36. bölüm · SÖZLEŞME

36

Buse Mina

İyi okumalar...

Oy ve yorumları unutmayalım !!!

"Ada özür dilerim annecim seni bulamadığım için özür di.." Bu sefer sözünü kesen benim onun sarılışına karşılık vermemdi.

Burnumu boynuna gömüp sıkıca sarıldım ve kendimi tutamayıp sesli bir şekilde ağlamaya başlamıştım.

Odadaki tek ses benim hıçkıra hıçkıra annemin boynuna sarılıp ağlama sesimdi.

Annemin kokusunu içime çekip ona sarılmıştım.

Öz anneme sarılmıştım.

**************

Biz sarılmaya devam ederken midemin bulanmasıyla ağlamamı biraz azalttım.

"Midem." Diyebildim Narin hanıma hemen beni kendinden ayırıp yüzüme baktı.

Elleriyle yüzümü kavradı.

"Kusacak mısın." Sadece bulanıyordu kusmayacaktım sanırım.

Başımı olumsuz anlamda salladım.

"Midesi mi bulandı Narin hanım." Savaş'ta oturduğu yerden kalkıp yanımıza gelmişti.

"İyiyim biraz bulantım var." Narin hanımın elleri yüzümde olduğu için savaş iki adım geri duruyordu.

Tufan beyde onun yanında telaşla bize bakıyordu.

"Otur çabuk." Narin hanımın telaşlı sesiyle içimde bir yerler burkuluyordu. Beni Savaş ve ailesi dışında kimse düşünmemişti. Garipsiyordum.

Yutkunup kalktığım sandalyeme oturdum ama başımı sok tarafa çevirdiğimde hemen önümde diz çöken Tufan beyi görmeyi beklemiyordum.

"Şunu iç istersen." Elindeki suyu uzatarak konuşunca gözlerimin dolu dolu olmasını umursamadan tebessüm ederek suyu aldım.

İçtikten sonra derin bir iç çektiğimde Narin hanım omzumdaki elleriyle bana destek olmak ister gibiydi.

Tufan beyin eli alnımdaki saçları kenara çektiğinde başımı kaldırıp Savaş'a bakmak istedim.

Babam saçlarıma dokunmuştu.

Savaş'ın bakışları bende olduğu için anında gözlerimiz buluşmuştu.

Gözlerini kapatıp açtığında tekrar Tufan beye baktım.

Diyecek bir şeyim yoktu.

Bugünlük yoktu çünkü sürekli mide bulantım artıyordu.

Narin hanım yanımdaki sandalyeye oturup ellerimi tuttunca ona baktım.

"Bir gün daha kalıyorsun yani değil mi bugün gitmiyorsunuz." Burnumu çekip başımı olumsuz anlamda sallayınca gülümsemesi durdu.

Korkuyla Tufan beye baktıktan sonra tekrar bana döndü.

"Sabah mı gitmek istiyorsun." Sesi fazla telaşlıydı.

"Bir hafta burada kalabilir miyiz." İstemsizce ellerindeki ellerimi sıktı.

Hızla başını sallayıp tekrar kocasına baktı. Ben Tufan beye henüz bakamıyordum.

"Bir hafta...yedi gün benimle kalacaksın yani...kızımız bizimle kalacak Tufan." Cümleden sonra ellerimi bırakıp yüzünü kapattı ve ağlamaya başladı.

Ortamdaki kimse şu an konuşmuyordu.

Tufan bey bir iki adımla bu sefer bana yaptığı gibi karısının önünde dizlerinin üzerine çöküp yüzüne uzandı.

"Narin elini yüzünü yıkayalım hayatım hadi Ada fazla yemedi yemeğe devam edelim...üzülmesin." Son cümlesini sessiz söylemişti ama ben diplerinde olduğum için duymuştum.

"Üzülmesin." Narin hanımda aynı fısıltıyla konuşmuştu.

Onlar...

Onlar fazla güzellerdi.

Çok fazlaydı bu ilgileri.

Narin hanım bana bakmadan hızlıca kocasının ellerini tutup sandalyesinden kalkınca ikisi odadan çıktılar.

Savaş hemen kollarımdan tutup ona sarılmamı sağladı.

"Sakın ağlama." Başımı sallarken bile gözyaşım akmıştı.

"Narin hanım çok üzülüyor Ada şimdi ağlama odaya çıkalım ağlarsın tamam mı her şeyim." Yine başımı salladım.

Şu an beni oyalıyordu odada da ağlamama izin vermeyecekti.

"Börekten bir tane daha ye hadi." Bir eli karnımı okşarken diğeriyle de tabağımdaki böreğe peçete bırakmıştı.

Böreği peçeteye sarıp ısırdım.

Savaş başımın üstünden öptükten sonra gözyaşlarımı silip karşıma geçti.

"Psikolojim bozuldu sizin yüzünüzden." Firdevs hanımın sesiyle istemsizce gülümsedim.

Hem gözyaşlarını silip hem de söyleniyordu.

Börekten bir ısırık daha alıp gözlerimi kapattım. Bayılmıştım tadına.

Midemin bulanmayacağını bilsem hepsini bitirmek için uğraşırdım.

Ya da hamile olmasaydım.

Elimi karnıma koyup iki üç kere okşadım.

Adım sesleriyle gözlerimi açıp girişe baktım. Narin hanım halsiz bir şekilde Tufan beyin koluna girmişti.

İkisi de gittiklerinden daha üzgün gelmişlerdi.

Göz göze geldiğim Narin hanım anında hiçbir şey olmamış gibi kendini toparlayıp gülümseyerek yanımdaki yerine geçmişti.

Elimdeki böreğe bakıp burukça gülümsedi.

Tufan beyin onun için çektiği sandalyeye oturduktan sonra bir süre bana baktı bense böreği yiyordum.

Tufan beyde oturdu ama ne kimse yemeğine dokunmuştu ne de birisinden ses çıkmıştı.

Masada yemek yiyen tek kişi bendim.

Ben ve ikinci küçük bebek.

Tam aklıma İnci gelmişken ağlama sesiyle hızla yerimden kalktım. Savaş'ta aynı şekilde ayağa kalkmış önden gidiyordu.

"Ben getiririm sen çıkma merdivenlerden." Bir şey dememe izin vermeden de gitmişti.

İki kişinin yoğun bakışları ardından tekrar yerime oturmuştum. Bu sırada da İnci'nin ağlama sesi kesilmişti.

Babasını görünce hemen susuyordu zaten.

Ben yokken ona zorluk çıkartmıyordu ama ben varken Savaş'a nazlandığına yemin edebilirim.

"Doydun mu daha bir tepsi var içeride istediğin kadar ye." Narin hanıma döndüm anında. İstemsizce olmuştu bu hareketim.

"Ellerinize sağlık çok beğendim." Sadece tebessüm edip tabağına baktı.

