19. bölüm · SON VURGUN
19. Kabustan Rüyaya
Bir şeyler başardığınız zaman içinizde uyumuş umutlar uyanırdı. Yapamayacağınızı sandığınız, umudunuzu kaybettiğiniz an bir şey olur ve sizin düşündüğünüzün tam tersi çıkardı. İşte bu duygu çok başkaydı.
Kapıyı kapatıp çıktığım an arkamdan çok güçlü bir haykırış duymuştum sadece. Yüzüme bir gülümseme geldi. Ben sevincimden kaynaklı olduğunu düşünüyordum ama aynada kendimi görünce öyle olmadığını fark ettim. Çok soğuk bir gülümsemeydi. Tehlikeli bir gülümseme.
Asansörden inince hemen otelden çıktım. Başka bir taksi çağırıp bindim. Hem biraz hava almak için hem de uzun zamandır yalnız kalmadığım için bir alışveriş merkezine gittim. Mağazaları dolaşıp biraz alışveriş yaptım. Yorulduğumu anlayınca da eve döndüm.
Bahçe kapısından girdiğim an evin kapısı açıldı. Kaan kapıda durmuş bana bakıyordu. Gözleri ellerimdeki poşetlere indi. Sonra yine sorgulayıcı bir şekilde bana bakmaya başladı. Eve doğru yürüdüm ve yanından geçip içeri girdim. Poşetleri yere bırakıp salona geçeceğim sırada kolumu tuttu. "Neredeydin?" diye sordu.
Merak mı etmişti? Hafifçe tebessüm ettim. "Alışverişe gittim." dedim sakince. Kaşları çatıldı. "Niye kimseye haber vermedin?" dediğinde ben de kaşlarımı çattım. Yalan söylemem gerekiyordu, anlamamalıydı.
"Seslenmiştim aslında ama..." dedim başımı salona doğru çevirirken. "Duymamışlar mı?" diye de ekledim. Biraz daha yaklaştı bana. "Düşündüğüm bir şeyi yapmadın umarım." dedi. Bakışları sorgulayıcıydı. "Ne düşündün ki?" diye sordum sessizce.
O böyle bakınca içimde bir şeyler akıyordu sanki. Neden böyle hissediyordum ki? Kimsede olmayan neden onda oluyordu? Sakallarını kesmişti yine. Çok çabuk uzuyordu sakalları. Bir süre uzun kullanıp yine kesiyordu.
"Gitmedin değil mi ona?" dedi kırgın gibi. Ses tonuna kaşlarım çatıldı. Az önce tam olarak yalan söylememiştim ama şimdi yalan söyleyecektim ve ona yalan söylemek istemiyordum. O yüzden hemen salona doğru yürüdüm ve içeri girdim.
"Savcım neredeydiniz?" dedi Burak korku dolu bir ifadeyle. "Kimse kaçırmadı beni sakin olun." dedim gülerek içeri girerken. Hepsi bana bakıyordu. "Niye haber vermedin merak ettik." dedi Selim. "Aslında seslenmiştim ama kimse duymadı galiba." dedim. O kadar gerçekçi söylüyordum ki inandılar. Birbirlerine baktılar nasıl duymadık der gibi.
"Erdem'in kızını bulduk." diye içeri girdi Kaan. Başımı ona doğru çevirdim. Devam etmesini bekledim. "Adı Ayça. Fotoğraftaki kreşe gidiyor. Çıkışta yaşlı bir kadın aldı." Karşımdaki koltuğa oturdu. Bana bakarak anlatıyordu. Büyük ihtimalle diğerlerine anlatmıştı zaten. "Öğretmeni annesinin vefat ettiğini, o yaşlı kadının da anneannesi olduğunu söyledi." deyince içim acıdı.
Daha çok küçüktü ve annesini mi kaybetmişti? Bildiğimiz kadarıyla babası da çok ilgilenmiyordu. Babası varken bile yoktu. Gözlerim yere indi. Halıyı incelemeye başladım. Babası vardı ama yoktu. Ne kadar da bildiğim bir duyguydu bu.
"Nerede oturuyorlar?" diye sordum. "Pazartesi günü öğrenir Serhat." dedi Serhat’a bakarak. "Siz gelmiyor musunuz komutanım?" diye sordu Serhat da Kaan'a. Başını salladı Kaan. "Buket'in boşanma davası var. Ankara'ya götüreceğim." dediğinde hepsi bana baktı.
