25. bölüm · SONSUZ SON
O da Senden Hoşlanıyormuş...
~ 2 ay sonra ~
Geçen 2 ayda çok şey değişmişti. Öncelikle finallerine de girip bitirmişlerdi ve yeni yıl gelmişti. Artık 2022’ye girmişlerdi, yeni yılın uğur getireceğine inanmıyordu Murat. Toparlanması çok uzun sürmüştü, yeni yeni toparlanıyordu. Şimdi de İnci’nin ricaları eşliğinde onunla çarşıya çıkmıştı ve öylece geziyorlardı. İnci’yi kırmak istemiyordu ama aşırı sıkılmıştı ve bu, yüzünden çok net belli oluyordu.
“Sıkıldın mı?” İnci’nin sorusuyla anlık olarak affallasa da bunun yüzünden belli olduğunu fark etti ve başını eğdi. “Kusura bakma İnci ama ben çok sıkıldım. Yani anlıyorum, hava alayım diye çıkarttın ama ben şu an daha çok boğuluyorum...” İnci, yüzünde anlayan bir ifade ile gülümsedi. Bu, Murat’ı rahatlatmıştı çünkü onu kırmak istemezdi.
“Pekâlâ... O zaman geri dönelim.”
Geri dönerken bir dükkâna rastladılar. Enstrümanlar satan bir yerdi ve camlarında da gitarlar asılıydı. Murat’ın gitarından olan bir siyah gitar da vardı. Murat uzun uzun bakmıştı ama kendine söz vermişti bir kere, tekrar gitar alıp çalmayacaktı. Bu yüzden oradan hızla uzaklaştı ama bu durum İnci’nin kafasına çoktan takılmıştı bile.
Murat kendine iki ay önce bir söz vermişti. Melike’yi unutacak ve yoluna bakacaktı ama yapamamıştı. Onun Cemil ile sevgili olduğu durumuna alışmıştı ama asla onu unutamamıştı. Geceleri yine ona şarkı sözleri yazıyor ama gitarı olmadığı için çalamıyordu. Bu yüzden yeniden bir gitar almıyordu. Ayrıca kırdığı gitar annesinden kalmaydı ona. İlk ve son hediyesiydi... Murat onu ömür boyu saklamak isterdi ama kendi aptallığından kırmıştı. Bu yüzden de almıyordu yenisini. Artık kendini zapt etmeye çalışmıyordu, salıp akışına bırakıyordu. Yoksa her an kafayı yiyebilirdi. Kemal’in tavsiyesine uyuyordu fakat Kemal, Murat’a verdiği tavsiyeleri kendi uygulamıyordu. Murat onun bu yönüne çok sinir oluyordu. Arkadaşının da kendisi gibi olması hatta daha kötü olmasını asla istemiyordu.
Kemal, Jülide ile ilgili olan hiçbir şeyi akışa bırakamıyordu. İlla bir müdahale etme gereği duyuyordu. Ona mektup yazmayı bırakmıştı fakat ne fayda? Hiçbir ilerleme kaydetmemişti. Hatta mektup yazarken daha iyiydi... Onu unutmaya karar verdiğinden beri hayatı aşırı saçma ilerliyordu, olan olayları kavrayamıyordu. Sanki ya anormal derecede yavaş geçiyor ya da çok hızlı geçiyordu. Günleri birbirine karışıyordu. Artık dayanamadığını iliklerine kadar hissediyordu. Bundan dolayı Jülide ile buluşmaya ve ona her şeyi anlatmaya karar vermişti. Bunu yapacaktı da Dilan engel olmuştu.
Dilan ile final zamanı çok yakınlaşmıştı. İkisi de aynı bölümde olduğundan dolayı ondan fazla fazla not almıştı Kemal. Kendi hiç tutamamıştı. Bu gücü kendine bulamamıştı ama Dilan ona çok yardımcı olmuştu. Bu yüzden onu eskisi kadar hor görmüyordu. Ona Jülide’den bahsetmişti, ona âşık olduğundan ama unutmak istediğinden… Jülide’nin de Cenk’ten hoşlandığını, yani her şeyden bahsetmişti Dilan’a. Dilan ise net bir tavırla onunla konuşmaması gerektiğini söylemişti. Jülide eğer onu reddederse yıkılacağını söylemişti ki haklıydı. Kemal yıkılırdı, daha da kötüleşirdi. Jülide’nin de reddetme olasılığı da oldukça fazlaydı, bunu biliyorlardı.
