18. bölüm · SONSUZ SON

Tarifi Olmayan Acı

Medine Aysel Atak

Murat, sabah erkenden sınav olmaya gitmişti. Kemal ise yeni uyanmış, yatakta yatıyordu hâlâ. Normalde yattığı yeri yadırgardı ama burada öyle olmamıştı, gerçi Murat ile ilgili hiçbir şeyi yadırgamıyordu. Bir anda arkadaş olmuşlardı ve çok çabuk alışmışlardı birbirlerine. Bunu takmasa da bazen garipsiyordu. Cemil ile küçüklükten tanışıyordu ki Cemil resmen Kemal ile arkadaş olmak için kırk takla atmıştı. Her arkadaşında öyle olmuştu ama Murat'ta olmamıştı. O farklı biriydi, Melike de bunu fark etse diye içinden geçirdi.
Düşüncelerine bir son verip yataktan kalkıp yatağa düzeltti ve işlerini halletmek için lavaboya girdi, işlerini bitirip odaya geçmişti ve hazırlanmaya başlamıştı. Kendi evine ne kadar gitmek istemese de gitmek zorundaydı. Öğleye doğru sınavı vardı, birkaç konuya bakmalıydı. Hazırlanması bitince evden çıkıp merdivenleri indi. Murat ile evleri yakın olduğundan dolayı yürüyerek kısa bir sürede evine ulaşmıştı, kapıya gelince evinin anahtarının olmadığını fark etti. Bunu fark edince bir an dün olanları sorgulamıştı. Murat evine nasıl girmişti?
Aklındakiler kafasını kurcalarken Fadime Teyze’nin kapısını çaldı ve beklemeye başladı.
Kapıyı açınca Fadime Teyze’nin yüzünde bir neşe, aynı zamanda merak belirmişti. "Kemal evladım iyi misin? Dün baygındın, arkadaşın geldi, eve girmek için benden anahtarı aldı. Bayıldığını görünce alt komşuyla seni hastaneye götürdüler." Fadime Teyze genelde soluksuz konuşurdu ki bu endişelendiğinde iki katına çıkardı. Hıphızlı konuşuverirdi. Kemal bu duruma alıştığı için anlamış ve öncelikle Fadime Teyze’yi sakinleştirmişti. "İyiyim Fadime Teyze’m. Stresten bayılmışım, hastanede bile kalmadım. Arkadaşımda kaldım, yanımda anahtarım yok da anahtar sende mi hâlâ?" Fadime Teyze başıyla onaylayıp anahtarı almak için içeriye adımlamıştı.
Anahtarı sonunda getirmiş, Kemal'e vermişti. Kemal ise kapıyı açıp Fadime Teyze’ye dönmüştü. "Al teyzem sende kalsın, lazım olur falan." Fadime Teyze gülümseyip anahtarı almıştı. "Dikkat et kendine, olur mu evladım? Valla dün seni öyle görünce neredeyse ben de kalpten gidiyordum." Kemal buruk bir gülümseme sunup Fadime teyzenin omzundan tutunmuştu. "Asıl sen kendine dikkat et, ben gencim, hemen toparlarım. Sana bir şey olmasın, yoksa kim bana annelik edecek?" Karşısındaki tatlılar tatlısı kadın gülümsemiş ve omzundaki gencin eline elini koymuştu. "Siz iyi olun da ben iyi olurum, Fadime Teyze’niz bugünler için var. Hadi sen evine gir, güzelce dinlen ben sana çorba yapıp getiririm, tamam mı?" Kemal'in bir şey söylemesine fırsat vermeden evine girmişti. Keşke herkesin kalbi bu kadınınki gibi olsa diye düşünüyordu Kemal. Eğer öyle olsaydı dünya çekilir bir yer olurdu.

