26. bölüm / 28
SONSUZ SONKullanılmış
Bölümler 28Şu an: Kullanılmış
- 1 DUYURU21 kelime
- 2 Kalbime Anlattığımsın198 kelime
- 3 Ne Zaman?211 kelime
- 4 Bir Başkası422 kelime
- 5 Tam Unuttum Derken...645 kelime
- 6 Yazıyorum, Artık Geçmiyor715 kelime
- 7 Yoruluyorum...2.169 kelime
- 8 Sana, Bana Rağmen...1.141 kelime
- 9 Derin Acılı İki Arkadaşız1.265 kelime
- 10 Çiçek211 kelime
- 11 Üşüyorum, Geçmiyor.1.273 kelime
- 12 Kötü Bir Cumartesi1.071 kelime
- 13 Sayısızca Dökülen Yaşlar1.187 kelime
- 14 M.2.223 kelime
- 15 Fark Ediş?1.946 kelime
- 16 Rüyaların Esiri1.996 kelime
- 17 Tarih Tekerrür Etmeyi Sever1.823 kelime
- 18 Tarifi Olmayan Acı2.055 kelime
- 19 Her Yerde Karşıma Çıkıyor.2.051 kelime
- 20 Bursa1.744 kelime
- 21 Mutlu Aile Tablosu1.761 kelime
- 22 Arkadan Çevrilen İşler1.284 kelime
- 23 Yarın Dönüyoruz, Hazır Değilim.1.865 kelime
- 24 Gitarını Kırmış...2.685 kelime
- 25 O da Senden Hoşlanıyormuş...1.880 kelime
- 26 Kullanılmış1.424 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 Umudum Var1.224 kelime
- 28 Sonsuz Son'um (Final)2.202 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Jülide, hiç de tahmin ettiği gibi sevinmemişti, Cenk’in ona açılışına. İçinde garip bir duygu belirmişti, huzursuz hissediyordu ve Dilan’ın söyledikleri de aklında dolanıyordu. Cenk, Dilan’ın onu kıskandığı için böyle konuştuğunu söylemişti ama Jülide’nin içine bir kurt düşmüştü işte. Kimin olsa düşerdi, öyle değil mi? Dilan’ın dediği gibi Cenk’in aldığı paraların miktarı az değildi hatta Jülide onun bu kadar çabuk parayı bitirmesine hayret ediyordu.
Kafasını bu konu kurcalamıyormuş gibi bir de Kemal vardı aklında. Dün onun koşup gittiğini görmüştü ama nereye, neden o kadar hızlı koştuğunu öğrenememişti. Onu aradığında telefonu meşgul çalmıştı ve tekrardan aramaya cesaret edememişti. Kemal ile ilgili garip, yersiz ve gereksiz bir utangaçlığı vardı. Onun yanında önceden çok rahatken son zamanlarda hiç öyle değildi. Aklında sürekli düşünceler oluyordu. “Acaba çirkin mi duruyorum? Yoksa saçma sapan mı konuştum? Kötü mü baktım? Kötü mü güldüm?’’ gibi düşünceler geçiyordu aklından, neden böyle olduğunu da anlam veremiyordu. Bu sebepten ötürü Kemal ile konuşasının gelmediği zamanlar bile oluyordu.
Bir süre sonra Cenk, Jülide’yi aramıştı.
“Alo? Efendim Cenk?”
“Kararını verdin mi Jüjü?” Jülide’nin en başında hoşuna giden o lakabı söylediğinde şimdi içini sıkmıştı, zaten böyle lakaplardan da hoşlanmazdı ama işte Cenk söylediği için hoşuna gitmişti ama şimdi de gitmiyordu. Ona karşı hisleri körelmiş miydi? Yoksa en başından beri yok muydu? Onu ilk gördüğünde beğenmişti, hoşuna gitmişti. Hâlâ Cenk’i yakışıklı buluyordu ama önceki gibi bir etki yaratmıyordu, onu heyecanlandıran bir durum olmuyordu.
