14. bölüm · SONSUZ SON
M.
Yazısını bitirip defteri ve kalemini bir tarafa koydu ve üstünü çoktan giyinmiş olan Murat’a döndü. “İyi misin?” Karşısındaki arkadaşı ona boş boş bakıyor ve susuyordu öylece. “Murat.” Hâlâ ses seda yoktu, sanki trans girmiş gibiydi. Hareketsizce duruyordu ve bu Kemal’i oldukça rahatsız etmişti. “Murat, iyi misin bari onu söyle.” Murat, yerden başını kaldırıp Kemal’e baktı. “Sence? İyi miyim? İyi gibi duruyor muyum?” “Durmuyorsun... Ama hiç mi toparlanmadın?” Sarı saçlı genç kafasını geriye attı ve derin bir nefes vererek konuştu. “Sarhoşken daha iyiydim.” “Saçmalayıp duruyordun.” “Aklım bomboştu.” Karşıdan gelen cevapla Kemal kahkaha attı. “Melike diye ağlıyordun Murat, ne demek aklın bomboştu?”
Murat buna cevap vermeyip sustu, sessiz kalarak Kemal’i bir nevi onaylamış oldu. “Bizim bu hâlimiz ne olacak?” “Bilmiyorum dostum, tek bildiğim Melike’nin akıl sağlığıma, ruh sağlığıma hatta beden sağlığıma iyi gelmediği. Böyle olsun istemezdim de oldu işte.” “Bu arada saçların kıvırcık ya hiç kabarmıyor mu?” Murat, Kemal’den gelen soruyla kaşlarını çattı. “Ne alaka lan?” “İçim kıyıldı, konu değişsin diye dedim.” Murat gülümseyerek “Her gün saç bakımımı aksatmıyorum, mutlaka bigudiye sarar uyuru-“, “Cidden mi?” Murat, Kemal’in şaşkın yüzüne boş boş baktı. “Sence? Dalga geçiyorum yav. İşte böyle banyodan çıkıyorum, kurutmuyorum bile, böyle oluyor.”
“İyiymiş lan.”
Tabii oğlum, ne sandın?”
İkisi de ne dediklerini bilmiyordu, belki şu an sarhoş değillerdi ama tıpkı sarhoş gibiydiler, hayatta kalmanın farklı yollarından birisi de buydu onlar için. Dalgaya vurmak. Kendi acılarını bile gülerek anlatıyorlardı, gören dertleri tasaları yok sanırdı.
“Vizeler bitsin, Bursa’ya gidiyorum.”
“Öyle mi? Güzel. Keşke benim de gidecek bir yerim olsaydı.”
“Baban-“
“Sana o gün söylemedim mi? Benim babam da vefat etti.”
Kemal, yeniden derin bir üzüntü hissetti, karşısındaki arkadaşının neden her bir taraftan kalp kırıklığı vardı ki? “Söylememiştin... Başın sağ olsun.”
“Teşekkür ederim, alıştım onların yokluğuna...” Her ne kadar alıştığını söylese de asla alışamadığını hem Kemal hem de o biliyordu.
“Benimle Bursa’ya gelsene.” Murat, eliyle oynarken gelen teklifle kafasını kaldırdı ve Kemal’e baktı. “Seninle beraber Bursa’ya mı?” Kemal, gözünü kırpıp başıyla onaylamıştı. “Evet. Hem annem ve babamla tanışırsın.” “Aslında olur ha... Tamam ben düşünürüm sana söylerim.”
Sohbetlerinden sonra arada derin bir sessizlik oldu, öylece oturdular ve bir şeyler atıştırdılar. Film izlemeye karar vermişlerdi ama daha 10. dakikada sıkılmış ve kapatmışlardı. “Ne yapsak, dışarı mı çıksak?” Murat, Kemal’i dürtmüş ve sıkıldığını belli ederek dışarı çıkmayı teklif etmişti. “Hastayım Murat, görmüyor musun? Evde bile kat kat giyiniyorum, öleceğim soğuktan. Bana dışarı deme.”
“Aslında öyle çok soğuk değil... Sen neden bu kadar üşüyorsun?” Kemal, derince nefes almış ve Murat’a boş gözlerle bakmıştı. “Hastayım diyorum ya kardeşim, salak mısın?” Murat aydınlanma yaşarken elini Kemal’in omzuna attı. “Ah, kardeşim ben de öylesine hastayım diyorsun sanmıştım. Turp gibi gözüküyorsun, hiçbir yerin maşallah çökmemiş.” Kemal son sabrıyla gözlerini kapatıp başını arkaya yasladı. “Gözlerimin içi kıpkırmızı, sesim olduğundan kalın. Nerem turp gibi Murat, Allah aşkına sen ayılmadın mı?” “Ayıldım... Her neyse ya, ee ne yapacağız?”
