40. bölüm · SON VURGUN

40. Öz

Mrs Senorite

Bazen insanları gördüğünüz an kim olduklarını anlayabilirdiniz. Nasıl biri olduklarını bilir ya da hissedersiniz.

Şu an karşımda duran iki kişinin kim olduğunu bilmiyordum ama sevdiğim adama benzerliklerinden ve yaşlı adamın gözlerinin yeşilliğinden kim olduklarını az çok tahmin ediyordum.

Yüzümdeki gülümsemeyle başımı hafifçe sallayıp selam verdim. Belimde bir el hissettiğimde Kaan’ın arkamda olduğunu anladım. Karşımdaki kadın gülümseyerek bana elini uzattı ve "Ne güzelmişsin maşallah sana. Zeynep ben kızım, Kaan’ın annesiyim." dediğinde doğru tahmin ettiğimi anladım.

Gülümseyerek elini tuttum ve öpüp alnıma götürdüm. Bana saygı gösterene yaşı kaç olursa olsun ben de saygı gösterirdim.
"Kedi olalı bir fare tutmuşsun eşek sıpası." demişti babası.
Kaan’ın boğazını temizlediğini duydum. Babası bana doğru gelirken "Murat bende kızım." dediğinde onun da elini öptüm.
"Memnun oldum." dediğimde gülümsedi.

Elimdeki keki gösterip "Annem kek yollamıştı, size getireyim bir tabak." deyip mutfağa kaçtım.

Çağatay’la düzgün bir ilişkide olmadığım için anne ve babasıyla tanışırken hiçbir şey hissetmemiştim ama şu an kalbim deli gibi atıyordu.

Mutfağa girdiğim an keki tezgaha koydum. Arkamdan birinin girdiğini hissedince dönüp baktım. Kaan gelmişti. Tuttuğum nefesi bıraktım ve "Niye haber vermedin ailenin olduğunu?" diye sordum. Gülümseyerek yanıma geldi ve "Haberim yoktu ki, az önce geldiler." diye fısıldadı. Daha da yaklaşmaya başlayınca öpeceğini anladım ve hemen uzaklaştım.

"Ya sabır ya! Annenler içeride, annenler!" diye yüksek sesle fısıldadım. Bağırmak istemiyordum ama duymamaları lazımdı. Yüzü bana dönük değildi ama hareket eden bedeninden güldüğünü anlıyordum.

"Bir de gülüyor ya." diye kendi kendime konuştum. "Hayırdır heyecanlandın mı sen?" Bana doğru dönmüştü. Cevap vermeyince "Niye heyecanlandın ki? Annem ve babam alt tarafı. Kayınvaliden ve kayınpederin değiller sonuçta." dediğinde gözlerim kocaman açıldı. "Şu anlık." diye eklediğinde daha fazla konuşmak istemedim. Konuşamıyordum çünkü; heyecandan dilim tutuldu.

Ocakta kaynayan çayı görünce dolaplardan dört tane tabak ve dört tane çay bardağı çıkardım. Kekleri tabaklara koyarken, Kaan çıkardığım ince belli bardağı geri koyup bir kupa çıkarmıştı, benim için. Gülümsedim, görmesin diye de hemen sildim gülümsememi. Çayların üçünü kapalı, birini açık koydu. Üçüne bir şeker attı, birine atmadı. Ben şekersiz içerdim.

"Mis gibi koktu, ellerine sağlık annenin. İlet lütfen, daha çok sevsin beni." dediğinde kıkırdadım.

Tabakları tepsiye koyup içeri yürüdüm. Kaan’ın anne ve babasının önüne tabakları koyup ben de koltuğa oturdum. Yan tarafıma da Kaan oturdu.

"Nasılsın kızım, iyileşti mi yaran?" Zeynep Hanım’ın sorusuna şaşırmıştım. Kaan bundan da mı bahsetmişti? Samimi bir şekilde gülümsedim ve "İyiyim, çok teşekkür ederim." dedim. O da bana gülümsedi. "Siz nasılsınız?" diye sordum ikisine bakarak.

"Biz de iyiyiz kızım." diye cevap vermişti babası. Kekten bir parça alıp yediler. "Sen mi yaptın?" diye soran annesine "Annem yaptı." diye cevap verdim. "Ellerine sağlık çok güzel olmuş." deyip keki yemeye devam etmişti.

Kekler bittikten sonra bir çay daha getirdim ve yerime oturdum.
"Kaan çok bahsetmişti senden. Dört gözle tanışmayı bekliyorduk." deyip gülümsediler. Ayak parmaklarım kıvrılmıştı mahcupluktan.
"Öyle mi?" diye sordum gülümseyerek. Kadın başını salladı. "Sabah Buket, akşam Buket. Ağzından başka bir şey dökülmüyordu."

Annesinin lafından sonra Kaan’a döndüm. Gözünü kırptığında önüme geri döndüm.

"Oğlumuzun bu kadar aklını karıştıran kadın kim merak ettik valla. Ama haklıymış." dediğinde ellerimi birleştirip gözlerimi kaçırdım.