“Cenk seninle açık konuşacağım, önceden senden hoşlanıyordum fakat şimdi öyle bir durum yok ya da en başından beri yoktu da ben öyle sanıyordum. Bilemiyorum... Seni de üzmek istemiyor-’’
“Dilan’ın söyledikleri aklını karıştırdı, öyle değil mi?” Jülide’nin sözünü sinirli bir sesle bölmüştü fakat durum sandığı gibi değildi. Evet, Dilan’ın söyledikleri de aklını karıştırmıştı ama Cenk’i reddetmesinin en büyük etkeni o değildi.
“Cenk bak, Dilan’ın söyledikleri çok da umurumda değil. Zaten gerçekler en yakın zamanda ortaya çıkar. Kim yalancı, kim doğruyu söylüyor, anlarım ama benim sana olan duygularım önceki gibi değil, üzgünüm.” Jülide açıklamasını yaptıktan sonra Cenk hiçbir şey demeden telefonu kapatmıştı. Jülide tekrar aramaya kalkıştığında Cenk’in onun engellediğini fark etti.
Şimdi biraz daha net kavrıyordu olanları. Cidden “kullanılmış’’ hissediyordu ve Cenk’e karşı yoğun bir şekilde sinir beslemeye başlamıştı. Daha anlamadan dinlemeden Jülide’yi engellemişti ve bu Jülide’ye çok dokunmuştu. Aklına onun gözleri için dediği “soğuk yeşiller’’ dediği geldi. Gerçekten soğuklardı ama içlerine bakınca da herhangi bir sıcaklık yaymıyorlardı. Jülide tamamen yanılmıştı.
Bu konuyu konuşmak için Melike’nin evine gidiyordu. Yürümenin iyi geleceğini düşündüğü için arabasıyla gitmek istememişti. Yürürken aklında hep Kemal vardı, neden o kadar telaşlı koştuğuna dair bir fikri olmadığı için kafasında dönüp duruyordu. Ya da yine kendisini kandırıyordu... Bunca zamandır kimseye doğru düzgün duygular beslemediğinden anlamakta zorluk çekiyordu. Kemal ile başta çok rahattı, onu arkadaşı ve hatta kardeşi gibi görmüştü ama sonradan onun yanında rahat olamamaya başladı. Sanki Kemal onun her kusurunu görecekmiş gibi hissediyordu, bunlara bir anlam veremiyordu Jülide. Geceleri aklına düşmesini araları açıldığından sanıyordu. Tüm bildiği doğrular yanlış çıkıyordu, çok mu aptaldı? Gözünün önündekini göremiyor muydu?
Yolda giderken ağacın altına oturmuş, elinde gitarla şarkılar mırıldanan Murat’ı görünce şaşırmıştı. Bayağıdır evden çıktığına şahit olmamıştı ve o gitarını kırmamış mıydı? Onun yanına usulca yaklaştı.
“Hey.” Murat başını kaldırmış, Jülide’ye bakmıştı. Sonra sıcak bir gülümseme ile ona selam vermişti. Sonrada hafiften yana kayarak Jülide için yer açtı.
“N’aber Murat? İyi misin?”
“İyiyim, sen nasılsın?” Jülide’nin onun sorusuyla yüzü düşmüştü, iyi miydi ki? Nasıl olduğunu bilmiyordu...
“Bilmiyorum.”
“Nasıl bilmiyorsun?”
“Bilmiyorum işte, beni boş ver de sen gitarını kırmamış mıydın?” Bu sefer yüzü düşen Murat’tı.
“Kırmıştım hatta yeminler bile etmiştim bir daha çalmayacağıma...” Jülide sorgular bir şekilde bakınca Murat cümlesinin devamını getirdi. “...İnci bana bunu almış, altına da ismimi yazdırmış. Bak.” Gitarında “Murat Caner’’ yazan kısmı gösterince Jülide astığı suratını düzeltmişti. İnci çok düşünceli biriydi.
