SONSUZ SON kitap kapağı

21. bölüm / 28

SONSUZ SON

Mutlu Aile Tablosu

Vaveyla Yazarı: Medine Aysel Atak

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 28Şu an: Mutlu Aile Tablosu

Kemal gözlerini vuran ışıkla gözlerini araladı, odası doğu taraftaydı ve güneşin ilk ışınlarıyla o karşılaşıyordu. Önceden bu hoşuna giderdi ama şimdi hiç olmadığı kadar içinden söylenmişti, artık gözleri aydınlık sevmiyordu. Ya da daha doğrusu Kemal artık aydınlığa inanmıyordu, her bir aydınlığın gideceğini ve arkasında koca bir karanlık bırakacağını öğrenmişti veya öğrendiğini sanmıştı?
Kemal, Jülide’nin Cenk’i sevdiğini öğrendiği andan beri derin bir boşluktaydı, daha öncesinde böylesine bir boşluğa düşmemişti. O yüzden bu yaşadıklarının adını bilmiyordu. Boşluk diye nitelendirse de diğer insanların buna boşluk demediğini “depresyon’’ diye adlandırdığını biliyordu fakat kendisinin böylesine bir bataklığa sürüklenmesine inanamıyordu. Bütün hayatını doya doya yaşayan, anın tadını çıkaran, geleceğine yönelik büyük hedefleri olan bir adamdı kendisi. Depresyona girip kendini mahvedemezdi ki...
Mesela tam şu an yataktan çıkası gelmiyordu, sanki tüm uzuvları yatağa bağlanmış gibiydi. Hem rahattı hem rahatsız. Rahattı çünkü yatağı gayet iyiydi ve annesi ve babasının yanındaydı, ayrıca en yakınını da getirmişti. Rahatsızdı çünkü bunların tadını çıkaramıyordu. Duvarlar üstüne geliyordu sanki, oysaki bu, babasına zorla sarıya boyattığı ve içinde bir sürü plağın bulunduğu, kitabın bulunduğu, anıların bulunduğu odada asla duvarlar üstüne gelmezdi. Şimdi ise bubi tuzağıymışçasına üstüne geliyordu, birazdan duvarlar arasında sıkışacaktı ve son nefesini verecekti.
Düşünceleri onu mahvetmeye yetiyordu, bunu annesi veya babası öğrense onunla ilgili sorunlar olduğunu düşünürlerdi çünkü Kemal hiçbir zaman öyle biri olmamıştı. Bu hâle geldiği için terapist terapist gezerlerdi artık... Aslında gitmeye ihtiyacı vardı, bunu biliyordu ama gitmeye de bir türlü cesaret edemiyordu. “Kemal Gündüz de terapi alıyormuş.’’ dedirtmezdi. Aslında insanların ne dediği gram umurunda değildi ama işte bu yanı biraz babasına çekmişti, babası gibiydi bu tür konularda.
“Kemal’im, annem uyandın mı yavrum?” Annesi kapıyı tık tıklatarak Kemal’e seslenmişti. “Uyandım anne, girebilirsin içeriye.” Annesi sakince kapıyı açmış ve Kemal’e gülümsemişti. O an annesinin gülümsemesini görünce içi kıpırdamıştı. Çok seviyordu annesini, o gülsün diye gözünü kırpmadan kendi canını bile verirdi ama kendi canını verince annesi güler miydi? Gülmezdi. Niye kendi canını veriyordu ki? Can vermeye bu kadar meraklı hâle gelmesine bir daha lanet etti. “Yavrum uzun uzun ne düşündün öyle?” Annesi gülümsemesini koruyarak Kemal’e doğru adımlamış ve sorusunu sormuştu. “Gülüşünü özlemişim be annem. Seni, babamı ve burayı çok özlemişim.” Annesinin gözleri hemen doluvermişti, zaten duygusal bir kadındı. Gözleri hemencecik dolardı. “Ah benim canım...” Oğluna iyice sarılıp sarmalamıştı onu. Tek evladı, tek nuru, tek ciğeriydi onun...
“Anne tamam, ağlama ama...” Hatice Hanım hiç fark etmeden dolu gözlerinden akıtmıştı yaşlarını, Kemal de başına gelen ıslaklıkla fark etmişti ağladığını. “Ne yapayım oğlum? Senin hasretine bende dayanamıyorum, gece bile ne kadar ağladım...” Siyah saçlı genç, annesinin çok sevdiği saçlarını arkaya doğru götürmüştü. Şu aralar çok uzamıştı, hazır buradayken Mahmut Abisine gitse iyi olacaktı. “Anne neden ağlıyorsun? İşte buradayım, hasretimizi giderelim.” Annesi sessizce burnunu çekip Kemal’den ayrıldı. “Giderelim tabii oğluşum, gezelim tozalım, bol bol vakit geçirelim. Kahvaltıyı da hazırladım. Murat’ı da uyandırıp gelin tamam mı? Babanla bekliyoruz.” Hatice Hanım odadan çıkıp yemek odasına gitmişti.

