13. bölüm / 28
SONSUZ SONSayısızca Dökülen Yaşlar
Bölümler 28Şu an: Sayısızca Dökülen Yaşlar
- 1 DUYURU21 kelime
- 2 Kalbime Anlattığımsın198 kelime
- 3 Ne Zaman?211 kelime
- 4 Bir Başkası422 kelime
- 5 Tam Unuttum Derken...645 kelime
- 6 Yazıyorum, Artık Geçmiyor715 kelime
- 7 Yoruluyorum...2.169 kelime
- 8 Sana, Bana Rağmen...1.141 kelime
- 9 Derin Acılı İki Arkadaşız1.265 kelime
- 10 Çiçek211 kelime
- 11 Üşüyorum, Geçmiyor.1.273 kelime
- 12 Kötü Bir Cumartesi1.071 kelime
- 13 Sayısızca Dökülen Yaşlar1.187 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 M.2.223 kelime
- 15 Fark Ediş?1.946 kelime
- 16 Rüyaların Esiri1.996 kelime
- 17 Tarih Tekerrür Etmeyi Sever1.823 kelime
- 18 Tarifi Olmayan Acı2.055 kelime
- 19 Her Yerde Karşıma Çıkıyor.2.051 kelime
- 20 Bursa1.744 kelime
- 21 Mutlu Aile Tablosu1.761 kelime
- 22 Arkadan Çevrilen İşler1.284 kelime
- 23 Yarın Dönüyoruz, Hazır Değilim.1.865 kelime
- 24 Gitarını Kırmış...2.685 kelime
- 25 O da Senden Hoşlanıyormuş...1.880 kelime
- 26 Kullanılmış1.424 kelime
- 27 Umudum Var1.224 kelime
- 28 Sonsuz Son'um (Final)2.202 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Tam da dediği gibi olmuştu. Bugünü Pazar sanıp duruyordu ama bugünün cumartesi olduğunu hatırlayınca rahatlıyordu. Gerçekten okula gidesi hiç mi hiç yoktu şu sıralar, pazartesi olsun istemiyordu. Aldığı çiçeklere tekrar şöyle bir baktı. Ne de güzellerdi...
Dün üşüdüğü için, bugün sabah da ayaz vakti çıktığı için şimdi kendini hasta gibi hissediyordu. Boğazı ağrıyor ve bitkin hissediyordu. Herhangi bir planı da yoktu. O yüzden bugün tamamen evdeydi, gerçi bir süredir hep evdeydi ya da ona öyle geliyordu. Çoğu zaman nerede, nasıl bir konumda olduğunu bilmediği için nerede vaktini geçiriyor, bunu kavrayamıyordu şu sıralar. Durumu oldukça vahimdi ama yapacak bir şey yoktu, elinden gelen bir şey yoktu.
Sonra aklına yazı defteri geldi, uzun bir süredir ona yazı falan yazdığı yoktu. Jülide’ye olan yazılarından hariç yazdıkları da vardı, genelde oraya kurguladığı şeyleri yazardı ya da Jülide’den bağımsız şiirlerini. Gerçi Jülide’den bağımsız çok bir şiiri yoktu. Şiir yazma konusunda pek iyi olduğu söylenemezdi. Kitaplarının arasına karışmış defterini buldu ve çıkardı. Gerçekten de uzun bir süredir yazmıyordu. Tuhafına gitmişti.
Sayfaları çevirdi ve çevirdikçe yazdıklarına şok oldu, çoğunu neredeyse unutmuştu ve hepsini bu şekilde görmek onu duygulandırmıştı. Güya buradaki taslakları bilgisayarına geçirip hocasına gösterecekti. Hepsinden vazgeçmişti... Canı yapmak istemiyordu. Bu boşvermişlik nereye kadar gidecek hiçbir fikri de yoktu.
Defterlerine karıştırırken Jülide’nin arama sesini duydu, tabii ki de farklı bir şarkı koymuştu onun için. Hemen açtı.
“Alo?”
“Kemal, n’aber?” sesi biraz bıkkın ve sıkıntılı geliyordu, bu Kemal’i endişelendirdi. Derin bir nefes aldı. “İyiyim, sen nasılsın? Bir şey mi oldu?” Bir şey olmaması içinden dua ediyorken Jülide’nin biraz kırgın biraz da kızgın sesini duydu.
“Bir şey mi olması gerekiyor aramam için? Kırıldım ha.”
Bir şey olmadığı için Allah’a şükretti.