Bir süre sohbet etmiştik. Onlar beni tanımış, ben de onları tanımıştım. Babasının emekli öğretmen olduğunu, annesinin ev hanımı olduğunu biliyordum. Cumhuriyet savcısı olduğumu duyunca gözlerindeki gururu yüz metre öteden bile görebilirdim.

Eski anılarından bahsetmişlerdi. Kaan’ın çocukluğuna indiğimizde çay bahanesi ile odayı terk etmişti Kaan. Uzun zamandır bu kadar çok güldüğümü hatırlamıyordum. Bir gün annem ile de tanışmak istediklerini söylemişlerdi. Babamdan hiç bahsetmemişlerdi, belki Kaan bahsetmiş olabilirdi.

Akşam olunca da vedalaşıp gitmişlerdi. Giderken sanki öz kızlarıymışım gibi sımsıkı sarılmışlardı. Salona geçip koltuğa tekrar oturduğumda sabahki heyecan artık yoktu üzerimde.

Gözlerim kapalı bir şekilde otururken Kaan yanıma oturdu ve sarıldı. "Çok sevdiler seni. Bir yanlış yapayım, sopayla dövermiş babam." dediğinde kahkaha attım. Gözlerimi açıp ona doğru döndüm ve baş parmağımı kaldırdım "Ayağını denk al yüzbaşı. Annen ve baban benim arkamda artık." dediğimde parmağımı ısırır gibi yapınca hemen geri çektim.

Kaşlarım çatılmış bir şekilde yüzüne bakıyordum. Tam bir şey diyeceğim sırada "Gitmeyeceksin değil mi?" diye sordu çocuk gibi. "Gitmeyeyim mi?" diye fısıldadım. Üzerime doğru eğildi ve "Gitme." dedi.

Ben de kollarımı boynuna doladım ve biraz daha yakınıma çektim. Bir anda beni kucağına aldı ve yürümeye başladı. Yüzümü boynuna yaklaştırdım ve öptüm. Bedeninin kasıldığını hissedince bir kez daha öptüm.

"Uslu dur Buket." diye kızıp yatağa bıraktı beni.

Üzerindeki tişörtü çıkarınca açıkta kalan bedenine baktım.
"Uslu duruyorum zaten Kaan." dedim yatakta yatarken. Gözlerim hala bedeninde geziyordu.

"Gözlerin öyle demiyor ama." deyince bakışlarımı gözlerine çıkardım. Dirseklerimden destek alıp yataktan hafifçe kalktım. "Ne diyormuş gözlerim?" diye fısıldadım.

Elindeki tişörtü yere bıraktı ve bana adımladı. "Yapmayı çok istediğim ama yapamadığım şeyler diyorlar." dediğinde dudağım kıvrıldı. Biraz daha kalktım ve "Ne istiyorsun ki?" diye fısıldadım dudaklarına doğru.

Yüzü yüzüme yaklaştı. "Duymak mı istiyorsun?" dediğinde heyecanlandım, kalbim hızlandı. Başımı aşağı yukarı salladım. Gözleri dudaklarımda takılı kaldı. Bir eli sağ tarafımdan yatağa bastırmaya başladı, diğeri ise yüzümde geziyordu. "Her şeyini istiyorum. Her bir zerreni istiyorum." diye fısıldadı dudaklarıma doğru.

Tenimin ısındığını hissettim. Öyle bir söylüyordu ki kadınlığım sızladı. Sırtım tekrar yatakla buluştuğunda kollarımı boynuna doladım ve kendime doğru çektim. "Ne istiyorsan yapabilirsin." dedim heyecanla.

İstediği şeyi ben de istiyordum. Uzun zamandır istiyordum ve Kaan’ı hiç bu kadar ciddi görmemiştim. Başını iki yana salladı hafifçe. "Yaran var." dediğinde dudaklarımı dudaklarına sürttüm.
"İyileşti." Hayır, daha iyileşmemişti. Nefesi hızlandığında "İyileşmedi biliyorum. Sana zarar vermek istemiyorum Buket." dediğinde yüzünü boynuma gömdü. Her zaman öptüğü o yeri bir kez daha öptü.

Gözlerim kapandığında "Vermezsin ki." diyerek ikna etmeye çalışıyordum. "Sus. Aklımı çelme, sus."
Gözleri gözlerimi bulduğunda "Şimdi uyu." dedi ve bir kez dudağımı öptü.

Kaşlarım çatılmış bir şekilde Kaan’ı üzerimden ittim ve "Sen istediğinde bu kez ben istemeyeceğim." dedim sinirle ve yatağın diğer tarafına gittim.

Arkamı ona dönerek gözlerimi kapattım. Yattığını hissettim. Bana doğru yaklaştı ve arkadan sarıldı. "Bana karşı koyamazsın." diye fısıldadı kulağıma.

"Görürüz Kaan, görürüz." diye söylendim ve sustum.

Kıkırdadığını duydum ama ağzımı daha da açmadım. Bana sarılmıştı ama ben ona dokunmuyordum. Ellerimi tutup sarılan elinin üzerine koyunca elimi çektim. Tekrar aynısını yapınca yine çektim. Yine yaptı ve çekmemem için elini de üzerine koyunca çekemedim.

Uykum gelmişti ve gücüm de kalmamıştı. En son "İyi geceler canım." diye fısıldadığını duydum ama cevap bile veremedim.