23. bölüm · SON VURGUN

23. Griye Dönen Siyah

Mrs Senorite

Yaşadığımı hissettiğim, gerçekten evimdeymiş gibi içimin ısındığı andı bu an. Kalbim bu kez yaşadığını hissediyordu işte.

Kaan geri çekildi ama benden uzaklaşmadı. Alnını alnıma yaslamıştı. Nefes nefese kalmıştım. Heyecandan mıydı? Evet. Bir süre sustu. O da nefesini düzeltmeye çalışıyordu.

"Ayak uydurmanı sevdim," diye fısıldadı. Gözlerim kapalı olsa da güldüğünü hissediyordum. "Sizi tatmin edebildiysek ne mutlu bana," dedim imalı bir şekilde. Kollarım hâlâ boynundaydı. Onun elleri de belimde duruyordu.

"Bakışın bile yetiyor," dedi dudaklarını dudaklarıma sürterken.
"Öyle mi?" Sesim cilveli çıkmıştı. "Hıhı," dedi geri çekilirken. Belimdeki elleri yüzümü buldu. "Eve bırakayım mı seni?" diye sordu sakince. "Arabayla geldim," dedim kendi gidebileceğimi söylemek için.

"Yine de bırakabilirim. Arabanı sonra getiririm," dediğinde elimle sakallarını seviyordum. "Kesmemişsin," dedim fısıltıyla."Kesme dedin," deyince gülümsedim. Sırtımı duvardan ayırıp bir adım öne attım. Kaan da bir adım geri gitmişti.

"Kaçta gelirsin akşam?" dedim. "Kaçta istersen," diye cevap verdi. Düşünür gibi etrafı izlemeye başladım. "Ararım seni," dedim en sonunda. "Ara, hep ara," deyince uzanıp yanağına minik bir öpücük kondurdum. Sonra da geri çekildim. Gözleri kapalı bir şekilde duruyordu.

Gülerek odadan çıktım. Asansöre doğru ilerledim ve bindim. Tam kapı kapanacağı esnada bir kadın elini uzattı ve asansörün kapanmasını engelledi. Saçları omuzlarına değiyordu. Boyu 1.70 civarıydı. Uzun bir triko elbise giymişti. Altında da botları vardı. Güzel bir kadındı.

İçeride beni görünce gülümsedi. Bende ona gülümsedim ve yana kayarak yer açtım. "Merhaba," dedi ince bir sesle. "Merhaba," dedim ona dönerek.

Elini uzattı ve "Bilge," dedi. Uzattığı eli tutup "Buket," diye karşılık verdim. Kaşları çatıldı. Elini çekerken "Savcı Buket mi?" diye sorunca gülümseyerek başımı salladım. Bu kez kaşları havalandı ve o da tebessüm etti. "Tanıştığıma çok memnun oldum," dedi tatlı bir şekilde.

"Ben de," dedim sadece. "Babam anlatıyor sürekli sizi. Sonunda tanışabildim," deyince kaşlarımı çattım. Babası kimdi ki? Kaşlarımı çattığımı görünce "Pardon kendimi tam olarak tanıtamadım. Ben Bilge Karahan," deyince kim olduğunu anladım. Haluk Albay'ın kızıydı.

Asansör zemin kata gelince açıldı. İkimiz de indik. "Haluk Albay'ın kızı mısınız?" diye sordum sevecen bir sesle. "Evet, babamı görmek için gelmiştim," dedi. "Bir şeyler içelim zamanın varsa," dedim. Tanışmak istiyordum kendisiyle. "Tabii ki," dedi ve eliyle yürümem için işaret etti.

Birlikte kafeteryaya gelince iki kahve alıp boş bir masaya oturduk.

"Babam sevmiş seni," diye konuşmaya başladı. Tebessümle anlatıyordu. "Başarılı olduğun hakkında konuşuyor sürekli," dedi kahvesini içerken. Gülümseyerek dinliyordum. "Teşekkür ederim," dedim.

Kumral bir kadındı. Haluk Albay'ın kızı olduğu aslında belli oluyordu. Birbirlerine çok benziyorlardı.

"Genelde asker çocukları babalarının izinden giderler, sen farklı bir yol seçtin sanırım," dedim geri yaslanırken. Hafif bir kahkaha attı. "Benim yolum ayrı, hemşireyim ben," dedi.

Tekrar bir şey diyeceği sırada gözleri arkama kaydı ve sustu. Yüzündeki gülümseme silindi. Yerine bir acı geldi sanki. Neye baktığını görmek için arkamı döndüğümde Onur'un içeri girdiğini gördüm. İki çay aldı ve kafeteryadan çıktı. Bizi görmemişti. Bilge'ye döndüğümde Onur'un gidişini izlediğini gördüm. "İyi misin?" diye sordum öne eğilerek. Sadece başını aşağı yukarı salladı.