“Yani, uzun zamandır aramıyordun... Bir şey oldu sandım.” Dediği doğruydu, uzun zamandır Jülide onu aramıyor, sormuyordu. Jülide bir süre bekledikten sonra cevap verdi. “Sana geleyim mi? Az önce kütüphaneden çıktım, bayağı boş bir gündü.” Kemal’in kalbi hızlı hızlı atmıştı, nefesini zor aldı sonra yutkundu ve istemeyerek reddetti.
“Çok isterdim de Jülide... Bugün olmaz.”
Jülide yine durmuştu sonra cevap vermişti. “Hadi ya, neden ki?” Sesi bayağı kötü gelmişti.
“Biraz hastayım da sana bulaşmasını istemem, bir de her yer her yerde, yani hiç gelme daha iyi. O yüzden başka zamana ayarlayalım.”
Hastalığının ona geçmesini istemezdi, biraz da hazırlıksızdı. Bu yüzden onu reddetmişti. Telefonu kapatınca içi çok acımıştı, Jülide’yi üzdüğünü iliklerine kadar hissediyordu fakat yapacak bir şey de yoktu.
Yeni aldığı çiçeğine baktı ve gülümsedi. “Galiba yeni bir takıntım var.” dedi ve manolyasına doğru ilerledi, onun Jülide’si, onun küçük Jülide’si... Onun kadar güzel, onun kadar can alıcı, onun kadar belliydi.
Jülide’yi gözünde büyüttükçe büyütüyordu, bunun iyi bir şey olmadığını bildiği hâlde buna devam ediyordu çünkü elinde değildi. Bu durum ya onu yataklara düşürecek ya da Jülide’nin kapısına sürükleyecekti. Bir gün dayanamayacaktı... O bir gün ne zaman gelirdi, bilmiyordu ama mutlaka gelecekti onu biliyordu.
Odasından çıktı ve mutfağa gitti, karnı biraz acıkmıştı. Bir şey yiyesi de yoktu ama açlığını yatıştırması gerekiyordu ve zorla da olsa bile bir şeyler yedi, hayatı uzun zamandır bu şekilde ilerliyordu ve sıkıcılık onu yormuştu. ‘’Sınavlardan sonra kesinlikle Bursa’ya gitmeliyim... Annemgili özledim.’’ diye düşünürken kapı zili çaldı ve kapıya yöneldi. Bir yanı Jülide derken diğer yanı değil diyordu.
Kapıyı açınca karşısında Murat’ı görünce şaşırdı. “Murat? Bu hâl ne? Ne oldu? Gelsene içeriye.” Murat, o kadar dağılmış gözüküyordu ki kıvırcık saçları bir araya girmiş, göz kapakları şişmiş ve dudakları soyulmuştu. Üstüne de ne bulmuşsa geçirmiş gibi bir hâli vardı. Murat kapıdan geçti, sarhoş gibi gözüküyordu. ‘’Yoksa sarhoş musun?” Murat, sersem bir ifade ile Kemal’e döndü ve başıyla onayladı. “Birazcık... Çok azıcık.” Zar zor konuşuyordu, Kemal onu itekleyerek oturma odasına götürdü. “Birazcıkmış, neredeyse devrileceksin haberin yok. Ayrıca ben de hastayım. Kendimle mi uğraşayım, seninle mi?” Murat bunu duyunca koltuktan kalkmaya yeltendi. “Gideyim o zaman.” Kemal bir eliyle engel olup oturmasını sağladı. “Gelmişsin o kadar, ayrıca seni bu hâlinle nereye göndereyim? Binadan ayrılmadan düşüverirsin.”
Murat, belli belirsiz bir şekilde güldü. Neden buraya geldiğini de bilmiyordu hatta nasıl geldiğini de bilmiyordu. “Kemal ben ne öğrendim var ya...” zar zor konuşarak Kemal’e doğru döndü ve kafasını düşürdü. “Melike’nin birinden hoşlandığını biliyordum ama kimden hoşlandığını bilmiyordum... Hoşlandığı kişi senin arkadaşın Cemilmiş.” Kemal duyduklarıyla kaşlarını çattı. “Ciddi misin? Nereden öğrendin?” Murat, düşen başını kaldırdı ve etrafına baktı. “Nereden öğrendiğimi boş ver, öğrendim işte. Başım çatlayacak gibi ağrıyor bu arada.” Kemal sertçe bir of çekti ve oturarak ellerini başının arasına aldı. Şu aşk denen duygu ya da her ne b*ksa neden böyle oluyordu? Tamamen ters köşeler, farklı hayatlar, farklı düşünceler, derin acılar.
