8. bölüm · Sırçadan Taç
8. Bölüm Kıyamet Geri Dönüyor
Ortam sessizliğe gömüldü. Bu sessizliği bozan ben oldum. "Bana," Nefesimi düzene sokmaya çalıştım. "Bana niye ulaşmaya çalışsınlar ki?" Abimin benden bir şey sakladığını biliyordum. Sakladığı şey bununla ilgili bir şey olabilir miydi? Abime döndüm. "Sen biliyorsundur belki ha?"
"Alina, şuan değil."
"Ne zaman abi? O zaman ne zaman gelecek? Sürekli şuan değil diyorsun. Yıllar oldu abi. Ve senin bu konuda ettiğin tek kelime yok. Öğremek istiyorum. Şimdi."
Soner çaresiz görünüyordu. Korel Soner'in yanına geçti. "Artık saklama." dedi. O da mı biliyordu? Soner tam önümde durdu. "Sana her şeyi anlatacağım. Ama bana kin besleme." İfademi koruyarak konuştum. "Artık bunu söylemek için çok geç." Ne olacaksa olsun artık. Uzun zamandır bu anı bekliyordum. Yıllardır kendimi her şeyin en kötüsüne hazırlamıştım. Öğrenmek istiyordum. Kendimle ilgili şeyleri sadece ben bilmiyordum ve onu bilmeye hakkım vardı. Herkes Soner'e baktı. Soner direkt olarak yüzüme baktı. Biraz durduktan sonra anlatmaya başladı. "On yıl önce, yani 2016 yılında seni kaçıran adam... Korel o gün onu vurmuştu. Ama o ölmedi. Hâlâ yaşıyor ve seni kaçırma amacı tamamen farklı." O an başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Refleksle bir adım geri çekildim. Soner'in gözlerinde pişmanlık vardı. "Sana bunu söylemedim. Sırf seni korumak için yaptım. Teşkilatı da bu yüzden söylememiştim. Biliyorum, bilmeye hakkın vardı ama seni bu olaylardan uzak tutmak istedim. Bana kim besleme." Artık içimden bunu söylemediği için ona kin duymak bile gelmiyordu. "Eskiden olsa senden nefret ederdim ama artık öyle bir lüksüm yok." Sesim çok duygusuz çıkmıştı. Soner bir anda bana sımsıkı sarıldı. Bende kollarımı onun bedenine sardım. "Büyüdüm ve beni korumak için yaptığını anlıyorum." dedim. Uzun bir süre öylece sarıldık. Bu süre boyunca kimse bir şey demedi. Alarm tekrar çalmaya başlayınca abimle sarılmayı bırakıp birbirimizden ayrıldık. Sinem kafası bilgisayarda gömülü olan Mira'ya baktı. "Şimdi ne oldu?" diye sordu. Mira gözlerini kocaman açtı. "O içeride." Ses odanın içinde yankılandı. Abimin yıllardır benden sakladığı adam bu kez çok yakınımdaydı. Bu adamla ilgili daha bir sürü bilmediğim şeyler olduğunu biliyordum ama onları söylememişti. Abim ellerini yumruk yaptı. "Sen burada kal." dedi. "Asla!" diye çıkıştım. "Artık eğitimler bana bizi oyalıyorsunuz gibi geldi. Biz artık ne yapacağımızı çok iyi biliyoruz. Bende geleceğim." Abim pes etmiş gibi "Tamam ama yanında kıdemli biri olacak." Gülümsedim.
"O zaman Demir'de katılıyor değil mi?"
"Tamam, pes." Biraz duraksadı. Sonra Işıl'a baktı. "Işıl, sen Demir'lesin." Şuan önemli bir durumda olduğumuz için ikiside kabul etti. Normal şartlarda asla kabul edeceklerini sanmıyordum. Soner tam konuşacakken sözünü Cenk kesti. "Ben Alina'yla giderim." dedi. Korel "Ona sordun mu?" diye konuştu, duygusuz bir sesle. Cenk Korel'e döndü. "Sence şu anda bunun için zaman var mı?" Korel öfkeyle ona baktı ama haklı olduğu için bir şey demedi. Aslında evet, şu an bunun hiç sırası değildi. Ekip silahlarını hazırladı. Mira ve Deniz zaten bilgisayardaydı. Odadan çıktık. Soner Demir ile bana silah ve telsiz vermişti. "Silahı yalnızca tehlikede hissettiğiniz zaman kullanabilirsiniz ve telsizden mutlaka rapor vermelisiniz." İkimizde başımızı salladık. Koridor iki yana ayrılıyordu. Soner konuştu. "Ben, Korel, Cenk, Alina, Demir ve Işıl bu taraftan gideceğiz. Sinem, Liva, Kerem, Balım, Yaman ve Kenan ise öbür taraftan gideceksiniz. Sinem, onlar sende." Sinem başını salladı. "Merak etme." dedi. Sinem'de büyük ihtimal abim gibi otuzlu yaşlarındaydı. Çünkü ekibin beyni ikisiydi. Koridora girdiğimizde sürekli etrafıma bakınıyordum. Diğer şekilde onlarda öyle yapıyordu. Cenk yanımdan yürüyordu. Korel Soner'in yanındaydı. Aynı şekilde Demir ile Işıl'da yanyanaydı. Bir anda yanından geçtiğim odadan konuşma sesleri duydum. Sanki içeride biri biri vardı. Kapı kapalıydı. Kapıya doğru yaklaştığımda Cenk "Ne oldu?" diye sordu. Fısıldayarak "Sende duyuyor musun? Sanki biri içeriden birinin konuşma sesi geliyor." dedim.