Derin bir nefes aldı ve "Bazı şeyler imkansızdır değil mi?" diye sordu. Kaşlarım çatılı bir şekilde "Bence imkansız diye bir şey yoktur," dedim. Mutlu olsun diye değil gerçekten öyle düşündüğüm için demiştim. "Çabalarsın olmazsa olmaz, ama en azından çabalamış ve görmüş olursun. Ya ulaşırsın ya ulaşamazsın," dediğimde yerdeki bakışlarını kaldırıp yüzüme baktı.

O an şimşekler çaktı. Onur'la gece yarısı konuşmalarımız geldi aklıma. O da aynı bu şekildeydi. Acı içinde kıvranıyordu. "Seviyor musun?" diye sordum sessizce. Gözlerini kaçırdı. "Bilmiyor değil mi?" dedim bu sefer. Onur'un dediklerini Bilge'den bahsettiğine emin olmadan söylemeyecektim.

Gülümsedi. Acı doluydu gülümsemesi. "Bilse ne fark eder Buket. Zaten bir değil bizim kaderimiz," dedi. Vazgeçmiş gibi duruyordu.
"Söylesen belki birleşir kaderiniz," dedim. Eğer Onur'un bahsettiği ama adını söylemediği kişi Bilge'yse, Bilge aşkını itiraf ettiği an koşardı ona.

"Hayat senin gördüğün gibi toz pembe değil Buket," demişti. Omuzuma dokunup gitmişti sonrasında da. Ben hayatı toz pembe görmüyordum ki zaten. Benim için simsiyah'tı. Ama artık griye dönüyordu. Birisi döndürüyordu.

Eve gelmiş bavulumu hazırlıyordum. Bu sefer kazaklar yerine daha ince şeyler koymaya başlamıştım. Bavulum hazır olunca Kaan'a mesaj attım.

"Hazırım ben, yola çıkma emri veriyorum."

Gülümseyerek telefonu kapattım. Bir kahve yapip dışarıyı izlerken telefonuma mesaj geldi. Hemen baktım.

Kaan: "Emrine amadeyim."

İnsan boş duvara bakarken gülebilir mi? Bu mesaj güldürmüştü. Sonra bir mesaj daha geldi.

Kaan: "On dakikaya kapındayım."

Eve gelince canım çektiği için elmalı kurabiye yapmıştım. Tabii ki bitmemişti ve ben gelene kadar bozulurdu. Hemen kalanları paketledim ve üzerime ceketimi alıp beklemeye başladım.

Son kez eşyalarımı kontrol ederken bir mesaj daha geldi. Hemen telefona koştum. O gülümseme yine yüzümdeydi. Mesajın kimden geldiğini görünce soldu.

Çağatay: "Ben üzerime düşeni yaptım. Sıra sende."

Videodan bahsediyordu. Yutkundum ve hiçbir şey yazmadan kapattım telefonu.

Camdan gelen arabayı görünce hemen bavulumu alıp çıktım. Kapıyı bir kez kilitledim ve arabaya doğru yürümeye başladım. Kaan arabanın kapısına yaslanmış gülümsüyordu. Onu görünce ben de gülümsedim. Somurtmak imkansızdı. Ben yaklaştıkca bulunduğu yerden ayrıldı ve o da bana yürümeye başladı.

"Hoş geldin," dedi saçıma minik bir öpücük kondurdu. "Hoş buldum," dedim ben de. Elimdeki bavulu alıp bagaja koydu. Arabaya binerken kimseyi görmemiştim.

"Diğerleri nerede?" diye sordum kemerimi bağlarken. Sonra bir anda ona döndüm ve "Yoksa yine mi hepsi bir arabada gidecek?" dedim hayretle. Bu soruma kahkaha attı. "Hayır canım, bir araba fazla çıkacak bugün," dediğinde bakakaldım. Canım.

Hâlâ ona baktığımı görünce kaşlarını çatıp bana baktı. "Doyamadın galiba," deyince hemen önüme döndüm. Bu da gülümsemesine sebep olmuştu. "Bugün Bilge'yle tanıştım," diye konuşmaya başladım. "Sevmiştir seni," dedi yola bakarken.
"Bilmem ki ama ben sevdim onu. Tatlı bir kadın bence," dedim.
Gözleri bana döndü. "Sevmiştir," dedi kendinden emin bir şekilde ve önüne döndü.

Arkama dönüp paketlediğim kurabiyeleri aldım. Paketinden çıkarıp bir tanesini ona uzattım. Almasını beklerken elimde olan kurabiyeden bir ısırık aldı. Heyecanla vereceği tepkiyi beklemeye başladım. Çok beğenmiş gibi bir ses çıkardı ve gözlerini kapattı.

"Beğendin mi?" diye sordum ona vücudumu döndürerek. "Elinden zehir olsa yerim." Boşta olan eliyle yüzümü sevmeye başlamıştı. Gözlerim kapandı. Kalan kurabiyeyi de yedi. "Gösterme diğerlerine. Hepsini yerler bana kalmaz," dedi çocuk gibi.

