8. bölüm / 16
SINIRLARIN ÖTESİNDE8.BÖLÜM
Bölümler 16Şu an: 8.BÖLÜM
- 1 1.BÖLÜM927 kelime
- 2 2.BÖLÜM728 kelime
- 3 3. BÖLÜM879 kelime
- 4 4. BÖLÜM823 kelime
- 5 5.BÖLÜM991 kelime
- 6 6.BÖLÜM1.614 kelime
- 7 7.BÖLÜM1.966 kelime
- 8 8.BÖLÜM2.059 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 9.BÖLÜM1.706 kelime
- 10 10.BÖLÜM2.036 kelime
- 11 11. BÖLÜM2.236 kelime
- 12 12.BÖLÜM2.524 kelime
- 13 13.BÖLÜM2.640 kelime
- 14 14. BÖLÜM3.060 kelime
- 15 15.BÖLÜM4.403 kelime
- 16 16. BÖLÜM2.311 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah güneşi köyün dar sokaklarına yayılırken Zeynep, sağlık ocağının kapısını açıp içeri girdi. Bir önceki günün yorgunluğu hâlâ üzerindeydi ama kendini daha iyi hissediyordu. Yaralı askerlerin durumlarının iyiye gittiğini öğrenmek içini rahatlatmıştı.
Masasına oturup dosyaları düzenlediği sırada telefonu titredi. Meryem'den mesaj gelmişti.
Meryem: Günaydın, doktor hanım. Dün akşamdan beri birinin mesajını bekliyorum desem ne dersin?
Zeynep gülümseyerek cevap verdi.
Zeynep: Murat'tan mı?
Meryem: Seninle bir daha hiçbir şey paylaşmayacağım.
Zeynep: Daha cevap vermedim ama adını doğru tahmin ettim.
Meryem: Zeynep, gerçekten sinir bozucusun.
Zeynep kahkaha attı. Tam cevap yazacakken kapı çalındı. İçeri giren yaşlı bir kadın, bastonuna dayanarak yavaşça yürüdü.
“Günaydın kızım.”
Zeynep hemen ayağa kalktı.
“Günaydın, Emine teyze. Buyur, otur bakalım. Nasılsın bugün?”
Emine teyze sandalyeye yerleşirken elini Zeynep'in koluna koydu.
“İyiyim kızım, iyiyim. Sen nasılsın? Yüzün bugün biraz daha aydınlık.”
Zeynep gülümsedi.
“İyiyim ben de. Söyle bakalım, neyin var?”
“Öyle büyük bir şeyim yok. Bir de seni göreyim dedim. İnsan bazen doktora değil, iki güzel söze de geliyor.”
Zeynep'in yüzündeki gülümseme büyüdü. Emine teyze köyün en yaşlı kadınlarından biriydi. Zeynep onu yalnızca hastası olarak değil, zamanla kendi büyükannesi gibi görmeye başlamıştı.
Muayene bittikten sonra Emine teyze çantasını toparladı ama hemen kalkmadı. Zeynep bunu fark etti.
“Başka bir şey mi var teyze?”
Yaşlı kadın gözlerini kısıp onu baştan aşağı süzdü.
“Bir şey soracağım ama kızmak yok.”
Zeynep içinden, Bugün herkes aynı şeyi söylüyor, diye geçirdi.
“Sor bakalım.”
Emine teyze biraz yaklaşıp sesini alçalttı.
“Senin gönlünde biri var mı kızım?”
Zeynep'in elindeki kalem masanın üzerine düştü.
“Teyze!”
“Ne var? İnsan sormaya korkar oldu. Gençsin, güzelsin, bir de hep tek başınasın. Hiç mi seni bekleyen yok?”
Zeynep gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
“Yok Emine teyze, benim gönlümün işi gücü yok mu? Hastalarım var, işlerim var.”
“Ben sana işini sormadım kızım. Gönlünü sordum.”