Üzgündü.

Üzülüyordu.

Savaş'ın iri cüssesi kapıda görününce hemen ona baktım ama kucağında İnci yoktu.

"Tekrar uyudu." Dedi merakımı anlayarak.

"O zaman herkes yemeğini yediyse bizde içeriye geçelim olur mu Narin, Tufan." Firdevs hanım ortamdaki havayı biraz olsun yumuşatmak için nadir de olsa aslında var olan tatlı dilini kullanmıştı.

Narin hanım tekrar başını sallayarak ayaklanınca ben de ayağa kalktım.

Onlar önde Savaş ve ben arkada salona doğru yürüyorduk.

"Sana ve İnci'ye kıyafet getirmemiz lazım ben annemi bırakırım birazdan eşyalarınızı toplayıp gelirim." Savaş konuşmuştu ama aklıma yatmamıştı bu fikir.

"Saat geç oldu yarın sabahtan gitsen." Kolunu belimden geçirmiş eliyle karnımı okşuyordu.

Boynumdan sertçe öpünce gülümsedim.

"Ölürüm sana lan." Sessizce kıkırdayıp yüzünden tutup kendime çevirdim.

Yanağını hafifçe öptüğümde o ensemden tutup dudaklarıma yapışmıştı bile.

Kapının girişinde öpüşmemiz derinleşirken duyduğumuz öksürük sesiyle anında Savaş'tan ayrıldım.

Firdevs hanımla hemen ayrıldık.

"Gidecek miyiz diye soracaktım oğlum." Dedi.

"Sabah bırakırım seni anne oradan da şirkete geçerim." Firdevs hanım başını salladıktan sonra ikimize de bakarak tekrar içeriye geçmişti.

Bizde salona gittiğimizde genellikle Firdevs hanım ve Narin hanımın sohbetiyle geçmişti zaman.

Uykumun gelmesiyle herkes ayaklanmıştı.

Odalarımıza dağıldıktan sonra Savaşla biraz konuşurken karnımın acıkmasıyla aşağıya inmiş ve Narin hanımın böreğinden iki dilim daha yemiştim.

Yani yanımda Savaş'ta vardı ama o yememişti.

Merdivenlerden Savaş'ın belimden tutmasıyla dikkatlice çıkarken odamıza geçerken duraksayıp karşı taraftaki kapıya bakmaya başladım.

Savaş sırtımı okşayınca ona baktım.

"Sen İnci'nin yanına geçsen ben bir onlara baksan olur mu beş dakika sadece." Alnıma değen dudaklarla onayı almıştım. Sıkıca sarılıp karnımı okşadı.

"Seni seviyorum iyi geceler bir tanem." Güldüm bu söylediğine.

"Geleceğim beş dakikaya Savaş niye şimdiden iyi geceler diyorsun." Onun da dudağının kenarı kıvrılınca oradan öpüp Narin hanım ve Tufan beyin kapısının önüne geldim.

İlk önce hafif tıklattım ama ses gelmeyince sessizce kapıyı araladım.

Arkamı dönüp Savaş'a öpücük attıktan sonra odaya girmiştim.

Odalarını incelemeden önce yatağın içinde birbirine sarılmış uyuyan çifte takıldı gözüm.

Narin hanım yorgun haliyle Tufan beye sarılmış bir halde uyuyordu.

Tufan beyde aynı şekilde kollarıyla karısını sarmış sırtüstü yatıyordu. Narin hanımsa onun omzuna başını koymuş huzurla uyuyordu.

Gülümseyerek baktım ikisine.

Annem ve babama.

Bir kaç adım atıp yatağa yaklaştıkça gelen kokuyla gözlerim bir kaç saniyeliğine kapandı.

Narin hanım kokuyordu oda.

Çok güzeldi.

Narin hanım anne gibi kokuyordu. Odaları da öyleydi.

Kaç dakika durup onları izledim bilmiyorum ama Narin hanımın arka tarafındaki boşluğa çok yavaş bir şekilde oturdum.

Onlar tek yastıkta yatıyorlardı. Yani Tufan bey yastıkta yatıyordu Narin hanımın başı onun omuzundaydı.

Ayaklarım dışarıdayken biraz uzanıp onları izlemeye devam ettim.

Belki de yaklaşık bir saattir burada anne ve babamı izliyordum dakikalar konusunda hiçbir fikrim yoktu.

Gözlerim yavaşça kapanmaya başladığında o kadar saat uyumama rağmen artık dayanamayıp kendimi uykunun kollarına bıraktım.

Yüzümü okşayan bir elle hafifçe kıpırdandım.

"Uyandırma Narin." Tufan beydi konuşan.

"Yok." Narin hanım yine ağlamıştı sanırım. Sesi boğuktu.

"Eli karnımda Tufan."

Tufan beyin kısık sesle gülüşünü duyabiliyordum.

"Bebek gibi kucağıma sokulmuş." Ağlıyordu Narin hanım.

"Çok küçük...çok güzel bizim kızımız Narin." Şaşırmıştım çünkü Tufan beyden böyle bir cümle beklemiyordum.

"Biraz sarılayım mı uyanır mı.?" Narin hanım o kadar sessiz konuşuyordu ki neredeyse duyamayacaktım.

"Uyanırsa gidecek üzüleceksin." Dedi Tufan bey.

"Tamam kıpırdamıyorum dursun sadece." Saçlarımdaki elleri belli belirsiz hissediyordum.

Odanın kapısı tıklatıldığında kimse gir demedi ama bir kaç saniye sonra kapı açıldı.

"Uyanmadı mı.?" Savaş gelmişti.

Ses çıkmadı sanırım uyanmamdan o kadar korkuyorlardı ki Savaş'a olumsuz anlamda başlarını sallamışlardı.

"İnci durmuyor uyandırmam lazım Narin hanım." Narin hanıma biraz daha sokulduğumda kimseden ses çıkmadı. Koluma değen ellerden sonra alnımdan öpülmüştüm. Savaş değildi.

Narin hanım alnımdan öpmüştü.

"Bebeğim." Sesi hala kısıktı.

Başımı gömdüm tekrardan.

"Savaş iki dakika daha böyle dursunlar." Tufan bey konuşmuştu.

Narin hanımdan ayrılmak istemiyordum ama İnci'yi daha fazla ağlatamazdım.

Kıpırdandığımda alnımda duran dudaklar ve kolumdaki el hemen çekilmişti.

Yavaş yavaş gözlerimi açmaya başladığımda karşımda ilk önce Tufan beyi gördüm.

Ne yapacağımı merak eder gibi kaşlarını kaldırmış beni izliyordu.

Gözlerimi yukarı kaldırıp Narin hanımı görmeye çalıştım.

Tam karşıya bakıp hareketsiz durmaya devam ediyordu.

Onun kollarından ayrılıp kendimi toparladım.