Bu durumda Kemal ne yapacağını bilemez bir hâldeydi, artık o kadar çok fazla dolmuştu ki taşacak yer arıyordu. Jülide’ye açılamıyorsa ne yapmalıydı? Onu unutmaya çalıştıkça hayatına daha çok yerleşirken ne yapmalıydı? İğrenç baş ağrıları çektiği bu zamanlara lanet ediyordu. Jülide’nin Cenk ile gülerek geçirdiği vakitlerin hepsini geri sarıp Cenk’in yerine kendini koymak istiyordu ama bu imkansızdı. Jülide onun imkânsızıydı. Artık bunda hemfikirdi, imkânsızlığı yüzüne yüzüne vuruluyordu resmen. Daha fazla dayanamayarak Dilan’ı aradı.
“Alo?”
“Dilan, ben dayanamıyorum. Yani kafayı ha yedim ha yiyeceğim. Benim bu kıza açılmam gerek.” Dilan’ın sertçe verdiği nefesi duyuldu ve ardından hafifçe boğazını temizledi.
“Peki git açıl, “Hoşlanıyorum senden.’’ de. O da sana ‘Üzgünüm Kemal, ben seni arkadaş olarak görüyorum. Hem de ben Cenk’i seviyorum, sana karşılık veremem.’ desin. O hâlde ne duruyorsun? Git açıl.” Sesi oldukça sinirli ve hırçın çıkmıştı. Bu, Kemal’i oldukça tedirgin etmişti.
“Ama dayanamıyorum? Ne yapayım?”
“Sen bir şey yapma, bugün öğleden sonra ders var ya hani. Ders bittikten sonra okuldan hemen ayrılma, tamam mı?”
“Neden?”
“Sorgulama bir şeyi de Kemal. Sorgulama.”
“Peki.”
Bu garip telefon konuşmasının üzerine Kemal biraz düşünmüştü, Dilan mı bir şey yapacaktı? Ne yapabilirdi ki? Buna kafa yormamaya karar verdi çünkü en son üstünde düşündüğü şeyler yüzünden arkadaşı mahvolmuştu, o yüzden sadece iyi şeyler olmasını diledi ve öğleden sonraki olan dersi için hazırlanmaya başladı. Zaten saat çoktan 13.00’ü geçmişti. Onun dersi de 15.00’teydi. Bir an önce tatilin gelmesini istiyordu. Çok yorulmuştu, yatağında yatıp saatlerce oradan çıkmak istemiyordu. İyice hantallaşmıştı. Galiba son zamanlarda en iyi yaptığı şey kendince birkaç hikâye yazmaktı. Şu yazdığı defteri sonunda hocaya gösterebilme fırsatı yakalamıştı ve hocası da beğenmişti. Bu işi büyütmesini istemişti Kemal’den ama onun buna bir gücü var mıydı? Bilemiyordu.
Kemal bir süre sonra evinden çıkmış, durağa doğru yürürken İnci’yi görmüştü. “A, İnci! N’aber?” İnci, çok iyi bir kızdı. Öyle ki Kemal’in Murat’ı yalnız bıraktığı günler, Murat’ın yanında olmuş, ona destek çıkmıştı. “İyiyim, peki ya sen?” Kemal burukça gülümsemişti. Bu sorunun doğru cevabını bayağıdır vermiyordu. “İyiyim.” Değildi... “Ne güzel, Allah iyilik versin. Okula mı gidiyorsun?” Kemal, başıyla onaylayıp o da sormuştu, İnci’nin nereye gittiğini. “Murat’ın sabah dersi varmış, ben de onun sürekli böyle yapmasına dayanamadım ve onu çarşıya çıkardım ama sıkıldı. Bu yüzden eve gitti. Benim de dersim vardı. Şimdi okula gidiyorum.” Kemal anladığına dair mırıltılar çıkarmıştı.
Durağa kadar sessiz geçirmişlerdi ama aklına bir şey takılmıştı Kemal’in “Çarşıda Murat’ın canı bir şeye mi sıkıldı? Yoksa genel olarak mı sıkıldı?” İnci’nin dudakları düz bir çizgi hâlini almıştı, titrekçe de nefesini vermişti. “Genel olarak sıkılmıştı ama dönüşte de bir dükkânda gitar gördü, onun gitarındandı. Oraya uzun uzun baktı ve sonra kafasını sallayıp ilerlemeye devam etti.” Kim bilir Murat ne kadar üzülmüştür diye içinden geçirdi ve İnci’nin konuşmasının devamını dinledi. “Ne kadar çalmak istemediğini söylese de biliyorum ben, çalmak istiyor. O yüzden o gitarı ona alacağım ve hediye edeceğim. Umarım iyi bir hediye olur...” Kemal de hemfikirdi bu konu hakkında, Murat’ın gitar çalmak istediğini biliyordu ama üstüne gitmiyordu. Belki bu hediye meselesi cidden iyi gelirdi. İnci’yi bu konuda desteklemişti.
