43. bölüm · SON VURGUN
43. Aşılmış Sınır
Doğduğunuz aileyi seçemezsiniz, kadere boyun eğer hayata devam edersiniz ama kuracağınız aileyi siz belirlersiniz.
Hayatınıza bir kişi dahil olduğu an bir sürü insana daha sahip olursunuz. Yeni bir aile kurarsınız hem de bu kez kendi isteğinizle.
Kaan ile aradaydık. Kırmızı ışık yanınca durmak zorunda kalmıştık. "Kaç yaşında Derya?" diye sordum. Gidene kadar tanımaya çalışıyordum ki rahatça sohbet edebileyim. Düşünür gibi yaptı ve "29 olması lazım." dedi tekrar arabayı sürünce. Başımı sallayıp önüme döndüm.
"Bir işle uğraşıyor mu?" Bacak bacak üstüne atmıştım. "Okul öncesi öğretmeni." dedi gülümseyerek. Çocukları severdim, onlar da beni severdi. Küçükken karşı komşumuzun 3 yaşında bir kızı vardı. "Selin mi ben mi?" diye her soruşumda beni seçer, evimize geldiği zaman hep ilk beni sorardı. "Ne güzel." dedim ben de gülümserken.
Bana doğru döndüğünü hissettim ama ben yolu izliyordum. "Senden de olurmuş aslında öğretmen." dediğinde kahkaha atarak Kaan'a döndüm. "Yok ya, ben yapamazdım." diye cevap verdim. Sabırlı bir insandım aslında ama bazen o sabrım bile taşıyordu çocuklara karşı. "Niye yapamazdın, sevmez misin çocukları?" diye sorduğunda gülümsemesi solmuştu. Neden olduğunu anlayamadım. "Severim de o kadar çocuğa tahammül edemezdim galiba."
Başını salladı ve derin bir nefes aldı. "Anne olmayı ister miydin?" diye sordu bir süre sonra. Çok isterdim. Küçükken hep bir kızım olmasını istemiştim. Küçük küçük tokalar takmak isterdim saçına. Anne-kız günleri yapardık belki. Gülümseyerek "İsterdim." dedim. "Bir kızım olmasını çok isterdim. Etekler falan giydiririm, ne kadar tatlı olurdu." dedim heyecanla.
"Sen ister miydin?" diye sordum bu kez. Güldüğünü gördüm. Gözleri parlamıştı. "Çok isterim. Her şeyden çok." dediğinde ben de gülümsedim. "Çok güzel bir baba olurdun bence." Düşüncelerimi belirtiyordum.
Heyecanla bana döndü. "Olur muydum cidden?" diye sorduğunda sevinçle başımı salladım.
"Sende hayatımda gördüğüm en iyi anne olurdun." dediğinde içim ısındı. Sahi olur muydum?
Birkaç dakika sonra bir apartmanın önünde durduk. 10 katlı bir apartmandı. Yolda gelirken bir çiçekçi görmüştüm ve bir buket çiçek almıştık. Kaan çiçeği ve tatlıyı aldığında yürümeye başladık. Selim Kaya yazan zile bastığımda 5 saniyede kapı açıldı. Asansör ile 7. kata çıktığımızda sağ tarafa döndük.
Kapıda Selim ve Derya duruyordu. Gülümseyerek bizi bekliyorlardı. "Hoş geldiniz." diye sevinçle karşıladı bizi. "Hoş bulduk." dediğimde sarıldık. Kumral bir kadındı, uzun boyluydu.
Kaan elindeki tatlı ve çiçeği uzattığında "Yanlış kişiye verdin galiba." diyerek Kaan'a göz kırptı Derya. Ayakkabılarımızı çıkarıp içeri geçtiğimizde Selim bizi salona yönlendirdi.
İçeride Tim de vardı. Sadece Onur'u görememiştim. Bizi görünce gülümseyerek ayağa kalktılar. Onlarla da selamlaşınca koltuklara oturduk. "Nasılsın Buket?" diye soran Derya'ya gülümseyip "İyiyim, sen nasılsın?" diye sordum.
Tim kendi arasında sohbet ediyordu. "İyiyim ben de teşekkür ederim. Geçmiş olsun bu arada, yeni haberim oldu." dediğinde teşekkür ettim.
Bolca sohbet ettikten sonra "Biz Selim ile 7 yıldır evliyiz, Kaan'ı da 5 yıldır tanırım. İlk defa bu kadar mutlu görüyorum kendisini. İyi ki girdin hayatına." dediğinde dönüp Kaan'a baktım. Mutlu mutlu sohbet ediyordu.
"Öyleymiş zaten, ben sadece fark etmesini sağlamışımdır." dedim Derya'ya, başını sallamıştı. "Öğretmenmişsin sen de. Ne kadar kutsal bir meslek." dedim samimi bir şekilde. Heyecanla başını salladı. Mesleğini çok sevdiği belli oluyordu.
"Çok severim çocukları. Mesleğim de o yüzden ayrı bir güzel geliyor." dediğinde ben de gülümsedim. "Yanlış anlaşılmak hiç istemem ama çocuk düşünmediniz mi, bu kadar çocukları severken?" diye sordum. Uzun yıllardır birliktelerdi ve bu meslekten çocukları çok sevdiği belliydi. Belki de sadece okulda bu durumu seviyordu. Belki bir çocuk için sorumluluk almak istememişlerdi.