Göz ucuyla bana bakan Tufan beye bakıp tekrar Narin hanıma döndüm.

Bana bakmıyordu.

Bakması için biraz daha baktım ama bakmadı.

İçimden geleni yaptım. Biraz yana kayıp kollarımı ona sardıktan sonra boynundan öptüm. Dün bana yaptığı gibi bende onu boynundan öpmek istemiştim.

Kasılan vücuduna aldırış etmeden daha sıkı sarıldım.

"Günaydın." Sesim boğuk ve çatallı çıkmıştı.

Kollarımı biraz daha sıkılaştırıp iyice sarıldığımda Narin hanımın ağlama sesiyle beraber bana sarılması bir oldu.

"Günaydın bir tanem...günaydın annecim günaydın." Hem ağlayıp hem de konuşuyordu.

"Öptü beni Tufan...boynumdan." Tufan beye arkam dönük olduğu için bakamamıştım.

"Ben İnci'ye bakayım." Kollarımı gevşettiğimde Narin hanım yine kasılmıştı.

"Acıdığın için yapmıyorsun değil mi.?" Bu sorusuyla onunla beraber bende ağlamak istedim.

Bunu düşünüp üzüyordu kendini.

"Annem olduğunuz için yapıyorum." Ondan ayrılıp ikisine de bakmadan kapıdaki Savaş'ın yanına gittim.

Kolumdan tutup beni odadan çıkartmasıyla kollarımı ona sarıp ağlamam bir oldu.

"Ağlama bir tanem...kurban olurum sana Ada ölürüm kalbine." Boynuna damlayan gözyaşlarımı elimle silmeye çalıştığımda kıpırdanıp ellerimi tuttu.

Hem hamilelik hem bu aile konusunun üst üste gelmesi beni zorluyordu.

"İnci annesini bekliyor bir tanem seni çok özlemiş." Gülümsedim.

"Dün kalacağımı tahmin mi ettin." Başını salladı.

Geleceğim neden iyi geceler diyorsun dediğimde o bilmiş gülüşünü yaptığı için sormuştum.

"Karımı tanıyorum." Alnımdan öptükten sonra beraber yan tarafımızda kalan odaya girdik.

İnci yatakta bacaklarını kaldırıp sesler çıkartıyordu kenarlarına yastık koymuştu Savaş.

"Ağlamıyor." Diyerek yanına gittim.

"Ağlaması durmuştu ben gelmeden huysuzdu sen yoksun diye." Hemen yatağa çıkıp bebeğimi kucağıma aldım.

"Aşk bahçem...geldim aşkım." İnci elleriyle yüzüme dokunup gözlerimin içine içine bakıyordu.

Kaşlarımı kaldırıp gülümsedim.

"Sana da merhaba annecim." Yanağından seslice öptüm.

"Günaydın günaydın günaydın aşkıma." Kucağımda kıpırdatıp konuşunca gülüyordu.

Sağa sola döndüğüm için ayaklarını karnıma vuruyordu.

"Yapma Ada." Savaş gelip kucağımda alınca ona baktım.

"Sert vurmuyor merak etme." Bir elim karnıma gitmişti.

"Zarar vermiyor kardeşine." Dedim tekrardan.

Kardeşi oluyordu İnci'nin. Abla olacaktı bal böceğim.

"Riske atma yavrum dikkat et büyüyor İnci." Başımı sallayıp kucağında bana bakan İnci'nin yanağını balık ağzı gibi sıktım.

"Yanaklı tavşanım benim." Karnını gıdıkladığımda gülerek kafasını sertçe Savaş'ın göğüsüne doğru atınca acımış olmalı ki dudaklarını büzerek bana baktı.

Gözleri dolunca ondan önce ağlamam bir oldu.

"Ada saçmalama bir şey yok." Benden sonra İnci'nin de ağlaması başlayınca Savaş ne yapacağını bilmiyormuş gibi bana bakıyordu.

İnci ağladıkça bende ağladım.

"Ada ağlama...tamam babacım bir şey yok güzelliğim." Bir bana bir İnci'ye seslenmesi komikti ama şu an içimden ağlamak geliyordu.

"Ada, İnci sana bakıp daha çok ağlıyor lütfen diyorum bir tanem."

Arkamı dönüp gözyaşlarımı sildim.

"Annen burada İnci tanesi ağlama burada annen bak." Arkamı dönüp İnci'ye doğru uzandım.

Hemen kollarıma gelmişti.

Yüzünü boynuma gömüp iç çektiğinde dudaklarımı büzerek Savaş'a baktım.

Başının üstünden öpüp yerimde sallanıyordum.

Savaş'ta aynısını bana yapıp kocaman kollarını açıp İnci ve beni sarmıştı hemen.

"Aç mısın.?, bebeğimiz aç mı.?"

Başımı salladım hemen.

Açtım.

"Aşağıda sofra hazırlanıyor annem ilgileniyor inelim mi.? Ver İnci'yi sen elini yüzünü yıka bir tanem." Kızımızı benden aldığında ben de hemen banyoya geçmiştim. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra bir süre kızarık gözlerime baktım.

"Savaş ben de sizi kahvaltıya çağıracaktım Ada tuvalette mi.?" Narin hanımın sesiyle Savaş cevap vermeden banyodan çıktım.

"Buradayım." Dedim nedensiz bir heyecanla.

"Biz geçiyoruz siz ikiniz gelirsiniz...dikkatli in merdivenlerden Ada." Savaş bir şey dememi beklemeden odadan çıktığında Narin hanımla baş başa kalmıştık.

İkimizde birbirimize kaçamak bakışlar atıyorduk.

"Miden." Sesi boğuk çıkınca boğazını temizledi.

"Miden bulanıyor mu.?" Biraz bulanıyordu ama yine de hayır dedim.

"Hadi inelim de güzelce kahvaltını yap." Bir kaç adım atıp kapıya gittiğinde ben de arkasındaydım.

Merdivenlerin başında beni bekleyince hemen yanına gidip ona sormadan koluna girdim. Şaşkın şaşkın birleşen kolumuza bakıyordu.

"Size tutansam olur mu.?" Ağzı yarım bir şekilde açıldı. Konuşmadı ama hızlı hızlı başını salladı.

İnmeye başladığımızda o hala şaşkındı.

Sol kolumu ona dolayıp sağ elimi de elinin üzerine koymuştum.

Basamaklar bittiğinde bana baktı ama ben aynı şekilde pozisyonumuzu bozmadan içeriye doğru bir kaç adım atınca o da bana uyum sağladı.

Yemek odasına girdiğimizde tüm bakışlar önce bize sonra da kollarımıza dönünce ben gülümseyip sandalyeme geçtim ama Narin hanım hala orada duruyordu.

Tufan beyin boğazını temizlemesiyle Narin hanım önce bana baktı sonra da bıraktığım koluna bakıp yerine geçti.