"İmzaladı mı?" diye sordu Burak. "Henüz değil ama imzalayacak." dedim kararlı bir şekilde. Bu lafımdan sonra Kaan bana bakmıştı ama ben ona dönmedim.
"Biz de gelelim komutanım. Hem Haluk Albayla da görüşürüz." dedi Deniz. Arda da onu onaylar gibi başını salladı. Kaan'ın düşündüğünü fark eden Selim, "Geri döneriz akşamına." dedi. Kaan da başını aşağı yukarı salladı.
Bir süre daha onlarla oturduktan sonra odama çıktım. Telefonumu kontrol ettim ama daha bir mesaj ya da arama yoktu. Kapım bir anda açıldı. Kaan girdi içeri.
"Niye kapıyı tıklatmıyorsun ya, belki üzerimi değiştiriyorum." dedim kızar gibi. "Gittin değil mi?" diye sordu kapıyı kapatıp yanıma gelirken. "Nereye?" diye sordum. Anlamamıştım. "Gittin değil mi o herife?" diye sordu. O da sinirliydi. Gözlerimi kaçırdım. Yanından geçmek istediğimde kolumdan tuttu. Bir an canım acıyınca yüzümü buruşturdum. Hemen bıraktı.
"Özür dilerim acıtmak istemedim." dedi hemen kendini geri çekerken. Tutuşu acıtmamıştı zaten. Üzerimde bir hırka, içimde de tişört vardı. Hırkayı çıkardım koluma bakmak için. Tutuşu hafif olmasına rağmen neden canım yanmıştı ki? Başımı eğip baktığımda kolumun morardığını gördüm. Bakışlarım morluğa takıldı. Kaşlarımı çatmıştım.
"Ne oldu koluna?" diye sordu Kaan. Eli yine kolumu tuttu ama çok naifti. "Çarptım bir yere galiba." dedim başımı kaldırıp yüzüne bakarken. Sonra aklıma bir şey geldi. Çağatay'ın tutuşu. Kolumu tutup beni sarsmıştı. O an idrak edememiştim ama tutuşu gerçekten sertti.
"Çarptın?" diye sordu kaşlarını kaldırırken. Yutkundum ve "Hıhı." diyebildim. "Öyle bir yere çarpmışsın ki 4 tane yuvarlak morluk oluşmuş. Ne kadar sakarsın." dedi. Ama sesi sanki bir şey ima ediyordu. Hemen kolumu ondan kurtardım. Bu hareketimden sonra dişlerini sıktı. Elleri yumruk oldu.
"Buket bir kez soracağım." dedi. Nefesimi tutmuştum. "O mu yaptı?" dedi. Ne diyeceğimi bilemedim. Düşünme hakkı verdim kendime ama bu süreyi evet olarak kabul etmiş olacak ki, "Bu sefer gerçekten, bak gerçekten kimse alamayacak elimden." deyip yanımdan uzaklaşırken hemen kolundan tuttum.
"Hayır hayır yanlış anladın." dedim. Bir bahane bulmalıydım. "Neyi yanlış anladım Buket? O şerefsiz canını yakıyor, ben bunu yanlış mı anlıyorum? Sana gitme dedim. Sana konuşmayacaksın dedim. Beni dinle bir kere. Bir kere." dedi. Sinirlenmişti. Sesini yükseltiyordu.
"Boşanmayacaktı." dedim. Önüne geçmiştim. Kapıya sırtımı yasladım açamasın diye. "İmzayı atmayacaktı." Elleriyle ensesini ovdu. Sakinleşmeye çalışıyordu. "Şimdi atacak mı imzayı?" diye sordu. Yine sinirliydi ama sesini yükseltmemişti bu kez. "Atması lazım." dedim ben de. Yine yukarı baktı. Yine sabır diliyordu.
"Atsa da atmasa da kimse elimden alamayacak." dedi yüzü yüzüme yaklaşırken. Az önce bana kızmamış gibi kalbim heyecanla atmaya başladı. Yutkundum. Gözleri gözlerimi inceledi. Burnumu, dudaklarımı... Dudaklarımda bakışları daha fazla durdu. Bir kolunu kapıya yasladı. Nefesini yakınımda hissediyordum. Gözleri yine gözlerime çıktı.