“Hayırlı olsun, bunu kırmazsın artık.” Bu ikisinin de gülmesine neden olmuştu. “Yok, kırmam.” Konuşmaları bitince Murat birkaç parça çalmıştı, sonra “Eskisi Gibi – Yine Ankara’’ parçasını çalmaya başladı. Jülide, bu şarkıyı ilk defa Murat’tan duymuştu ve o söylerken aklına Kemal gelmişti. Bu durumu Murat’a anlatmayı düşünmüştü ama Kemal’e anlatmasından da korkmuştu.
“Kirli nefesler buğulanmış, Ankara seni benden ayırmış.”
Son cümleyi de söyleyip bitirmişti. “Nasıldı?” Jülide gülümsemiş ve eliyle onay verip ayağa kalkmıştı. “Muhteşem söyledin, sesine sağlık.” “Teşekkür ederim.” Sonra Murat ile vedalaşıp yanından ayrılmıştı. Şimdi doğruca Melike’nin evine gidiyordu.
Melike’nin evine vardığında direkt kendini koltuğa atmıştı, üstünde kocaman yükler vardı. Altlarında ezildikçe eziliyor ve daha da çıkmaza giriyordu. “Melike, yardım et bana!” suratını yastığa gömdüğü için bunu bağırarak söylemişti ama sesi kısık çıkmıştı. Melike ise her zamanki gibi Jülide anlatırken krize girmesin diye onun için bolca çikolata ve jelibon getirmişti. “Anlat bakalım, dinliyorum Jüjü Hanım.” Jülide’nin suratı düşmüş, Melike’ye yan bir bakış atmıştı. “Bana Jüjü deme, valla boğarım seni.” Melike buna şaşırmış ve arkasına yaslanmıştı. “Hani çok seviyordun? Cenk onu sana deyince mutlu oluyordun? Durum o kadar mı kötü?” Jülide oflayıp her şeyi anlatmaya başladı.
“Biz Cenk ile bahçede öyle oturuyorduk, öyle havadan sudan konuşuyorduk işte. Sonra Dilan geldi ve Cenk’in yalancı olduğunu, bana yalan söylediğini ve beni dolandırmaya çalıştığını söyledi.” Melike ses çıkartmadan, soluksuz bir şekilde dinliyordu. Bu Jülide’nin işine gelmiş, anlatmaya devam etmişti. “Ben başta inanmadım, yani ihtimal vermedim diyelim. Sonra Cenk, Dilan’a bağırdı. Bunlar önceden sevgiliymiş ya, Dilan’ın onu kıskandığını söyledi. Bunların birer iftira olduğunu söyledi ve benden de hoşlandığını söyledi.” Bu sefer Melike kendini tutamamış ve yüksek bir şekilde bağırmıştı. “Ciddi olamazsın?!” “Ya bir dur, dinle. Ben Cenk öyle deyince kalıverdim çünkü inanır mısın? Hiç umurumda olmadı. Onun yerine Kemal’in birden koşarak gitmesine takılı kaldım. Çocuk bir anda öcü görmüş gibi koşmaya başladı. Sonradan onu aradım ama açmadı.”
“Nasıl yani? Kemal ne alaka?” Jülide gözlerini kaçırmış ve susmuştu. Doğru söylüyordu Melike, Kemal ne alakaydı? Herhangi bir yere gidiyor olabilirdi, acele bir işi çıkmış olabilirdi. Jülide buna neden bu kadar takılmıştı? “Şey neyse Kemal’i boş verelim. Ben Cenk’i anlatmaya devam edeyim. İşte ben Cenk’e karşı bir şey hissedemedim hatta hoşlanmasından rahatsız bile oldum. Sonra onun yanından düşüneceğim diye ayrıldım ve dün hiçbir şekilde haber verip yazmadım. Bugün de beni aradı ve cevabımı merak ettiğini söyledi. Ben de ona açık oldum. Önceden hoşlandığımı söyledim ama şimdi öyle hissetmediğimi de belirttim. Bana Dilan’a inandığım için böyle olduğumu söyledi. Ben de inkâr edince beni engelledi.” Melike hayretler içinde Jülide’ye bakıyordu. “Bunlar nasıl oldu Jülide? Hoşlantın bir günde mi geçti? Ben anlamadım...”
