25. bölüm · SON VURGUN

25. Delil

Mrs Senorite

İnsan bazı duyguları uzun bir süre yaşamaz, hissetmez. Nasıl bir şey olduğunu okur, görür ama hissedemez. Birini sevmeyi bile, birini sevdiğiniz zaman hissedersiniz. Yirmi beş yaşındayken böyle hissetmem bana eksik hissettirdi. Kaan'ı daha önce tanımalı ve bu duyguları daha önce yaşamalıydım.

Beline doladığım bacaklarımı hala açmadığım için geri çekilemiyordu. Onu daha fazla zorlamamak için hemen bacaklarımı açtım. Kendini geri çekti ve yanıma yattı. Yatmadan önce yukarı çıkan eteğimi aşağıya indirdi. Terden, heyecandan saçlarım dağılmıştı. Nefes nefese kalmıştık.

Gözlerimi kapattım ve kendime biraz zaman tanıdım. Kaan da konuşmadı bu süreçte. Gözlerimi açıp başımı ona doğru çevirdim. Tavanı izliyordu. "İyi misin?" diye sordu. "Sen?" dedim.
Bana döndü ve "İyiysen iyiyim," dedi.

Gözlerimi kırptım. Sırtımı yataktan ayırdım ve oturur pozisyona geçtim. "Bir daha önce sen öpme," dediğinde ona doğru döndüm. "O zaman daha çok heyecanlanıyorum," deyince gülerek önüme döndüm. Yani her zaman ben öpecektim ilk. Onun da saçları dağılmıştı. Dudakları kıpkırmızıydı. Yataktan kalktı ve beni de kaldırdı.

"Şimdi çıkacağız, bana uy," dedi ciddi bir şekilde. Saçlarımı düzeltti biraz. Bluzumu da düzeltmişti; az önce açılmış olmalıydı. Eteğimi de kontrol edince kilitli kapıyı açtı ve odadan çıktık. Anahtarı veren adamın yanına gitti ve anahtarı uzattı. Sonra adama doğru eğildi ve "Bize başka oda verir misin kardeşim?" diye sordu.

Kaşlarım çatıldı. Neden başka oda istiyordu ki? "Beğenmediniz mi?" diye sordu adam Kaan'ı incelerken. "Beğendik de..." Daha da eğildi adama. "Sürekli aynı oda sıkıyor, yer değiştirmem lazım. Anlarsın ya," deyince gözlerim fal taşı gibi açıldı. Şaka mı yapıyordu?

Adam sinsice gülerek geri çekildi ve bir anahtar daha uzattı. "Tamamdır, anladım ben seni," dedi.

Konuşmayı unutup omzumla Kaan'a vurup az önce fark ettiğim kapıyı gösterdim. Kaan elindeki anahtara baktı, sonrasında adama uzatıp eliyle gösterdiğim kapıyı işaret etti. "Şuranın anahtarını verir misin?" dedi.

Adam gösterdiği kapıya baktı ve "Maalesef orası başka bir oda," dedi. Kaan dikkatlice adamı dinliyordu. "Oranın manzarası daha güzeldir ama," dedim Kaan'a bakarak. Kasıldığını hissettim. Elimi tutan eli baskısını artırdı. Kaan adama döndü ve "Aramızda halledelim," dedi. Adamın gözleri ışıldadı.

"Yardım etmek isterdim ama orada yatak bile yok," dedi. Hiç beklemediğim bir şekilde, "Yatağa gerek yok zaten," dedi Kaan. Utancımdan yerin dibine girecektim neredeyse. Adama doğru eğildi ve "Az önce masayı kapattım," dedi imayla. "Yarısı senin olabilir," deyince adam dikleşti. Dönüp kapıya baktı. Düşünüyordu. Ya parayı seçecek anahtarı verecekti ya da başka bir anahtar verecekti ki para daha baskın geldi.

Adam koridor kapısını kontrol edip gizlice anahtarı uzattı.
"Çok ses çıkarmayın. Erdem Bey anahtarı verdiğimi öğrenirse öldürür beni," dedi korkarak.

Kaan adamın omzuna vurdu. Önden ben gittim. Odanın kapısını açtı ve içeri girdik.

