Bölümler 12Şu an: 10. Bölüm Kriz
- 1 1. Bölüm Sahte Işıklar Altında337 kelime
- 2 2. Bölüm Benim Gölgemde240 kelime
- 3 3. Bölüm Yeni Hayat984 kelime
- 4 4. Bölüm İtalya'dan Gelen719 kelime
- 5 5. Bölüm Tetiğe Bas1.068 kelime
- 6 6. Bölüm Sırça Kırıkları1.045 kelime
- 7 7. Bölüm Hedef: Alina968 kelime
- 8 8. Bölüm Kıyamet Geri Dönüyor1.115 kelime
- 9 9. Bölüm Gerçeklere Yabancı916 kelime
- 10 10. Bölüm Kriz1.905 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 11. Bölüm Lanet Mevzu1.159 kelime
- 12 12. Bölüm Kolye1.671 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İlk defa ona bu kadar uzun bakıyordum. İstesemde gözlerimi ondan çekemiyordum. Gözleri çok derindi ve o derin gözler beni kendine çekiyordu sanki. "Öğreneceksin," diyen Soner'in sesiyle kendime geldim ve ona döndüm. "Ama zamanı değil. Zamanı gelene kadar bekle. Sen yabancı değilsin. Aksine, her şeyin tam ortasındasın. Bu yüzden seni korumak adına bu konulardan seni uzak tutmaya çalışıyorum." Sürekli aynı şeyleri duymaktan sıkılmıştım. Kaşlarımı çattım. "Böyle susunca beni koruduğunu mu sanıyorsun?" Sıkıntılı bir nefes verdi. "Bunları öğrenirsen etrafındaki hiç bir şey eskisi gibi olmaz!" diye itiraf etti. Ayağa kalktım. "Anlamıyorum abi! Seninle konuşurken bile ne demek istediğini anlamıyorum!" Öfkemi kusmak istiyordum. Bağırıp çağırmak istiyordum. Yapmamak için ellerimi yumruk yapıp kendimi tuttum. "Kahretsin! Senin burayı hiç bilmemen gerekiyordu!" diye bağırdı küfredercesine. Sabrımın son demlerindeydim. Dişlerimi sıktım. "Niye ama niye?!" Odayı çığlıklarım doldurmuştu. Diretmekten vazgeçmeyeceğimi anladığında çenesi kasıldı. Sesini kıstı."Çünkü sen bunları öğrenirsen önündeki hiç bir şeyi tanımazsın. Öfkeden gözün döner kızım senin." Sesi hüzünlü çıkmıştı. "Ne yaptığını bilmezsin sen. Durmazsın. Kendine de zarar verirsin. Yapma." Olduğum yerde kalmıştım. Yine de niye böyle dediğini anlamamıştım. "Ben... Böyle biri değilim!" diyebildim. Soner odadan hışımla çıktı. Ardından Korel ve Sinem çıktı. Ben ise olduğum yerde kaskatı kesilmiştim. Abimin bahsettiği kişi ben olamazdım. Hiç bir zaman öyle biri olmadım. O kişi ben değildim. Ya bensem? Zaman durmuştu. Dünya durmuştu. Her şey durmuştu. Sesler duyuyordum ama sanki çok uzaklardan geliyordu. Uğultulu sesler duyuyordum. Abimin söyledikleri hâlâ kulağımda yankılanıyordu. Ben hiç bir zaman o bahsettiği kişi olmamıştım. O kadar sinirlendiğimi, sinirden canavara döndüğümü hatırlamıyordum. Ne demek istemişti? Ben kendi içimde olan düşüncelerimi bile anlamıyorum. Kahretsin! Daha kendimi bile anlamıyorum! En sonunda "Alina!" diye bağıran Demir'in sesini duyduğumda kendime gelmiştim. Ona doğru döndüm.
"Ne oldu?"
"İyi misin?"
"Hıhı."