Bu lafına kahkaha attım. "Güzel olduğunu bir kişiden duymak tatmin etmedi," dedim dediğini yapmayacağımı iddia ederek. Bana döndü ve hayretle kaşlarını kaldırdı. "Onların yerine de derim," dedi somurtarak.

"Bir düşüneyim," dedim işaret parmağımla şakağımı ovarken. Ne diyeceğimi bekliyordu. Çok mühim bir olaymış gibi dikkatlice beni izliyordu. "Yok sevmedim bu fikri," dedim önüne dönerken.

Önüne döndü. Hiçbir şey demedi. Kaşları çatık yolu izliyordu. Bir süre hiç ses çıkmadı ikimizden de. Sonra bir anda "Yedirmem ki," dedi. Ne dediğini tam anlayamadığım için "Efendim?" dedim ona yaklaşarak. "Yedirmem o kurabiyeleri onlara, boşuna verme," deyince bu sefer ben hayretle baktım. "Yiyemezler," kendi kendine konuşuyordu.

"Yine yaparım Kaan," dedim tatlı bir sesle. "Daha çok," dedim kollarımı iki yana açarak. İkna olmuş gibi "Anlaştık," dedi.

"Buket," diye bir fısıltı duyuyordum ama gözlerimi açamıyordum. "Geldik," dedi bu kez o ses. O kadar güzeldi ki uyanırsam gider diye gözlerimi açmadım. Yanağımda tüy gibi hafif bir dokunuş hissettim. Kemerin açılma sesini duydum. "Geldik canım," dedi yine sarhoş eden o ses.

"Hı," diyebildim sadece. Sonra gözlerimi açtım. Kaan bana doğru eğilmiş ve uyanmamı bekliyordu. "Geldik," diye tekrar etti yine.
"Nereye?" dedim. Uyku mahmuru olduğum için algılayamıyordum.
"Evimize," dedi. Arkasına bakınca İstanbul'a geldiğimizi anladım. Hiç istemeyerek kalktım ve birlikte eve yürümeye başladık. İçeri girdiğimizde salona doğru yürüdük.

"Nasılsınız dünyanın en iyi savcısı?" diye yanıma geldi Burak. Bu hareketine anlam veremediğim için kaşlarım çatıldı. "Bu çocuğa bir şeyler oldu," dedi Selim memnuniyetsiz bir sesle.

"İyiyim Burak sen nas..." derken sözümü kesti ve "Acaba kardeşiniz nasıl?" diye sorunca Arda'nın kahkaha attığını duydum. "Yavşak herif," dedi Deniz de. "İyidir," dedim sakin bir şekilde. Anlamıyordum hâlâ. Kaan da yanıma oturdu ve Burak'a bakmaya başladı. "İyi olduğundan emin misiniz? İsterseniz ben bir sorayım kendisine," dedi. Boş bir ifadeyle suratına bakıyordum.

"Allahım sen bizi neyle sınıyorsun yarabbim," diyen Selim dayanamıyor gibi kalkıp gitti. Arda hâlâ gülüyordu.

"İyi misin Burak?" diye sordum başımı yana eğerek. "Hiç bu kadar iyi olmamıştım," dedi heyecanlı bir şekilde. "Hayırdır Burak?" diye sordu Kaan arkamdan. "Komutanım," dedi Burak elini kalbine götürerek. Kaan'a doğru eğilmişti ama ben onun önünde olduğum için duyuyordum. "Komutanım, aşık oldu bu çocuk," deyince hayretle geri çekildim.

"Kardeşime mi?" diye sordum ama sesim biraz yüksek çıkmıştı.
"Ey aşk, ne büyük bir şeysin sen!" diye bağırmaya başladı Serhat. Kaan da hayretle Burak'a bakıyordu.

"Siktir git lan," dedi kızgın bir ifadeyle. Ama gerçek bir kızgınlık değildi. Kulağıma doğru eğildi ve "Ben bacanak olmam Burak'la," deyince bir anda Kaan'a döndüm. Az öncekinden daha da şaşırmıştım. Evlilikten bahsediyordu. Benimle evlenmek mi istiyordu yoksa?

Burak bir şeyler diyordu ama duymuyordum. Yutkunup ayağa kalktım. Burak'a dönüp "Hayır aranızı yapamam, kendi işini kendin hallet," dedim ve odama çıktım.

Yatağa oturduğumda kalbim deli gibi atıyordu. Başımı yastığa elimi de kalbime koydum. Bir süre dümdüz yattım. Sonra uyku bastırdığı için gözlerimi kapattım. Birkaç dakika sonra odama birinin girdiğini duydum ama gözlerimi açamadım. Giren kişi üzerimi iyice örttü ve başıma bir öpücük kondurdu. Memnun olmuş gibi bir ses çıkardığımda yine öptü.

"İyi uykular canım," dedi mest olduğum sesiyle.