İçerisi diğer odalar gibi değildi. Griye boyanmıştı. Rutubet kaplamıştı her yeri. İğrenç kokuyordu. Odanın tam ortasında bir sandalye vardı. Yanında da ipler duruyordu. Perdeler siyahtı. Dönüp Kaan'a baktım ama o da odayı inceliyordu. Her yerde gezindi gözleri. Sonra bana baktı. "Başka bir şey var bu odada," dedi.

Biraz daha adım attım ve sandalyenin yanına geldim. Etrafımda tam tur dönerken sandalyenin karşısındaki duvarda kan lekesi gördüm. Duvara bakarken kaşlarım çatıldı. Kaan da baktığım yere bakınca o da gördü lekeyi.

"Siktir," diye fısıldadı. Bakışlarım bakışlarını buldu. "O adamı öldürmüşler," dedim sessizce. Yaşlı adamı buraya getirmişlerdi.

"İçeride sıkıntı çıkaranları bitiriyorlar," dedi. Sesli düşünüyordu.

Hayretle odayı izliyordum. Kaan yerdeki ipe uzandı ve belinden bir çakı çıkardı. Çakıyı görünce gözlerim kocaman açıldı. "Yanında çakı mı taşıyorsun?" diye sordum onu izlerken.

Çakıyla ipe bulaşmış olan kanlı kısmı kesti. "Silah mı sokayım canım?" dedi. Dalga mı geçiyordu benimle? İpi cebine koyduktan sonra "Çıkalım," dedi ve bir şey dememe izin vermeden beni odadan çıkardı.

Odadan çıktığımızı gören adam kaşlarını çatmış bize bakıyordu. "Şehvetli sevişmeyi bile mahveder bu oda," deyip anahtarı adama uzattı Kaan. Artık dediklerine utanmıyordum. Koridorun sonundaki kapıdan çıkarken "Anlaşmam..." diye bağıran adamın sözünü "Hallederiz," diyerek kesmişti.

Telefonum çaldı. Kimin aradığına bakınca olmayan huzurum da kaçtı. Çağatay arıyordu. Kaan da görmüş olmalı ki "Sabır," diye söylendi. Elimden telefonu alıp aramayı reddetti.

"Niye arıyor bu piç kurusu seni?" diye sordu. Gözlerimi kapatıp ben de sabır dilendim. "Video için arıyor Kaan, ne için arayabilir?" dedim sinirli bir şekilde. "Açmayacaksın," dedi o da sinirli bir şekilde. Sanki açmaya çalışmıştım.

"Açmıyorum zaten," dedim. "Ayrıca on..." derken sözünü kestim ve "Görüşmeyeceğim, konuşmayacağım, yaklaşmayacağım," dedim tane tane. Başını aşağı yukarı salladı. "Aferin," dedi. Yürümeye başladık. Eve gidecektik artık.

"Bir dakika bekle," dedi Kaan ve bir yere gitti. Gözden kaybolmuştu. Bakındım ama göremedim. Sonra elinde bir çantayla az önce çıktığımız kapıdan içeri girdi. Bir süre sonra eli boş bir şekilde çıktı ve yanıma geldi. Elini belime koyarak yürümemi sağladı. Merdivenlerden çıktık. Pavyondan da çıktıktan sonra arabaya doğru ilerledik.

Saat çok geç olmuştu. Arabaya bindiğimiz an sıcaklıktan mayıştım ve gözlerim kapandı.

Araba durunca gözlerim açıldı. İlk birkaç saniye etrafıma baktım. "Geldik," dedi Kaan ve birlikte arabadan indik.

Eve girdiğimizde herkes salonda oturuyordu. Arda ve Burak oyun oynuyor, diğerleri sohbet ediyordu. Bizim geldiğimizi görünce Serhat ayağa kalktı. Oturmam için yerini vermişti. Gülümseyerek yerine oturdum. Kaan da boş koltuğa oturunca Serhat hemen söze girdi.

"Buldum adresi," diyerek Kaan'a bir kağıt uzattı. Kağıdı okurken Kaan'ın kaşları çatıldı. "Burası çok lüks bir semt değil mi?" diye sordu. "Öyle," dedi Serhat. "Kadın yaşlı ve çok varlıklı biri gibi durmuyor. Erdem destek oluyor yüksek ihtimalle," diye de ekledi.