O böyle her hareketime şaşırdıkça on sarılmak istiyordum.

"Hepsi bitsin." Savaş önüme dolu bir tabak bırakınca uzanıp elimi dizine koydum.

"Teşekkür ederim." Bir şey demeden kendi tabağına döndü.

İnci babaannesindeydi.

Yemek yedikçe bulanan midemi yok saymaya çalışıp ağzıma salatalık attığımda Narin hanım Tufan beye kolunu gösterip bir şeyler diyordu.

Narin hanım bu hikayede ki en masum kişiydi. Onun bir suçu yoktu.

Çocuğunu ondan kopartmışlardı ve o da hayata küsmüştü.

Bulunca da kızına sarılıp öpmek istemesi en doğal hakkıydı.

Hakkıydı ama benim mantıklı düşünebildiğim bir dönemde çıkmamıştı karşıma. Hormonlarımı kontrol edemiyordum.

Her ne konuda olursa olsun yanlış kararlar verebiliyordum ki vermiştim de. Narin hanımda bu yanlış kararlarımdan birisine kurban gitmişti. Görüşmeyerek üzmüştüm onu.

"Dünkü börekten var mı.?" Birden sorduğum soruyla Narin hanım hemen ayaklandı.

"Isıtıp getiririm hemen." Ben de ayağa kalkarak itiraz ettim.

"Siz oturun ben alıp gelirim ısıtmaya gerek yok." İkimizde kapının önünde çıkmak için dururken halimize gülmek istedim.

"Oturur musun Ada hemen geliyorum iki dakika sadece." Beni orada bırakıp hızla çıktı.

Ben böyle bir kadını üzmüştüm.

Ağlayacağımı anladığımda hemen konuştum.

"Ben bir lavaboya gidip geliyorum." Savaş'ın bakışlarına karşılık vermeden hemen oradan çıktım.

Koridorun başındaki lavaboya girip akan gözyaşlarımı siliyordum ama yenileri ekleniyordu.

Dediğim gibi şu an yanlış bir dönemdi. İnci'den sonra tam olarak duygusal olarak toparlanamadan ikinci bebeğe hamileydim ve duygularımı çok yoğun yaşıyordum.

Narin hanımı her an tekrar üzebilirdim.

Bundan çok korkuyordum.

Elimle hıçkırığımı engelleyip suyu açtığımda aynadan kendime baktım. Savaş anlayacaktı ağladığımı.

Yüzüme bir kaç kere su çarptım ama hala ağlamak istiyordum ya da Narin hanıma bir gün boyunca sarılmak.

Kapı tıklatıldığında hemen konuştum.

"Geliyorum."

"Açar mısın yavrum." Savaş'ın sesiyle dudaklarım titreye titreye kilidi çevirdim.

Yüzüne bakmadan kollarımı ona sardığımda biraz rahatlamıştım.

"Miden değil." Olumsuz anlamda başımı salladığımda elini enseme atıp yüzümü boynuna yasladı.

"Biraz yalnız kalmalısınız üçünüz." Doğru söylüyordu.

"Narin hanıma kötü davrandım." Kısık sesli bir ağlama sesi çıkarttığımda ona daha sıkı sarıldım.

"Kötü davranmadın güzelim herkes için zor bir süreç onlar seni anlıyorlar. Sende onları anlamaya başlayacaksın hepsi bu ağlama hadi Narin hanım böreğini getirdi seni bekliyor." Ondan ayrılıp hemen yüzümü sildim.

"Beni seviyorlar." Dedim umut dolu sesimle.

Hemen başını salladı.

"Kızlarını çok seviyorlar...ikisi de seni çok seviyor." Bu evde ilk defa ailem tarafından sevildiğimi hissediyordum.

"Ben de ikisini sevmeye başlıyorum galiba." Dediğimde hafifçe güldü.

"Başladın bile bir tanem." Eliyle yüzümü kavrayıp gözaltlarımı sildi.

"Hadi." Belimden tuttuğunda ikimizde yürümeye başlamıştık.

Savaş'ın boynundan öptüğümde o da dudaklarıma kısa bir öpücük bıraktı.

Yemek odasına geçtiğimizde Narin hanımın telaşlı bir şekilde önündeki tabağa baktığını gördüğümde kaşlarım çatıldı.

Bizi görüp hemen baktığında ayağa kalktı.

"Gideceksiniz galiba...bize ayıp olur diye düşünmeyin sakın Ada nasıl istiyorsa öyle olsun başka zaman tekrar gelirsiniz...gelirsin değil mi.?" Bana bakarak konuşunca sandalyeme oturdum.

"Kovulduk mu.?" Dediğimde Tufan beyin dudaklarının kenarı kıvrıldı.

Gitmeyeceğimizi anlamıştı.

Sanırım ikisi de ben kalkınca böyle düşünmüştü.

"Gitmeyecek misin." Narin hanım yanımdaki sandalyesine oturup bana doğru döndüğünde elime aldığım börekle ben de ona döndüm.

"Nereye." Dediğimde bir ısırık almıştım.

Gülümseyerek bana bakıyordu.

"Hiçbir yere...hiçbir yere gitme Ada." Elini saçıma korka korka attığında bir iki saniye uçlarına değdikten sonra hemen geri çekmişti.

"Afiyet olsun güzelce ye sen böreğini." Kalkıp kocasının yanına yani eski yerine geçtiğinde hemen bir bardak su içip başını Tufan beyin omzuna koyup geri kaldırdı.

Bu kadar çok mu korkmuştu gitmemden.

Böreklerin hepsini neredeyse bitirdikten sonra sonunda masadan kalkmıştık.

İnci'yi emzirdikten sonra aşağıya tekrar inmiştim. Bu sırada da Savaş hazırlanmış şirkete geçmişti. Ya da bizi tek bırakmak için öyle söylemişti. Tabi Firdevs hanımı da eve götürmüştü.

İnci kollarımda mayışık bir şekilde etrafa bakarken bende Narin hanımları arıyordum.

İkisini bahçedeki salıncakta görünce tebessüm ederek yanlarına yürümeye başladım.

"Keşke onu ben büyütseydim Tufan. Ezmişler benim meleğimi. Savaş'a söyleyelim biraz daha anlatsın neler yaşadığını bilmek istiyorum lütfen."

Gülen yüzüm düşmüştü.

Savaş sanırım onlara bir kaç şey anlatmıştı.

Tufan bey hiçbir şey demeden karısının başının üzerinden öptükten sonra arkalarında birisi var mı diye kontrol ederken beni görünce hemen konuştu.

"Gel Ada, uyudu mu bebek." İnci'ye bebek diye hitap etmesine gülümseyip olduğum yerde kaldım.

"Uyumadı ama galiba ben uyuyacağım." Narin hanım hemen arkasını dönüp ayağa kalkınca yanıma gelmesi uzun sürmedi.

