19. bölüm / 28
SONSUZ SONHer Yerde Karşıma Çıkıyor.
Bölümler 28Şu an: Her Yerde Karşıma Çıkıyor.
- 1 DUYURU21 kelime
- 2 Kalbime Anlattığımsın198 kelime
- 3 Ne Zaman?211 kelime
- 4 Bir Başkası422 kelime
- 5 Tam Unuttum Derken...645 kelime
- 6 Yazıyorum, Artık Geçmiyor715 kelime
- 7 Yoruluyorum...2.169 kelime
- 8 Sana, Bana Rağmen...1.141 kelime
- 9 Derin Acılı İki Arkadaşız1.265 kelime
- 10 Çiçek211 kelime
- 11 Üşüyorum, Geçmiyor.1.273 kelime
- 12 Kötü Bir Cumartesi1.071 kelime
- 13 Sayısızca Dökülen Yaşlar1.187 kelime
- 14 M.2.223 kelime
- 15 Fark Ediş?1.946 kelime
- 16 Rüyaların Esiri1.996 kelime
- 17 Tarih Tekerrür Etmeyi Sever1.823 kelime
- 18 Tarifi Olmayan Acı2.055 kelime
- 19 Her Yerde Karşıma Çıkıyor.2.051 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 Bursa1.744 kelime
- 21 Mutlu Aile Tablosu1.761 kelime
- 22 Arkadan Çevrilen İşler1.284 kelime
- 23 Yarın Dönüyoruz, Hazır Değilim.1.865 kelime
- 24 Gitarını Kırmış...2.685 kelime
- 25 O da Senden Hoşlanıyormuş...1.880 kelime
- 26 Kullanılmış1.424 kelime
- 27 Umudum Var1.224 kelime
- 28 Sonsuz Son'um (Final)2.202 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kemal gözlerini yavaşça araladı, başı kazan gibiydi ve gözleri yanıyordu. Kaç saattir uyuduğuna dair fikri yoktu fakat sabah olmuştu. Kendini yataktan kaldırdı, başındaki ağrı daha da artarken dün akşam gördüğü görüntüler geldi aklına ve kalbine derin bir sancı saplanmıştı. Hani uyuyunca geçiyordu?
Geçmemişti... Aksine sanki daha da katlanmıştı.
Saate baktığında sabahın 07.30 olduğunu gördü. Bugün 2 sınavı vardı, biri 2 saat sonra, diğeri de öğlene doğruydu. Daha 2 saati olduğundan dolayı geri uyumayı düşündü fakat boğukluk hissi onu bırakmadığından uyuyamadı, bunun yerine kendine gelebilmek adına mutfağa gidip önce bir su içti, sonra ballı süt yapmak için çekmeceden cezveyi aldı ve içine süt koydu, ocağı açtı ve sütü ısıtmaya başladı.
Şu aralar ballı sütü çok tüketiyordu çünkü kendini hasta hissediyordu, ruhu hastaymış da gören duyan yokmuş gibiydi. Sütün çok ısınmasına izin vermeyip bir bardağa aldı, içine 2 çay kaşığı bal kattı ve içmeye başladı. Hem midesindeki yanma hissini alıyordu hem de ağzındaki uykudan sonra gelen o kötü tadı... Ballı sütü bitince odasına yeniden geçti, artık bu olanlara bir dur demesi gerekiyordu ama nasıl yapacağını bilmediğinden bu şekilde sürüp gidiyordu ve asla böyle zamanını harcamak istemiyordu. Önceden yaptığı şeyleri düşündü, sahi bu kadar acı çekmeden önce ne yapıyordu ki? Yani Jülide'nin Cenk'i sevdiğini bilmeden önce.
Jülide'sine mektuplar yazıyordu, kendince minik kurgular yazıyordu, derslerine çalışıyordu ve en önemlisi, bunları sevgi ve heyecanla yapıyordu. Şimdi Jülide'sine mektup yazdığında derin bir acı hissediyor, yazası gelmiyordu. Yazdığı hikayelere geri dönmek istiyordu ama o içindeki şey ona engel oluyordu, onu boşvermişliğe, tamamen isteksizliğe itiyordu. Dersleri ona birer zulüm gibi geliyor ve altından kalkamıyordu. Kemal'e ne oluyordu böyle?