Kendi aralarında ne yapacaklarını konuşurken bir anda Kemal’in telefonunun sesiyle yönlerini telefona çevirdiler. “Jülide arıyor.” Kemal bir hışımla telefonu eline alıp açtı.
“Alo? Jülide?”
“Kemal, ben… Yani biz of! Melike işte.”
Jülide’nin sesi fazla telaşlı geliyordu ve aceleci davranıyordu. Bu Kemal’i endişelendirmişti.
“Tamam. Öncelikle sakin ol Jülide ve sakince anlat bana.” Ona ne kadar sakin olması gerektiğini söylese de kendisi de sakin kalamamıştı.
“Sakinim... Ben şimdi evdeyken Melike’ye gitmeye karar verdim, biraz kötüydü. Hastaydı da... Sonra kapıyı çaldım çaldım açmadı. Ben de yedek anahtarla içeri girdim ve baygınca yatıyordu! Başını çarpmış, kanıyordu şimdi ambulanstayız. Hastaneye gidiyoruz. Ben tek başıma halledemem, sen de gelsen olur mu?” Jülide tek bir nefeste aceleyle anlatmıştı ama hepsini anlamıştı Kemal.
“Pekâlâ, gelelim.”
“Gelelim?”
“Arkadaşım hâlâ yanımda, o da gelir.”
“Tamam, hızlı olun.”
Kemal, hızlıca telefonunu kapatmış, koltuktan fırlamıştı. “N’oldu Kemal?” “Meli-’’ Tam Melike’nin bayılıp başını vurduğunu söyleyecekken karşısındakinin Murat olduğunu hatırladı ve kendi sözünü yarıda bıraktı. “Yolda açıklarım, çabuk üstümüzü giyinip gitmemiz gerek. Sorgulama sakın.”
İkisi de üstlerini aceleyle giyinmiş ve taksiye binmişlerdi. Kemal şoföre hastanenin ismini verirken Murat kaşlarını çattı. “Ne diye hastaneye gidiyoruz? Anlatacak mısın? Jülide’ye falan bir şey mi olmuş? Anlamadım ben.” Kemal, derince bir nefes aldı ve nefesini bırakmadı. Jülide olsaydı büyük bir ihtimalle daha da delirir, fıttırırdı ama Melike’nin olması da bir o kadar kötüydü. “Melike... Evde bayılmış ve başını çarpmış, kanamış. Jülide ambulanstayken aradı beni.” Murat gözlerini kocaman açmış ve elini ağzına götürmüştü. Yüzündeki ifade o kadar garipti ki... “NEDEN EN BAŞTA SÖYLEMEDİN?!” Murat bağırınca Kemal yerinden sıçradı ve anında Murat’ın kolunu tuttu. “Dur, bağırma. Sakin ol, çok endişelenirsin elin ayağına dolaşır diye dememiştim, iyi ki de dememişim ama sakin ol!’’
“Nasıl sakin olayım? Bayılmış, başını çarpmış, kanamış ne demek?! Ne demek ya?”
Murat’ın sinirinden ve üzüntüsünden dolayı gözleri dolarken Kemal başını eğdi. İlk defa onu bu kadar duygusal, sinirli ve endişeli görüyordu.
Sonunda hastaneye vardıklarında taksiden hızlıca indiler ve acil kapısına doğru ilerlemeye başladılar, kapının önünde ambulans vardı hâlâ. Bu demek oluyordu ki yeni getirmişlerdi Melike’yi. Kapıdan içeriye girince az ilerde Jülide’yi gördüler ve ona doğru koştular. Jülide onların sesinden arkaya döndü ve Kemal’i görünce ona sarıldı. Kemal ve Jülide daha öncelerde de sarıldıkları olmuştu tabii ama şu an Kemal’in nefesi kesildi ve zorlukla karşılık verdi.
“Üzgünüm, sen de hastasın. Buraya kadar geldin...”
“Olur mu öyle Jülide’m. Yani öyle yalnız bırakamazdık ne seni ne Melike’yi.” Jülide’m dediği için içinden kendine lanetler savursa da yapacak bir şey yoktu. Hem Jülide o kadar endişeli ve korkuyordu ki buna takılacak durumda değildi.
