34. bölüm · SON VURGUN

34. Katil

Mrs Senorite

Heyecan bazen her şeyi yaptırabilirdi. Bazen kalbinizi olduğundan da hızlı attırır, bazen durdururdu.

Odaya girdiğimde kalbim hâlâ yerinden çıkacak gibi atıyordu. Kaan’ın adamı ne kadar süre oyalayabileceğini bilmiyordum. Yatağın kenarına oturdum; ellerim dizlerimde, kapının açılmasını beklemeye başladım. Birkaç dakika sonra kapı yavaşça aralandı ve Kaan içeri girdi. Yüzünde o her zamanki kendinden emin gülümsemesi vardı. Kapıyı arkasından kilitleyip bana doğru yürüdü.

"Hallettim." dedi fısıldayarak. Yanıma oturdu ve derin bir nefes aldı. "Adamı arka taraftaki depolardan birinde sorun olduğuna ikna ettim. Bir süre yukarı çıkmaz."

"Kamerayı yerleştirdim." dedim sesimi alçak tutmaya çalışarak. "Tam köşede, perdenin arkasında. Kimse fark etmez."
Kaan elimi tuttu. "Aferin canım benim." dedi.

Eli sırtıma gitti. Sabah ona yaptığım gibi parmaklarıyla daireler çiziyordu. Başım omzuna düştü. Elimi cebime koyup anahtarlığımı kontrol ettim. Orada olduğunu anlayınca da kendimi yatağa bıraktım.

"Çok heyecanlandım." dedim ona bakarken. Kaan da bana döndü ve "Yanında olduğum için mi?" diye sordu sinsi bir şekilde.
Koluna hafifçe vurdum. "Yakalanacağım diye. Ne kadar da fesat bir adam oldun." dedim sahte bir kızgınlıkla.

Hafif bir kahkaha attı ve üzerime eğildi. "Senin suçun." diye fısıldadı dudaklarıma. "Ben ne yaptım ki?" diye sordum. Kokusu burnuma doluyordu. "Bir şey yapmana gerek yok ki, varlığını bilmem bile etkiliyor beni." Dudakları dudaklarıma sürtündü. Ellerimi beline doladım.

"Bir daha teşekkür eder misin?" dediğinde gülümsedim. Anahtarlık için ettiğim teşekkürden bahsediyordu. Belinde olan ellerimi yüzüne çıkarıp dudaklarımı dudaklarına bastırdım. Karşılık vermesine izin vermeden geri çekildim. "Teşekkür ederim." diye fısıldadım. Bakışları şaşkınlık doluydu.
"Olmadı." dedi kızar gibi.

Tam bir şey diyecektim ki o öpmeye başladı bu kez. Benim öpücüğüm şefkatliyken onunkisi tutkuluydu. Üst dudağımı emdiğinde dudaklarına doğru inledim. Bir eli saçlarıma gitti ve topladığım saçlarımı açtı. Dilini hissettiğimde bu sefer o inlemişti. Saçlarımı dağıtınca eli yüzüme indi. Bir dizini yatağa bastırmıştı. Ellerim gömleğinin altından çıplak tenine temas edince elektrik çarpmış gibi oldu.

Dudaklarını dudaklarımdan ayırıp her zaman yaptığı gibi boynumu öpmeye başladı. Küçük küçük öpüyordu. Bir anda boynumda dişlerini hissedince tırnaklarımı sırtına geçirdim. Bu hareketimden sonra dilini hissetmiştim.

"Dayanamıyorum sana." diye fısıldadı kulağıma. "Uzak durmaya çalışıyorum ama dayanamıyorum."

Dudakları tekrardan dudaklarımı buldu. Bu sefer daha yavaş öpüyordu. Alt dudağını dudaklarımın arasına alıp dişlerimi geçirdim. Yine kadınlığımdaki sızıyı hissetmeye başladım.
"Uzak durma benden." dedim geri çekildiğinde.

"Duramıyorum ki." dedi. Kendini bana bastırıyordu. Bu daha çok inlememe sebep oldu. Odayı benim inlemelerim doldururken birden bir telefon çaldı. Kaan’ın telefonuydu ama bakmamıştı. Eli vücudumda geziyordu. Kalçalarıma gelince huylandığım için kalçalarımı havaya kaldırdım. Bu, kadınlığımdaki sertliği daha çok hissettirmişti.

"Buket." diye adımı inlediğinde ben de aynı zamanda "Alp." diye inlemiştim. Alp demiştim ona.

Telefonu bir kez daha çaldığında "Sikerim." deyip meşgule attı. Tam bana yaklaşırken yine telefonu çalınca "Ne var Selim!" diye bağırarak açtı telefonu.