Düşününce işin içinden çıkamıyordu ama yazınca az da olsa rahatlıyordu. Bu yüzden eline defterini almıştı ve en güzel kalemini de almıştı. Şimdi Jülide'ye yeni bir mektup yazacaktı.
Sen benim hayatımda karşılaştığım en büyük zıtlıksın. Her şey o kadar zıt geliyor ki bana yaptırmadığım şeyleri yaptırıyorsun güzelliğim.
Şunu anladım ki artık ben, ben değilim...
Şunu söylemeliyim ki asla yapmayacağım şeyleri yapmaya başladım ve bu beni rahatsız ediyor. Bunu nasıl geçireceğim hakkında bir fikrim bile yok, bana ne olduğuna dair de bir fikrim yok. Tek bildiğim senin aşkınla yanıyor olduğum.
Her defasında uyursam geçer diyordum.
Uyuduğumda geçeceğine öyle bir inanmıştım ki...
Uyuyup geçmeyince yıkıldım.
Anlayacağın uyku bile iyi gelmiyor artık hatta daha fazla kötü yaptığını düşünüyorum. Benim tek ihtiyacım sensin Jülide.
Başımı omzuna yaslasam, sessizce gözyaşlarımı akıtsam, sonra o güzel ellerinle saçımı okşasan ve bana her şeyin geçtiğini söylesen belki her şey geçer.
Bana ne yaptın sen güzel kızım?
Aşk adamı Kemal'den, başını omzuna yaslamak istediğine...
~~~
Defteri bir kenara koyup etrafına bakındı, cidden iyi gelmişti. En azından kafasındaki sesler susmuştu... Saate baktığında saatin tam 08.00 olduğunu gördü. “Kalktığımdan beri sadece yarım saat mi geçti? Gerçekten mi?’’ Sanki ona saatler geçmiş gibi gelmişti, bu yüzden oldukça morali bozulmuştu. Ne vardı sınav haftası su gibi geçip gitseydi?
Kendi kendine mızmızlanmayı bırakıp hazırlanmaya başlamıştı. Geçenki gibi geç kalmak istemezdi. Dolabını açtı ve en sevdiği siyah kumaş pantolonu aldı ve giydi, üstüne kırık beyaz olan bir sweatshirt giydi. Hemen dolabından kemer bölümüne girdi ve gümüş detayları olan siyah bir kemer taktı. En sonunda da üstüne kahverengi bir ceket giyip kombinini tamamladı. Bu şekilde giyinmeyi seviyordu. Öbür türlü diğer yaşıtlarının giyindiği gibi giyinmeyi sevmiyordu, mesela Cenk gibi asla giyinmezdi.
Cenk'i örnek verdiği için kendine kızdı, o adamın adı bile sinirini kat kat yükseltiyordu. Bir de dünkü olanlar... Onu bir yokuşun kenarına sürüklüyordu.
Evden çıkmıştı. Durağa kadar yavaş ve adımlarına dikkat etmeden yürüdü, birkaç kez takılmıştı da. Takılınca da kendi kendine gülüp etrafa bakınmıştı. Yavaş yavaş kafayı sıyırıyordu da işte belli etmiyordu, yani belli etmemeye çalışıyordu? Ya da herkes biliyordu da kendi bilmiyordu. Eninde sonunda düşe kalka durağa geldi ve otobüsü beklemeye başlamıştı, hiç otobüsün saatine bakası yoktu. Gelirse gelir, gelmezse yapacak bir şey yoktu. Dünyanın sonu değildi ya?
Kemal'in gerçekten de günü gününü tutmamaya başlamıştı, daha dün geç kaldığı için neredeyse ağlayacak olan adamın şimdiki dedikleri kulağa çok komik geliyordu. Yoksa vakti olduğu için miydi bu halleri? Bunu kendi de bilmiyordu ve şu aralar zaten kendisiyle ilgili hiçbir şey bilmiyordu.
Sonunda otobüs gelmişti ve durdurup binmişti, hemen arka taraflara doğru ilerledi. İlerledi ilerlemesine de Dilan vardı orada ve bir tek onun yanı boştu. O yüzden istemeye istemeye oturmuştu. Oturur oturmaz Dilan ona döner ve bir şeyler söyler diye beklemişti ama Dilan, Kemal'e dönüp de bakmamıştı bile. Bunu fırsat bilmesi gerekiyordu ama merak da etmişti. Neden böyle yapmıştı?