Etrafıma baktığımda diğerlerinin olmadığını fark ettim. "Diğerleri nereye gitti?" diye sordum. "Mira da yok." Demir endişeli bir şekilde "Alina, sen iyi olduğuna emin misin? Daha az önce herkes yemekhaneye gitti." diye konuştu. Ne ara? Şaşırdım ama bunu Demir'e yansıtmamak için tepki vermedim. "Ha... Duymamışım." Demir "Neyse, hadi yemekhaneye gidelim. Unut sende bunları. Üzülme." dedi. Beraber toplantı odasından çıktık. Koridorda yürürken yanımdaki odanın aralık kapısından Soner, Sinem ve Korel'i gördüm. Bir şey konuşuyorlardı. Dinlemeliydim. Benimle ilgili olduğuna emindim. Fakat Demir'i buradan uzaklaştırmalıydım. Kulağımdaki küpeyi çaktırmadan çıkarttım. Elimde tuttuğum küpeyi serbest bırakarak düşmesini sağladım. Demir'e baktım. "Küpem düştü. Ben onu alıp geliyorum. Sen bekleme beni." Demir "Beklerim, sıkıntı değil." dediğinde şaşırdım. Bu ne zamandan beri böyle olmuştu? Demir böyle diyecek bir çocuk değildi. "Demir başına taş mı düştü? Normalde olsa beklemeyeceğim zaten derdin. Ne oldu?" Demir bana biraz yaklaştı. Fısıldayarak "Az önce başka birini Işıl ile karıştırdım da..." dedi. Duyduklarımla kaşlarımı kaldırdım. "Işıl ile ne alakası var bunun?" Demir bakışlarını yere indirdi. Bu hareketi her şeyi itiraf ediyordu. İma ettiği şeyi anladığımda gözlerimi kocaman açtım. "Sen onun yanında farklı davranıyorsun. Çünkü sen ondan..." Cümlemi tamamlamama izin vermeden eliyle ağzımı kapattı. "Sus. Başka biri duymasın." Bunu söylerken endişeli görünüyordu. Aklımdaki ani fikirle dudaklarım kenara kıvrıldı. "Peki ya Işıl? Onun duymasında bir sakınca var mı?" Demir ciddiyetle "Aklından bile geçirme Alina!" dedi, yaramaz bir çocuğu uyarır gibi. "Geçirdim bile. Ama eğer benimle bir anlaşma yaparsan..." İyice sırıttım ve yüzümü ona yakınlaştırdım. "O zaman Işıl hiç bir şey bilmez." Demir eliyle şakağını ovuşturarak "Çattık ya! Tamam kabul. Ne istiyorsun keçi?" dedi. Aniden kaşlarımı çattım. "Bir daha bana keçi demeyecektin hani?" Demir siniri bozulmuş bir ifadeyle "O lafımı geri alıyorum. Sen sinirlerimi bozarken bunu söylememek çok zor oluyor." Bakışlarım kapı aralığına takıldığında çok zaman kaybettiğimi anladım. Belki öğrenmem gereken çoğu şeyi kaçırmıştım. Onu hemen buradan göndermeliydim. Tekrar Demir'e döndüm. "Anlaşmamızı yemekhanede detaylıca konuşuruz. Küpemi almam lazım. Sen git." Demir'in yönünü yemekhane tarafına doğru çevirdim ve hafifçe ittim. Demir gitmeden önce "Sadece baş belasısın keçi." diye mırıldandı. Demir gözden kaybolduktan sonra hemen aralık kapıya yaklaştım ve içeride tartışan abimi ve Korel'i gördüm. Sinem onlara karışmıyordu. Odadaki koltukta oturup onları izliyordu. Soner "Ama ben hâlâ anlamıyorum. Sen niye bu kızın ajan olmasını bu kadar çok istedin?" diye Korel'e doğru bir kaç adım attı. Büyük ihtimalle benden bahsediyorlardı. Korel sakinliğini koruyarak "Bir şeyleri sakladıkça o bizden uzaklaşıyor. O güçlü biri. Bunları kaldıracak kadar güçlü." diye yanıtladı abimi. Abim "Krizlerinden daha yeni kurtuldu. Bir daha bunun yaşanmasını