu."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

57okunma 24beğeni 9yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18