Sorumla birlikte yüzü düştü. Gözlerinin titrediğini hissettim. Yanlış bir şey sorduğumu o an anladım. "Düşünmez olur muyuz?" dedi acılı bir şekilde gülümseyerek. "Düşündük, çok istedik." dediğinde eğdiği başını kaldırdı, gözleri dolmuştu. "Selim ile evlendikten 2 yıl sonra silahlı saldırıya uğradım. Kurşun rahmimi delip geçmiş. Rahmim alındı." dediğinde nefesim kesildi.
Sorduğum soru karşısında yerlebir oldum. Ellerini tutup "Çok özür dilerim Derya, bilmiyordum." dedim. Sesim çok kısık çıkmıştı. Bilseydim sorar mıydım hiç? Gülümseyerek başını iki yana salladı. "Alıştık biz artık. Sorun yok." dediğinde kapı çaldı.
Selim kalkıp kapıyı açtığında içeri Onur girdi. Onu görünce gülümsedim ama daha da fazla gülümsememi sağlayan kişi arkasından içeri girmişti. Bilge.
Birlikte gelmişlerdi. Sıkıntılarını aşmış olmalıydılar. Birbirlerine bir şans vermişlerdi belki de. Sevinçle ayağa kalkıp Bilge'ye sarıldım. "Teşekkür ederim." diye fısıldadı kulağıma. Gülümseyerek geri çekildim.
Derya'nın yaptığı lezzetli yemekleri yemiş ve masadan kalkmıştık. Biz masayı toplamasına yardım ederken erkekler de sohbet ediyordu. Yaptığım tatlıyı servis ettiğimizde hepsi sohbete dalmış bir şekilde yedi.
Çaylarımızı da içtikten sonra artık kalkma zamanı gelmişti. "Ben bu gece burada kalacağım galiba, kalkamıyorum." diyen Burak eliyle karnını tutuyordu. Hepimizden fazla yemişti. Kahkaha atarak kapıya doğru yürüdüm.
"Yine beklerim Buket. İstediğin zaman çık gel." diyen Derya'ya sarılıp "Sen de gel lütfen." demiştim. Başını salladığında Selim'e de sarıldım ve iyi akşamlar dileyerek asansöre doğru yürümeye başladık.
"Çok tatlı bir kadın ya." dedim asansörden inerken. Kaan da gülümsedi ve "Öyle, ben de severim Derya yengeyi." dedi.
Arabaya bindiğimizde heyecanla döndüm ve "Bilge'yle Onur için o kadar sevindim ki Kaan." dedim. "Sana da helal olsun. Bizim 3 yıldır yapamadığımızı birkaç haftada hallettin." deyince üstten üstten bir bakış attım. "Gururumu okşuyorsun." dediğimde göz kırptı.
Camı açmıştım. "Hava çok güzel değil mi?" diye sordum. Yazı çok severdim ve yavaş yavaş geliyordu. "Çok güzel." dediğinde ona doğru döndüm. Bana bakıyordu ve bana bakarak söylemişti.
Birkaç dakika sonunda evimin önüne geldiğimizde kemerimi açtım. Kaan hala kemerini açmamıştı. "Gelmiyor musun?" diye sordum kaşlarımı çatarak. "Annemlere gideceğim bu gece." dediğinde başımı salladım. Kendisi bilirdi tabii ki.
Yanağına uzanıp bir öpücük kondurdum. "İyi geceler canım." dediğimde arabadan inmiştim. "İyi geceler sevgilim." dediğinde gülümsedim ve bahçe kapısından içeri girdim.
O gece hiç uyuyamadım. Uyumamı sağlayan koku ve beden yoktu. Sonraki gece de öyle. Uyku bana neredeyse hiç uğramamıştı.
İki gün boyunca Kaan'ı hiç görmedim, sadece telefonla konuşmuştuk. Bir işi olduğunu söylüyordu. Uyuduğum anlar yorgunluktan birkaç dakika bayıldığım anlar oluyordu.
Kaan uyuyor muydu acaba?
Kapım çaldığında "Gir." diye bağırdım. İki gündür adliyeye geliyordum. İşimin başındaydım artık.
İçeri giren adama gülümsedim ve elimi uzattım. Uzattığım eli tuttu ve sıktı. "Nasılsın Berat?" diye sorduğumda gülümsedi. "İyiyim Buket, sen nasılsın?" diye sorduğunda koltuğu işaret ettim oturması için. "Ben de iyiyim, teşekkür ederim."
Berat da Cumhuriyet Savcısıydı. Fakülteden tanıyorduk birbirimizi ve gerçekten sevdiğim birisiydi. Güvenebileceğim de bir insandı.
"Sana verdiğim bir flaş bellek vardı, hatırlıyorsun değil mi?" diye sordum ellerimi önümde bağlarken. Başını salladı ve "Hatırlıyorum." dedi. Çağatay'ın videosunun olduğu flaş belleği Berat'a vermiştim.
"Bakmadın değil mi?" diye sordum bu kez. Verirken bakmaması gerektiğini söylemiştim. "Bakma demiştin, bakmadım. Kasamda duruyor hala." dediğinde ona doğru eğildim.
"Artık bakabilirsin. İçindekini izle. İzledikten sonra ne yapacağını bilirsin zaten sen." dedim ciddi bir sesle. Kaşları çatılmıştı. "Ne var içinde Buket?" diye sordu meraklı bir sesle.
"İzle Berat. İzle ve gerekeni yap."