Murat’a döndüğünde onun gözlerindeki korkuyu görebiliyordu ve az önce Melike’yi bir odaya götürmüşlerdi, oraya bakıp duruyordu.
Doktor odaya girince üçünün de sesi çıkmadı, ortada derin bir sessizlik vardı ve bunu kimsenin bozmaya niyeti yoktu. Jülide’nin gözleri dolu doluydu, Murat dokunsalar yıkılacaktı ve Kemal de etrafa bomboş bakıyordu. Şu an bulunduğu durumdan çıkmak isterdi, Melike’ye ne olduğunu merak ediyordu. Sağ salim bir şey olmadan çıksın diye de içinden dua ediyordu.
Doktor odadan çıkınca ilk ayaklanan Murat oldu ve hızlıca sorusunu sordu. “İyi mi hocam? Nasıl durumu?” Doktor gülümseyince az da olsa içlerine su serpildi ve dikkatlerini karşıdaki adama verdiler. “Öncelikle hastanın durumu iyi. Şekeri düşmüş ki büyük ihtimalle fazla stresten. Belli ki şekeri düşünce bayılmış ve kafasını çarpıp kanamış ama şu an herhangi bir sorun yok. Başını sardık. Geçmiş olsun. Odaya teker teker girebilirsiniz fazla yormayın hastayı.”
“Çocuklar ben gireyim bir konuşayım. Sonra siz girmek isterseniz girersiniz.”
İkisi de bunu onaylamış ve Jülide’nin girişini izlemişlerdi. “Aptallık ettim.” Kemal, kafasını ellerinin arasına almış Murat’a doğru döndü. “Ne konuda?” “Doktor çıkınca pat diye ben kalktım, kızın durumunu sordum. Ya Jülide bunu fark etmişse? Bir de doktor tek tek girin dedi ben tek girince ne diyebilirim ki?” Kemal, Murat’ın söylediklerine karşın siyah saçlarını geriye atıp buruk bir gülümseme sundu. “Emin ol, Jülide bir şeyleri fark ediyor olsaydı benim aşkımı fark ederdi. Ayrıca o kargaşada ilk senin sorup sormadığını hatırlamaz bile. Şu odaya girme işine gelince de girersin konuşursun, ne olacak? Hem konuşmuş olursunuz işte.”
“Öyle olmuyor işte. Hem ne demem gerektiğini bilmiyorum.”
“Diyeceksin ki ben Kemal’in evindeydim, Jülide çağırınca apar topar beraber geldik, seni de merak ettim. Yani bunu da ben mi söyleyeyim sana koçum?”
Jülide çıkınca Kemal girdi ve Melike’ye gülümsedi.
“İyi misin?” Kız iyiydi ama konuşacak kadar değildi. Bu yüzden başını salladı sadece. “Senin için çok endişelendik... Bundan sonra dikkatli ol, geçmiş olsun sana.” Kemal uzatmadan odadan çıktı ve Murat da büyük bir cesaretle girdi.
“Melike...” Murat’ın Melike’nin ismini fısıldar gibi söylemişti ve yüzü çok endişeliydi. Başta görünce tanıyamadı ama Murat hemen konuşuverdi. “Ben Murat, hani aynı sınıftayız. Ben Kemal ile yakın arkadaşım. Onun evindeydim. Jülide arayınca ikimizde apar topar çıkıverdik. Merak ettim ben de öyle bir, iyisin değil mi?”
Melike başını sallamış ve minikçe gülümsemişti. “Ben seni daha fazla yormayayım, geçmiş olsun. Umarım toparlanırsın bir an önce.” İstemeyerek çıktı ve Kemal’e doğru ilerledi. Onun yanına giderken Jülide ile konuştuğunu fark etti ve çok yaklaşmadan durdu ve duvarın dibine çöktü. Ne berbat bir gündü öyle... Şu an yanında gitarı olsun isterdi. Sakinleşmesinin tek yolu buydu. “Murat? Alo? Sana diyorum duyuyor musun?” Kemal’in önüne geçmiş el sallaması ve bağırmasıyla irkildi.
“Ha?”
“Ne ha? Sabahtan beri sesleniyorum sana. Duymuyorsun.”
“Dalmışım...”
“Her neyse ben kantine gidiyorum, Jülide acıkmış, bende acıktım. Sen de acıktıysan bir şeyler getireyim sana da.” Murat düşününce acıktığını fark etti ve kafa sallamakla yetindi. Kemal gidince yerden kalktı ve sandalyeye oturdu. “Seninle tanışmamıştık, ben Jülide.”