Selim'i dinledi bir süre. Hâlâ üstümdeydi ve nefes nefeseydi. O konuşurken ellerimi sırtında gezdirmeye başladım. Kaşları çatılmış bir şekilde Selim'i dinliyordu. Boynunu öpmeye başladığımda düzene soktuğu nefesi tekrar bozuldu.

"Dinliyorum Selim, çabuk anlat." demişti acelesi var gibi.Aklının bende olduğuna adım kadar emindim. Ellerim gömleğinin düğmelerine gidince beni durdurdu. "Yapma." diye fısıldadı. "Sana demedim Selim." dedi sonra telefona. Oynayacaktım onunla bu gece. Ellerimi elinden kurtardım ve düğmeleri açmaya başladım. Bakışlarını benden ayırmıyordu.

"Tamam Selim, geleceğiz, kapat." dedi ve karşı tarafı dinlemeden kapattı. Bir anda sertçe dudaklarını dudaklarıma bastırınca elimi çekmek zorunda kaldım. Bu sefer farklıydı. Hiçbir zaman böyle öpmemişti. Bu sefer gerçekten sınırı geçmiş olmalıydım. Ve bu sefer çok daha ileri gideceğimizi düşündüm bu öpüşüyle.

Kendini geri çekti ve "Dur Kaan." dedi. Dizginlemeye çalışıyordu kendini. "Dur, gitmemiz lazım, dur."

Eğer bir anda kalkmazsa kalkamazmış gibi bir anda üstümden kalktı. Gözlerimi kocaman açmış ayakta duran adama bakıyordum. Beni böyle bırakmıştı. En ihtiyacım olduğunda bırakmıştı. Daha da fazlasını isterken o durmuştu.

"Gitmemiz lazım Buket." dedi. Tam bir şey diyeceğim anda "Sus, sus lütfen kendimi zor tutuyorum. Sesini duyarsam bu odadan çıkamayız." dediğinde yataktan kalktım.

Dudakları kızarmıştı. Düğmelerinin yarısını açmıştım. Hiçbir şey demeden yüzüne baktım. Bunun intikamını alırdım. Hele bir yaklaşsın bana; yükseltip geri çekilmek neymiş görecekti.

Yanından geçip kapının kilidini açtım ve odadan çıktım. Orada duran adamın yüzüne bile bakmadım. Kaan arkamdan geliyor muydu bilmiyordum. Merdivenlerden çıkarken Erdem'e denk geldim ama selam vermedim.

Pavyondan çıkınca da arabaya yaslanıp Kaan'ı bekledim. Birkaç dakika sonra kapıdan çıktığını gördüm. Kaşları çatılmış bir şekilde yürüyordu. Arabanın kilidini açınca hemen bindim ve kemerimi bağladım.

"Hayırdır?" dedi o da kemerini bağlarken. Hiçbir şey demeden yüzüne baktım. Başını salladı. Önüme döndüm. Derin bir nefes alıp arabayı çalıştırdı. Yol boyunca konuşmak istese de hiç cevap vermedim ya da sadece başımı salladım.

Eve geldiğimizde ilk ben içeri girdim. Herkes salondaydı. Bilgisayarın başına toplanmış bir şeye bakıyorlardı. Yanlarına gittiğimde odaya yerleştirdiğim kamera görüntüsünü izlediklerini gördüm.

"Var mı bir şey?" diye sordum arkalarından. Onur oturmam için yerinden kalktı ve "Daha yok." dedi. Gülümseyerek onun yerine oturdum. "Yerleştirdiğinden beri bakıyoruz ama çıt yok." dedi Burak.

Oda bomboştu. Ben nasıl çıktıysam hâlâ o şekildeydi. "Bir şey olur mu acaba bu gece?" diye sordum umutsuz bir şekilde. Ne kadar erken elimize bir şey geçerse o kadar iyi olurdu. "Bilmem ki savcım, belki bir şey çıka..." Serhat’ın cümlesi kadraja giren biriyle kesilmişti. Hepimiz pür dikkat izliyorduk.

İçeriye biri fırlatıldı, arkasından da üç koruma girdi. Korumalardan ikisi adamı tutarken biri adamı sandalyeye bağlıyordu. Adamın bileklerine ipi bağladıklarında elim bileğime gitti. Morluklar yavaş yavaş geçiyordu.

"Sesi yok mu?" diye sordu Kaan. Selim birkaç tuşa basınca ses gelmeye başladı. "Bırakın beni!" diye haykırıyordu adam. "Lütfen bırakın, çocuklarım var benim lütfen!" dediğinde içim acıdı. Sonra da o çocukların hakkını orada yediği aklıma gelince o acı bitti.