"Bir daha dediğimi yap." dedi. O kadar sessizce söylemişti ki o konuşurken gözlerim kapandı. Saçlarımda elini hissettim. Çağatay saçlarıma dokununca geri çekilmiştim ama Kaan'a daha da çok yaklaşmak istiyordum. Saçımı geriye attı. Bir anda kapım çalınınca irkilip gözlerimi açtım. Kaan da kaşlarını çatmış kapıya bakıyordu. Geri çekilince kendimi toparlayıp kapıyı açtım.
"Savcım acaba aşağı..." diyen Burak'ın sözü Kaan'ı görünce kesildi. Önce kaşlarını çattı. Sonra aklına ne geldi bilmiyorum ama kendini gülmemek için zor tutuyordu. "Ne gülüyorsun lan?" diye soran Kaan'a bakıp yüzüne ciddi bir ifade koydu. Sonra bana döndü ve "Aşağıya bir gelebilir misiniz diyecektim ama..." Başparmaklarını yan yana getirip sürttü. "Sizin daha önemli bir işiniz var galiba." Bu hareketine gözlerim kocaman açıldı.
"Hayır hay..." Sözümü Kaan'ın "Hayırdır Burak? Sen de kırık iki parmakla gezmek istiyorsun bir süre sanırım." demesi kesmişti. Burak'a doğru yürüyordu. Bir anda gözleri fal taşı gibi açılan Burak hemen geldiği gibi gitmişti.
Şu an utancımdan yerin dibine girecektim. Kaan tam arkasını döneceği sırada kapıyı yüzüne kapattım. Çok utanmıştım. Kapıya yaslanmış bir şekilde dururken telefonuma bir bildirim geldi. Hemen baktım.
Buket mesaj atmıştı. Mesajda Çağatay'ın dilekçeyi imzaladığı yazıyordu. O kadar rahatladım ki. O kadar sevindim ki. Yere çöküp gülmeye başladım. Sonunda kabus bitiyordu. Rüyalar başlayacaktı.
Yerde ne kadar oturdum bilmiyorum ama aşağıdan "Savcım koşun yemek hazır." diye biri bağırdı. Kalkıp hemen aşağıya indim.
"Ne kadar hamaratsınız. Sizi alan yaşadı." dedim gülerek masaya ilerlerken. Burak kaslarını gösterdi ve "Her türlü." deyip göz kırpınca kahkaha attım. Kaan'ın yüzüne bakmamıştım. Bakmıyor değil bakamıyordum. Yemeğimi yedikten sonra masayı toplamaya başladım. İşimi hallettikten sonra çay koymuştum ocağa. Normalde kahvaltı dışında pek içmezdim ama canım çekmişti bu akşam. Keyifle çayımı içmek istiyordum.
"Canın mı çekti?" diyerek içeri girdi Kaan. Mutfak kapısına gidip kapıyı açtı. Sigara içecekti. "Çağatay imzalamış dilekçeyi." dedim sırtımı tezgaha yaslarken. Çakmağı yakan eli duraksadı ve bana döndü. Gözlerinde bir ışıltı gördüm ya da bana öyle geldi. Dudağının sol köşesi kıvrıldı. Sigarasını yakıp dudaklarına götürdü.
"Keyif sigarası desene." dedi gülümserken. Ben de gülümsedim. Çayı gösterip "Keyif çayı." dediğimde hafif bir kahkaha attı. "Yarın gidelim mi?" diye sordu. Yarın gitmek gibi bir düşüncem yoktu. "Neden?" diye sordum. "Yarın evdeyiz zaten gitmiyoruz bir yere. O yüzden gidebiliriz Ankara'ya." dedi. Başımı aşağı yukarı sallayarak "Olur." dedim.
Bir ürperti gelince titreyip önüme döndüm. Kapının kapanma sesini duydum ve arkamda bir beden hissettim. Kolunu uzatıp dolaptan bardakları çıkardı. Yedi tane ince belli bardak bir tane de kupa çıkardı. Ben kupada içerdim. Çayın demini ben koydum suyunu o döktü. Akşam sohbet ederek çaylarımızı içmiştik.
Sonra da uykum gelince odama çıkmıştım.
