31. bölüm · SON VURGUN
31. Ev Gibi
Bundan sonra ne olurdu bilmiyordum. Kim kimi bitirirdi bilmiyordum. Sadece kimin biteceği belliydi.
Hastaneden çıktıktan sonra eve gelmiştik. Sadece Selim yoktu. Onun da Fadime teyzenin evine gittiğini öğrenmiştim. Benden haber beklediklerini söylemişti Kaan.
Koltuğa uzanmış, televizyonda kanalları geziyordum. Yanımda da Burak oturuyordu. "Bunu izleyebiliriz bence," dediğinde bir süre ekrana baktım. Arabaların yarış hâlinde olduğu bir diziydi sanırım. Hiç ilgimi çekmedi ve hemen kanalı değiştirdim. "Sevmedim," dedim diğer kanala geçerken.
Şimdi karşımda bir yarışma programı vardı; birkaç kadın kombin yapmış, jüri de değerlendiriyordu. "Bunu izleyelim," dediğimde uzanıp elimden kumandayı aldı. "Savcım saçmalamayın lütfen. Bunu izleyecek adam mıyım ben?" dediğinde bir önceki kanala geri döndü.
Kızgın bir şekilde onun gibi uzanıp kumandayı aldım ve kapattığı kanalı geri açtım. Kumandayı da diğer tarafıma koydum uzanamasın diye. Gülümseyerek yarışmayı izlerken kanal bir anda yine öncekine döndü. Başımı eğip kumandayı alacağım esnada orada olmadığını gördüm. Başımı çevirip baktığımda bacaklarını uzatmış, elinde kumandayı tutan Burak'ı gördüm. Ne ara almıştı?
Ayağa kalkıp başparmağımı ona doğru savurdum. "Kardeşime söyleyeyim de böyle erkeklerle muhattap olmasın," dediğim an hemen kendini toparladı ve ayağa kalktı. Az önce gülen suratı şimdi sirke satıyordu. Kumandayı bana uzattı ve "Olur mu öyle şey canım savcım," dedi. Almayınca daha da uzattı. "Alın, alın, ne isterseniz açın izleyelim," dedi.
Gözlerindeki korkuyu görünce içimden kıkır kıkır güldüm. "İstemez," dedim saçlarımı savurup. "İzle sen izleyeceğini, gidiyorum ben," deyip salondan çıktım. "Allah da beni kahretsin," diye fısıldayan sesini duymuştum.
Odama çıkıp yatağa uzandım. Birkaç saniye sonra kapım açıldı ve içeri Kaan girdi. "Uykun mu geldi?" diye sordu yanıma otururken. "Yoo," dedim saçlarımı diğer tarafıma atarken. "Ne yemek istersin?" diye sordu. Saçlarımı seviyordu. "Yemek mi yapacaksın?" dedim heyecanla. "Emrine amade bu asker," dediğinde hafifçe gülümsedim. "Çorba mı?" dedim bu kez. Başını aşağı yukarı salladı.
"Ne yersin?" Düşünür gibi gözlerimi odada gezdirdim. En sonunda bakışlarım Kaan'ı buldu. İsteyeceğim şeyi merakla bekliyordu. Sinsice gülümsedim ve biraz ona yaklaştım. "Seni," deyip göz kırptığımda gözlerini kocaman açtı. Gülmemek için zor durdum.
Hiç beklemiyordu ve bu onu şaşırtmıştı. Bir süre sessiz kalınca kahkaha attım. Sonra "Beni mi istiyorsun?" diye fısıldadı. Öyle bir fısıldamıştı ki susmuştum. Bu kez susma sırası bendeydi. "İstersen seve seve," dedi gülümserken. Yüzü yüzüme yaklaşıyordu. Yutkundum, üzerime doğru eğilmişti. "Kaan," dedim fısıltıyla. "Canım," dedi o da aynı ses tonuyla. "Çorba," dedim kekeleyerek. "Çorba," diye tekrar etti. "Acıktım." Başını salladı, "Acıktın," diyerek geri çekildi ama ben çoktan yanmıştım.
