5. bölüm · SONSUZ SON

Tam Unuttum Derken...

Medine Aysel Atak

Kemal 2 gündür aşırı kötüydü, tam alıştığını düşündüğü sıra Jülide’nin Cenk’e olan bakışları aklına geliyordu.
Jülide, Kemal ve Cenk’i tanıştırmıştı. Cenk iyi çocuktu ama Kemal sevmemişti işte. Nedeni belli değil miydi?
Kemal’in yüzü gülüyordu gülmesine ama içi kan ağlıyordu. Resmen sevdiği kızın sevdiği çocukla tanışmıştı. Çok kötüydü.
“Hey, Kemal! Uzun süredir görüşmüyoruz. Nasılsın dostum?” Bu konuşan kişi Cemil’di. Kemal ile baya iyi anlaşıyorlardı ama şu sıralar Cemil fazla meşguldü.

“İyiyim, seni sormalı. Baya yoğunsun, selam bile vermiyorsun.”

“Evet, başımı kaşıyacak zamanım yok, aslında bu üniversiteden ayrılıyorum.”

“Ne? Neden?”

“Biliyorsun, babam İstanbul’da. Orda hep işim oluyor. Ankara’dan İstanbul’a gel git insana yük oluyormuş.” Bu dediğine Kemal minik bir gülümseme bırakmıştı.

“Anlıyorum, o hâlde hep arayalım birbirimizi, bağları koparmak olmaz.”

“Haklısın dostum, şimdi bile çok fazla işim var, ben gidiyorum. Kendine ve Jülide’ne iyi bak.”

Kemal öylece donup kaldı. Cemil hep imalarda bulunurdu, buna alışıktı fakat bu olaylar üzerine söylemesi, Kemal’i boşluğa sürüklemişti.

“Sen de iyi bak kendine Cemil.”

Ayaklarını sürüye sürüye kampüsten dışarıya çıkmıştı, bugün az dersi vardı ve bitmişti dersleri.
Eve gidip yatmayı düşündü ama nedensizce eve de gitmek istemiyordu.
Kendini kütüphaneye attı. Kitapların arasında gezmenin, ona iyi gelmesi gerekiyordu ama hiçbir şekilde iyi gelmedi. Jülide bir türlü aklından çıkmıyordu, tam unuttum derken yine aklına geliyor ve daha çok üzülüyordu.

“Hey! Dalmışsınız, dikkat edin, çarpan olur!”

Gelen sesle kafasını o yöne çevirdi, karşısında orta boylarda ve kilolarda esmer bir kadın duruyordu. Çoğu güzellik standartlarına uyuyordu, bir erkeğin isteyeceği türdendi ama Kemal’in dikkatini bile çekmedi.

“Pardon hanımefendi, dağınığım da biraz...”

“Biraz mı? Size az kalsın çarpıyordum ve fark etmediniz bile.”

“Üzgünüm, çarpışmadık sonuçta değil mi?”

“Çarpışmadık beyefendi, çarpışmadık.”

Kadın tüm yeliyle Kemal’in yanından ayrılmıştı, o da neydi öyle? Trip mi yemişti az önce? İyi de neden? Durduk yere? Cidden kadınları anlamak Kemal için fazlasıyla zordu. Tek biri vardı, onu anlayabiliyordu. O tek kelime etmeden ne demek istediğini çözüyordu. O da işte yanında değildi. İlahi adalet...
En sonunda kafasına uyan bir kitap bulup masaya oturmuştu. Kitabın arkasını okuyup beğenmişti, tam okumaya başlayacaktı ki az önceki kadın yanına geldi.
“Şey, müsait misiniz?” Kadının bu sefer garip bir yüz ifadesi vardı ve baştaki gibi sinirli bakmıyordu.

“Kitap okuyacaktım, bir şey mi oldu?”

“Ben...” biraz sesi kısık çıkmıştı ve teklemişti. “Aslına bakarsanız ben kitap okuma alışkanlığı kazanmak istiyorum, kütüphaneye geliyorum fakat yalnız olunca okumak sıkıcı oluyor. Kitap okuma arkadaşım olur musunuz?”
Kız başta teklese de sonradan takır takır konuşmaya başlamıştı ve Kemal anlamakta zorluk çekmişti.

“Ee benden kitap okuma arkadaşı olmamı mı istiyorsunuz? Ne alaka?”

“Dedim ya... Yalnız okumak hoş değil. Bu arada ben Dilan.”

“Ben de Kemal”

“Tanıştığıma memnun oldum Kemal.’’

“Ben de...”

“Ee, beraber okuyacak mıyız?”

“Peki, okuyalım bari...”

Kız aslında kitabı okumuyordu bile, Kemal’den etkilenmişti ve konuşmak için böyle bir yola başvurmuştu. Şimdi okuduğu kitabı anlamıyordu, kelimeleri okuyor fakat oraya ağırlık vermiyordu, gözleri Kemal’e bakıyordu.
Kemal o sırada kitaba dalmış, hiçbir şey fark etmiyordu ve her şeyi unutmuş gibiydi. Sakindi ve huzurluydu. Ta ki kitapta geçen o cümleye kadar.

“Onun başkasına olan bakışlarını fark ettiğimde içimde bir şeyler kopmuştu.”

Bu cümleyle Kemal yıkıldı, o kadar okuyup dalmıştı ve unutmuştu. Ne diye şimdi tekrardan aklına gelmişti ki? Artık dayanamıyordu.

“Yeter ya! Yeter artık! Bıktım.”

Dilan şaşkın bakışlarını Kemal’e yolluyordu. Ne olmuştu bu çocuğa? “N’oldu Kemal?” diye güçlükle sormuştu Dilan.

“Bir şey olduğu yok! Her zaman aynı. Neyse ben gidiyorum, sinirlerim bozuldu.”

“Ne? Nereye? Dur bekle, numaranı ver bari.” Dilan bir şekilde Kemal’in numarasını almıştı ve Kemal sinirli ve üzgün bir şekilde eve gitmişti.

Kemal hemen kâğıt kaleme sarılmıştı.

Jülide’m bu nasıl acıdır? 2 gündür ben, ben değilim. İyi değilim kızım, başım dönüyor, midem bulanıyor, gözümün önü kararıyor.
O Cenk’e olan bakışlarını gördüm, gözlerinin içi gülüyordu...
O bir şey deyince hemen gülüyorsun, üstüne yanakların kızarıyor Jülide!
Sen onunla en güzel hâllerini yaşıyorsun. Bana bu kadar içten güldüğün olmamıştı.
Ama olsun... Ben seni içtenlikle seviyorum ve bir gün, bir gün sadece arkadaşım olmayacaksın.

Aşk adamı Kemal’den, en içten sevdiğine...
~~~