"Dilan?" Dilan ismini duyar duymaz başını kaldırdı ve Kemal'e baktı, sanki onu yeni fark ediyordu. "Kemal? Sen ne ara geldin?" Görmemiş miydi yoksa görmemiş gibi mi davranıyordu? "Az önce bindim, görmedin mi?" Buna karşın gözünü başka tarafa çevirmiş ve dudağını içten ısırmıştı, bu da demek oluyordu ki aslında görmüştü ama görmediğini söylemişti. "Yani ben birinin bindiğini fark ettim ama sen olduğunu görmedim." Yalan söylüyordu. Neden durduk yere yalana başvuruyordu ki? "Olur öyle ya." Fazla üstünde durmak istememişti ama neden yalan söylediğini merak etmiyor da değildi.
Biraz zaman geçince Dilan, Kemal'e doğru döndü. "Kemal. Sana bir şey sorabilir miyim?" Dilan sonunda konuşmuştu. "Sorabilirsin tabii ki." Dilan derin bir nefes vermiş ve kısık bir sesle konuşmuştu. "Cenk Dağ’ı tanıyor musun?" Duyduğu isimle dişlerini sıktı, beynine pıhtı atmıştı resmen. Tırnaklarını istemsizce avcuna geçirmişti, neden bu adam her yerde karşısına çıkıyordu? Çok bekletmeden Dilan'a cevap verdi. "Tanıyorum maalesef, n'oldu ki?" Verdiği cevapla Dilan'ın yüzünde anlamadığı bir ifade oluştu. "O benim eski sevgilim de, son zamanlarda yanında bir kız dolanıyor. Adı Jülide miymiş neymiş. Arkadaşım o kızı tanıdığını söyledi, tanıyor musun?"
Kemal, Dilan'ın dedikleri ile daha da sinirlenmişti. “Jülide miymiş neymiş…’’ dediği yerde Dilan'ın boğazına yapışmak istemişti ama bunu yapamazdı ki zaten yapmazdı da. Anlık gözü dönmüştü ama toparlamıştı. "Evet, tanıyorum. Kendisi en yakın arkadaşım olur ve onun hakkında bu şekilde konuşmazsan sevinirim." Yine de iğneleyici bir şekilde konuşmaktan kendini alıkoyamamıştı. "Ben, kusur-" Dilan'ın sözünü kesen otobüs olmuştu, Kemal otobüs durduğu için etrafına bakındı. Okula daha 3 durak vardı. O yüzden Dilan'a geri döndü.
"Neyse Dilan. Kusura bakmadım, tamam ama bir daha olmasın. Birazdan okula varacağız, o yüzden konuşmayı burada bitirelim."
Dilan'ın yanından kalkıp kapıya doğru ilerledi. Son durağı da geçince düğmeye bastı ve okulun durağında indi, arkasından Dilan da geliyordu. Onu beklemeden hızlıca kampüse doğru ilerledi, etrafındakileri göremiyordu. Çoğuna ya çarpıyor ya da yanından hızlı bir şekilde geçiyordu, herkes dönüp ona baksa da çok umurunda değildi. Zaten dünden beri morali bozuktu, bir de bu tuzu biberi olmuştu.
Hızlı bir şekilde yürüdüğü için hızlıca gelivermişti. Bu yüzden sırasına geçip oturdu ve başını sıraya gömdü. İçinden keşke her şey tam şu an dursa ve düşüncelerim silinse diye geçiriyordu. O kara kara düşünürken içeriye Jülide girmişti, onu görmesiyle başına bir ağrı saplanmıştı. Bu bir hayal miydi yoksa o gerçek miydi? Sonra gireceği sınavı hatırladı. Bu Jülide ile ortak dersinin sınavıydı. Bu yüzden o buradaydı. Jülide, Kemal'i görünce hemen onun yanına oturdu. Kollarını Kemal'in kollarını sararak kocaman gülümsedi, bu Kemal'in her şeyi unutmasına sebep oldu. Sarılışı ve gülümseyişi. Ona her şeyi unuttururdu.