“En kötüsü de ne biliyor musun Kemal? Senin arkadaşın gitti ya... Melike harap olmuş durumda. Hiçbir şey değil, canımı bu yakıyor. Onun gözlerinden dökülen her bir yaş benim aklımı yerinden oynatmamı sağlıyor!” sonlara doğru sesini yükseltmiş ve içindeki acı öfkeyi dışarıya vurmuştu. “Başım çok ağrıyor... Sanki çekiçle vuruyorlar gibi.” Kemal, ellerinin arasına aldığı başını kaldırdı ve Murat’a baktı. “O kadar çok içersen başın da ağrır, kıçın da ağrır.” Dedikleri Murat’ın umurunda değildi, acısını dindirmesi gerekiyordu ve gerekeni yapmıştı Murat. Fakat geçmemişti acısı, sanki ikiye katlanmıştı. Melike’nin ağlamaklı ifadesi gözünün önüne geliyordu ve daha da deliriyordu.
“Kalk, bir duşa gir. Ayıl.”
“Böyle iyiyim ben, hayatta kaldıramazsın beni.”
Tam Murat’a bir şeyler söyleyecekken telefonu çaldı, arayan kişi Jülide’ydi. Odasında kalan telefonuna doğru koştu ve kapanmadan açtı. “Efendim Jülide?” sesi öylesine titremişti ve öylesine yorgun çıkmıştı ki kendisine lanet etti. Jülide’nin tatlı bir sesle konuştuğunu duydu. “Madem yanına gelemiyorum, telefonda konuşalım dedim.” Evet, demeyi öylesine çok isterdi ki ama şu an hiçbir şekilde konuşamazdı. İçeriden Murat yanına geldi ve aceleyle mikrofonu kapattı. “N’oldu? Kim aradı?” Murat’a kızgın bir ifadeyle bakıp susmasını söyledi ve mikrofonu açtı.
“Jülide... Kusura bakma ama benim bir arkadaşım geldi. Yani hasta olduğumu bilmiyormuş, öyle çat kapı geldi ve şu an çok da müsait değilim. Sonra konuşsak olur mu?” bir anda söyleyivermişti ve bu onu huzursuz etmişti. “Peki...” Tekrardan Jülide’nin o kırgın sesini duyunca bir kez daha lanet okudu ve telefonu kapadı.
Murat’ı zorla da olsa bir şekilde banyoya sokmayı becerdi ve şu an ona duş aldırıyordu. Kendine bayağı gelmişti ama Murat, Kemal ve Jülide’nin konuşmasına engel olduğu için Kemal hırsını alamamış soğuk suyu Murat’a doğru tutmayı devam etmişti. Zaten kendi hastaydı, Murat da hasta olsa bir şey olmazdı. “Kemal, dur ya! Tamam ayıldım, ayıldım.” En sonunda suyu tutmaktan vazgeçip duş başlığını bir kenara koydu. “Sen çok acımasızsın he, bilerek yaptın değil mi?”
“Bilerek ya da bilmeyerek. Ne yapacaksın? Neyse şimdi ben çıkayım sana temiz kıyafet getireyim, sonra ısın. Bana bak. Ben çok hastayım.”
Murat’ın bir şey demesine fırsat bırakmayarak çıktı ve odasına girerek Murat’a temiz kıyafet ayarlayıp ona verdi ve odasına gidip yatağına yattı. Murat giyinene kadar Jülide’ye yazı yazmaya karar verdi.
Jülide’m...
Seni bugün çok üzdüm, üzgünüm...
Emin ol, seni asla ama asla üzmek istemezdim ama yapacak bir şeyim yoktu, bugün kötü bir gün geçirdiğini düşünüyorum ve benim zaten her günüm kötü. Senin o güler yüzün asıldıysa daha kötü günüm.
Senden af diliyorum güzeller güzeli kızım.
Umarım beni affedersin...
Seninle akşamdan gece yarılarına kadar konuşmayı özledim; heyecanlı anlatışlarını, tatlı tatlı yaptığın bazı hataları anlatışlarını, utanarak anlatışlarını... Her şeyini özledim.
Gözlerimden akan yaşları hesaplayamıyorum artık, çok berbat bir şey bu.
Seni düşünüyorsam özlüyorum demektir, özlüyorsam aşığım demektir.
Sen de düşünüyor musun?
...
Düşünmüyorsun.
Olsun, ben düşünüyorum.
Aşk adamı Kemal’den, özlediğine…
~~~
Bölüm etkileşimi