Kemal de kendini zorla kaldırıp yatağını toparlamış ve Murat’ın kaldığı odaya gitmişti. Kapıyı tıklatıp Murat’tan ses gelmesini bekledi ama iç çekme sesi duyuldu, ardından hıçkırık. O yüzden endişelenip kapıya daha hızlı vurmuştu. “Murat, açar mısın kapıyı canım arkadaşım?” Murat’ın yataktan kalktığını belli eden bir ses duydu ve kapıyı açmıştı. Murat’ı görünce şok oldu çünkü gözleri ağlamaktan şişmiş, göz altları morarmıştı. “N’oldu sana? Neden bu kadar ağladın?” Murat ise çok üzgün bir ifadeyle Kemal’e bakıyordu, gözlerini kapattı ve burnunu çekti ardından burnunu silip yatağa doğru adımlamıştı. “Kemal...” Sesi de o kadar titrek ve kırılgan çıkmıştı ki Kemal’in içi sızladı, yüreği burkuldu. “Ne oldu Murat?” Arkadaşı başını eğmiş ayaklarını yere sürtüyordu. “Nedenini söylesem bunun için mi ağladın dersin.” Bunu deyince Kemal kaşlarını çatmış ve elini Murat’ın omzuna atmıştı. “Eğer seni bu kadar ağlattıysa, bu hâle getirdiyse hiç de önemsiz gibi durmuyor.”
“Annen... O kadar iyi bir kadın ki kendi annemin neden böyle olmadığını düşünüyordum, geceden beri doğru düzgün uyuyamadım. O kadar eksik hissediyorum ki Kemal, onun bu hastalığı sadece onu etkilemedi, beni de etkiledi, babamı da etkiledi. Madem böyle bir hastalığı vardı, neden tedavi olmak için uğraşmadı? Neden hem kendi hayatını hem bizim hayatımızı zindan etti ki? Önceden onunla kavgalar ederken annem ölse acaba üzülür müyüm, diye düşünüyordum. Üzülsem bile kısa sürer diyordum kendi kendime çünkü o zamanlar küçüktüm ve hastalığını bilmiyordum. Beni sevmediği için böyle davranıyor sanıyordum ama o ölünce ne oldu? Hiç ağlamadığım kadar ağladım, ağlamalarım gittikçe çoklaştı. Yokluğuna asla alışamadım... Babam vardı hep benim yanımda, o da işte yettiği kadardı, anne olamazdı ya bana... O ölünce zaten iyice koptum. Anlıyorsun beni değil mi Kemal? Gerçi... Anlaman zor ama işte neyse.”
Kemal aslında Murat ile empati yapabiliyordu ama tabii ki ne hissettiğini tam olarak bilemezdi. Düşenin hâlinden düşen anlardı ve Kemal, Murat gibi düşmemişti. En azından empati yapabiliyordu.
“Evet haklısın, seni tam anlayamıyorum çünkü yaşadıklarını yaşamadım ama empati yapabiliyorum, yaşadıkların çok zor... Bu duruma mı ağladın dememi gerektirecek hiçbir şey yok. Lütfen bir daha böyle düşünme... Şimdi ben annemgilin yanına geçiriyorum, sen de elini yüzünü yıkayıp toparlan gel, tamam mı? İştahım yok dersen seni kaynatıp çorba niyetine içerim hadi.” Kemal’in sondaki cümlesiyle Murat kıkırdamış ve elini yüzünü yıkamak için lavaboya girmişti, Kemal de yemek odasına gitmişti.

