12. bölüm · SONSUZ SON

Kötü Bir Cumartesi

Medine Aysel Atak

Jülide, cumartesi günlerini etkinlikle geçirmeyi seviyordu. Genelde Ankara’da, kimsenin yapmadığı şeyleri Melike ile yapıyor oluyorlardı ama bu cumartesi Melike üşüttüğü için (Jülide üşütmediğini biliyordu, Cemil’in gitmesi yüzünden böyleydi.) gelmemişti. O yüzden Jülide tek başına bir yere gitmek istemediğinden kütüphaneye gitmişti. Aslında giderken Cenk’i çağırmıştı ama Cenk onu reddetmişti ve bu Jülide’yi üzmüştü.
Kütüphaneye girdiğinde direkt yarım bıraktığı kitaba doğru ilerledi, raflara bakıyordu ama bulamıyordu. Birinin almış olma ihtimali onu çok üzüyordu, neden hiçbir şey yolunda gitmiyordu ki?
Üzgün üzgün raflara bakarken arka raftan Cenk’in yüzünü gördü ve şok geçirdi çünkü hastanedeyim demişti Jülide’ye.

Cenk, elindeki kitapla Jülide’nin yanına geldi. “Bunu mu arıyordun Jüjü?” Jülide kocaman bir gülümsemeyle önce Cenk’e sonra kitaba baktı. “Evet, onu arıyordum nereden bildin? Bir de sen hastanede değil miydin?” Cenk yan bir gülümsemeyle kitaba doğru baktı. Jülide onun bu hareketi karşısında erimemek için kendini zor tutuyordu. “Hastanedeki işim çabuk bitti, ben de sana yetişeyim dedim, daha önceden de bu kitabı okuduğunu görmüştüm, bir korkutayım dedim.” Jülide o an ‘’Benimle ilgili detayları hatırlıyor.’’ diye içinden geçirdi ve biraz daha ona kendini kaptırdı. “Başkası almadığı için sevindim.” Cenk, flörtöz bir ifade ile kitabı Jülide’ye uzattı. “Al bakalım Jüjü. Ben de bu kitabı okuyacağım.” Elindeki kitabı gösterip gülümsemişti.
İkisi beraber oturma alanına doğru ilerlediler, Jülide şu an kendini bulutların üzerinde hissediyordu. Cenk ile kitap okumanın tadı farklı olacaktı. Bunun için özel hissediyordu. En sonunda oturma alanlarına geçtiler. Jülide kaldığı yeri açtı, Cenk de en başından açtı ve okumaya başladılar. Jülide, yanında Cenk olduğu için asla odaklanamıyordu, ha bire ona bakmak istiyordu fakat Cenk’te durumlar öyle değildi. O, kitaba gömülmüş okuyordu. Gerçi okuduğu meçhuldü ama Jülide okuyor sanıyordu işte. Oysaki Cenk sadece Jülide’den uzaklaşmak için kitaptan ayırmıyordu gözlerini. Tabii Jülide bundan bihaberdi. Bir şekilde Cenk’i izlemeyi bırakıp kitabına odaklandı ve iyice kitabın dünyasına daldı, şimdi top patlasa dönüp de bakmazdı.

Aradan uzun bir zaman geçti ve Jülide neredeyse kitabı bitirmişti fakat Cenk daha ortasında bile değildi. Cenk başını kitaptan kaldırdı, bayağı bir sıkılmıştı. Bayağıdır uzun süre kitap okumuyordu ve şu an beyni kazan gibiydi. “Jüjü.” Jülide, Cenk seslenince kitaptan direkt başını kaldırdı ve ona baktı. “Senin kitabın az kalmış ama benimkinin bitmesine bayağı var, ben biraz yoruldum da, bir lavaboya gidip geleceğim, tamam mı?” Jülide onu başıyla onaylayıp kitabına geri döndü. Hemen hemen 15 sayfası kalmıştı ve hızlıca o sayfaları da okudu. Cenk hâlâ tuvaletteydi ve Jülide de tuvalete gitmeye karar verdi ve o tarafa doğru yöneldi. Tuvaletlerin ikiye ayrıldığı yere gelince durdu ve erkeklerin tuvaletine göz ucuyla şöyle bir baktığında Cenk’i gördü. Sinirli bir şekilde telefonda konuşuyordu. Neden sinirli olduğunu deli gibi merak etmişti, tuvalete girmişti ama aklı tamamen Cenk’teydi. Neden sinirliydi ki acaba diye düşünüp duruyordu.
Sinirli hâllerini de ayrı bir seviyordu. Ya da sevdiğini sanıyordu?
İşini halledip lavabodan çıkınca Cenk ile karşılaştı. “Aa Jülide, sen de mi gelmiştin? Kitabın bitti mi?” Jülide kocaman bir gülümsemeyle Cenk’e baktı. “Evet bitti, bende lavaboya geleyim dedim.” Cenk kaşlarını havaya kaldırıp başını salladı. “İyi, güzel. Bu arada benim bir işim çıktı. Günün geri kalanında seninle takılmak isterdim ama bu işimin olmasını uzun bir zamandır bekliyorum, iptal edemem.” Jülide, anlayışlı bir şekilde gözlerini kapattı ve başını salladı. Cenk ise buna karşın sahte bir gülümsemeyle Jülide’nin yanından ayrıldı.
Şimdi ise tek başına kalmıştı, oturduğu yere gitti, eşyalarını aldı ve kütüphaneden çıktı. Keşke Cenk ile beraber çıksam diye geçirdi içinden ama bu teklifi sunsa bile Cenk’in kabul edecek bir hâli yok gibiydi. Bu ihtimal onun suratını düşürdü. Cenk’e açılmak istiyordu ama bir türlü yapamıyordu, eli ayağına dolaşıyordu ve aşırı heyecandan kalbinin sesini kendi bile duyabiliyordu. Asla açılamazdı.
Arabasına bindi ve sürmeye başladı. “Acaba Kemal’in yanına mı gitsem? En son ne zaman doya doya sohbet ettik, hatırlamıyorum.” Eli telefonuna gitti ve Kemal’i aradı. İlk çalışta açmıştı.