Ben de kaşlarımı çatmış Serhat'a bakıyordum. Deniz boğazını temizledi ve "İçeride çalışan herkesin ağzını aradım. Bir kadınla flört etmek zorunda bile kaldım ama tık yok. Ya hiçbir şey bilmiyorlar ya da Erdem'in güvenilir adamlarılar," dedi. Hepimizin gözleri Onur'a döndü.

"Şirket hala aynı. Yarın Arif'in göndereceği bir tır geliyor," deyince Kaan'ın kasıldığını hissettim. "İçinde ne olduğunu bulman lazım," dedi sonrasında Onur'a. Onur başıyla tamam işareti yaptı.

Kaan cebindeki ipi çıkardı ve "Odalardan birinde bulduk. Kan lekesi duvarlarda da vardı. Birilerini öldürdükleri kesin artık," deyip ipi masanın üstüne koydu. Selim uzandı ve ipi aldı. "Kanın kime ait olduğunu bulurum," diyerek ayağa kalktı. Arkasından bakıyordum.

"Komutanım, kumarhanedeki kadınların dilinden düşmüyorsunuz," dedi Deniz, Kaan'a bakarak. İkimiz de kaşlarımızı çatarak Deniz'e baktık. "Nasıl yani?" diye soran bendim. Kaan'ın bakışları bana dönmüştü ama ben Deniz'e bakıyordum.

"Aşağıdaki tüm kadınlar 'Vay ne kadar yakışıklı, vay her oturduğu masadan kazanarak kalkıyor' diye çıkıyor yukarı," deyince "Öyle mi?" der gibi bakıyordum Deniz'e. Kaan'ın gülümsediğini duydum.
"Hayran olunmayacak adam değilim," dedi. Bakışlarım Kaan'a döndü. Kaşlarım havalandı. Başımı aşağı yukarı salladım birkaç kez. Sonrasında ayağa kalktım ve "İyi geceler," diyerek salondan çıktım.

Hayran olunmayacak adam değilmiş. Kadınlar hayranmış.
Odama girip kapıyı kapattım. Nefes alıp verdim sakinleşmek için. Neydi bu? Kıskanmış mıydım? Ben mi kıskanmıştım? Hadi oradan.

Tam yatağa yürürken kapım açıldı. İçeri kocaman gülümsemesiyle giren Kaan'ı görünce sakinleşen bedenim yine alev almaya başladı. Bulunduğum yerde durmaya devam ettim. Kapıyı kapattı ve bana doğru adımladı.

"Ne oldu?" diye sordu sahte bir merakla. "Ne olmuş?" dedim sahte bir sakinlikle. Yüzündeki gülümsemeyi silmeden, "Bir anda çıktın da merak ettim," dedi. Bana oynuyordu. "Uykum var, çıkar mısın?" dedim. "Uyumuştun halbuki arabada," dedi. Dümdüz bir ifadeyle yüzüne bakıyordum. "Yetmedi," dedim sakince.

Başını aşağı yukarı salladı, bir adım daha attı. Elleri havalandı; bu hareketine karşı bir adım geri gittim. Yüzündeki gülümseme soldu. Kaşlarını çattı. Bir adım attı, yine geri gittim.
"Benden mi kaçıyorsun?" diye sordu sessizce. "Sonu belli ama bunun," dedi sonra.

Yatağa oturdum ve "Uyuyacağım Kaan," dedim ceketimi çıkarırken. Ayaklarıma eğildim ve çizmelerimi de çıkardım. Duvarın önüne fırlattım her şeyi.

"Yorgunsan üzerini değiştirmene yardımcı olabilirim," deyince gözlerimi kocaman açıp ona baktım. Ne diyordu? "Çenen iyice açıldı senin," dedim ayağa kalkarken.

"Bir tek sana," dedi bana yaklaşırken. "Her şeyim bir tek sana," diye fısıldadı kulağıma. Aşağıdaki kadınları umursamadığını söylüyordu. Kulağımın altına minik bir öpücük kondurdu ve geri çekildi.

"İyi geceler canım," dedi.

"İyi geceler canım," dedim ben de ve gülerek odadan çıktı.