29. bölüm · SON VURGUN
29. Mucize
Yalnızlığı çok severdim. Yalnız hissetmeyi değil, yalnız kalmayı. Tek başıma alışveriş yapmak, yemek yemek benim için çok normal şeylerdi. Tek başıma olmaktan zevk alırdım. Karanlıktan pek hoşlanmazdım aslında.
Tam şu an yalnız hissettiğim ve kapkaranlık bir ormanın içinde koşuyordum. Nereye koşuyordum bilmiyordum ama koşuyordum.
Titriyordum ama korkudan mı gece soğuğundan mı bilmiyordum.
Üzerimde siyah bir pantolon ve siyah bir tişört vardı sadece. Bir süre daha koştuktan sonra durmak zorunda kaldım. O kadar çok koşmuştum ki ciğerlerim yanıyordu. Durduğum yerde arkamı kontrol ettim. Çağatay yokluğumu fark etmiş miydi acaba? Peşime düşmüş olabilirdi.
Orman çok sessizdi. Sadece baykuş sesleri duyuluyordu. İçime bir korku düştü. Etrafımda döndüm. Bir hayvan çıksa ne yapardım bilmiyordum. Bir anlık en doğrusu orman gibi gelmiş ve koşmuştum. Damağım hâlâ çok acıyordu. Elimi dudaklarıma götürdüğümde dudaklarımın etrafında kurumuş kanlar olduğunu fark ettim.
Kaan mesajımı görmüş müydü?
Nefeslendikten sonra tekrar koşmaya başladım. Üzerine bastığım dallar ses çıkarıyordu. Sürekli arkama bakıyor, arkamı kontrol ediyordum.
Hâlâ koşmaya devam ederken bir ses duydum ve durdum. Dikkatlice dinlediğimde bir su sesi olduğunu fark ettim. Sese yaklaşmaya başladığımda bir dere gördüm. Etrafımı kontrol edip dereye yaklaştım. Ellerimle suya dokundum. Çok soğuktu. Biraz ağzıma su alıp çalkaladım. Kanları temizlemek istiyordum.
Ayağa kalkıp dereyi izledim. Eğer bir dere varsa yakınında bir yerlerde yerleşim yeri olmalıydı. Lütfen olsundu. Geldiğim yöne değil, tam zıttı yöne koşmaya başladım yine.
Kaç dakika koştum bilmiyorum ama bir süre sonra yorulmuş ve yola yürüyerek devam etmiştim. Saatler geçmiş olmalıydı. Yerleşim yeri olduğuna karşı ümidimi yitirmiş bir şekilde yürüyordum. Biraz ilerledikten sonra bir duman fark ettim. Gözlerimi kısıp ileri doğru baktığımda bir ev gördüm. Bacası tütüyordu. Kalbim hızlandı heyecanla. Koşmaya başladım.
İlerledikçe başka evler de görüyordum. Küçük bir köy olmalıydı burası. Nefes nefese kalmıştım.
Tam şu an bir evin kapısının önünde duruyordum. Kapıyı çalsam beni içeri alırlar mıydı bilmiyordum. Biraz çekinerek elimi kaldırdım ve kapıyı çaldım. Birkaç saniye sonra kapıyı yaşlı bir kadın açtı.
1.50 civarında olmalıydı. Başında eşarbı vardı ama biraz açılmıştı. Saçlarının bembeyaz olduğunu gördüm. Beni görünce kaşlarını hafif çattı sonra üstüme başıma baktı.
"Merhaba, yardıma ihtiyacım var. Yardım eder misiniz?"
Nasıl bir şekilde söyledim bilmiyorum ama yaşlı kadın gözlerini şaşırmış gibi açıp ellerini uzattı. "Gel kızım gel."
Beni içeri doğru çekti ve hemen salona yönlendirdi. Bir koltuğa oturduğumda üzerime bir yorgan verdi. Yorganı sıkıca tuttum, çok üşümüştüm. Önüme bir bardak su uzattığında sanki günlerdir içmiyormuş gibi kana kana içtim suyu.
"Kızım ne oldu sana böyle?" diye sordu bardağı elimden alırken. Güvenli bir yerde olduğumu hissettiğim için üzerimdeki gardı indirdim ve ağlamaya başladım.