"Halsiz misin yoksa." Başımı iki yana sallarken İnci'yi kucağımdan almıştı.

"Uykusuzum sadece bazen oluyor böyle." Telaşla Tufan beye dönüp konuştuğunda üstüme fazla titrediğini görüyordum.

"Gel Tufan, Ada'yı odasına çıkartalım hemen."

"Narin hanım sorun yok merak etmeyin on dakika uzanayım geçer odama çıkmama gerek yok koltuğa da uzanırım...eğer sorun olmazsa." Son cümlemle bana kızgınca bakarak önden önden salona girince şaşkınlıkla Tufan beye baktım.

Ellerini teslim oluyormuş gibi kaldırmış bana bakıyordu.

"Annen bazen böyledir." Onun söylediği boşluğuma gelmişti ve sesli bir şekilde gülmeye başlamıştım.

O da gülüyordu.

"Gel bakalım küçük, gidelim." Kolumdan tutup beni salona götürmeye başladığında ona ayak uyduruyordum.

Narin hanım kucağında İnci ile beraber koltuğa oturmuş onunla ilgilenirken bakışları bize döndü. Oradan da Tufan beyin kolumu tutan eline ama geri hemen yüzümüze baktı.

"Uzan hadi...Tufan sen ne zaman çıkacaksın." O da mı gidecekti.

Tufan bey karizmatik bir şekilde kolundaki saatine baktıktan sonra karısına cevap verdi.

"On dakikaya çıkarım çiçeğim."

Narin hanım başını salladıktan sonra ben de koltuğa oturmuştum.

Keşke şu an Savaş'ta yanımızda olsaydı.

Benim kadar onunda Narin hanım ve Tufan beyle iyi anlaşmasını istiyordum.

Tufan bey karısının başının üzerinden öptükten sonra kısa bir an bana baktı ama ben bakışlarımı kaçırınca Narin hanıma bir şeyler diyerek yanımızdan ayrıldı.

İkimizde konuşmayınca kızım sessizliği bozarak ağzından tükürük çıkartmaya başlamıştı.

"Oy benim güzelim...bunu yeni mi öğrendin bakayım sen...oy kurban olurum sana şu gözlere bak boncuk bu kız boncuk."

Ada'nın gözleri aynı Agah beyin gözleri gibiydi.

Büyükbabasına çekmişti sanırım.

Narin hanım ve İnci oynarken benim gözlerim yavaş yavaş kapanıyordu.

Uykusuz değildim ama İnci'de olduğu gibi bu hamileliğimde de çok fazla uyuyordum.

Zorlu bir süreç olacaktı çünkü İnci'yi hala emziriyordum ve bazı zamanlar uykusuz kalmam lazımdı.

Sağ olsun çevremdeki herkes İnci'yle benden çok ilgileniyordu ama beslenmesi için bana ihtiyacı vardı.

"Annen uyudu sessiz olalım aşkım."

Ne kadar süre geçti bilmiyorum ama duyduğum bir kaç fısıldaşmadan sonra gözlerimi açtım.

Koltuklarda kimse yoktu.

Yan taraftaki küçük beşiği görünce kızımı da görmüştüm.

İnci yanımda uyuyormuş.

Sanırım beşiği Narin hanım aşağıya indirmişti.

"Ada." Narin hanımı görmek için arkaya doğru baktım.

Salonun diğer kısmında yanındaki kadınlarla beraber oturuyordu.

"Uyandın mı.?...Şey Annem ve Hilal anne yani Tufan'ın annesi geldi." Esmer olan kadına gözlerim kaydığında bana çok iyi bakmadığını gördüm.

Hangisi Narin hanımın annesiydi acaba.

Birisi esmer diğeri sarışındı.

Ayağa kalkıp onlara doğru yürümeye başladığımda ikisi de yanlarına gidene kadar beni incelemişti.

Narin hanım ayağa kalkmış gülümseyerek koluma dokunmuştu.

"Büyükannen Hilal." Esmer kadın Tufan beyin annesiydi demek ki.

Elimi uzatıp memnun olduğu diyeceğim zaman o öpmem için elini uzatınca öpüp alnıma da koymuştum.

"Memnun oldum." Dedim düz sesimle.

Kadın bir tepki vermeden beni incelemeye devam ediyordu.

Diğer kadına baktığımda o gülümseyerek ayağa kalkıp bana sarılmıştı.

Anneannemdi.

"Elimi öpmene gerek yok şekercim ben daha gencecik kadınım o ne öyle Hilal gibi.." Cümlesini tamamlamadı çünkü Narin hanım uyarı niyetinde boğazını temizlemişti.

"Memnun oldum Ada'cım ben Sırma." Gülümseyerek ona karşılık vermiştim.

"Pekte zayıfsın...yeni doğum yapmadın mı sen bir kaç ay önce." Hilal hanımın konuşmasıyla ona dönerek başımı salladım.

Beni incelemesi bittikten sonra kahvesinden bir yudum aldı.

"Çok güzelmiş torunumuz Hilal şu boyuna posuna bir bakın aynı Narin'im gibi baksanıza." Sırma hanım sanırım Hilal hanımı sinirlendirmeyi seviyordu.

Şu an için sevecen bir kadındı Sırma hanım.

Ama Hilal hanımın sert duruşunda ve sürekli beni incelemesinden rahatsız olmuştum.

"Habersiz gelmişler ben çağırmadım." Narin hanımın kısık sesiyle ona sorun yok der gibi gülümsedim.

"Oturalım hadi ayakta kalma." Narin hanımı şu an ikisi de duymuştu.

Yanına geçtiğimde üzerimdeki bakışlarla rahatsızca kıpırdandım.

"Nasılsın Ada." Sırma hanımdan gelen soruyla ellerimdeki bakışlarımı ona çıkarttım.

"İyiyim siz nasılsınız." Siz dememe şaşırsa da kibarca teşekkür etmişti.

"Narin hanım beşiği getirmişsiniz teşekkür ederim zahmet oluyor size." İki kadında homurdandığında sebebini biliyordum.

Öz anneme Narin hanım dediğim için söyleniyorlardı.

"Sen rahat et yeter hiç sorun değil uykunu aldın mı?" Başımı salladığımda elleri yüzüme dokunmak için kalktı ama sonra hemen geri dizlerine bıraktı.

Karşımızdaki kadınlar dikkatle bizi incelerken kendimi çok rahatsız hissediyordum.

"Ben sana yaptığım tatlıdan getireyim yersin değil mi tadı çok güzel oldu...miden bulanır mı.?"

Ayaklandığında hayır diyecek lüksüm zaten yoktu.

"Yerim teşekkür ederim." Der demez o mutfağa gitmişti bile.

Ve ben de bu iki kadınla yalnız kalmıştım.

Sırma hanım ayaklandığında iyice gerilmeye başlıyordum.