“Alo?”

Jülide minikçe gülümsedi. “Kemal, n’aber?”

Karşıdan bir nefes sesi duyuldu. “İyiyim, sen nasılsın? Bir şey mi oldu?” Bir şey mi oldu demesiyle Jülide üzüldü, araması için bir şey mi olması gerekiyordu? Ne zamandan beri bu kadar uzaklardı?

“Bir şey mi olması gerekiyor aramam için? Kırıldım ha.”

“Yani, uzun zamandır aramıyordun... Bir şey oldu sandım.”

Jülide derin bir pişmanlık duydu. “Sana geleyim mi? Az önce kütüphaneden çıktım, bayağı boş bir gündü.”
Bunu demesiyle Kemal’in nefes alışını tekrar duydu. Önce boğazını temizledi ve yutkundu. “Çok isterdim de Jülide... Bugün olmaz.” Jülide, bu sefer de buna suratını astı. “Hadi ya, neden ki?”
“Biraz hastayım da sana bulaşmasını istemem, bir de her yer her yerde. Yani hiç gelme daha iyi. O yüzden başka zamana ayarlayalım.”

Jülide istemeye istemeye kabul etti ve telefonu kapattılar. “Kemal ile arama buzdan duvarlar girmiş de haberim yok.” Kendi kendine mırıldandı ve arabasını Kemal’in evinin yolundan döndürüp kendi evine doğru çevirdi. Arabayla evine doğru giderken Melike aradı. “Alo, Melike?” Melike’nin ağlamasıyla Jülide tamamen ona odaklanmıştı. “Melike niye ağlıyorsun? Melike?” Melike’ye seslendiğinde daha çok ağlıyordu. “Yavrum, anlatsana ne oldu? Sana geleyim mi?” Melike sonunda ağlamasını bitirmiş, konuşabilmişti. “Yok, gelme... Ben sadece Cemil’in İstanbul’a temelli gittiğini öğrendim.” Jülide bunu duyunca gözleri şokla açıldı. “Cidden mi? Hani 1 haftalığına gidiyordu?” Melike, uzunca burnunu çekti. “Yok, temelli gitmiş. Kaydını falan aldırmış.”
“Nereden öğrendin?” Melike’nin hıçkırıkları duyuluyordu. “Aslında şöyle öğrendim: Bir şey için Cemil’i aradım, sonra işte ne zaman döneceğini sordum. Bana ‘’Aa sen bilmiyor musun? Ben temelli geldim.’’ dedi. İnanabiliyor musun? Yıkıldım...”
Bu Melike için hiç iyi olmayacaktı. Onu 1 hafta bile göremeyince deliriyordu. Şimdi ne yapacaktı? “Üzülme, bir tanem... Bu da geçer.” Melike’nin ufak ufak burun çekip hıçkırması, onun uzun bir süredir ağladığının göstergesiydi. “Neyse Jülide, toparlanmaya çalışacağım. Sen bana gelme, biraz yalnızlığa ihtiyacım var.” Jülide telefonun arkasından kafasını eğdi. “Peki... Bir şey olursa ara.” Melike onaylayıp telefonu kapatmıştı.

“Ne kadar kötü bir gün...” deyip yola odaklandı. Sonra Cenk ile kitap okuduğu aklına geldi. “Aslında çok da kötü geçmedi...” Fakat biliyordu ki bomboş bir gündü ve cumartesilerinin böyle geçmesini hiç sevmiyordu, isterdi ki dolu dolu geçsin.

Sonunda evinin önüne gelince arabasından indi ve çantasında anahtarlarını aramaya başladı. Çantası, anahtar ararken backroomsa dönüşüyordu. Anahtarı bulup kapıyı açtı ve kendini direkt banyoya attı.
Banyodaki işlerini bitirip odasına geçti ve Kemal’i tekrardan aradı, madem yanına gidemiyordu, telefonda konuşurdu o da. Telefonu 2-3 kere çalınca açmıştı bu sefer. “Efendim Jülide?” sesi biraz yorgun ve titrek çıkıyordu. “Madem yanına gelemiyorum, telefonda konuşalım dedim.” Kemal’in mikrofonu kapadığını anladı ve 2 dakika sonra açtı. “Jülide... Kusura bakma ama benim bir arkadaşım geldi. Yani hasta olduğumu bilmiyormuş, öyle çat kapı geldi ve şu an çok da müsait değilim. Sonra konuşsak olur mu?” Jülide, duydukları ile yutkunamadı resmen. “Peki...” Ne olmuştu birdenbire Kemal’e? Bunu şimdilik boş verip derslerine çalışmaya karar verdi.