istemiyorum." dediğinde sesi biraz kısık çıkmıştı. Bana en son söyledikleri gibi. Bir de bunu söylemesi aklımda binlerce soru işareti bırakmıştı. Krizlerinden daha yeni kurtuldu derken? Kriz mi geçirmiştim? Ben niye hatırlamıyordum? "Bunu göze almalısın. İnsanların bazen acı çekmesi gerekir. Onu her zaman koruyamazsın." Korel'in konuşmasıyla kendime geldim. "Alina'nın bunları bilmesini istiyorum. Bir şey saklamak istemiyorum." Buna benzer bir konuşmayı benimle de yapmıştı. Anlamadığım şey de, niye benden bir şey saklamak istemiyordu? Soner eliyle şakağını ovuştururken "Korel," dedi uyarır bir tonla. "Seni anlıyorum ama çevrendeki insanları da düşünmelisin." Korel bakışlarını yere indirdi. "Ben bu vicdan azabıyla yaşamak istemiyorum. Herkesten suçlu hissediyorum. Sanki yanlış bir şey yapıyorum gibi geliyor." Kendini mi suçlu hissediyordu? Bunların onunla alakası neydi ki? Sırf benden bir şey sakladığı için suçluluk duyamazdı. Yani en azından diğerleri bu kadar suçlu hissetmiyordu. Abim bile. Bana en yakın olan oydu ama o bile bu kadar üzülmüyordu. Olayların kesinlikle Korel ile bir bağlantısı vardı. Başka bir nedeni olamazdı. Soner elini Korel'in omzuna koydu, teselli edercesine. "Zamanı gelene kadar dayan. Bunu yapabilirsin." Nedense o zaman hiç bir zaman gelmiyordu. Korel'in bakışları hâlâ yerdeydi ama aklı başka yerlere gitmiş gibiydi. Sinem ayağa kalktı. "Konuşmanız bittiyse artık çocukların yanına gidelim. Ben acıktım." Bunu duymamla hemen küpemi yerden alıp koşar adımlarla yemekhaneye gittim. Yürürken küpemi takmıştım. Bizimkilerin oturduğu masaya doğru yöneldim. Masada sadece Cenk, Korel, Sinem ve abim Soner yoktu. Mira'nın yanına gittim. Yanında Demir vardı. Mira bana döndü. "Gelmişsin. İyi misin? Aslında bende Demir'le kalacaktım ama Demir ben ilgilenirim deyince gittim." Başımı iki yana salladım. "Sorun değil." Yemekte ne olduğunu öğrenmek için Mira'nın önündeki tabağa baktım. Kara lahana sarması vardı. Sevdiğim yemeklerden biriydi. "Kara lahana sarması mı var?" derken iştahlı olduğum belli oluyordu. Mira "Evet, sevdiğinden. Hadi git al." dediğinde arkamdan Cenk'in sesini duydum. "Gerek kalmadı." Arkamı döndüğümde Cenk elinde iki dolu tabakla duruyordu. "Ben aldım bile." Gülümsedim. "Teşekkürler."
"Bir şey değil."
İlk başta Cenk'in kötü biri olduğunu düşünmüştüm. Sadece biraz yaramazmış. İki tabağı da, iki boş sandalyenin önüne koydu. İkimizde yanyana oturduk. Demir yanımdaydı. Karşıma baktığımda da... Hayır ya... Liva vardı. Bütün keyfimi kaçıran tek varlık olabilirdi. Aldırış etmedim. Çatalımı sarmaya bastırırken Demir kulağıma fısıldadı. "Şu anlaşmanın nasıl bir şey olduğunu söyle artık." Ona doğru döndüm. "Ne olduğunu gerçekten duymak istiyor musun?"
"Hayır ama mecbur olduğumu biliyorum."
"İyi o zaman. Ben sana ne dersem yapacaksın."
"Oha!"
"Ne oldu?"
"O kadar değil! Hem bunun bir sonu olmayacak mı?"
"Olacak ama zamanı daha belirlemedim. Bir de kabul etmek istemiyorsan, sana kalmış. Seçim senin."
"Of Alina, of! Sana boşuna keçi demiyormuşum!"
