37. bölüm · SON VURGUN

37. Duyguların Açıklığı

Mrs Senorite

Zaman durur muydu hiç? Ne zaman durduğunu hissederdik?

Kaan o an zamanın durduğunu hissediyordu. Gözleri Buket’in bedenine kilitlendiği an, çevresindeki hiçbir sesi duymadı. Ne Erdem’in sesi, ne silahların metal tınısı, ne de timin bağırışları…

Sadece onun dizlerinin üzerine çöküşünü gördü. Sonra toprağa düşüşünü. “Buket!”

Etrafta bir sürü ses vardı ama Buket’e doğru koşan adamın haykırışları hepsini bastırıyordu. Kaan Alp’i kimse durdurmadı. Zaten durdurabilecek bir güç de yoktu. Korumalar arabalara binmişti. Erdem de arabasının yanında dikiliyordu.

Kaan dizlerinin üzerine çöktü, Buket’i kollarının arasına aldı. Göğsünden sızan kan parmaklarının arasından akıyordu. “Hayır… Hayır, hayır, hayır…” diye fısıldadı. Kontrolünü kaybediyordu.

Sevdiği kadın gözlerinin önünde ölümle savaşıyordu. Buket’in gözleri kapalıydı. Nefesi düzensizdi. Göğsü zorlukla inip kalkıyordu. Yaşıyordu; ama zaman onun aleyhine akıyordu.

“Kaan!” Selim’in sesi uzaktan geldi. “Ambulans yolda!”

Adamın yanına birkaç kişi daha geldi ama kimseyi görmüyordu. Erdem ve adamları araçlarıyla hareket etmeye başlayınca Kaan Alp başını kaldırdı ve Deniz’e işaretini verdi. Adam cebindeki kumandayı çıkarıp bir tuşa bastı. Onun da elleri titriyordu.

O an herkesi sağır edecek bir ses duyuldu. Silahların olduğu kamyon patlamıştı. Erdem’in araçları durdu ve herkes aracından inip şaşkınca patlamayı izlemeye başladı. Tim, garanti olması için kasaların altına patlayıcı koymuştu. Tüm silahlar şu an yanıyordu.

“Bu daha başlangıç Erdem Öztürk!” diye haykırdı sinirle Kaan Alp.
Erdem hiçbir şey demeden hızlıca uzaklaştı oradan. O zaman bu adamdan korkması gerektiğini anlamıştı.

Kaan ceketini çıkardı, baskı uygulamak için sevdiği kadının göğsüne bastırdı. Elleri titriyordu. Hayatında ilk defa bu kadar çok korkuyordu. Daha yeni tanıdığı ama hayatı olan bu kadını kaybedemezdi. 29 yıllık hayatında ilk defa yaşadığını hissederken bu kadar çabuk ölemezdi.

Arabasıyla kaçan adamın peşinden kimse gitmedi; çünkü o an herkesin merkezi yerde yatan kadındı.

Kaan Alp kucağındaki kadınla birlikte ayağa kalktı ve arabasına doğru koşmaya başladı. Yanındaki adamlar bir şeyler diyorlardı ama duymuyordu bile. Uğultu gibi geliyordu ona.

“Selim sür hemen! Sür!” haykırırken arka koltuğa oturdu. Öndeki adam korkuyla sürüyordu aracı. Arada bir dönüp arkasındaki iki kişiyi kontrol ediyordu. Kanlar arabaya da bulaşmıştı. Sürebildiği kadar hızlı sürdü.

Hastaneye geldiklerinde öndeki araçtan inen Deniz, “Sedye getirin! Yaralı var!” diye bağırdı. Hepsinin içinde bir korku vardı. Buket sedyeye alındı. Bir doktor sedyeye yaklaştı ve “Kan kaybı fazla. Hemen ameliyata alıyoruz.” dedi.

Kaan Alp sedyenin yanında yürürken kadının elini tutuyordu. Bir el omzuna dokundu. Döndüğünde karşısında abisini gördü. Üzerinde yeşil cerrahi önlük vardı. Yüzü ciddiydi, gözleri durumu tek bakışta anlamıştı.

“Ben alıyorum,” dedi net bir sesle sedyenin başındaki doktora. Kaan konuşamadı. İlk kez nefesi boğazında düğümlendi. Baran kardeşinin yüzüne baktı. Bir saniyeliğine doktor değildi, sadece ağabeydi.