Sonunda hepsi toplanıp kahvaltı etmeye başlamışlardı ama Murat’ın hâlini Hatice Hanım ve Taner Bey çok merak etmişlerdi. Ona sorduklarında ise Murat biraz geçiştirmişti, daha iyi olduğunu ve birazdan hiçbir şeyi kalmayacağını da söylemişti. İçleri rahat etmese de Murat’ı sıkmak istemediler ve yemeklerine döndüler. “Çocuklar bugün diyorum ki bir yerlere gidelim, eğlenelim.” Taner Bey’den gelen teklifle Kemal başını salladı. “Olur baba hatta ben Mahmut Abi’ye uğrayacağım, saçım iyice uzadı, biraz kısaltsın. Ondan sonra da hep beraber bir yere geçeriz.” Taner Bey buna gülümsemiş ve kabul etmişti, güzel karısının da fikri önemliydi, o yüzden son sözü ona bıraktı. “Sen ne diyorsun hanım? Gidelim mi?” Hatice Hanım gülümsemiş ve o da onaylamıştı.
Herkes önündekileri bitirip masadan kalkmışlardı ve şimdi masayı toplaması için Hatice Hanım’a yardım ediyorlardı, Murat’ın içinden de “güzel aile tablosu’’ geçiyordu ve gülümseyip onlara odaklanıyordu, ağlayıp onları rahatsız etmek asla istemezdi o yüzden en acı göz yaşlarını gülümsemesinde saklıyordu.

Hazırlanıp dışarıya çıkmışlardı. Önce Mahmut Abi’nin dükkanına gidip, Kemal’in saçlarını kestirip sonra da çay bahçesine gideceklerdi. Biraz orada oturup gezmeyi planlamışlardı. Mahmut Abi’ye gelince Kemal sandalyeye oturmuş ve istediği modeli söylemişti. Söylemişti de ne fayda... “Ben ne dersem diyeyim, sen her zamanki gibi düz bir şekilde keseceksin, değil mi?” Mahmut Abi buna gülmüş ve baş sallamıştı. Sonuç olarak kendi istediği gibi kesmişti. Kemal de zaten saçını çok uzun kullanmayı sevmiyordu.
Mahmut Abi’den çıkınca doğruca çay bahçesine gitmişlerdi, birkaç bardak çay içip biraz da tatlı yemişlerdi. Murat için şimdiden güzel bir gündü. Fazlasına gerek yoktu ama yine de Taner Bey’in isteği üzerine çarşıya da çıkmışlardı ve şimdi eksiklerini gideriyorlardı. Onlara geriden bakıp duygulanıyordu ama kendini toparlıyordu hemen, belki de toparladığını sanıyordu.
Gündüz çifti önden giderken Kemal de arkadaşının yanına yaklaşmıştı ve kolunu onun omzuna atmıştı. “Güzel bir ailem var, değil mi? Güzel bir görüntü. Şunu unutma, bu tabloda sen de varsın Murat, sen de içindesin. Sen benim sadece arkadaşım değil, kardeşimsin de. Bu yüzden sakın kendini yabancı hissetme, böyle geriden geriden de yürüme.” Murat’ın bir şey demesine izin vermeyip onu öne doğru sürüklemişti ve gezmelerine devam etmişlerdi.

Hatice Hanım yorulunca Taner Bey ona kıyamamıştı, o yüzden eve geçmişlerdi. Şimdi Hatice Hanım ve Taner Bey kitap okuyordu. Böyle bir ortamda insanın canı kitap okumak çekiyordu, Kemal’in neden okumayı çok sevdiğini görebiliyordu Murat. İleride aile kurarsa kesinlikle böyle bir saat oluşturmak istiyordu, çok sıcak gelmişti. Bundan daha güzel bir şey var mıydı? Yok denilebilirdi. Murat, salondaydı ama Kemal bir telefon gelince odasına gitmişti. Arayan kişinin Cemil olduğunu biliyordu çünkü aradığında Kemal’in hâl ve hareketleri her şeyi belli etmişti. Evet, o adamı hiç mi hiç sevmiyordu ama sonuçta o Kemal’in arkadaşıydı, konuşma diyemezdi ya ona.
Kemal ise Cemil’in anlattıklarını şaşkınlıkla dinliyordu, Cemil İstanbul’a gidince daha çok yorulur hâle gelmişti ve babası daha çok üzerine gelmişti. Artık çok yorulduğu için babasına dur deme zamanı geldiğini anlatmıştı. “Peki ne yapmayı planlıyorsun?” Cemil derin bir nefes vermişti ve boğazını temizlemişti. “Babamdan ayrı yaşayacağım, onun dediklerine de uymayacağım. Zaten okuduğum bölümle ilgili işler yaptırıyor bana, kendi başımın çaresine bakarım. Onun torpiline ihtiyacım yok.”