"Narin'e yardım edeyim yeterince yoruldu bugün." Bana laf çarparak gitmesine şaşırsam da önüme döndüm.

"Seni çok aradılar." Konuşmayacağını düşündüğüm Hilal hanımla tekrar şaşırmıştım.

"Çok aradı oğlum seni." Derin bir nefes alıp arkasına yaslandı.

"Şükürler olsun buldular...geç oldu ama kızlarını buldular...onları üzme Ada." Ciddi bir konuşmaya girdiğini ellerini birbirine bağlamasından anlamıştım.

"Onlara evindeki yardımcılara davrandığın gibi davranma...senin acını unutmamak için Narin bir daha anne olmak istemedi." Sessizce onu dinliyordum.

"Söylediklerimi kötü şekilde anlamayacağını düşünüyorum sende bir annesin...anne olmuşsun."

"Sen bir şekilde yaşamışsın ama o ikisi...onların neler çektiğini tahmin bile edemeyiz."

Bunları zaten biliyordum. Düşünüyordum onun bu kadar sert söylemesine gerek var mıydı.

"Gözlerine bakınca sanki Tufan karşımdaymış gibi hissediyorum." Bunu biraz daha yumuşak ses tonuyla söylemişti.

Hilal hanım son kez bana bakarak iç çektikten sonra ayaklanarak bahçeye çıkmıştı.

Bende daha fazla yük olmamak için yardım için mutfağa geçiyordum. İnci'yi kontrol edip mutfağa geldiğimde Sırma hanımın sesiyle adımlarım durdu.

"Çok yüz verme Narin baksana sana anne bile demiyor."

"Anne sakın karışma ona.!" Narin hanımın sert sesiyle ben bile gerilmiştim.

"Yok tatlı getireyim yok iyi uyudun mu kızım sen neler yaşadın hala bana bağırıyorsun..biraz aklı olsaydı empati yapardı hala siz diyor onu doğuran kadına."

"Anne sen en iyisi git." Dedi Narin hanım sinirle.

"Kızım ben bir şey mi ded."

"Anne Ada hamile eğer onun yanında da bu şekilde patavatsızca konuşursan iyi şeyler olmaz..ayrıca kızımın bana ne dediği inan hiç umrumda değil." Sustu Narin hanım ama kısa süre sonra tekrar devam etti ama bu sefer ağlıyordu.

"Ben kızımı buldum sen bunun farkında mısın...22 yıldır her gün onun için hazırladığım odasında uyuyup uyandığım kızımı buldum ben anne... bir daha bu konu hakkında yorum yaparsan...yaparsan beni kaybedersin ve emin ol çocuğundan ayrı kalmak istemezsin."

"Bilmiyordum hamile olduğunu...daha yeni doğurmadı mı bu kız." Sırma hanım sanırım Narin hanım kötü olunca onu sakinleştirmek için bu şekilde konuşuyordu.

"Kızın hiç sana çekmemiş bu ne hız." Sırma hanımın dediklerine sanırım sinirlerim bozulduğu için gülmüştüm.

Sanırım sinirleri bozulan tek ben değildim çünkü Narin hanımda gülmüştü.

"Kime çekmiş kime çekmemiş bilmiyorum ki ben anne, kızımı tanımıyorum...tanıyamıyorum fırsatım olmuyor ki." Narin hanımın boğuk sesiyle Sırma hanım tekrar kızını neşelendirmek için konuşmuştu.

"Bakışlarından anlarım ben aynı babasına çekmiş bu kız Narin...Tufanda sinir olduğunda böyle tiksinir gibi bakar ya hani biz konuşurken aynı öyle bakıyordu." Narin hanım ağlamalarının arasında güldüğünde bende sessizce güldüm.

Sırma hanım çok fenaydı.

Onlar konuşurken sadece gerilmiştim tiksinir gibi baktığımın farkında değildim.

"Neyse bu huyu sana çekmesin zaten Polyana olmasın senin gibi az gözü açık olsun...açık zaten belli." Sırma hanım mutfakta öz anneme benim dedikodumu yapıyordu ve ben buna gülüyordum.

"Neyse ne anne dediklerimi unutma o üzülürse bende seni üzerim tek bir imalı lafında neler yapacağımı bilmek istemezsin." Narin hanımın beni böyle savunması içimde bir yerlere dokunuyordu.

Annem beni savunuyordu hem de kendi annesine karşı.

Benim için annesini bile karşısına alıyordu kadın.

"Bir şey demedik çocuğuna Narin aman ne kıymetli kızın varmış ya." Sırma hanımın söylenen sesi kapıya yakınlaşmaya başlayınca kendimi toparlayarak hemen salona geri döndüm.

Hafif koşar adım salona girdiğimde Hilal hanımda içeri giriyordu.

Bana dikkatli bir şekilde bakıp tekrar az önce oturduğu yere geçince Sırma hanımda salona girmişti.

O da bana aynı Hilal hanım gibi dikkatli bir şekilde bakınca bu sefer ben onları tek bırakarak Narin hanımın yanına gitmek için yürümeye başlamıştım.

Bu sefer kapıyı açıp içeri girdiğimde tatlıları tepsiye koyan Narin hanımla gülümsedim.

"Anne şunları götürür müsün.?" Dedi benim olduğumu anlamamıştı.

"Götürürüm ben." Dediğimde başını kaldırıp hemen gülümsemişti.

"Sen miydin bir tanem..bırak ben hallederim." Onu dinlemeden tepsiyi aldım.

"İyiyim merak etmeyin bir şey olmaz." Burukça gülümseyip korkakça kolumu okşadığında genişçe gülümsedim ona karşı.

Narin hanım iyi bir anneydi. Sadece bu şansı onun elinden almışlardı.

"Ada.." Sesi gergin çıkmıştı.

"Benim gerçekten haberim yoktu eğer rahatsız oluyorsan Savaş'ı ara hemen gelsin götürsün sizi katlanmak zorunda değilsin."

"Narin hanım ben sizin yanınızda rahatım hem babaannem ve anneannemle tanışmış oldum gayet iyiyim merak etmeyin." Gözleri parladığında hala bana bakıyordu.

"Ben kahveleri alayım gidelim çok ayakta durma hadi." Ona başımı sallayıp kapıdan çıktığımda onu bekliyordum.

Ben önde Narin hanım arkada salona geçmiştik.

Bizi görünce İnci'nin başında duran kadınlar hemen yerlerine geçerken gülmek istesem de gülmedim.

Tepsileri sehpanın üzerine koyup yerime geçtiğimde kimse konuşmuyordu.

"Ellerinize sağlık." Elime tatlımı alıp yemeye başladığımda tadına bayılmıştım.

"Afiyet olsun bol bol ye bir sürü var." Başımı salladığımda gözlerim beni dikkatle inceleyen Sırma hanıma takıldı.

Bir bana bir de belli bile olmayan karnıma bakıyordu.