"Kırayım mı?"
"Ne?"
"Kapıyı diyorum," Duraksadı. "Kırayım mı?"
"Açmak varken niye kirasın ki?"
"Bu oda kullanılmadığı için kilitli."
"E o zaman içeride nasıl biri olsun?"
"Böyle korunaklı bir yere direkt kapıdan girdiğini düşünmüyorsun herhalde. İllaki bu odanın anahtarını bulmuştur. Bulunmamak için tekrar kilitlemiş olabilir."
Ne olur ne olmaz diye kapı açılıyor mu diye kapı kolunu çevirdim. Açılmadı.
"Haklı çıktın."
"Kırayım mı yani?"
"Kır."
Diğerleri bizim burada durduğumuzu görmeden ilerlemeye devam etmişti. Çünkü en arkadan yürüyorduk. Kenara çekildim. Cenk bir kaç adım geri çekildi ve aniden omzuyla kapıya sert bir şekilde vurdu. Kapı anında açıldı. İçeri baktığında "Burada sadece bir telefon var ve sesler ondan geliyor." dedi. Cenk'in yanına geldim ve içeriye baktım. Evet, sadece açık olan bir telefon vardı. Karanlık odanın içinde o telefonun ekranı parlıyordu. Odaya girdik. Cenk telefonu eline aldı. "Videoda ki adam konuşuyor." dedi. Bende ekrana baktım. Siyah kapüşonlu, bizim yaşlarımızda bir çocuktu. Yüzü karanlıkta kalmıştı. Görünmüyordu. Cenk videoyu başa sardı. İzleyecek miydik? "İzlemeli miyiz?" diye sordum. Cenk sıkıntılı bir nefes verdi. "İzlemeyip ne yapalım?" Videoyu başlattı. "Eğer bu videoyu izliyorsanız iletmek istediğim bir mesaj olduğunu da anlamışsınızdır. Kendimi tanıtmama gerek yok herhalde. Alina hariç hepiniz anlamışsınızdır." Ben hariç ekipteki herkes neyin ne olduğunu biliyor demek. Abimin bana daha söylemediği bir sürü şey olduğunu biliyordum. Cenk'e kısa bir bakış attım. Cenk bunu duymamı istemiyor gibiydi. Tekrar videoya döndük. "Bu ekipte kimse sana gerçeği söylemiyor Alina. Ama ben her şeyi sana açıklamaya hazırım. Baksana, abin bile senden bir şeyler saklıyor. Neden sakladıklarını hiç düşündün mü Alina? Abimin bir arkadaşı vardı. Hatırlıyor musun? Ne oldu ona? Öldü. Kimin öldürdüğünü hiç düşünmedin mi?" Bir dakika. Abimin öldürdüğünü mü söylüyordu? Cenk tam kapatmak üzereyken onu durdurdum. "Bırak, bari bunu gizlemeyin benden." Cenk'in içi rahat etmesede karşı çıkmadı. Tekrar ekrana baktım. "Ve o abinin arkadaşı benim kuzenimdi. Kuzenimin evinin önünden geçerken seni ve abini görüyordum. Küçüklüğümden beri seni tanıyorum, Alina. Ben seni tanıyorum ama sen beni tanımıyorsun. Soner yüzünden. Soner olmasaydı, birbirimize kavuşmuş olacaktık güzelim. Merak etme, seni benden ayıramayacaklar. Kimse." Video bitmişti. Olduğum yerde kaskatı kesildim. Cenk ellerini sinirden yumruk yapmıştı. Sinemler de dahil olmak üzere bütün ekip içeri girdi. Sinem yanımıza geldi. "Her yerde sizi arıyoruz. Neden haber vermiyorsunuz?" Sesi telaşlıydı. Cenk onlara telefonu uzattı. Sinem telefonu eline aldı ve diğerleriyle izlemeye başladı. Ben hâlâ duyduklarımın etkisinde kalmıştım. Beni tanıyordu. Küçüklüğümden beri. Her şeyimi biliyordu. Beni abimlerden soğutmaya çalışıyordu. Beni alacaktı. Kanmamalıydım. Sırf onlara karşı rakip olmam için bunları söylüyordu. Abim arkadaşını öldürmemiştir, değil mi? Videoyu izlediklerinde hepsinin gözleri bana döndü. Demir küfür etmeye başladı. Korel'in ise sinirden şakaklarındaki damarları belli oluyordu. Soner telefonu kırarcasına yere fırlattı. "Lanet olsun!" Hemen yanıma geldi. "Sana dediği şeylere inanma seni kan-"
"Beni kandırmaya çalıştığını anladım. Size inanıyorum. Ama en yakın zamanda bir açıklama istiyorum."
Soner başını salladı. "Şu an bunları açıklamak için erken. Sana söz veriyorum zamanı geldiğinde her şeyi öğreneceksin. Her şeyi." Sözleri bu sefer yalındı. Yalan yoktu. "Tamam," dedim. "Bu sefer sen söyleyene kadar bekleyeceğim ve seni zorlamayacağım."
Mira ve Deniz içeri girdi. Işıl "Siz niye bilgisayar odasından çıktınız?" diye sordu ciddiyetle. Deniz ve Mira nefes nefese kalmıştı. Mira öfkeyle konuştu. "Kapıları kapatmıştık ama bir şekilde kaçmış. Güvenlik sistemini hackledi galiba. Kahretsin, ne yaptığını bilmiyoruz!" Herkes birbirine baktı. Artık o eski neşe yoktu. O adamlar gülüşlerimizin katili olmuştu. Aynı zamanda geleceğimizin.