“Yaşıyor,” dedi sakin ama kesin bir tonla. “Elimden geleni yapacağım.” O cümle, Kaan’ı ayakta tutan tek şey oldu. “Fazlasını yap abi. Yaşat onu.” diye fısıldadı. Baran bir kere başını salladı.

Ameliyathane kapıları kapandığında saatler başladı. Kaan Alp yerinde duramıyordu; bir ileri bir geri gidip duruyordu. Timin bakışları ameliyat kapısındaydı. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Burak duvara yaslanmış sürekli saati kontrol ediyordu. Deniz oturmuş topuklarını yere vuruyordu.

Kaan Alp yumruğunu duvara vurdu ve “Öldüreceğim onu.” diye fısıldadı. Yanına giden Selim elini omzuna koydu ve “Sakin ol. Sakin ol ve bekle.” dedi sakince. O da korkuyordu ama sakindi. İçerideki kadının güçlü olduğunu biliyordu.

Deniz ayağa kalktı ve koridorda yürümeye başladı. Kaan ameliyathanenin kapısının önüne geldi ve “Ne zaman bitecek?” diye sordu bomboş kapıya. Sesi titriyordu.

“Önce Allah’a sonra Baran’a emanet. İçini rahat tut.” dedi Onur yanına gelirken.

Saatler geçmişti ama hâlâ bir ses yoktu. Kapıdan kimse çıkmıyordu. Kaan alnını duvara yaslamış beklerken kapı açıldı. İçeriden abisi çıkınca Kaan Alp hemen abisine doğru yürüdü. Gözleri beklenti içindeydi. İyi haberleri bekliyordu. Herkes ayağa kalkmış Baran’ın dudaklarından dökülecek kelimeleri bekliyordu.

Adamın bakışları hepsinde gezindi. Derin bir nefes alıp, “Ameliyat başarılı geçti, kurşunu çıkardık.” deyince hepsi tuttukları nefeslerini bıraktı. Kaan Alp’in gözünden bir damla yaş düştü. Sadece abisi gördü bunu. Baran, Kaan’ı çekip sarıldı. “Kurtardık.” diye fısıldadı kulağına.

Kaan geri çekildiğinde Baran konuşmaya devam etti: “Hâlâ hayati tehlikesi var. Bu yüzden yoğun bakıma alacağız.” dediğinde herkes yine sus pus oldu. Ama biliyorlardı ki bu ameliyatı atlatan kadın o yoğun bakımdan da çıkardı.

Buket yoğun bakımda yatıyordu. Pencerenin önünde durup onu seyreden kişi Kaan’dı. Elini pencereye yaslamış dolu gözlerle yatakta yatan kadına bakıyordu. “Güçlüsün sen.” diye fısıldadı kendi kendine. “Hem beni bırakmazsın sen.” dedi gülümserken. Gözlerinden akan yaşı sildi. “Yaşa ki ben de yaşayayım sevgilim.” diye konuştu.

Belki duyardı kadın. Duymasa bile belki hissederdi. Elini camdan çekti ve sert adımlarla bahçeye çıktı. Bahçede oturmuş telefonla konuşan adamların yanına gitti. Erdem’in yerini öğrenmeye çalışıyorlardı. Kaan’ın geldiğini gören Serhat, “Bulduk.” dedi.

Araba bir orman yolunda ilerliyordu. Arabada Kaan, Selim ve Burak vardı. Kaan Alp diğerlerine hastanede kalmalarını söylemişti. Buket yalnız hissetmesin istiyordu.

Burak’ı yakınlarda bir yerlerde indirmişlerdi. Keskin nişancı tüfeği ile etrafı kontrol edip yollarına bir şey çıkarsa indirecekti. Araçtan iki kişi indiklerinde evin önünde dört koruma olduğunu gördüler. Yavaşça yaklaşıp ikisini indirdiler. Bir tanesini de uzaktan Burak vurunca Selim kalan adamı indirmişti.

Sessizce içeri girdiklerinde içerideki korumaları da indirdiler. Erdem yukarıda uyuyordu. Hiçbir şey duymamıştı. Burayı bulup gelebileceklerine ihtimal dahi vermiyordu.

Kaan ağır ağır üst kata çıktı ve yatakta mışıl mışıl uyuyan adamı gördü. Nefreti, öfkesi, siniri daha da arttı ve bir anda uyuyan adamın boğazından tutarak kaldırdı. Erdem şaşkına dönmüş bir şekilde uyandı. Adamı duvara yasladı ve “Orospu çocuğu! Sen burada uyurken o neler çekiyor orada!” diye haykırdı ve bir yumruk attı.