Korumalardan biri gülüp "Çocuğu varmış." dedi. "Lan çocuğun varsa burada işin ne?" diye bağırdı bu kez. Bağlanan adam başını iki yana salladı. "Affedin, bir daha asla olmayacak yemin ederim." Gözünden yaş mı akıyordu? Biraz daha yaklaşıp dikkatlice bakmaya başladım.

Korumalardan biri kahkaha attı. "Amına koyduğum bir daha olmayacak tabii ki." dedi.

Bir anda kapı açılınca hepsi hazır ol pozisyonuna geçmişti. İçeri Erdem girdi. İlk önce oturan adamı inceledi. "Görüyorsunuz değil mi? Mekânımda hâlâ hile döndürmeye çalışıyorlar." dedi adama doğru eğilerek. Sonra korkunç bir şekilde gülümsedi ve "Komik olan da ne beyler biliyor musunuz?" Başını kaldırıp korumalara baktı. "Benim fark etmeyeceğimi düşünüyorlar." dediğinde geri çekildi.

"Abi affet, yaptım bir hata, bir daha yapmayacağım yemin ederim." Adam resmen yalvarıyordu. Erdem adamın etrafında dönmeye başladı. Yavaş yavaş yürüyordu. Elini adamın omzuna attı. "Olmayacak bir daha, biliyorum." dedi sakince. Kaşlarım çatıldı, affedecek miydi yani?

Adamın gözlerindeki umudu gördüm. Affettiğini düşünüyordu. "Olmayacak bir daha." diye tekrar etti Erdem. Sonra da adamın önüne geçti. "Olmayacak çünkü bir daha buraya gelemeyeceksin."
Adam çok hızlı nefesler alıyordu.

"Ne diyor bu amına koyayım?" diye söylendi Selim. "Af mı ediyor yani adamı?" diye sordu Onur da. Başımı iki yana salladım. Başka bir şey yapıyordu.

"Gelmem abi söz veriyorum, önünden bile geçmem." dedi adam titreyerek.

Erdem başını aşağı yukarı salladı. "Hile yapanların sonunu biliyor musun?" diye sordu adama. Adamın gözlerinden korku geçti. Nefes alışı daha da hızlanmıştı. "Erdem abi lütfen." diye sayıklıyordu.

"Benim mekânımda..." Erdem'in eli beline gitti. "Hile yapmaya kalkan, hile yapan adamların sonu nedir biliyor musun?" Benim gözlerim Erdem'in elini izlerken adamın gözleri Erdem'in gözlerine bakıyordu. "Abi affet." dedi adam.

"Benim mekânımda hilenin affı olmaz kardeşim." Belindeki elini havaya kaldırınca elindeki silahı gördük. Adamın bir şey demesine izin vermeden alnından vurdu. Yerimden sıçramıştım. Kalbim hızlandı.

"Orospu çocuğu." diye bir ses duydum arkamdan. Adamın sandalyesi geri düşüyordu. Korumalar tutmasa düşecekti de. Selim ayağa kalkmış, salonda bir ileri bir geri gidiyordu.
"Temizleyin leşini." dedi korumalara ve odadan çıktı.

Ekrana bakakalmıştım, gözümü bile kırpmıyordum. Başımı iki yana salladım. Bu kadar basit olamazdı. Çocukları vardı o adamın. Yanlış yerdeydi evet ama bir babaydı, bir eşti. Gözünü bile kırpmamıştı tetiği çekerken. Çağatay'ın görüntüsü geldi gözümün önüne. O da böyle gözünü bile kırpmamıştı.

Ayağa kalktım. "İşimize yarar değil mi?" diye sordum ortaya. Erdem'in cezasını çekmesini dört gözle bekliyordum. Kaan başını salladı.

Salondan çıkıp odama geçtim. Çok kötü bir gündü. Elim yine cebimdeki anahtarlığa gitti. Çantamdan anahtarlarımı aldım ve anahtarlığıma taktım. Bir kez inceleyip çantama geri koydum.

Kapım çalındı bir kez. Hiçbir şey demeden kapıya doğru ilerledim ve araladım. Kaan kapıda duruyordu. Birkaç saat öncesi aklıma geldi. Bomboş bir ifadeyle baktım yüzüne. "Kapıda mı dikileceğiz?" diye sordu.

"Bir şey mi diyeceksin?" dedim kollarımı göğsümde bağlayıp. Bir şey demeyince "Uykum var da bir şey diyeceksen dinliyorum." dedim ifadesiz bir sesle.

"Benim de uykum var Buket." dedi.

"Tamam o zaman, iyi geceler Kaan." deyip kapıyı yüzüne kapattım. Keşke şu an kapının arkasına geçip yüz ifadesini görebilseydim.