"Dün ne olduğunu tahmin ettt!" Jülide'nin mutluluğunun sebebi belliydi, bu Kemal'in kalbini sancılandırsa da onun gülüşü her şeye bedeldi. Çok güzel gülüyordu... "Ne oldu? Anlat bakalım?" Kendinden hiç beklemediği bir tonla konuştu, sesi oldukça neşeli çıkmıştı, galiba bunun sebebi onun mutlu olmasaydı. Jülide, kıkırdamış ve Kemal'in koluna daha çok sarılmıştı. "Cenk bana bu dersi anlattı ve sonunda anladım! İnanabiliyor musun? Sonunda geçeceğim." Kemal'in anında yüzü düşmüştü, daha önce Jülide'ye anlatmayı teklif etmiş ama Jülide bunu reddetmişti. “Kendim anlamak için çabalayacağım.’’ demişti ve Cenk'ten mi dinlemişti? "Ya ne güzel." Bu sefer sesini ayarlayamamıştı ve buz gibi çıkmıştı, Jülide bu değişimin farkına varıp gülüşünü soldurdu ve ellerini yavaşça Kemal'in kolundan çekti. Aslında bunların hiçbirini yapmasını istemezdi ama o an çok iyi gelmişti ve biraz da kendi uzaklaşmıştı Jülide'den.
"Kemal? İyi misin? Birdenbire... Yanlış bir şey mi dedim yoksa?" Demişti, hem de çok yanlış bir şey demişti. "Demedin de hani kendin anlayacaktın dersi? Beni reddetmiştin." Jülide'nin asık suratı iyice asıldı. "Ben, yani şey, hani Cenk, biliyorsun... O benim için bambaşka, ondan hoşlanıyorum-" Daha fazla bunları duymak istemediği için elini Jülide'nin omzuna atmıştı. "Tamam Jülide, anladım. Aşıksın ona, o yüzden ondan dinledin ve bende işte sıradan bir arkadaşım ya, dinlemedin beni. Lütfen bu konuyu çok uzatmayalım, birazdan kâğıtları dağıtırlar." Bunu dediği gibi bir sıra arkaya geçmişti ve Jülide öylece kalakalmıştı. Kemal'den asla beklemediği bir tepki almıştı. Onunla arasının bozulmasını hiç sevmiyordu.
Sınav sessiz sakin geçmişti, Kemal sınavını bitirdiği gibi amfiden çıkmıştı. Öbür sınavına iki saat vardı ve bu süreyi okulda geçirmeyi planlıyordu. Karnı çok acıktığı için kantine doğru ilerledi ve kantinin kapısında Murat'ı gördü. Murat, yanında bir kızla konuşuyordu ve bu kızı ilk defa görmüştü. Onların yanına gitmişti. "N’aber Murat?" Murat, Kemal'in sesini duyunca kafasını ona doğru çevirmişti. "Aa Kemal. İyidir ya, senden?" Kemal gülümsemiş ve elini Murat'ın omzuna atmıştı. "Ben de iyiyim, arkadaşın mı? Tanıştırmayacak mısın bizi?" Yanındaki kızı işaret ederek sormuştu.
Murat sonradan idrak etmiş gibi dudaklarından bir 'Ha' nidası döküldü. "Tabii. İnci, bu Kemal. Kemal, bu İnci. Biz de İnci ile daha dün tanıştık, bayağı bir iyi anlaştık." İnci gülümsemiş ve Kemal'e elini uzatmıştı, Kemal ise nazikçe elini sıkmış ve bir masaya geçmişlerdi. "Gençler ben çok açım, sabahtan beri doğru düzgün bir şey yediğim yok, ben bir şeyler alayım. İsterseniz size de alayım?" Kemal'in teklifiyle Murat hafifçe geriye çekilip karnını gösterdi. "Biliyor musun, yemek ver bana diye yalvarıyor, çok açım." Murat'ın hareketiyle Kemal gülümsemiş ve masadan kalkmıştı. "İnci sen?" İnci başını yerden kaldırmış ve Kemal'e bakmıştı. "Yok ben almayayım, diyetteyim de."
Kemal çok üstelemeden masadan ayrılıp kantinci abinin yanına doğru ilerlemişti. İnci biraz topluydu ama öyle bir diyete girmesi gerekecek kadar da değildi. Kim bilir ne yaşamıştı da diyete girmek istemişti... Ne vardı 'güzellik standartları' olmasa, herkes aynı olmak zorunda değil ki hem güzellik göreceli bir kavramdı zaten, Kemal de bunu anlayamıyordu. Sıra ona geldiğinde kantinci abiye parayı uzatıp "2 Ayvalık tostu…" dedi ve beklemeye başladı, beş dakika sonra hazır olunca aldı ve Murat'ın yanına gitti. İnci onlara bakarken yemek nasıl yiyeceklerdi?