Sonunda otobüs gelmişti ve otobüse binmişlerdi, otobüste Dilan da olur diye tahmin ediyordu Kemal ama yoktu. Demek ki daha önceden gitmişti. Dersten sonraki olacakları merak etmeden duramıyordu. Acaba Dilan neden öyle demişti? Merakına yenik düşüp bu konu hakkında düşündü. Otobüs boyunca bir sürü senaryo oluşturmuştu kafasında ve her biri de birbirinden kötü senaryolardı. Ne ara bu kadar karamsar olmuştu? En kötü olaylarda bile pozitif kalmayı başarabilen Kemal tamamen gitmişti.
Derin düşüncelerinden arasında dalıp gitmişken okula vardıklarını İnci söylemişti ona, dalgınlığı da artmıştı zaten. Tüm yükler onun omuzundaymış gibiydi. Şöyle bir ayağa kalkmaya çalışsa daha çok yükleniyordu. Başı ağrıyordu yine, kafasında sürekli yeni şeyler kuruyor. Sesleri bir türlü susturamıyordu. “Ayakta rüya görme” sorununu fazlasıyla yaşıyordu. Aksi takdirde sınıfına doğru giderken herkesin ona zavallısın der gibi bakması garip olurdu. Ya da öyle mi bakıyorlardı gerçekten? Kemal zavallı mıydı? Zavallıydı belki de.
Sınıfa girer girmez Dilan’ı görüp onun yanına gitmişti.
“Ders çıkışı ne yapacaksın? Neden gitmememi söyledin?”
Dilan sinsice sırıtıp Kemal’e dönmüştü. “O da bende kalsın Kemalcim.” ‘cim’ kısmını olabildiğince bastırmıştı.
“Gülüşün... Hiç hayra alamet değil.”
Dilan buna karşın küçük bir kahkaha atıp Kemal’in omzuna vurdu. “Ay, öğreneceksin zaten biraz sonra, neyin acelesi bu?” Onlar tartışırken profesör çoktan gelmişti ve derse başlamıştı.
Kemal için asla geçmeyen dakikalardan sonra sonunda dersleri bitmişti, eve gitmek istese de Dilan bunu istemediği için kalmıştı. Şimdi de hızla fakülteden dışarı çıkıyorlardı ve sonunda bahçeye gelmişlerdi. Bahçede Cenk ve Jülide de olduğundan Kemal donakalmıştı ama Dilan onların yanına gitmişti hemen.
Dilan’ın onların yanına varmasıyla Cenk’e tokat atması bir olmuştu. Jülide ise çığlık atarak yerinden sıçramıştı.
“Sen ne yaptığını sanıyorsun Dilan?!”
“Asıl sen ne yaptığını sanıyorsun Cenk? Senin kadar aşağılık, pislik, vizyonsuz bir adam görmedim!”
Jülide duydukları karşısında şok olmuş bir şekilde bakarken Dilan’ın dediklerini hayretle dinledi. “Bu lafları Cenk’e nasıl diyebiliyorsun sen? O hiçbir şey yapmadı!” Dilan, Jülide’nin savunmasına gülmüş ve saçlarını geriye atmıştı.
“Onun nasıl birisi olduğunu bilsen bir tokat da sen atarsın. Sana ne tür yalanlar söyledi bakalım?”
“Dilan, bak git buradan. Beni sinirlendiriyorsun.” Dilan, Cenk’in omzundan ittirmiş ve yüzünü ekşitmişti. “Sen sinirlensen ne sinirlenmesen ne lan? Ha? Umurumda mısın sanki?” Sözlerinin ardından tekrar tokat atmıştı ve bunda Cenk’in, Dilan’ın kolunu tutmasına sebep olmuştu.
“Ne bu hareketler? Beni mi döveceksin? Ha? Seni ezik şahsiyet.”
Jülide, bu olanlara daha fazla kayıtsız kalamayarak ikisini ayırmıştı. “Dilan mısın nesin bilmiyorum ama gitmeni öneriyorum.” Dilan’ın sinirleri ikiye katlanmıştı ve sesini yükseltmişti. “AYIK OLSANA JÜLİDE! Bu adam senden uzun bir zamandır para almıyor mu?! Hem de hiç küçümsenmeyecek paralar? Daha ne planları vardır bu p*çin. LÜTFEN SAF OLMAYI BIRAK.”
“Cenk benden özel bir durum için para alıyor Dilan. Bilip bilmeden konuşma!” Dilan bu sefer kocaman bir kahkaha atmıştı. Bu kızın bu kadar saf olması onu duygulandırıyordu. “Biliyor musun, annesinin ve babasının bunu miraslarından reddettiklerini.” Cenk, Dilan’ı durdurmak istese de bunu asla yapmıyordu. “Evet biliyorum, Cenk’in yaptığı bir fedakârlıktan dolayı bunu yapmışlar. Annesi ve babası çok gaddar insanlar!”