Sabah uyandığımda ilk işim bavulumu hazırlamak olmuştu. Evdekiler de uyanmış olmalıydı çünkü evden koşuşturmaca sesleri geliyordu. Kapım tıklatıldı "Gel." diye seslendiğimde Deniz'i gördüm. "Hazırsanız çıkalım savcım." dedi uyku mahmuru bir sesle. "Hazırım hazırım." dedim kabanımı giyerken. Merdivenden inerken bavulumu Deniz indirmişti.
Yine iki araba gidecektik. Öndekinde Kaan, ben, Burak ve Deniz vardı. Arkadakine de Serhat, Arda, Selim ve Onur binmişti. Çok erken uyandığım için araba çalışır çalışmaz tekrar uyudum. Gözlerimi açtığımda yine yoldaydık.
"Günaydın." diyen Kaan'a doğru dönüp gülümsedim. Önüme bir sandviç ve meyve suyu uzattı. "Biz yedik, sen de ye." dedi. Elindekileri aldım ve sandviçi yemeye başladım.
"Ne kadar kaldı?" diye sordum. "2 saat." diye cevap verdi. Başımı arkaya doğru çevirdiğimde Burak ve Deniz'in birbirlerinin omuzuna yatmış bir şekilde uyuduklarını gördüm. Bu gülümsememe sebep oldu. Önüme tekrar döndüm ve yolu izlemeye başladım.
"Tek çocuk musun sen?" diye sordum. Sohbet etmek istiyordum. Gülümsedi "Abim var." deyince şok oldum. "Abin mi var?" dedim şaşkınca. Bana doğru döndü. "Niye şaşırdın bu kadar?" diye sordu. "Bilmem ki şaşırdım yani." dedim önüme dönerken. "Adı ne?" dedim. "Baran." dedi yolu izlerken.
"Baran Kaan. Aileniz uyumlu olsun istemiş galiba." dediğimde gülümsedi yine.
Keşke hep gülümsese de izlesem. Eğer resim çizmede iyi olsaydım kesin gülümsemesini resmederdim.
"Seninkiler de öyle mi yaptı?" deyince düşündüm. Bizimkiler uyumlu değildi. "Yok. Selin ve Buket pek uymuyor." dedim üzüntülü bir sesle. Bizimkiler neden uyumlu değildi ki? Kollarımı göğsümde bağladım ve çocuk gibi somurtmaya başladım. Kaan hafif bir kahkaha attı. Ona doğru döndüm ve ne oldu der gibi başımı salladım.
"Buna mı üzüldün?" diye sordu gülerken. Cevap bile vermeden yine önüme döndüm. Sonunda Ankara sınırlarına girdiğimizde "Nereye gideceksin?" diye sordu Kaan. "Evime." dedim. Bana baktığını hissedince ona döndü. Kaşları çatılı bir şekilde bana bakıyordu.
"Ciddi misin?" diye sorunca neden öyle baktığını anladım. Bu haline kahkaha atınca arkamda bir hareketlenme hissettim. "Benim de bir evim var Kaan. Çağatay'dan önce yaşadığım bir ev. Oraya gideceğim Kaan." dedim tek tek. Rahatlamış gibi önüne döndü. Ankara'nın sokaklarına girince arabayı sağa çekti ve arkasını döndü.
"İnin." dedi Deniz ve Burak'a. İkisi de şaşkınca Kaan'a bakıyordu. Ben de şaşırmıştım. "İnsinler mi?" diye sorunca "İnelim mi?" diye sormuştu Deniz. "İnin." dedi Kaan yine. "Diğerleriyle askeriyeye gidin, geleceğim ben." demişti. Ciddiydi.
"Komutanım nasıl sığalım bir arabaya?" diye sordu Burak hayretle. Kaan öyle bir baktı ki ikisi de bir anda indiler. "Şaka mı yapıyorsun? Önce beni bırakır sonra geçerdiniz niye indirdin çocukları?" diye sormuştum ama beni duymazdan geliyordu.
"Nerede evin?" dedi. Gerçekten beni duymazdan geliyordu. Gözlerimi devirip önüme döndüm. "Sür." dedim. 20 dakika sonra evimin önüne gelmiştik. "Teşekkür ederim." dedim Kaan'a dönerken. "Rica ederim." dedi o da bana dönerek.
"Kahveye davet ederdim ama askeriyeye gideceksin." dedim kemerimi açarken. "Yine de müsait olduğunda beklerim. Teşekkür amaçlı." dedim. "Bir şey olursa ara." dedi. Başımı aşağı yukarı sallayıp arabadan indim.