"İnci? Sen yemeyeceğine emin misin? Biz öyle karşında affedersin hayvan gibi yiyoruz da-" İnci, kocaman bir gülümsemeyle Kemal'in sözünü kesti. "Hiç merak etme Kemal, zaten şimdi gitmek zorundayım çünkü sınavım aradan hemen sonra. Size afiyet olsun ve tanıştığıma memnun oldum." Kemal de sadece "Ben de..." diyebilmişti. Daha sonrasında yemeğine odaklandı.
Yemekleri bitince Kemal sandalyede oturuşunu düzelip Murat'a dönmüştü "Ee Murat Bey, anlat bakalım İnci ile nasıl tanıştınız?" Murat başını kaşıyıp sandalyesinde kıpırdandı. "Dün tanıştık, gitar çalarken yanıma geldi ve birkaç istek parçası oldu. Ben de çaldım, o şekilde tanıştık." Kemal, kaşlarını kaldırmış, muzip bir ifadeyle bakmıştı. "Çok tanıdık bir tanışma…" Sarı saçlı genç buna gülüp kendini geriye doğru yasladı. “Bana da tanıdık geldi de işte çıkaramadım. Kimler böyle tanışmıştı?’’ Kendi tanışmalarına gönderme yapıp gülmüşlerdi, gerçekten kısa bir sürede iyi bir ikili olmayı becermişlerdi.
Kemal ve Murat'ın sınav saatleri gelince dağıldılar ve sınavların olup çıktılar şimdi ise Kemal'in evine gidiyorlardı çünkü Murat anahtarını evde unutmuştu ve çilingir çağırmaya da üşendiği için Kemal'e gidiyordu. Sabah olunca yine çağırmak zorunda kalacaktı ama sabah olunca bakardı işte. Ya da üstün yeteneklerini kullanıp kendi açacaktı. Hiçbir şeye değil de gitarından ayrı kaldığına üzülüyordu.
Kemal'in evine geldiklerinde Murat direkt kendi eviymiş gibi gidip koltuğa yatmıştı. "Oh, paşama bak sen, çay kahve?" Murat hemen role girip göğsünü kabarttı ve arkasına iyice yaslandı. "Çay alayım hizmetkâr." Kemal kaşlarını yukarıya kaldırmış, dudaklarını birbirine bastırıp kafa sallamıştı. "Hizmetkâr öyle mi? Çayına tüküreyim de gör." Murat'ın bir şey demesine izin vermeyip mutfağa geçmiş ve çayın suyunu koymuştu, kendisi pek çay içmezdi ama içesi gelmişti, bu yüzden biraz fazla doldurdu.
İki genç çaylarını içip sohbet ederken gülüp eğlendiler, Kemal'in bu zor zamanlarında Murat yanında olduğu için ona minnettardı, o sahip olabileceği en iyi arkadaştı. Cemil ile uzun yıllardır arkadaştı ama hiç böyle hissettirmemişti, herkes farklı oluyordu işte. Bu iki arkadaş geriye kalan zamanlarını yarınki sınavlarına çalışarak geçirmişlerdi ve artık yatma vakti gelince Kemal misafir odasını Murat için açtı ve kendi odasına çekildi. Yatmadan önce yine Jülide'ye yazmak istiyordu.
Bugünkü tavırların... Beni ağır yaraladı Jülide. Resmen beni daha önceden reddettiğin “Hayır, kendim yapacağım, kendim aşacağım.’’ dediğin dersi o adamdan dinlemişsin. Yaptığın bana büyük bir haksızlık...
Zaten her yerde o adam karşıma çıkıyor ve bu benim sinirimi bozmaya başladı, öldüreceğim galiba onu... Ya da hislerimi…
Bilemiyorum...
Bu duygular bana zarar vermekten başka bir şey yapmıyor Jülide. Sen yanımda değilsin, ben ne yapayım? Unutmayı asla istemesem de... Deneyeceğim, üzgünüm.
Daha fazla hayattan geri kalmak istemiyorum.
Ama senden de geri kalmak istemiyorum.
Aşk adamın olarak kalmak istiyorum ama yapacak bir şey yok.
Aşk adamı Kemal'den değil, Kemal'den geri kalmak istemediğine...
~~~
Bölüm etkileşimi