“Sen götünün keyfine yatarken o canıyla uğraşıyor piç!” Bir yumruk daha atmıştı. Selim kapıda durmuş onları izliyordu. Kaan bir bıraksa o saldıracaktı bu kez.

“Senin yedi ceddini sikeceğim Erdem!” dediğinde adamı yere fırlattı. “Senin gelmişini geçmişini sikeceğim!” Dirseğini yüzüne geçirdi. Erdem acıdan haykırıyordu. Yüzü kan olmuştu. Kaan Erdem’i yerden kaldırdı ve aşağıya indirdi.

Bir sandalyeye oturtmuştu. Alnına silah dayadığında ne kadar ciddi olduğunu Selim fark etti ve Kaan’ı durdurdu. “Buket bunu istemez Kaan. Mantığınla hareket et. Ölmesini ben de istiyorum ama elin kana bulansın istemez.” diye fısıldadı Kaan’a.

Kaan elindeki silahı beline koyduğunda mutfağa doğru ilerledi. Dört tane bıçak aldı ve geri döndü. Erdem’in gözleri fal taşı gibi açılmıştı. “Dur.” diye fısıldadı ama hiçbir işe yaramadı.

“Sen benim sevdiğim kadına tokat mı attın?” diye sordu korkunç bir sesle. Buket’in yüzünde parmak izleri görmüştü. Erdem’in bir elini masaya koydu ve bıçağı havaya kaldırdı. Bir anda masada duran eline saplayınca evin içini adamın haykırışları kapladı.

“Sen benim sevdiğim kadına dokundun mu?” diye sorunca bu kez de diğer eline geçirdi bıçağı. Erdem’in elleri masaya saplanmıştı.

“Sen benim sevdiğim kadına silah mı doğrulttun?” Bıçak bu kez bacağına saplandı.

“Bir de sen o tetiğe mi bastın?” Diğer bacağına da bıçak saplanınca adam acıdan bayıldı. “Orospu çocuğu, seni diri diri gömeceğim.” diye fısıldadı bayılan adama.

Evden çıktıklarında Burak bayılan adamı bir depoya götürmüştü. Kaan ve Selim hastaneye geri dönmüşlerdi.

Giderken nasıl uyuyorsa Buket hâlâ aynıydı. Kaan yere doğru çöktü ve sakallarını kaşıdı. Buket’in en sevdiği şey sakallarıydı. Eğer ona bir şey olursa bu sakallarını da bir daha uzatmayacaktı.

Bir beden çöktü yanına. “İyi olacak.” Abisiydi. Kaan başını çevirdi. “Korkuyorum.” diye fısıldadı. Baran’ın gözlerinden merhamet geçti. Kardeşini ilk defa böyle görüyordu. Her daim güçlü duran, duygularını belli etmeyen adam şimdi korktuğunu söylüyordu. Kardeşini kendine doğru çekti ve sarıldı.

Birkaç saat geçmişti. Yoğun bakımın kapısı açıldı ve Kaan Alp içeri girdi. Yavaş yavaş yatakta yatan kadına doğru ilerledi ve yanına oturdu. Eli saçlarına gitti. Adamın en sevdiği şey Buket’in saçlarıydı. Hep açık bıraksın isterdi. Hiç toplamasın ve saçları hep rüzgarla dalgalansın...

“Canım.” diye fısıldadı. Eğer uyanık olsaydı yine gülümserdi bu sözüne, biliyordu. Ama şu an hiçbir tepki vermemişti. “Buradayım. Yanındayım.” Yüzünü sevdi bu kez. “Uyan, bir kez gülümse bana. O gözlerinin güldüğünü göreyim bir kez.” Sesi titriyordu yine.

“Korkuyorum Buket, lütfen uyan.” Gözünden bir damla yaş düştü. “Çok korkuyorum, yanımda ol yalvarırım sana.”

Gözyaşı kadının eline düştü. Kaan Alp kadının elini kaldırıp avucunun içini öptü. Geri bıraktığında o görmedi ama Buket’in bir parmağı hareket etti. O bilemedi ama kadın onu hissetti. O anlamadı ama kadın onu duydu. Bırakmayacağını dile getirdi ama o duymadı.