“Ben de anlamadım Melike... Şimdi düşünüyorum da en başından Cenk’ten hoşlanmamışım gibi geliyor. Sadece dış görünüşünü beğenmişim. Yani bu tabii bir günde olmadı, bayağıdır ona karşı olan hislerim yok.”
Melike ile bu konunun üzerinde çokça düşünmüşlerdi. Jülide, Kemal ile ilgili olan düşüncelerini de söyleyebilmişti Melike’ye ve Melike’nin aklına bir olasılık gelmişti. “Jülide... Acaba diyorum sen en başından beri Kemal’e mi âşıksın?”
Jülide’nin beyninde şimşekler çakmıştı, kalbi sıkışmış ve gözleri buğulanmıştı. Böyle bir şey olabilir miydi? Henüz kendisine bile böyle bir şey diyememişken Melike’nin bunu fark etmesi onda soğuk etkisi oluşturmuştu. Kemal’de bu durumu fark etmiş miydi acaba? Ondan mı Jülide’den uzak duruyordu? Jülide cidden Kemal’e âşık olabilir miydi? Onu arkadaş bellemişken ondan hoşlanabilir miydi? Bu yüzden mi onun yanında rahat edemiyordu? Onun yanında kusursuz olmak istemesinin nedeni bu muydu?
“Jülide, iyi misin?” Jülide iyi miydi? Şu an bu evrende olduğunu bile hissetmiyordu ki... Sanki rüya ve gerçekliğin arasına sıkışmıştı. Bu sıkışıklıktan çıkmak istediği her an daha da sıkışıyordu. Öyle ki boğulduğunu hissediyordu, boynunun etrafında dikenli teller varmış gibiydi ve Kemal’i bunca zamandır fark edemeyişini anladığından beri bu dikenli teller onun boynuna battıkça batıyordu. Kanadığını hissedebiliyordu, yutkunamıyordu.
“Jülide!” Melike’nin gür sesiyle yerinden sıçramıştı. Melike, arkadaşını ilk defa bu kadar düşünceli ve dalgın görüyordu. Bu kıza ne olmuştu böyle? “İyiyim ben Melike. Hem de hiç olmadığım kadar iyiyim.” Jülide’nin ağzından çıkan kelimelerle görüntüsü uyuşmuyordu. Sesine ve dediklerine bakılırsa bomba gibiydi de görünüş olarak batmış ve çıkamıyormuş gibi duruyordu.
Bir anda kapı çalınca Melike kapıya bakmaya gitmişti, gelen Cemil’di. Cemil içeriye geçip Jülide’ye selam verdi. Melike’nin yüzünde de mahcup bir ifade vardı. “Kusura bakma Jülide ya, biz Cemil ile film gecesi yapacaktık. İstersen sen de kal?” Jülide’nin düşüneceği çok şey olduğundan kabul etmemişti. Onlara keyifli seyirler diledikten sonra evden çıkıp gitmişti.
Yürüyerek geldiği yollardan tekrar geçti ve sonunda evine ulaşmıştı. Aşırı yorgun hissediyordu ve yaşadığı aydınlık onun peşini bırakmıyordu. Daha öncesinde hiç bu kadar aydınlanırken karanlıkta kaldığı olmamıştı... Kemal’e olan hisleri sadece arkadaşlıktan ibaret değil miydi? Ona ne ara âşık olmuştu, hem de hiç fark etmeden? Aslında aradığı çok şey Kemal’de vardı ama onu hiç bu şekilde düşünmemişti. Aptallık mı ediyordu? Acaba bunları düşünüp kendine mi yedirememişti? Ama yediremeyecek ne vardı ki?
Fazla düşünmekten başı iyice ağrımıştı. Kemal’e olan hislerini fark etmek bu kadar külfetli olmamalıydı. Cidden ona o kadar ağır gelmişti ki ağırlığı altında ezilip büzülmüştü.
Saate baktığında epey geç olduğunu fark etti ve gözlerini yavaşça kapattı.
Bölüm etkileşimi