Zeynep cevap vermek yerine yaşlı kadının çantasını uzattı.
“Hadi sen evine git. İlaçlarını da saatinde almayı unutma.”
Emine teyze bastonuna dayanarak ayağa kalktı. Kapıya doğru yürürken arkasını dönüp son bir kez konuştu.
“Peki, peki. Söylemiyorsan söyleme. Ama insanın gönlüne de bir gün izin vermek lazım.”
Zeynep başını iki yana sallayarak güldü.
“Allah Allah, sen de başladın!”
“Ben bir şey demedim kızım!”
Emine teyze kahkahasıyla odadan çıktı. Zeynep onun ardından bakarken yüzündeki gülümseme bir süre daha kaybolmadı.
Fakat yaşlı kadının sorusu, istemese de aklının bir köşesinde kalmıştı.
Gönlünde biri var mı?
Zeynep böyle bir şeyi en son ne zaman düşünmüştü, hatırlamıyordu bile.
Öğleye doğru sağlık ocağına Karan geldi. Yanında Murat yoktu. Elinde birkaç dosya vardı ve kapıdan içeri girerken her zamanki ciddi ifadesini taşıyordu.
Zeynep onu görünce ayağa kalktı.
“Hoş geldiniz, komutanım.”
“Hoş bulduk, doktor hanım. Yaralı askerlerin durumunu öğrenmek için uğradım. Bir de köydeki sağlık hizmetleriyle ilgili birkaç noktayı yerinde görmek istiyorum.”
“Yaralılarımızın durumu iyiye gidiyor. Dün akşam son bilgileri aldım.”
Karan'ın yüzü biraz yumuşadı.
“Bunu duymak güzel.”
Zeynep masadaki dosyayı kapattı.
“Köydeki sağlık hizmetleriyle ilgili bir şey mi değişti?”
“Henüz değil. Ancak rapora eklenmesi gereken birkaç konu var. Köyü ve sağlık ocağına ulaşımı daha yakından görmek istiyorum. Uygunsanız bana eşlik edebilir misiniz?”
Zeynep bir an düşündü. Öğleden sonra için planladığı birkaç iş vardı ama ertelenebilecek durumdaydı.
“Tabii. Yalnız bazı evlere uğramam gerekiyor. Yaşlı hastalarım var, ilaçlarını kontrol etmeliyim.”
“Bizim için de iyi olur. Köydeki ihtiyaçları daha doğru değerlendirebiliriz.”
Zeynep çantasını aldı. Kapıyı kilitleyip birlikte dışarı çıktılar.
Karan'ın yanında yürümek, Zeynep'in düşündüğünden daha farklıydı. İlk karşılaşmalarında onu yalnızca sert ve mesafeli bir komutan olarak görmüştü. Şimdiyse konuşurken karşısındakini gerçekten dinlediğini, bir şey sorduğunda cevabını beklediğini fark ediyordu.
Karan da Zeynep'in köydeki insanlarla kurduğu ilişkiyi gözlemliyordu. Herkes ona selam veriyor, çocuklar yanına koşuyor, yaşlılar bir sorunları olduğunda çekinmeden konuşuyordu.
Bir süre sonra Karan, yanından geçen küçük bir çocuğun Zeynep'e seslendiğini duydu.
“Zeynep abla! Annem sana selam söyledi!”
Zeynep gülümseyerek el salladı.
“Ben de ona selam söyle, tamam mı?”
Çocuk koşarak uzaklaştı.
Karan ona baktı.
“Köyde herkes sizi tanıyor.”
Zeynep omuz silkti.
“Ben de onları tanıyorum. Burada birbirimize destek olmadan yaşamak zor.”
“Belli oluyor.”
Zeynep başını ona çevirdi.
“Bu iyi bir şey mi, kötü bir şey mi?”
Karan'ın dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme belirdi.
“İyi bir şey. İnsanların size güvenmesi kolay kazanılan bir şey değil.”