“Ben de Murat.” Jülide, gülümseyip yüzünü yere çevirmişti. “Kötü bir tanışma oldu, Kemal’in yakın bir arkadaşıyla bu şekilde tanışmak istemezdim. Bu arada seni hiç daha önce görmedim. Ne zaman arkadaş oldunuz Kemal ile?”
Murat, başı ağrıdığı için etrafa salakça bakındı ve Jülide’ye döndü. “Birkaç gün ya da hafta okuyor galiba. Hatırlamıyorum. Şu an biraz kötüyüm de kusura bakma olur mu?”
“Önemli değil, ben de iyi sayılmam. Melike bu hâldeyken sanki içimde büyük bir yangın var. O benim en değerlim. Kılına zarar gelse bile ağlarım. Onu bu durumda görmek...” Jülide bu şekilde anlatınca Murat’ın gözleri doldu. Normalde bu kadar sulu göz bile değildir ama konu Melike olunca kendinden geçebilme gibi bir lanet özelliği vardı. Şu an bulunduğu ortamda vardı ama yoktu. Koyu düşüncelere dalmışken Kemal elinde 3 tost ile çıkageldi. Önce Jülide’ye, sonra Murat’a verdi ve elinde olanı da kendi yemeye başladı.
Tostlarını yerken kimseden çıkmadı hatta tostlarını yedikten sonra da sesleri çıkmadı. Hepsi çok yorgundu ve vücutları yeterince adrenalin salgılamıştı. Hepsinin günü kötü geçmişti.
Kemal tüm bunların gerçekliğini sorgularken saati merak etti. Sahi saat kaç olmuştu ki? Telefonuna bakacakken şarjının bittiğini anladı ve ofladı. Sevdiği kadına doğru döndü, ne kadar güzeldi... Melek gibiydi. “Jülide.” İsmini seslenmesiyle kocaman gözlerini ona çevirdi ve efendim dercesine baktı. “Telefonumun şarjı bitmiş, saat kaç?” Jülide, yavaşça kendi telefonuna baktı ve şaşırdı. Galiba o da saatin geç olduğunu daha yeni kavrıyordu. “23.30 olmuş. Yarım saat sonra yeni gün başlayacak.” Böyle derken Kemal ile tanıştığı zamanlara gönderme yapmıştı ve bunu genç adam çabucak kavramış ve sırıtmıştı.
“Hatırlıyorsun...”
“Hatırlamaz olur muyum Kemal? Şu aralar senle aramız açıldı diye nasıl tanıştığımızı unutacak değilim.”
Kemal burukça gülümsedi.
“Şu aralar boşladık birbirimizi.” dedi ama o Jülide’yi hiç boşlamamıştı, Jülide onu boşlamıştı. Hem de o Cenk denen herif yüzünden. Onu düşününce yine sinirlenmeden edemedi.
“Aslına bakarsan Kemal... Şu aralar birbirimizi boşlamanın yanı sıra çok garip geçmiyor mu? Yani önceden aldığımız nefesten haberimiz olurdu. Şimdi ise hiçbir şeyden haberimiz yok. Mesela Cemil İstanbul’a temelli gitmiş, biz Melike ile sadece 1 hafta kalacak sanıyorduk.”
Cemil’in ismini duyunca Murat, derin bir nefes verdi ve ortamdan rahatsız olduğunu belirtircesine öksürdü ve boğazını temizler gibi yaptı. “Kusura bakmayın, bir anda boğazım gıcıklandı. Lavaboya gitsem iyi olacak.”
Kemal onun rahatsız olduğunu anladı, peşinden gitmek istedi ama Jülide ile konuşmak çok tatlı gelmişti. “Cemil’in size söylediğini sanıyordum.”
“Peki, Murat ile ne zaman arkadaş oldunuz? Murat’ın dediğine göre çok olmamış. Sen hemen bu şekilde yakın olmazsın ki birileriyle.” Jülide bu şekilde deyince düşünmüştü bir… Sahi, ne zaman Murat ile tanışmıştı? Birkaç gün? Ya da hafta? Ona kalırsa asırlık arkadaşlardı. “Bilmiyorum... Bir anda yakın olduk, anlayamadım, sanki asırlardır tanıyorum.”
Karşısındaki uzun saçlı kız, saçlarını arkada birleştirmiş ve anladığına dair mırıltılar çıkarmıştı.
