Bölümler 13Şu an: 3'uncu Bolum (ilk prova)
- 1 ilk perde (tiyatro Kulubu)668 kelime
- 2 2'inci bolum (bulusma)480 kelime
- 3 3'uncu Bolum (ilk prova)615 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4'uncu Bolum (garip his.)440 kelime
- 5 5'inci Bolum (tatli kiskanmalari.)537 kelime
- 6 6'inci Bolum (meydan okuma)843 kelime
- 7 7'inci bolum (özel ders)749 kelime
- 8 8'inci Bolum (kaybeden taraf.)751 kelime
- 9 9'uncu Bolum (yeni kisiler.)852 kelime
- 10 10'uncu Bolum (o artik benim sevgilim!)598 kelime
- 11 11'inci bolum (sinema)577 kelime
- 12 12'inci Bolum (korumaci Adam)933 kelime
- 13 Son Perde (final)551 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Grupta uzunca konuşup karar vermiştik: Bugün ilk prova çıkışı topluca bowlinge gidecektik. İçimde tarif edilemez bir heyecan vardı; çünkü hayatımda ilk kez bowling oynayacaktım. Heyecanım, sabahın erken saatlerinde uykumu çoktan bölmüştü bile.
Hızla hazırlanıp evden çıktım. Bu sabah kahvaltıyı es geçip kendimi dışarı atmıştım. Kulaklığımı taktım; lapa lapa yağan karın huzur veren sessizliği ve müziğin ritmi eşliğinde okula doğru yürümeye başladım. Yaklaşık yirmi dakikalık bir yürüyüşün ardından okulun kapısından içeri girdim.
Koridorlar her zamanki sabah keşmekeşindeydi. Sınıfa girer girmez çantamı sırama bıraktım. Tam o sırada kapı açıldı ve Atlas içeri girdi. Gözleri doğrudan benimkileri buldu; bir anlık, zamanı durduran o bir saniyelik bakışın ardından gözlerini hızla kaçırıp yerine oturdu. Ben de yerime yeni yerleşmiştim ki birinin yanımda durduğunu fark ettim. Başımı kaldırdığımda Burak’ı gördüm. Yüzünde sıcak, insanın içini ısıtan bir gülümsemeyle bana bakıyordu.
— "Günaydın Esila," dedi sesi yumuşacık bir tonda. "Bugün de her zamanki gibi çok güzel görünüyorsun."
Sözleri karşısında yanaklarımın alev aldığını hissettim. Hafifçe gülümsedim.
— "Teşekkür ederim Burak. Sen de oldukça iyi görünüyorsun."
Burak hafifçe başını eğerek devam etti:
— "Biliyor musun, seninle konuşmak her zaman hoşuma gidiyor. Bazen sadece yanına gelip sohbet etmek bile günümü güzelleştiriyor."
Kalbim hızlanmaya başlamıştı. Burak'ın bu kadar açık sözlü olması beni hem şaşırtmış hem de garip bir şekilde mutlu etmişti. Tam bir şey söyleyecekken, Atlas'ın bakışlarını üzerimizde hissettim. Sırasına yayılmış, ifadesiz ama aşırı dikkatli gözlerle bizi izliyordu. Ne hissettiğini tam kestiremiyordum ama bir an göz göze geldiğimizde, o donuk bakışların ardındaki hafif kıskançlık kıvılcımlarını sezinler gibi oldum.
Burak, aradaki gerilimin farkında olmadan konuşmasını sürdürdü:
— "Bugün derslerden sonra biraz takılmak ister misin? Birlikte güzel bir şeyler yapabiliriz."
O anda Atlas, oturduğu yerden elindeki kalemi hafifçe ama ritmik bir şekilde sıraya vurdu. Bu hareket, sessiz bir rahatsızlığın dışa vurumu gibiydi. Duyduğum bu tıkırtı içimde garip bir zafer duygusu uyandırdı. Burak’a dönüp nazikçe gülümsedim:
— "Aslında bugün biraz yoğunum Burak. Tiyatro provam var, sonrasında da grubun bir planı... Belki başka bir zaman."
Ben cümlemi bitirdiğim anda Atlas’ın gözlerini hafifçe kıstığını fark ettim. Elindeki kalemle oynamayı bırakmış, tamamen bize odaklanmıştı. Çaktırmadan her kelimemizi dinlediğini biliyordum. Ders başladığında bile aklım hala Atlas’ın o gergin bakışlarında ve Burak’ın beklenmedik ilgisindeydi.
[Zaman Atlaması: Tiyatro Salonu]
Zil çalar çalmaz çantamı kapıp tiyatro salonuna yöneldim. Kapıyı araladığımda atmosfer tamamen değişmişti. İçerideki o eski dekor ve ahşap kokusu, sahne tozuna karışmıştı. Ekip çoktan toplanmıştı.
— "Geldin nihayet!" dedi Asena neşeyle. "Sen olmadan başlamak istemedik."
Hakan elindeki senaryoyu bir yönetmen edasıyla havaya kaldırdı:
— "Bugün ilk büyük sahne provasını yapacağız. Yeni sahneler yazıldı, onları deneyeceğiz. Atlas, hazır mısın?"
Atlas arkadaki sandalyeden ağır adımlarla kalktı. "Hazırım."
Rümeysa heyecanla araya girdi: "Esila ve Atlas, siz başrol olduğunuz için bugün ana sahneler sizde. Duyguları en derinden hissetmemiz lazım."
Atlas hafifçe gülümseyerek yanıma geldi. Aramızda hala sınıftaki o gerginliğin izleri vardı. Alçak bir sesle sordu:
— "Hazır mısın?"
Derin bir nefes alıp başımı salladım. "Evet, başlayalım."
Sahnenin tam ortasına geçtiğimizde herkes nefesini tutmuştu. Atlas senaryoyu bir kenara bıraktı ve gözlerimin ta içine baktı. Bakışları o kadar yoğundu ki, bir an rollerimizi unuttum.
— "Sahneyi içten yapalım," dedi Atlas, sesi sadece benim duyabileceğim bir fısıltı gibiydi. "Sadece replik okumayalım, hissedelim."
Ve Atlas, Romeo’nun ruhuna bürünerek o sarsıcı ilk cümlesini kurdu:
— "Sana bir şey söylemem gerekiyor. Uzun zamandır içimde tuttuğum, beni içten içe tüketen bir şey..."
Gözlerimi ondan ayıramıyordum. Ben de Juliet olarak cevap verdim:
— "Bunu söylemek için neden bu kadar bekledin?"
— "Çünkü korktum," dedi Atlas. Bir adım daha yaklaştı, aramızdaki mesafe yok denecek kadar azdı. "Eğer söylersem her şeyin değişeceğinden, seni kaybetmekten korktum. Ama artık saklamak istemiyorum."
O an salonun sessizliği buz kesti. Herkesin bakışları üzerimizdeydi ama ben sadece Atlas’ı görüyordum. Replikleri mi söylüyordu yoksa gerçekten mi konuşuyordu? Gerçekle kurgu arasındaki o ince çizgi, Atlas’ın gözlerinde kaybolup gitmişti.
Bölüm etkileşimi