“Emin misin? Yani babanın yardımıyla daha kolay bulmaz mısın iş?”

“Ya tabii ki daha kolay bulurum ama yani bilişimin önü de çok fazla kapalı değil ya hani. Ayrıca kapalı bile olsa kendimi oldukça geliştirdim, illa iş bulurum.”

“Peki sen öyle diyorsan, babanın yanından ayrılıp ne yapacaksın?”

“Ankara’ya geleceğim, tekrar kaydımı bizim üniversiteye aldırıp staja başlayacağım. Bir de bazı başka planlarım var. İşler yolunda giderse çok büyük sürprizlerim olacak.”

Cemil’in bu dediği ile Kemal düşünmeye başladı, ne gibi bir sürprizi olabilirdi ki? Aklına Melike geliyordu da bunun olma ihtimali var mıydı? Boşuna kuruntu yaptığını varsayarak Cemil’i yanıtladı.

“İyi bakalım, Allah yolunu açık etsin dostum.”

“Kemal, bu arada sen Bursa’da mısın?”

“Evet, nereden bildin?”

“Seni aramadan önce Melike ile konuştum da Bursa’ya gittiğini söyledi. Aslında ben de gelip biraz zaman geçirmek istiyorum. Hatice Teyze ve Taner Amca’yı da özledim. Sizi bir göreyim.”

Kemal önce bir yutkundu. Murat vardı ve Cemil ile karşılaşmak ister miydi, hiç bilmiyordu. Ayrıca Melike ile konuşmasından da şüphelenmişti. Her şey bir anda üst üste gelmişti. Ne yapacağını bilemez şekilde derin bir nefes aldı.

“Tabii gel ama yani ben daha dün geldim. İstersen ben gitmeden birkaç gün önce sana haber vereyim, sen gel. Sonra beraber Ankara’ya döneriz. Nasıl fikir?”

“Güzel, zaten ben de böyle yapalım diyecektim. İstanbul’dan direkt Ankara’ya geçmek istemiyorum, kafa dağıtmam gerek.”

“Evet, iyi olur senin için... O zaman görüşürüz, sen babanla konuş.”

“Görüşürüz, kendine iyi bak kardeşim.”

“Sen de iyi bak kendine, haydi Allah’a ısmarladık.”

Vedalaşıp telefonu kapattığında duvara bakakaldı. En azından çok kalmazlardı yan yana. Son günlerde gelirse zaten, Bursa’da 1 hafta kalacaklardı. Bugün salıydı, cumartesi de Cemil’i çağırırdı. Murat’ın fazla bir tepki vermemesini diliyordu, ikisini de çok seviyordu ama Melike yüzünden bir kıvılcım çıkarsa ikisi arasında kalmak da istemiyordu çünkü daha önceden böyle bir şey yaşamıştı lisedeyken. O anı hatırlamak bile istemiyordu. O yüzden kafasındakileri susturmak için kâğıt kalemini aldı. Aslında Jülide’ye yazası çok yoktu ama yine kalemi onun ismini yazmıştı.

Jülide...

Nasıl da farkında olmadan yazıyorum adını öyle?

Seni unutacağımı söyleyip ismini ne kalemimden ne de dilimden atabiliyorum. Kalbimdeki yerinden bahsetmeye gerek var mı? Bence yok...
Aşk öylesine bir bataklık ki insana ne yaptıracağı belli olmuyor, dostunla düşman bile olabiliyorsun ki korkunç bir şey bu. Başıma gelmemesi dileğiyle...
Seni unutmayı istemiyorum ama yapacak bir şeyim yok. Ben bu kadar ağır yükü kaldıramam, hayatıma devam edemiyorum seni sevdikçe...
Şöyle ki seni sevmeyi bırakırsam kendime ihanet edecekmişim gibi hissediyorum, bu his nereden geliyor, bilmiyorum ama berbat bir şey. Bunu biliyorum...
Seni sevmeyi bırakmaya çalışıyorum. Bu yüzden bendeki fotoğraflarını sildim, nasıl da içim acıyor bir bilsen. Mektupları yakmayı bile düşündüm ama kıyamıyorum, zamanla ne olacağını göreceğim.

Kemal’den, bırakmaya çalıştığına...
~~~

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

191okunma 68beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18