"Hamile misin.?" Dediğinde Narin hanım uyarı amaçlı boğazını temizlese de ben başımı sallamıştım.

"A a hamile misin...bu çocuk kaç aylık daha." Hilal hanım yeni öğreniyordu.

Sırma hanım içeride dedikodumu yaptığı için şaşkınlığını üzerinden atmıştı.

"Altı hatta yedi haftalık hamileyim." Hilal hanımın şaşkınlığı hala üzerindeydi.

"Çok zayıfsın..hem yeni doğum yapmışsın hem de hamilesin...yok Narin sen Ada'ya her gün o güzel yemeklerinden yap." Hilal hanım bir bana bir de gelinine bakarak konuşmuştu.

"Ada bir iki güne gider Hilal annesinin yemeklerinden fazla yiyemez o yüzden." Sırma hanım dalgınlıkla konuştuğunda Narin hanımda üzgün bir şekilde elindeki tatlıya bakıyordu.

"Ben bir süre Narin hanımın yanında kalacağım yani o güzel yemeklerini kaçırmam Sırma hanım." Tek kaşını kaldırıp gülümsediğinde aslında kötü niyetli söylemediğini anlıyordum.

İnci'nin mırıldanma sesleriyle hemen elimdeki kaseyi bırakıp arkamızdaki beşiğe doğru yürümeye başladığımda arkamdan iki kişi daha geliyordu.

Sırma hanım ve Hilal hanım.

İnci gözlerini açmış etrafa bakarken tam ağlayacağı sırada beni görüp kollarını uzatmaya başladığında hemen kucağıma aldım.

"Günaydın İnci." Arkamı dönüp meraklı iki kadının da İnci'yi görebilmelerini sağladım.

Sırma hanım ellerini ağzına atıp kapattığında şaşkınlıkla kucağımdaki kızıma bakıyordu.

Hilal hanımıda tanıdığımdan beri ilk defa gülerken görüyordum.

"Bu nasıl tatlı bir bebek oy gözlere bak boncuk boncuk...İnci yiyeyim mi elini senin bakışlara bak Hilal."

İnci yeni uyanmasına rağmen huysuz değildi. Aksine Hilal hanıma gülüyordu.

"Bak nasıl gülüyor ay Allahım maşallah sana...nazar değmesin boncuk gözlüye." İnci sanki anlıyormuş gibi ellerini çırpıp kafasına boynuma doğru ittiğinde hemen tuttum.

Hilal hanım gözleri dolu dolu İnci'ye bakıp asla konuşmuyordu.

Sırma hanım daha neşeliydi ve İnci ile hemen anlaşıp oynamaya başlamıştı.

"Kucağınıza alabilirsiniz...yani isterseniz." Sırma hanım şaşkınlıkla bana baktığında başını salladı.

Kollarını İnci'yi almak için uzattığında yanımızda duran Hilal hanım ondan önce davranarak İnci'yi kucağına almıştı.

Sırtından destek vererek tuttuğunda İnci merakla ona bakıyordu.

Hilal hanım İnci'nin alnından ve saçlarından öpüp burnuna dokununca İnci tekrar güldü.

Bugün neşeliydi.

"Hilal sen biraz kıskanç mısın..ver hadi bana ben seveyim azcık." Bu sefer Sırma hanım dünürünün kucağından kızımı almıştı.

İnci bir Hilal hanımın bir Sırma hanımın kucağında gezerken baya eğleniyor olacak ki çığlık atarak gülüyordu.

"Çıldıracağım bu ne tatlılık...bana mı benziyor biraz." Sırma hanım bu cümlesini Narin hanıma dönerek söyledikten sonra sesli bir şekilde güldüğünde Narin hanımda annesine gülmüştü.

Bulanan midemle beraber Narin hanım yanına geçip iki kadını İnci'yle bıraktım.

İnci zaten halinden memnundu.

"İyi misin miden falan bulanırsa söyle." Başımı salladım Narin hanıma.

"Bunlardan hızlısı mezarda diyordum da bu kızı gördükten sonra vazgeçtim her sene doğurabilir." Sırma hanımın neşeli sesiyle Hilal hanımla beraber gülüyorlardı.

"Annem biraz açık sözlüdür ama kötü niyetle söylemez alınma sakın...kötü niyet hissedersem seni onlarla aynı ortamda tutmam zaten." Narin hanım bu iki kadını yanlış anlayıp ondan gideceğimi sanıyordu.

Korkuyordu.

"İkisini de sevdim merak etmeyin alınmıyorum..hatta Sırma hanıma alıştım." Güldüğümde o da biraz rahatlayarak gülümsedi.

"Annem böyledir işte." Derin bir nefes verip Hilal hanımı bulaşıp gülen kadını izlemeye başladı.

Sırma hanım yaşına göre dinç ve espri yapabilen bir kadındı.

Sevmiştim enerjisini.

Hilal hanım biraz daha ciddiydi.

Ama onu da sevmiştim. İnci'ye çok güzel bakıyordu.

Yanımıza geldiklerinde ikiside yerine oturdu tek bir farkla artık aramızda İnci'de vardı.

Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldığımda midemin bulantısı geçmek yerine daha da artıyordu.

Burnuma gelen tatlının kokusuyla elimle ağzımı kapatıp hızla yerimden kalkıp lavaboya koşmam bir olmuştu.

Tabi arkamdan Narin hanımda koşuyordu.

Klozete eğildiğimde gözlerimden yaşlar akarak kusarken saçlarımın çekilmesi ve Narin hanımın başımdan tutması bir olmuştu.

Beni kusarken görmesini istemesem de engel olamamıştım.

Kustuktan sonra sifonu çekmeme izin vermeden hemen kendisi çekmiş ona bakmamı sağlamıştı.

"Tamam geçti mi bulantın." Başımı olumsuz anlamda sallayıp başımı eğmiştim.

Hala çok kötüydüm.

Öğürerek tekrar kusmaya başladığımda artık ağlıyordum.

Narin hanım saçlarımı ve alnımı tutup bir şeyler söylüyordu ama ağlama ve kusma seslerim onu bastırıyordu.

"Ağlama Ada bir şey yok bir tanem." Sonunda kusmam bittikten sonra Narin hanım sifonu çekip hemen beni kaldırıp yüzümü avuçlarının içine almıştı.

Önüme gelen saçlarımı çekip yüzümü okşuyordu.

"Gel ağzını çalkala hemen tekrar miden bulanmasın." Suyu açıp eğilmemi sağlamıştı.

Elimi kaldırmadığımda kendisi avucunu musluğa tutup ağzımı çalkalamamı sağlamıştı.

Suyu kapatmadan önce yüzümü de yıkayıp havluyla nazikçe yüzümü duruluyordu.

"İyi misin içeri geçelim uzan hemen." Konuşacak halim olmadığı için sadece koluna tutunup başımı sallamıştım.