En sonunda Murat da lavabodan gelmiş ve Kemal’in yanına oturmuştu. “Gelirken doktoru gördüm ve bugün Melike’nin burada kalacağını söylediler, gözlem altında tutacaklarmış. Refakatçi istiyorlar.” Murat’ın refakatçi olmak istediğine emindim ama olamazdı, bu sefer Jülide hatta Melike de anlardı. “Tamam, o zaman ben olacağım artık. Beyler siz eve gidebilirsiniz, o kadar geldiniz, yoruldunuz. Teşekkür ederim herhan-’’
“Ben kalmak istiyorum.” Murat’ın sesiyle Kemal ve Jülide şok olmuşlardı. Jülide böyle bir şeyi hiç beklemezken Kemal buna cesaret etmesine çok şaşırmıştı.
“Ne? Nasıl yani? Burada mı kalacaksın? Ama neden?” Jülide, şaşkın şaşkın sorarken Kemal de Murat’ın ne diyeceğini merak ediyordu.
“Sen yorgun gözüküyorsun Jülide, sanmıyorum ayakta kalabileceğini.” Böyle bir bahane sunarak aslında daha çok eline yüzüne bulaştırdığının farkındaydı o da ama yapacak bir şey yoktu. “Bunun için mi? Yani sonuçta Melike ile bildiğim kadarıyla çok samimi bile değilsin? Ben onun en yakın arkadaşıyım ya hani, herhangi bir isteğini bana söyleyebilir ama sana söyleyebilir mi, orası meçhul.”
Kemal, araya girmesi gerektiğini hissedip elini Murat’ın omzuna attı. “Jülide, Murat hepimizi düşünüyor. Sen yorulma diye fikrini sundu ama dediğin gibi Melike ile yakın değiller, bunu düşünemedi galiba. Biz ikimiz gidelim, sen de bir şey olduğunda hemen ara. Saat kaç falan deme, ara.” Kemal’in konuşmasıyla Murat yüzünü düşürdü. Böyle olsun istemezdi, kalmak isterdi. Ne diye Melike ile samimi olmadığını düşünüyordu ama istese de olamazdı.
“Anlıyorum... Teşekkür ederim çocuklar, yanımda oldunuz. Artık gidin, ararım bir şey olduğunda.”
Kemal ve Murat, hastaneden çıkmış, Kemal’in evine gidiyorlardı. Murat’ın hiç gönlü yoktu ama yapacak bir şey de yoktu.
“Tamam, asma suratını.”
“Nasıl asmayayım? Yanında bile kalamıyorum... Baksana, az önce nasıl saçmaladım.”
“Anlıyorum seni Murat, bunun tek bir yolu var o da Melike ile arkadaş olmak.”
“Onunla arkadaş olursam yürütemem, yani bir şekilde patlak verir. Kendimi belli ederim. Hem böyle olmanın arkadaş olmaktan daha iyi olduğunu düşünüyorum, daha çok bağlanmayı ortadan kaldırıyor.”
Son sözü Kemal’in aklında yankılanıp durdu. ‘’Daha çok bağlanmayı ortadan kaldırıyor.’’ Haklıydı... Arkadaş olunca daha da bağlanıyordu insan fakat arkadaş olmayınca da ondan çok uzak kalıyor, yine acıyordu insanın yüreği. Aşk tamamen acıdan mı oluşuyordu? Karşılıksız aşk tamamen acıdan oluşuyordu...
Yolculukları sessiz geçmişti ve eve gelmişlerdi. Kemal, Murat’a yatak hazırlamış ve kendi odasına geçmişti. Biraz yazı yazıp uyuyacaktı.
Seni sevdiğim kadar sevemedim kimseyi, düşünsene ben 10 kişilik sevgiyi sadece sana veriyorum. Bu çok büyük bir şey.
Jülide hiç mi şüphelenmedin benden? Tavırlarım, konuşmalarım... Hiç mi dikkatini çekmedi ya?
Bakışlarımı gördün mü güzel kızım?
Bakarken içim gidiyor da...
Fark etmedin mi?
Cenk’e olan hayranlığını boş veriyorum. Onun öncesinde... Hiç mi fark etmedin?
Jülide gözlerini kör eden ne?
Beni görmeme sebebin ne?
Acaba diyorum...
Ben mi fark ettiremedim?
Yoksa aşkımı hissettiremiyor muyum?
Aşk adamı Kemal’den, fark ettiremediğine...
~~~