"Eski kocam kaçırdı." Ağlarken kurmuştum bu cümleyi. Nefes nefese anlatıyordum. "Elinden kaçtım." Burnumu çektim. "Saatlerdir koşuyorum." Kadına doğru döndüm. "Çok korktum çok üşüdüm teyze." dediğimde hayretle bana bakıyordu. Üzerimdeki yorganla beni iyice sarmaladı.
"Yavrum benim, Allah bildiği gibi yapsın o adamı." Yorganın içinde kalan saçlarımı çıkardı. "Korkma kızım bir şey yapamaz sana burada. Buranın insanı seni korur." dediğinde daha çok ağladım. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum.
Telefonu aldı ve kapıya doğru yürümeye başladı. Konuştuğunu duydum. "Bey, bir kızcağız geldi. Kocasından kaçmış. Durumu kötü. Bir eve geliver." demişti karşı tarafa. Eşini aramıştı sanırım.
Geri döndüğünde elinde bir yastık vardı. Yastığı yanıma koydu ve "Yat kızım. Isınır şimdi burası, sobayı yeni yakmıştım." Yattığımda yorganla üzerimi örttü ve başıma oturdu. Ne düşünüyordu bilmiyordum ama başımı ona çevirip "Telefonunuzu kullanabilir miyim?" diye sorduğumda hemen kalkıp telefonunu bana verdi.
Oturur pozisyona geçtim ve aklımdaki numarayı tuşladım. Telefonu kulağıma götürüp açmasını beklemeye başladım. Birkaç kez çaldı sonra telefon meşgule atıldı. Tekrar aradığımda yine meşgule atıldı. Tekrar aradım. Bu kez açılmıştı.
"Ne var ne?" diye bağırmıştı karşı taraf. "Kaan."Sesim çok kısıktı. Hem damağımın acısına hem sürekli ağlamama hem de bağırmama dayanamamıştı artık. Karşıda bir sessizlik oldu sonra bir anda "Buket!" dedi. Yine ağlamaya başladım.
"Kaan kurtar beni." diye sayıkladım. Yaşlı kadın beni izliyordu. Ne haldeysem onun da gözleri dolmuştu. "Neredesin, neredesin Buket söyle!" Bir hareketlenme hissettim. Arkada sesler çoğaldı. Bir inleme sesi gelmişti. "Bilmiyorum, nerede olduğumu bilmiyorum." dedim gözlerimi kapatarak.
"Anlat, ne var etrafında anlat Buket. Geleceğim anlat canım. Sakince anlat." Bir kapı kapanma sesi duydum.
Yaşlı kadın elimden telefonu aldı ve "Oğlum ben Fadime. Kız burada." Konuşamayacağımı anlayınca telefonu almış ve konuşmaya başlamıştı. Başını diğer tarafa çevirdi ve "Kötü durumda evladım." dedi. Sonra karşı tarafı dinledi.
"Evladım ben konum atmayı bilmem ki. Köyümüzün adını diyeyim ben sana. Nazille köyü." dedi, sonra yine Kaan’ı dinledi. "Oğlum kırmızı bir ev. Hemen görürsünüz zaten köyün girişinde." Bana baktı, o sırada Kaan bir şey daha dedi. "Tamam evladım bekliyoruz." dedi ve telefonu kapattı.
Başımı yana eğip "Çok teşekkür ederim. Allah sizden razı olsun." dedim gözlerim dolu dolu. Yanıma oturdu ve "Sen bizi seçmişsin kızım asıl Allah senden razı olsun." dedi ve bana sarıldı.
Sobanın sıcaklığından ve yorulduğum için mayışmıştım. Fadime teyze "Uyu kızım biraz." deyip yanımdan çıkmıştı. Uyumak istememiştim ama gözlerim yavaş yavaş kendiliğinden kapanmıştı.
Saçlarımda bir el hissettim. "Buket." diye bir fısıltı da duymuştum. Sanırım rüya görüyordum. "Canım." dedi yine o ses. Gülümsediğimi hissettim. "Geldim canım uyan."
