38. bölüm · SON VURGUN

38. Son Kez

Mrs Senorite

Birisi sesleniyordu ama ne dediğini anlayamıyordum. "Uyan." diye bir fısıltı duydum. Gözlerimi açmaya çalışıyordum ama çok ağırdı. "Uyan kızım daha çok erken." diyordu annem.

Annemi görüyordum. Elini uzatmış tutmamı istiyordu. "Tut anneciğim benimle gel." Elimi uzattım ama tutamadım. "Tutamıyorum." diye fısıldadım. "Biraz daha çabala kızım. Tutacaksın." dediğinde biraz daha öne atılıp elini yakaladım.

İşte o an gözlerimi açabilmiştim. Hâlâ ağırlardı ama sonunda açabiliyordum.

Elimin üzerinde bir el hissettim. Adım sayıklanıyordu ama bilincim hâlâ yerinde değildi. Göğsümde bir ağrı vardı ama neden olduğunu anlayamadım. Yutkunduğumda boğazımın kuruluğu canımı acıtmıştı.

"Canım." diye bir ses duyduğumda başımı sol tarafa çevirdim. Bir çift yeşil göz bana bakıyordu. Gözlerinde her duyguyu gördüm. "Duyuyor musun Buket?" diye sordu bu kez. Duyuyordum ama cevap veremiyordum. Başımı aşağı yukarı salladığımda kocaman gülümseyip alnımı öptü. "Biliyordum, bırakmayacağını biliyordum." dediğinde az çok bir şey anımsadım. Vurulmuştum, hem de tam kalbimden. Kaşlarım çatıldığında içeri biri girdi.

Doktor olduğunu üzerindeki önlükten anlamıştım. Gülümsediğinde ilk Kaan'a sonra da bana baktı. "Geçmiş olsun Buket. Nasılsın?" Yanıma gelip gözlerime ışık tutmaya başladı. "İyiyim." dedim sessizce. "İyisin." dedi geri çekilirken.

Kaan'ın omzuna elini attı ve "Eğer biraz daha uyanmasaydın kardeşim başımıza yıkacaktı hastaneyi." dediğinde kaşlarım havalandı. Kaan'ın abisi Baran'dı. Gülümsemeye çalıştım.

"İyi değil mi?" diye sordu Kaan abisine. Baran sadece başını sallamıştı. "Ben sizi yalnız bırakayım. Tekrardan kontrole gelirim." dedi ve odadan çıktı.

Kaan az önce kalktığı sandalyeye geri oturdu ve elini uzattı. "Çok korktum." Yüzümü eline doğru bastırdım hafifçe. "Canımdan can gitti." diye fısıldadı. "Korkma." dedim sessizce. Avcumun içini öptü.

Cama tıklama sesi gelince başımı cama doğru çevirdim. Tim camdan izliyordu. Burak sevinçle el sallayınca elimi kaldırıp ben de salladım. Herkes mutluydu. "Çok seviyorlar beni." dedim göz kırpıp. "Çok seviyoruz." Sesi çok derinden geliyordu.

"Ödümüz koptu Buket. Bir şey olacak diye ödümüz koptu." dediğinde gülümsedim. "Öyle kolay kolay pes eder miyim ben?" diye sordum sahte bir kızgınlıkla. Kaan da gülümsemişti. Verilen ağrı kesicilerden dolayı gözlerim tekrar kapandı.

Uyanmamın üzerinden birkaç saat geçmişti. Yatakta uzanmış başımdaki seslerin kesilmesini bekliyordum. Hepsi hep bir ağızdan konuşuyordu. En sonunda dayanamayıp "Yeter!" diye bağırdım. Şaşkınca bana bakıyorlardı. "Ya susun ya da çıkın odadan. Kafam şişti." dedim kızgınca.

"Yeter lan, çıkın odadan!" diye bağırdı Kaan da. Ona doğru dönüp "Sen de." deyince o da şaşırmış bir şekilde bana bakıyordu. Kapım açılınca içeri doktorum Baran girdi. "Nasılız bakalım?" diye sorunca gülümseyerek "İyiyim, teşekkür ederim." dedim. "Acaba yanlış bir şey yapmış olabilir misiniz Baran abicim? Biraz agresifleşmiş sanki." dedi Burak, doktorun kulağına eğilerek. Baran kahkaha atıp yanıma geldi.