Eve girince direkt odasına girmiş ve üstündekileri değiştirmişti, daha rahat şeyler giyinip mutfağa geçti. Fadime teyze çorba getirecekti fakat onu sınavdan sonra içse iyi olurdu. Şimdilik bir şeyler atıştırmaya karar verdi. Önceden hastalandığında annesi ona ballı süt yapıp verirdi. O yüzden kendine ballı süt hazırlamıştı. Ballı süt ve portakal. Hasta olunca annesinin verdikleri... Annesinin özlemini yüreğinin en derinlerinde hissetti, insan 23 yaşına gelse de kendi düzenini kursa da hâlâ o anne kucağını özlüyor ve o günleri hatırlıyordu. Anneler kutsaldır, gerçi bazı anneler öyle midir, bunu bilmiyordu. Mesela Murat'ın annesi... Hastalığı olmasa acaba nasıl bir anne olurdu? Murat onu nasıl hatırlardı? Ya da Murat'ın annesinin en azından bir rahatsızlığı olduğu için böyleyken hiçbir rahatsızlığı olmamasına rağmen kötü olan anneler? Onlar kutsal mıydı?

Aslında... Kötü olan herkesin bir psikolojik sorunu yok muydu?

İyi dururken kötüyü seçmek sağlıklı bir davranış mıydı?

Kemal şu sıralar tek başına kalınca çok fazla düşünüyordu, kafasında hiç olmadık şeyler dönüyordu ve bir şeyleri ha bire gereğinden fazla kafaya takıyordu. Jülide'yi düşünmemek için farklı şeyler düşünüyordu fakat günün sonunda yine Jülide'yi düşünüyor ve diğer düşündüklerini kafasına takmasıyla kalıyordu. Şu sıralar gerçekten de nefes bile alası yoktu bu hâle ne ara gelmişti? Bu durumdan hiç olmadığı kadar rahatsızdı ama önüne de geçemiyordu. Aslına bakarsa şöyle bir uyusa her şey geçecek gibi hissediyordu.
Mutfaktan çıkıp odasına girdi, bugünkü sınav hakkında birkaç bir şeye bakmıştı. Bakmıştı da kafası çok doluydu işte, anlayıp anlamadığını da anlamamıştı. "Olduğu kadar, olmadığı kader. Yapacak bir şey yok..." Bu haftanın çabucak bitmesini istiyordu, Bursa'ya gitmek için can atıyordu. Ankara ona iyi gelmiyordu.
Saate baktığında sınav saatinin yaklaştığını gördü ve hemen apar topar evden çıktı. Koşarak durağa gitti ama otobüsü gözlerinin önünden geçmişti. "Hah! İşte bir bu eksikti." Bir sonraki otobüs saatine baktı ama gelmesine 1 saatten fazla vardı ve asla yetişemezdi, taksiye binse iyi olurdu. Durağın yanındaki taksi butonuna bastı ve beklemeye başladı ama taksi gelmiyordu. Dikkatli bakınca butondaki ışığın yanmadığını fark etti. "Bozuk mu yani? Ciddi olamazsınız! Numara da yok üstünde... Neden numara koymazsın ki?" O anlık telaşla etrafa bakındı, telefonunda kayıtlı olan bir taksi hattı da yoktu.
Tam internetten bakacakken bir korna sesi duydu ve başını kaldırdı, Jülide arabasıyla önünde durmuştu. "Jülide?" Kemal, ona şaşkın şaşkın bakarken Jülide gülümsedi. "Galiba otobüsü kaçırdın, birazdan sınavın başlayacak, geç olmadan götüreyim seni." Bu teklifi hiç düşünmeden kabul etti çünkü gerçekten geç kalacaktı. Arabaya bindi ve Jülide arabayı çalıştırdı. "Kötü gözüküyorsun Kemal." Soruyu duyunca yerinde kıpırdandı. Ne diyecekti? “Seni düşünmekten strese girdim ve bayıldım.’’ mı diyecekti? Aklındakileri silerek Jülide'ye döndü ve gülümsedi.
"Biraz uykusuz kaldım da çok önemli değil." Jülide buna inanmışa benzemiyordu ama çok da bozuntuya vermemişti. “Sen öyle diyorsan... Uyku düzenine dikkat et, özellikle bu hafta.’’ İkisi arasında bir gülüşme geçmiş ve sessizleşmişlerdi, okula kadar hiç konuşmadılar. Okulun oraya gelince Jülide arabayı durdurdu ve Kemal indi, o da park edip geçecekti. Kemal hızla sınıfa doğru koştu, sınav saatine çok az kalmıştı. Yetişmesi gerekiyordu.
Sıraya oturup bir soluk almıştı, Allah’tan yetişmişti. Sabah sabah Jülide'sini gördüğü için de ayrı bir mutlu olmuştu, tabii mutluluğu ne kadar sürerdi orası meçhuldü. Sınav başlamadan önce etrafa şöyle bir göz attığında Dilan'ı gördü, Dilan ona kitlenmiş bir şekilde bakıyordu ve bu bakışlarından dolayı yerinde kıpırdanmıştı. Bu kızın yaydığı enerjiden aşırı geriliyordu, tarifi zor bir hissiyatı vardı. Her an her yerde kıvılcım saçabilecek bir enerjisi vardı. Bu Kemal'i ürpertiyordu.