Lavabonun kapısını açtığında kapının önünde endişeli ifadeleriyle duran iki kadınla Narin hanım hemen konuştu.

"İyi merak etmeyin bulantıları oluyor sürekli." İkisi de rahatlamış gibi bana doğru bir adım atıp hemen koluma dokunmuşlardı.

Hatta Hilal hanım yüzümü okşayıp iyi olup olmadığıma bakıyordu.

Kustuktan sonra halsizleşiyordum.

"İyi misin bitki çayı yapayım mı sana." Başımı olumsuz anlamda salladığımda çenesini büzerek Narin hanıma döndü.

Narin hanım sıkı sıkı kolumu tutup tüm gücümü ona vermemi sağlıyordu.

"Hadi uzansın biraz Narin." Narin hanım başını sallayıp benimle beraber yürümeye başladığında Hilal hanım uzanacağım koltuğun arkasına yastık koymuştu.

"Geç annem..." Narin hanımın yardımıyla uzandığımda Sırma hanım az önce kustuğum için beşiğe koyduğu İnci'yi şimdi de hafiften ağlar gibi olduğu için kucağına alıyordu.

"Narin bembeyaz olmuş kızın yüzü." Hilal hanım konuşmuştu ama Narin hanım ne yapacağını bilmiyormuş gibi endişeyle bana bakıyordu.

"Hep böyle oluyor sorun yok...halsizleşiyorum sonra geçiyor." Dediğimde beni bu kadar dikkatli dinlemelerinden dolayı utanmıştım.

Gözlerim ağırlaştığında başımı koltuğa yasladım.

Hilal hanım omzuma elini atıp sıkmıştı.

Narin hanım ve ikisi dizlerinin üzerine eğilmiş yanımda duruyorlardı.

Sırma hanımda ayakta kucağında İnci'yle beraber duruyordu.

"Narin hanım dolapta süt var yeni koymuştum." O ne dediğimi anlamış gibi hemen başını sallayınca gözlerimi komple kapattım.

"Ben hallederim İnci'yi, sen merak etme." Dediğinde başımı salladım.

"Anne ben bir Firdevsi arayayım içim rahat etmez." Narin hanım bunu dedikten sonra kalkıp gitmişti.

Yüzümde saçımda gezen ellerin Hilal hanım ait olduğunu biliyordum.

Narin hanım sesi uzaktan gelmeye başladığında bilincim iyice gidiyordu.

İki hamileliğimde de bu kusmalardan çok çekiyordum.

"Bembeyaz oldu kızın yüzü nasıl normal Firdevs...Emin misin."

"Yok halsizleşti sadece başka bir şey yok."

Narin hanım tekrar yanımıza gelmişti. Firdevs hanımla konuşuyordu.

"Tamam tek olunca korktum sizde yoksunuz..tamam yaparım şimdi hemen içiririm." Firdevs hanım sanırım bana yaptığı özel çayın tarifini Narin hanıma vermişti.

Her midem bulandığında o çaydan yapıyordu bana.

"Sağ ol Firdevs...bekliyorum seni tamam görüşürüz." Sanırım buraya geliyordu.

"Buraya mı geliyor." Dedi Sırma hanım.

Narin hanımın sesini duymadım sanırım başını sallamıştı.

"Ne diyor böyle oluyor muymuş hep." Hilal hanımı gözlerimi açmadan ben cevapladım.

"Merak etmeyin hep böyle oluyor." Sesim kısık ve boğuk çıkmıştı.

"Oluyormuş anne Firdevs bir tane çay yapıyormuş bulantısı geçiyormuş ama ben bilmediğim için kızıma çay falan yapmadım tabi ki." Narin hanımın sitemli sesi git gide uzaklaşmıştı.

Sanırım Firdevs hanımın söylediği çayı yapmak için mutfağa geçmişti.

"Ben bir bakayım." Sırma hanımda kucağında kızımla beraber Narin hanımın peşinden gidince Hilal hanımla tek başıma kalmıştım.

Elimin birini karnıma attım.

Midem tekrar bulanıyordu.

"Hamile olduğunu bilmiyordum...bilsem öyle sert çıkışmazdım." Gözlerimi açtığımda karşımda yaşına göre oldukça dinç olan bakımlı kadına baktım.

"Sert çıkışmadınız zaten Hilal hanım sorun yok." Dedim ve tekrar ağırlaşan göz kapaklarımı kapattım.

Telefonumun sesini uzaktan duyduğumda gözlerimi açamadım.

Bir iki kere daha çalıp kapanmıştı zaten.

Bir kaç dakika sonra Narin hanım konuşarak geliyordu.

"Bir şeyi yok merak etme uzanıyor şimdi İnci'de iyi hatta fotoğraf atarım sana Savaş...Ada uyuyor."

Gözlerimi zor da olsa açıp elimi uzattığımda Narin hanım hemen telefonu bana uzatmıştı.

"Veriyorum Ada'ya bir saniye."

Telefonu elimde tutamayacak kadar halsiz olduğumdan hoparlörü açıp karnımın üzerine bıraktım.

"Yavrum, iyi misin kusmuşsun." Sesi endişeli ve sıkıntılıydı.

"İyiyim Savaş merak etme." Dediğimde derin bir nefes vermişti.

"Geliyorum bir saate tamam mı.?"

"Savaş niye geliyorsunuz annem bana bakıyor akşam geleceksin zaten. İyiyim İnci'de çok iyi." Savaş konuşmadığında yanımdaki kadınlardan da ses çıkmıyordu.

Tek gözümü açıp onlara baktığımda Narin hanımın gözünden akan yaşı görünce diğer gözümü de açmıştım.

"Tamam akşam gelirim güzelim seni seviyorum Narin hanıma emanetsiniz." Başımı sallıyordum.

"Dikkatli ol bende seni seviyorum." O kapatmayınca ben kapattım ve şaşkınlıkla bana bakan Narin hanıma bakmaya başladım.

Kendini göstererek ağzını açıp kapattığında Hilal hanıma bakıyordu.

"Bana mı dedi...anne dedi..bana mı dedi.?"

Annem bakıyor bana.

Farkında olmadan anne demiştim Narin hanıma.

Anneme anne demiştim.

BÖLÜM SONU

Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi buraya yazabilirsiniz.

Oy sınırı 600
Yorum sınırı 250

Sonunda bölüm atabildim. Arayı çok fazla açtık farkındayım ne söyleseniz haklısınız ama bölümü bir türlü yazamıyordum.
Sürekli ya bir sorun çıkıyordu ya da bölümü yazarken akıcı bir şekilde yazamıyordum konu ilerlemiyordu.

Bundan sonra bölümü akıcı bir şekilde yazabilirsem düzenli bir şekilde atmaya çalışacağım bölüm çok çok çok fazla geciktiği için özür dilerim herkesten.

Sizi seviyorum.