Dilan’ın sinirleri cidden buna acayip bozulmuştu, bu kız nasıl olurda körü körüne her şeye inanırdı? “Ben hayatımda bu p*çin anne ve babası kadar iyi insanlar görmedim. Sana neler söyledi, bilmiyorum ama bilmeni isterim ki-“ Cenk, bir şeyler yapmazsa Dilan her şeyi anlatacaktı, bu yüzden buna engel olmaya çalıştı.
“DİLAN YETER! SENİNLE AYRILDIK VE BİTTİ! GELİP BENDEN SİNİR ÇIKARMANA VE KİMSEYİ KANDIRAMANA GEREK YOK. Ben... Ben Jülide’den hoşlanıyorum! Asla ona yalan söylemem ve buradan gitsen iyi edersin. Aksi hâlde hiç sakin kalamayacağım.”
Bunca zamandır her şeyi izleyen Kemal için dünya durmuştu. Cenk de Jülide’den mi hoşlanıyordu? Artık şansı asla kalmamıştı. Jülide’ye açılmak şöyle dursun, resmen onların sevgili oluşunu izleyecekti. Bu düşüncelerin yoğunluğu ve yorgunluğunu düşünmeden koştu, sadece koştu. Hatta otobüse bile binmeyip evine kadar koşmuştu. O kadar uzun yolları koşarak geçmişti ve bir soluk bile dinlenmemişti. Yorgunluğunu hissetmiyordu ki... Ruhsal acısı çok ağır basıyordu.
Evinin bulunduğu sokağa girince koşmayı bırakmış, yürümeye geçmişti ama adımları yine hızlıydı. Kapının önüne geldiğinde kapıdan sıkıca tutunarak içeri girmiş, hiçbir hâli kalmamıştı. Koştuğundan mı bu hâle gelmişti? Hayır. Onu bu hâle getiren, Cenk’in itirafıydı.
Kemal bu acının hiçbir şeyle geçmeyeceğini biliyordu ama yine de eline defterini kalemini aldı. Uzun zamandır Jülide’ye yazmıyordu.
Jülide’m...
Ah benim güzel kızım, bir tanem... Seni unutmaya çalıştıkça hayatıma daha çok giriyorsun. Çok yoruldum ben.
Bir de öğrendim ki o da senden hoşlanıyormuş... Ben ne yapayım şimdi? Nereye gideyim? Neresi beni iyileştirir? Kim bana iyi gelir?
Güzelliğim... Ona verme sevgini, bana ver lütfen.
Zavallı Kemal’den, imkânsızına...
~~~
Kemal duyduklarından sonra gitmişti, Dilan da siniri bozulduğu için gitmişti ve Cenk ile Jülide tek kalmışlardı. Jülide’nin normalde havalara uçması gerekirken kalbi sızım sızım sızlıyordu. Kemal’i koşarken görmüştü ve nereye bu kadar hızlı gittiğini merak etmişti. Dilan’ın dedikleri de aklına takılmıştı. Cenk’in ondan hoşlanması hiç de onu mutlu etmemişti. Hiçbir şey de hissettirmemişti.
“Jülide.”
Cenk bir cevap bekliyordu ama Jülide neden reddetmek istiyordu onu? “Cenk benim biraz kafam karıştı. Yani ben biraz evde düşünsem bu konuyu, sonra sana fikrimi söylesem?” Cenk bunu onaylamış ve dağılmışlardı. Jülide’nin aklı da hâlâ Kemal’deydi.
Şimdi Jülide düşünceleri ile tek kalmıştı.
Tüm bu olanlara İnci de tanık olmuştu ama hiçbirini anlamamıştı. Tek bildiği, Kemal’in oldukça üzülmüş olduğuydu. Onu da ziyaret etmeyi unutmayacaktı ama önce elindeki gitarı Murat’a götürmeliydi. Çok beğenmişti gitarı ve Murat’a özel, gitarın altına altın renginde “Murat Caner’’ yazdırmıştı. Murat’ın hızlı alışabilmesi için.
İnci o kadar yolu otobüsle geldikten sonra Murat’ın evine doğru yol aldı. Sırtındaki gitar yüzünden oldukça heyecanlı ve mutluydu.
Murat’ın kapısına gelince yavaşça tıklattı. Murat, kapıyı açınca İnci sırtındaki gitarı indirdi ve Murat’a uzattı. Murat’ın gözlerindeki duyguyu anlayamıyordu. Sanki hem üzgünlüğü hem de sevinci bir arada yaşıyordu. “Sana bunu almak istedim Murat. Evet, belki annenin aldığı gitarın yerini tutamaz ama ben yine de aldım. Çalmayı özlediğini biliyorum, lütfen hediyemi kabul et ve her daim iyi ol.
Murat, İnci’nin bu hediyesine ve davranışlarına çok duygulanmıştı ve ona sarılmadan edemedi.