Sınavını bitirince kampüsten çabucak çıktı, yine eve gidesi yoktu ama Murat'a gidip onu da rahatsız etmek istemiyordu. Sonuçta Kemal vizelere çalışmasa da Murat çalışıyordu, bu yüzden onu rahatsız etmeye hakkı yoktu. Yani bu şekilde düşünüyordu. Bu yüzden istemeye istemeye evine gitti. Evine geldiğinde güya çalışacaktı fakat yatağı o kadar rahat görünüyordu ki resmen Kemal'i çağırıyordu. Kemal bu isteği reddetmeye çalıştıkça daha da cazip geliyordu. O da kütüphaneye gitmeye karar verdi ve bir şekilde hazırlanıp kütüphaneye gitmek için evinden çıktı, çıkmasına çıkmıştı da aklı hâlâ yatmaktaydı. Ne ara bu kadar hantal olmuştu?
Zorla da olsa apartmandan çıkıp kütüphanenin yolunu tutmuştu, içinden geçenleri bir bir susturması gerektiğinin farkındaydı ama susmuyorlardı işte. Hatta susturmaya çalıştıkça aklına daha çok doluyorlardı, ailesinin yanına gidince biraz da olsa kafa dağıtacağına emindi. Bir an önce şu vize haftasının geçmesi için dua ediyordu.
Kütüphaneye yürüyerek gitmeyi seçmişti, evine çok yakın değildi ama yürümesi gerekiyordu. Hâlâ uykusu vardı ve gözleri gidiyordu, bunun olmaması için yürümeyi seçmişti. Yürürken etrafa bakıyordu, bakıyordu bakmasına ama boş bakıyordu. Gözlerinin yarısı kısılmış, uykulu ve düşünceli. Yüzünde tebessüme dair tek bir iz yok, tamamen yüzü asıktı. Böyle durmaktan nefret etse de hiçbir yeri tutmuyordu. Elmacık kemikleri bile sızlıyordu.
Kulaklığında çalan şarkılarda cabasıydı.
Uzun soluklu bir yürüyüşün ardından kütüphaneye ulaşmıştı, her şeyin iyi olacağını umarak içeriye girdi ve boş bir yer bulmak için kütüphanenin koridorlarından birine girdi ama girdiği ile pişman olması bir oldu. Resmen beyninden vurulmuştu, ayakları tutmuyordu ve bacakları titriyordu. Kalbini sormayın çünkü kalbi atmayı kesmiş, durmayı yeğlemişti. Beyni zonkluyordu karşısında Cenk ile Jülide durmuş sarılıyorlardı. Jülide'nin kolları Cenk'in boynunda, Cenk'in elleri Jülide'nin belindeydi.
Gitmek için bir hamle yaptı ama ayakları buna izin vermemişti, resmen çivilenmişti oraya. Kolundaki çantası kaya kaya eline kadar gelmişti. En sonunda sarılmaları bitmişti ve Jülide, Cenk'in koluna girerek öbür tarafa yürümeye başlamışlardı. “Beni görmedi.’’ diye içinden geçirdi ama iyi ki de görmemişti çünkü Kemal şu an berbat hâldeydi.
Aklında milyon tane şey geçmişti. Sevgili mi olmuşlardı? Arkadaşça bir sarılma mıydı? Ama arkadaşça olsa bu kadar uzun ve böyle bir pozisyon mu olurdu? Ne için sarılmışlardı? Çalışmak için geldiği kütüphanede böyle bir şey yaşamak... Şu an ölmekten başka isteği yoktu. Gözyaşlarına da artık engel olamıyordu, Kemal'in isteği dışında akıp gidiyorlardı. Bu yerden ayrılmak istiyordu, yine bir hamle yaptı ama yok çakılı kalmıştı oraya. Dizlerinde derman tükeniyordu yavaş yavaş bulunduğu yere çöktü ve sırtını kitaplığa dayadı, başı ağrımaya başlamıştı ve boğazı yanıyordu.
Ne yapacağını bilemez şekilde öylece kalakalmıştı, eve gitmeyip burada kalsa ders çalışmaya çalışsa hayatta odaklanamaz, fenalaşırdı. Eve gidince de dersine çalışmazdı... Kalbi hâlâ yavaş ve sancılı bir şekilde atarken oturduğu yerden kalktı. "Yemişim sınavını... Duramam bu hâlde burada." Kendi kendine mırıldanmıştı ve etrafa baka baka kütüphaneden çıktı, resmen girmesi ile çıkması bir olmuştu ya da ne zamandır o kitaplığın önünde oturuyordu hiçbir fikri yoktu çünkü zaman onun için durmuştu. Akmıyordu. Hâlâ sarılışları gözünün önüne geliyor ve gözleri kararıyordu.