Dudaklarım hayal kırıklığı yaşamıştı öpülmediği için. Benim yüzümdendi; araya laf karıştırmasam öpecekti belki. Ayağa kalkıp odadan çıktı.
Bir süre yatakta yattıktan sonra pijamalarımı giymek için ayaklandım. Pijamanın altını giydikten sonra üstünü de giyecekken kapım bir anda açıldı. Hemen arkamı dönmüştüm. Üzerimde sadece sütyenim vardı. "Çok pardon," diye içeri giren kişi Kaan'dı. O da hemen arkasını dönmüştü. "Ya sana defalarca dedim kapıyı çal diye!" diye söylenmeye başladım. "Yattığını düşünmüştüm Buket," diye söylendi o da.
Üzerime pijamayı geçirip düğmelerini kapatmaya başladım. "Giyindin mi?" diye sorunca "Hıhı," dedim. Bana doğru döndü. Elinde tepsi vardı; bir kase çorba, bir dilim ekmek ve meyve suyu getirmişti. Baştan aşağı beni süzdü. Bakışları göğsümde takılı kalınca başımı eğip baktım. Düğmeleri iyi kapatamamıştım. Elim düğmelere gitti ve bu kez doğru düzgün kapattım. "Sanki görmedik," diye fısıldadığını duydum ama emin olamadım. Tepsiyi komodinin üzerine koydu. "Efendim?" dedim yatağa ilerlerken. "Bir şey yok."
Çorbayı karıştırıyordu. Yatağa oturduğumda tepsiyi kucağına aldı. Kaşığı almak için uzandığımda o benden önce davrandı ve aldı. Çorbadan bir kaşık alıp üfledi ve dudaklarıma yaklaştırdı. Hemen içtim. "Kendim yiyebilirim, yorulma sen," dedim kaşığı elinden almaya çalışarak. Bir kaşık daha uzattı. "Bu değil de sen yoruyorsun beni canım," dedi imalı imalı. Bir kaşık daha uzattı. "Ben seni niye yorayım?" dedim tripli bir şekilde. Ne yaptım ki yani? Meyve suyumu uzattı bu kez. Cevap vermeden çorbanın tamamını içirdi bana. Sonra da peçeteyle dudaklarımın kenarını temizledi. Tepsiyi geri komodine koydu.
Yatağa uzandığımda üstümü örttü. Tepsiyi aldığında çıkacağını anladım. Elimle hızlıca kolunu tuttum. Bana doğru döndüğünde bir şey dememi bekledi. Şu an isteyeceğim şeye çok ihtiyacım vardı. Evimde uyumak istiyordum. "Benimle uyur musun?" diye sordum çocuk gibi.
Sanki canavardan korkup babasının yanında yatmayı teklif eden bir çocuktum.
Gözlerindeki ifade değişti. Merhamet mi aldı yerini anlayamadım ama olumsuz bir cevap vermemesi için kenara doğru kayıp ona yer açtım. Yatakta açtığım boşluğa baktı. "Ben sığmam ki oraya," dediğinde yatacağı için sevinip biraz daha kaydım. Tepsiyi aldığı yere geri koydu ve yanıma uzandı.
Kolunu başımın altından geçirince ona doğru döndüm. "Uyuşur kolun sabaha kadar," dedim çekmesi için. "Uyuşsun," dedi. Başımı göğsüne yaslayıp beline sarıldım. O da bana sarılmıştı.
Bir insanın gövdesi evinde gibi hissettirir miydi? Kaan Alp'in gövdesi hissettiriyordu. Saçlarıma bir öpücük kondurdu. "İyi geceler canım," dedi o güzel sesiyle.
"İyi geceler canım," dedim ben de onun gibi.