Serumumu inceledi ve geri çekildi. "Acaba çıkabilir miyim artık?" diye sordum bir umut. "Hayır Buket. Biraz daha müşahede altında kalacaksın." demişti. İzin vermeyeceğini tabii ki biliyordum ama şansımı denemek istemiştim. Baran arkasını döndü ve "Bu kadar fazla kişi olmaz, çıkın hadi bakayım." dediğinde herkes dışarı çıkmıştı. Bir Kaan duruyordu hala. Baran Kaan'a göz kırpıp odadan çıktı.

"Buket, çıkabileceğini düşündün mü cidden?" diye sordu hayretle. Başımı aşağı yukarı salladım. "Seni bağlarım buraya yine de çıkartmam." dedi yanıma otururken. "Çok sıkıldım Kaan. Yatmak istemiyorum artık." dedim bıkkınlıkla. Yüzümü sevmeye başladı. "Biliyorum ama birkaç gün daha dayan."

Birkaç gün daha hastanede kaldıktan sonra sonunda eve gelebilmiştik. Yatağımda uzanmış Kaan'ın yaptığı tavuk çorbasını içiyordum. "Ağrın var mı?" diye sordu ekmek uzatırken. Başımı iki yana sallayıp ekmeği kaptım. Bir kaşık çorba uzattı, hemen içtim. "Ellerine sağlık canım." dediğimde gülümsedi. "Afiyet olsun. İste başka bir şey yapayım onu da." deyince ben gülümsedim.

Çorbadan son kaşığımı da alınca yana doğru kaydım. Ne istediğimi anladı ama hareket etmedi. Beklenti dolu bakışlarımla bakarken "Yaran var Buket. Başında beklerim, uyuyabilirsin." dediğinde başımı sağa doğru yatırdım. Birkaç saniye yüzüme baktı sonra derin bir nefes alıp yanıma geldi.

Her zamanki gibi sarıldım ona. Kokusunu çok özlemiştim. Onu çok özlemiştim. "Çok özledim seni." diye fısıldadım. Sırtımdaki eli hareket etti. "Ben öldüm hasretinden." deyince biraz daha yaklaştım ona. Gözlerimi kapattığımda uyku hemen yanı başımdaydı.

"Buket." diye bir fısıltı duydum. Gözlerimi aralayıp biraz bekledim. Sonra başımı kaldırdım ve yanımda yatan adama baktım. Gülümsüyordu. Her şeye rağmen gülümsüyordu. "Günaydın canım." dediğinde uzanıp yanağına bir öpücük kondurdum. "Günaydın." diye fısıldadım ben de.

"Biraz daha yatmak mı istersin yoksa aşağı inip kahvaltı mı yapalım?" diye sorunca bir düşündüm. "Kahvaltı yapalım." deyip oturur pozisyona geçtim. "Kahvaltıyı bu adama tercih ettin yani." kınar gibi söyleyince kahkaha attım. "Sen her öğün, kahvaltı bir öğün." dediğimde o da güldü.

Birlikte aşağıya indiğimizde kahvaltı hazırdı. "Ya Kaan biliyor musun bu evin hizmetçilerini çok seviyorum." dedim mutfağa girerken. Ocağın başında yumurta yapan Burak kocaman açtığı gözlerle bana bakıyordu. "Ben de, ben de. Baksana her sabah kahvaltımız hazır oluyor." dediğinde birlikte masaya oturduk.

"Yarın da bulabilecek misiniz acaba bu hizmetçileri?" deyince kaşlarımı çatarak Burak'a döndüm. "O ne demek?" diye sordum. Kaan'a baktı sonra da önüne geri döndü.

Kaan'a doğru döndüğümde bana bakıyordu. "Erdem'in fişi çekildi. Yaptığı her şeyi itiraf etti. Elimizde görüntüler de var. Haluk Albay artık dönebileceğimizi söyledi. Akşam yola çıkacağız." dediğinde dümdüz bir ifadeyle Kaan'a bakıyordum. Benim neden haberim yoktu bundan? Bugün son günümüzdü yani bu evde. Son kez bu evde birlikte kahvaltı yapacaktık. Son kez aynı çatıda kalmıştık dün gece.

Hiçbir şey demeden önüme döndüm. "Buket." dediğinde hala önümdeki boş tabağa bakıyordum. "Neden söylemedin?" diye sordum. "Böyle hissedeceğini bildiğim için." diye cevap verdi. Yine hiçbir şey demedim.

Herkes gelince birlikte kahvaltı yaptık. Sohbetler ettik ama hepimizin içinde bir üzüntü olduğunu görebiliyordum. Arda ve Burak bile her zamanki gibi değillerdi.