Dudaklarım kenara kıvrıldı. Sinirlenmesi hoşuma gidiyordu. Işıl "Siz ne konuşuyorsunuz öyle fısır fısır?" diye sordu soğuk bir ifadeyle. Demir bakışlarını ona çevirdi. "Ne yani? Senin mi başını şişirmemi istersin?" Demir'in yüzünde yaramaz bir gülüş belirdi. Işıl gözlerini büyüttü. "Az önce söylediklerimi unutun. Özellikle sen, Demir." Demir'in yüzündeki gülüş daha da büyüdü. Bunca zaman nasıl fark etmemişim bunu? Daha ilk geldiğimiz günde gözleri ona takılmıştı zaten. Keşke daha erken anlasaymışım. Biraz geç olmuştu ama yine de öğrenmiştim en azından. Demir tabağıyla ilgilenmeye başladığında bende önüme döndüm. Az sonra içeri Abim, Sinem ve Korel girdi. Korel bizim olduğumuz masaya doğru gelirken abim ile Sinem ekip başkanlarının olduğu masaya doğru yöneldiler. Korel Cenk'in yanına oturduğunda Cenk ona baktı. "Yemek yemeyecek misin?" Korel başını salladı. "Aç değilim." Bunu söylerken Cenk'e bakmak yerine boşluğa bakıyordu. Yine aklı başka bir yerdeymiş gibiydi. Cenk üstlemedi. Önüme dönüp çatalımdaki sarmayı ağzıma attım. O sırada Yaman'ın sesini duydum: "Yoğurt yok mu?" Kenan ikizine döndü. "Yine başladı yoğurt derdine." Yaman kardeşine kınayan bakışlarla bakarak "Ağzının tadını gerçekten bilmiyorsun Kenan. Yoğurtsuz olur mu hiç?" dedi. Kenan gözlerini devirdi. "Her şey bok yolunda ilerlerken tek derdinin yoğurt olduğuna inanamıyorum, Yaman." Yaman tam bir şey diyecekti ki Balım onun ağzına sarma tıktı. Yaman şaşkınlıkla gözlerini büyüterek Balım'a baktı. "Senin susucağın yoktu. Hem bak, yoğurt olmasa ölmüyorsun." dedi Balım. Yaman sarmasını çiğneyip zorla yuttu. Hâlâ şaşkındı.
"Ama..."
"Sus, sevgilim. Yoksa hepsini ağzına tıkarım."
"Tamam."
Yaman önüne döndü ve tabağı kendinden uzaklaştırdı. "Aç kaldık yine." Demir merakla "Gerçekten yoğurtsuz hiç yemek yiyemiyor musun?" diye sordu. Yaman olumlu anlamda başını salladı. "Evet. Yoksa kusuyorum. Çorbayı bile yoğurtla karıştırıp yiyorum." Demir afallamıştı. "Oha!" Hepimiz Yaman'a tiksinti dolu bir bakış attık. Çorbaya yoğurt katmak nedir arkadaş!Sonra ben "Ama daha az önce Balım'ın ağzına tıktığı sarmayı yoğurtsuz yedin." dedim. Bu sefer Kenan cevapladı: "Kendini tutuyor şu an. Kusar birazdan." Liva araya girerek "Yemek yerken gerçekten bunu mu konuşacağız?" diye söylendi. Yaman tam konuşacakken eliyle ağzını kapattı ve koşarak yemekhaneden çıktı. Kenan bıkmış bir surat ifadesiyle ikizinin peşinden gitti. Balım pişman olmuş bir sesle "Ay keşke ağzına sarmayı tıkmasaydım. Şimdi akşam yemeğinide, yoğurdu da yemez kusmamak için." dedi. Liva "Siz beni dinliyor musunuz? Bunu mu konusacağız diyorum! Şimdi ben kusacağım ya!" diye çıkıştı. Şimdi bu kızı ben yolmayayım da ne yapayım? Kerem araya girdi. "Kus lütfen, bir sen eksiktin." Bunu alay ederek söylemişti. Kerem'e olan kırgınlığım o anda geçti. Ekipte Liva'ya sadece ben, bir de Kerem laf sokuyordu. Dudaklarım kenara kıvrıldı. "Kerem parti kur, oy vereceğim." Korel ve Liva hariç masadaki herkes söylediğim şeye