Bu sefer yürümeyi tercih etmedi, yani edemezdi. Bu dehşet verici acı onu asla bırakmıyor, aksine zaman geçtikçe artıyordu. Zaten yatağı da gözünde çoktan tütmüştü, kütüphaneye en başından gitmemesi gerektiğini anlamıştı. İçinden ha bire keşke gitmeseydim diye geçiriyordu ama işte gitmişti ve o lanet olası görüntüyü görmüştü...
Evine yakın durağa gelince çabucak otobüsten inip koşturmuştu, nasıl koştuğuna dair fikri yoktu. Şu an tek isteği üstündekilerden kurtulup yatağına yatmaktı ve bir de uyumak. Başka bir şey istemiyordu. Uyuyunca geçeceğine inanıyordu.
Kapısının önüne geldiğinden hızlıca anahtarlarını aldı, kapının kilidine yerleştirdi ve çevirdi. Yavaşça kapıyı açıp anahtarı üzerinden aldı, kapıyı kapatıp hemen odasına geçti.
Üstünü başını çıkarıp banyoya geçti. Duş alsa iyi olurdu çünkü üstünde ağırlık vardı ve hafiflemesi gerekiyordu. Bunu şu anlık sıcak su çözebilirdi. Hemen sıcak suyun altına girdi hatta bu sefer sadece sıcak değil, bayağı kaynardı ve vücudu yansa da hiçbir şekilde kenara çekilmedi. Bu acı ruhsal acısının yanında neydi ki? Hiçbir şeydi. Biraz kaynar suyun altında kaldıktan sonra çıkmıştı ve bornozunu giymişti.
Odasına yönelip dolabını açtı, rahat kıyafetler giyip kendini yatağa attı. Sıcak suyun etkisiyle bedeni kızarmıştı ama verdiği hafiflik bir başkaydı. Yarınki sınavı için gerekli şeyleri masasının üstüne koydu. Çalışmamıştı ama bunu yapmak onu biraz da olsa rahatlatıyordu. Yapınca ve yapmayınca hiçbir şey değişmeyecekti, biliyordu ama işte psikolojisini bir şekilde toplaması lazımdı. Tüm düşündüklerini boş verip yatağına yattı ve derin bir oh çekti, kalbine anında sancı girmişti. Jülide'nin o adama sarılışı aklına geliyordu ve kendini hiç mi hiç iyi hissetmiyordu... Kalbini söküp atası geliyordu. “Bu acıyı çekmektense ölürüm.’’ diye kendi kendine sayıklıyordu da nasıl öleceğine dair fikri yoktu.
Uyumak için gözlerini kapattı ve bir süre sonra yorgunluktan ve tükenmişlikten uyuyakaldı. Uyuyunca geçeceğini biliyordu.