Yavaşça gözlerimi açtığımda karşımda Kaan’ı gördüm. O kadar hızlı kalkıp sarıldım ki geri sendeledi de diziyle destek aldı. Ben ona sarılınca o da bana sıkıca sarılmıştı.
"Geldim buradayım." kulağıma fısıldamıştı. Yine ağlamaya başladım. Bu seferki korkudan da değildi üstelik. Kurtulmuştum. Beni kurtarmıştı. Gelmişti.
Beni biraz daha kendine çekti. "Korkma geldim." Derin bir nefes aldı. "Özür dilerim, çok özür dilerim geç kaldım çok özür dilerim." diye sayıklamaya başladı. Hiçbir şey diyemedim. Sadece için için ağlıyordum. Geri çekildi ve yüzümü ellerinin arasına alıp gözyaşlarımı sildi. "Özür dilerim." dedi yine. Sonra öyle bir çekip sarıldı ki benden bile hızlıydı.
Geri çekilip yanıma oturduğunda başımı göğsüne yasladım. Biri önümde diz çöktü. Gözlerimi açtığımda Selim olduğunu fark ettim. "İyi misin?" Bir abi şefkatiyle sormuştu. Başımı sallayabildim sadece. Başımı kaldırıp baktığımda diğerlerinin de korkuyla bana baktığını gördüm. Zorla da olsa gülümseyerek "İyiyim." diyebildim.
Fadime teyze de bizi izliyordu. Yanında yaşlı bir adam vardı. Eşi olmalıydı. Onu incelediğimi fark edince bana gülümsedi. Ben de ona gülümsemiştim. Bana yardım eden onlardı.
Gözlerim kapalı ne kadar Kaan’ın göğsünde yattım bilmiyorum ama omzumdaki eli aşağı yukarı gitti ve adımı sayıkladı. Uyumadığım için hemen gözlerimi açıp ona baktım. Derin bir nefes alıp önüme gelen saçımı arkaya attı. "Hadi gel bir şeyler yiyelim." dediğinde masayı işaret etti başıyla. Dönüp baktığımda Fadime teyzenin yemek hazırladığını gördüm.
Ayağa kalktık ve masaya oturduk. Herkes masadaydı. Önüme bir çorba kondu. Kaan yemediğimi görünce kaşığıyla çorbadan biraz aldı ve üfledi. Kaşığı dudaklarıma yaklaştırınca dudaklarımı araladım ve çorbayı içmeye çalıştım.
Tam o an unuttuğum ama acısıyla beni bağırtacak kadar canımı yakan yarayı hatırladım. Çorbayı bir anda yutmuştum ama ağzımdaki yara inanılmaz bir şekilde acıyordu ve yine ağzıma kan tadı dolmaya başlamıştı.
Kaan korkuyla ellerini uzatmış "Ne oldu?" diye sormuştu. Herkesin gözü bendeydi. Tim ayağa kalkmış hazırlıklı bir şekilde bekliyordu. O kadar acıyordu ki ağlamaya başladım. Fadime teyze yanıma gelip "Kızım ne oldu?" diye sordu korkuyla. Çorba yüzünden olduğunu sanıyordu.
"Buket!" Kaan’ın sesini duymuştum. Burak yanıma geldi ve "Savcım iyi misiniz?" diye sordu. Başımı iki yana sallayıp "Damağım." diye ağlamaya devam ettim. Peçeteyi alıp tükürdüğüm an kırmızılık peçeteden göründü.
"Ağzını aç bakayım." diyen Kaan ağzımı açmaya çalışıyordu. Azıcık açabildim sadece. Başını eğdi ve damağıma baktı. Gözlerini kocaman açmış bir şekilde "Buket ne oldu damağına?" diye sordu. Konuşamıyordum ki anlatayım. Hemen ayağa kalktı ve bir kolunu bacaklarımın altından, bir kolunu da belimden geçirip beni de kaldırdı.
"Hastaneye gidiyoruz." demişti en son.
Fadime teyze arkadan "Lütfen haber verin oğlum!" diye bağırınca "Korkma teyzem haber veririz, Allah razı olsun." diyen bir ses duymuştum.