güldüler. Liva sinirle "Haha, çok komik!" diye gürledi. Kimse onu umursamayınca çatmış olduğu kaşlarını daha çok çattı. Kerem "Sen en son bana kırılmıştın sanki?" dedi, hâlâ gülerken. "Unuttum bil," Duraksadım. "Ama bizi bir daha yok sayabileceğin anlamına gelmiyor." Kerem başını salladı. "Onu çok iyi anladım zaten." Güldüm. Buradaki insanların duygusuz olduğunu düşünmüştüm ama onlarda benim gibi normal insandı. Onlarla bir ortam kuracağımı, sakalaşacağımı hiç düşünmemiştim. Sonra Korel bir anda ayağa kalktı ve yanıma geldi. Masadaki herkesin gözleri ona çevrilmişti. "Alina," İsmim dudaklarından dökülürken harfler çok duygusuz ve bir o kadar da soğuk çıkmıştı. "Ne oldu?" diye sordum. Ne diyeceğini deli gibi merak ediyordum. Çünkü kimse öyle heykel gibi sus pus oturup bir anda sana doğru gelip konuşmuyordu. Gerçekten tuhaf biriydi. Suratında hiç bir duygu belirtisi görmemek ara sıra içimi ürperiyordu. "Sana söylemem gereken şeyler var." Korel bunu demesiyle daha ne diyeceğimi beklemeden beni bileğimden tuttuğu gibi oturduğum yerden kaldırıp çekerek yemekhaneden çıktı. Koridorun ortasına geldiğimizde şokun etkisinden çıkıp bileğimi çektim. "Ne yapıyorsun sen be?!" diye bağırdım. Allah aşkına, kim olduğunu sanıyordu da beni böyle çekiştiriyordu? Güzellikle söylese gelirdik herhalde. Korel kendisine bağırılmasından hoşlanmadığını belli eder gibi gözlerini sıkı sıkı kapattı ve ellerini de yumruk yaptı. Derin bir nefes verdikten sonra gözlerini açtı. "Sinirliyim," dedi. "Sana bir an önce söylemek için öyle davrandım." İyice sinirlendim. "Yüzünde hiç bir duygu kırıntısı olmadığı için ne hissettiğini anlamıyorum maalesef ya, kusura bakma!" Sonra aklımda söyledikleri tekrarlandı. "Bu arada sen bana ne söylemek istiyordun?" Korel asıl konuya geldiğimde bir iki adım yakınlaştı. "Abinin senden sakladıklarını anlatacağım. Eksiksiz." Duyduğum şeyle beraber şaşkınlıkla gözlerimi kocaman açtım. Şaka gibiydi. Abim söylememek için bir yerlerini yırtarken bu söylemek için bin çaba harcıyordu. Korel sessizliğimi fark edince "Biliyorum, şaşkınsın. Bunu beklemiyordun. Bende düşünmekten kafayı yedim." Şimdi anlaşılıyordu bunun niye düşündüğü. Söylesem mi, söylemesem mi diye düşünüyordu. Devam etti. "En sonunda söylemeye karar verdim. Her şeyi anlatacağım. Sonuçları umrumda değil. Yeter ki bil istiyorum." Hiç bölmedim. Konuşmamla konuyu değiştirmeye hiç niyetim yoktu. Sustum. Anlatmasını bekliyordum. Korel bunu fark etmiş gibi "Başlıyorum. En başından," diye konuştu. "Krizlerin..." Kaşlarımı eş zamanlı olarak çattım. Bunu duymaktan bıkmıştım artık. Ben kriz geçiriyorsam neden hatırlamıyorum lan? Korel aklımdan geçenleri az çok anlamış gibi "Aslında sen çok şey yaşadın ama hatırlamıyorsun. O zamanlar kriz geçirdiğin için. Kriz geçirdiğin zamanları hatırlamıyorsun." dediğinde neredeyse şoktan bayılmak üzereydim. Tam ağzımı açacakken abimin sesini duymamızla bakışlarımız oraya çevrildi: "Ne yapıyorsunuz siz burada?"
Bölüm etkileşimi