Kemal'in uyuduğu sırada Jülide hâlâ Cenk ile kütüphanedeydi. Bugün Jülide'nin en mutlu günüydü çünkü Cenk'e sarılmıştı, ani gelişen bir şeydi ve aklına geldiği an sırıtıp duruyordu. Cenk'e dönünce de sırıtması büyüyüp kocaman bir tebessüme dönüşüyordu. Cenk de ona bir gülümseme ile karşılık veriyordu fakat o gülüşün ne kadar sahte olduğunu bilmiyordu, görmüyordu.
“Bu arada Cenk tekrardan teşekkür ederim, ben senin sayende şu lanet dersi geçeceğim.’’ Evet, Jülide Cenk'ten geçen dönem kaldığı dersi anlatmasını istemişti ve Cenk de kabul etmişti. Jülide de bu yüzden bir an ona sarılmıştı. "Önemli değil Jüjü, benim için büyük bir zevktir." Yalan üstüne yalan söylüyordu fakat Jülide bunların hiçbirini görmüyordu, göremiyordu.
Cenk'i dinlerken cidden çok odaklanmıştı ve nerdeyse hiç anlamadığı konuları bir çırpıda anlamıştı. “Cidden bu kadar kolay mıydı? Neden bu kadar eziyet çektim ki?’’ Cenk gülümseyip elini Jülide'nin saçlarında gezdirdi, bu Jülide'nin içini kıpır kıpır ettirmişti. “Bu öyle bir ders ki ancak odaklandığında anlarsın ve bu dersi anlatan hocaların hepsi mıymıntıdır.’’ Jülide buna kıkırdayıp saçını kulağının arkasına sıkıştırdı. “Sen hiç de mıymıntı anlatmadın, bu yüzden anladım.’’ Sondaki “m’’ harfini uzatarak söylemişti. Bu durum Kemal'e tatlı gelirdi fakat Cenk aynı şeyleri düşünmüyordu ama duygularını çok iyi saklayan bir oyuncuydu Cenk. Yalanlarla oynuyordu...
“Anladığına sevindim, o zaman dersimizin sonuna geldik. Anlattığıma ve senin de anladığına sevindim. Eğer başka bir soru işareti olursa hiç çekinmeden bana gel.’’ Jülide, onu sıcak bir gülümseme ile onaylamıştı ve sonunda ayrılıp kütüphaneden çıkmışlardı. Cenk, Jülide ile yakınlaşmaktan nefret ediyordu ama mecburen yakınlaşması gerekiyordu çünkü Jülide'de istediği her özellik vardı. Zengindi, aptaldı ve kendisine âşıktı. Daha ne istesindi ki?
Cenk'in anne ve babası ünlü iş insanlarıydı ve onların aksine berbat biriydi Cenk. Ergenliğinde çok saçma şeyler yapmıştı; hırsızlık, kaçakçılık, adam yaralama ve bir sürü şey. Annesi ve babası bunun üstünü bir şekilde kapatmışlardı ama Cenk'e de hiç yüz vermemişlerdi ve mirastan reddetmişlerdi. Bu yüzden Cenk'in ilerideki hayatı onun için iyi geçmeyebilirdi ama bunun önüne geçecekti, geçmesi lazımdı. İşte bu yüzden Jülide iyi bir yemdi onun için. Her şeyi tıkırında halledecekti.
Huzurlu ve kafası rahat bir şekilde evine döndü ve aklından geçenlerin bir planını oluşturdu. Jülide ile iyice yakınlaşıp gerekirse sevgili olacaktı ve onun parasından yavaş yavaş yararlanacaktı. Jülide'yi kendine bağımlı hâle getirip ayrılmamalarını garantileyecekti ve sonsuz para kaynağına sahip olacaktı, bunun üstüne yatırım yapıp ünlü bir iş adamı olup Jülide ile işi bitince onu terk edecekti. Harikaydı planı, tabii kusurları vardı ama zamanla pürüzsüzleştirecekti ve bunun için sabırsızlıkla bekliyordu.