Kahvaltıdan sonra odama çıktım. Bavulumu yatağın üstüne koyup içine eşyalarımı koymaya başladım. Sonra aklıma gelen bir şeyle odadan çıkıp Kaanların odasına geçtim. Selim'in evde olmadığını bildiğim için tıklamamıştım kapıyı.

Kaan da valizini hazırlıyordu. İçeri girdiğimde baştan aşağı beni inceledi. "Bir şey mi oldu?" diye sordu korkuyla. Başımı iki yana salladım. "Bir şey isteyebilir miyim?" dediğimde hafifçe gülümsedi. "İstediğin her şeyi yaparım. Söyle yeter ki." dediğinde ona doğru yaklaşıp "Acaba beni Fadime Teyze'ye götürebilir misin? Son kez teşekkür etmek istiyorum." dediğimde başını salladı. "Götürürüm." dediğinde heyecanla sarıldım. "Şimdi bavulunu hazırlayalım, yola çıkmadan gideriz olur mu?" diye sorduğunda başımı aşağı yukarı salladım.

Elimden tutup beni odama götürdü. Yatağa oturduğumda tüm eşyalarımı bavula koydu. Sığmayanları kendi bavuluna koymuştu.

"Hadi Buket!" diye bağıran Kaan'a "Geliyorum!" diye karşılık verip son kez odama baktım. Her güzel şeyi yaşamıştım burada. Odadan çıkıp aşağıya indim. Gözlerim yine evi inceledi. Bu çıkıştan sonra bir daha bu eve gelmeyecektik o yüzden son kez evi izledim. Çok uzun bir süre geçirmemiştik ama çok güzel bir zaman geçirmiştik. Galiba burayı çok özleyecektim.

Yüzümde buruk bir gülümseme varken arkamdan sarılan Kaan başımın üstüne öpücük kondurdu. "Bitmedi hikayemiz." dediğinde ona doğru döndüm ve kollarımı boynuna sardım. "Yeni başlıyor." dediğimde uzanıp dudağıma bir öpücük kondurdu ve geri çekildi. "Hadi gidelim." dediğinde elimden tutup arabaya yürümeye başladık.

Yaklaşık birkaç saat sonra Fadime Teyze'nin evine gelmiştik. Arabadan inip hızlıca kapıya doğru yürüdüm. "Yavaş Buket." diye bağıran Kaan'ı dinlememiştim.

İki kez kapıyı tıklattığımda Fadime Teyze kapıyı açtı. Beni karşısında görünce hemen sarıldı. "Hoş geldin güzel kızım." dediğinde gülümsedim. "Hoşbulduk." dedim samimi bir sesle.

Bizi içeriye davet etmiş ve bir kahve yapmıştı. "İyisin değil mi kızım. Çok korkuttun bizi." diyen Fadime Teyze'nin eşine gülümsedim. "İyiyim Hayrettin Amca. Kusura bakmayın siz de endişelendiniz." mahcup bir sesle konuşmuştum.

"İyisin ya gerisi önemli değil." demişti. Çok soru sormamışlardı. Selim gelip anlatmış olmalıydı. "Biz artık Ankara'ya dönüyoruz. Son kez gelip sizi görmek ve teşekkür etmek istedim." dedim üzgünce. Sesimin titrediğini fark eden Kaan elini bacağıma koymuştu. "Eğer bir şeye ihtiyacınız olursa lütfen arayın. Siz bana yardım ettiniz benim de size yardımım dokunsun." dedigimde Fadime Teyze'nin gözleri dolmuştu.

"Biz sana karşılık beklemeden yardım ettik yavrum. İyi olman bizi mutlu eder. O da bize yeter zaten." dediğinde sıkıca sarıldım Fadime Teyze'ye.

Birkaç saat daha oturduktan sonra kalkmıştık. Kapıdan çıkıp ayakkabılarımı giyerken "İyi bak kızımıza. Yanlışını duyarsam bulurum seni." dediğini duydum Hayrettin Amca'nın. Gülümsemiştim.

"Başımın üstünde yeri var amcam. Kendimden bile sakınırım onu artık. Gözün arkada kalmasın. Canı canım." Kaan'ın sözlerinden sonra baba gibi çekip sarılmıştı Kaan'a.

En sonunda vedalaşıp arabaya bindik. İki araç havalimanına gelmiştik. Bizi getiren uçak şimdi götürmek için bekliyordu.