Zeynep bu söz karşısında kısa bir an sessiz kaldı.
“Teşekkür ederim.”
Karan başka bir şey söylemedi ama yürüyüşlerinin geri kalanında aralarındaki sessizlik eskisi kadar yabancı gelmedi.
Köyün biraz ilerisinde, bahçesinin önüne küçük bir sandalye koymuş yaşlı bir kadın oturuyordu. Zeynep onu görünce hemen yanına gitti.
“Hatice teyze! Nasılsın?”
Kadın başını kaldırdı, yüzü aydınlandı.
“Ah, benim güzel doktorum gelmiş!”
Zeynep eğilip onun elini tuttu.
“İlaçlarını düzenli alıyor musun bakalım?”
“Alıyorum kızım, alıyorum. Sen söyleyince insan korkuyor zaten.”
“Benden korkmana gerek yok. Sadece iyi olmanı istiyorum.”
Hatice teyze, Zeynep'in arkasında bekleyen Karan'a baktı. Sonra yeniden Zeynep'e döndü. Gözlerinde muzip bir parıltı belirmişti.
“Bu delikanlı kim?”
Zeynep doğruldu.
“Hatice teyze, kendisi Karan Bey. Askerî birlikten komutanımız. Köyün ihtiyaçlarını kontrol ediyoruz.”
Hatice teyze başını salladı ama yüzündeki gülümseme kaybolmadı.
“Memnun oldum evladım. Allah kolaylık versin.”
Karan saygıyla başını eğdi.
“Sağ olun, Hatice teyze.”
Zeynep yaşlı kadının ilaçlarını kontrol etti, tansiyonunu ölçtü ve birkaç tavsiyede bulundu. Hatice teyze ise bir yandan onu dinliyor, bir yandan da Karan'a göz ucuyla bakıyordu.
Zeynep işini bitirip çantasını kapattığında Hatice teyze elini tuttu.
“Bir dakika otur kızım. Sana bir şey soracağım.”
Zeynep gülerek yanındaki sandalyeye oturdu.
“Yine mi soru?”
“Ne yapayım, sen de her gün buraya uğramıyorsun.”
Karan birkaç adım ötede, evin bahçe kapısının yanında duruyordu. Telefonuna gelen mesaja göz atıyor gibi görünüyordu.
Hatice teyze sesini alçalttı ama öyle alçalttı ki yanındaki herkes duyabilirdi.
“Senin gönlünde biri var mı kızım?”
Zeynep'in gözleri büyüdü.
“Hatice teyze, sen de mi?”
“Ben de ne? Soruyorum işte. Gençsin, güzelsin. Hayatın hep iş güçle mi geçecek?”
Zeynep yanaklarının ısındığını hissetti.
“Yok öyle biri. Hem nereden çıktı şimdi bu?”
Hatice teyze başını hafifçe yana eğdi.
“Olmasın, onu da sen bilirsin. Ama insanın kalbi boş durmaz kızım. Bazen farkına varmazsın, biri gelir aklının bir köşesine oturur.”
Zeynep ne diyeceğini bilemedi.
Tam o sırada Hatice teyze, Karan'ın durduğu tarafa kısa bir bakış attı. Sonra tekrar Zeynep'e döndü.
“Peki, hiç mi yok? Seni bekleyen biri, seni merak eden biri?”
Zeynep gözlerini kaçırdı. Karan'ın bu konuşmayı duyup duymadığını anlamaya çalışıyordu ama ona bakmaya cesaret edemedi.
“Hatice teyze, biz buraya senin ilaçlarını kontrol etmeye geldik. Sen beni sorguya çekiyorsun.”
Yaşlı kadın kahkaha attı.
“Tamam, tamam. Ben sustum.”
Ama susmadan önce ekledi:
“Yine de insanın gönlünde biri varsa, bunu anlamak için bazen kendi kendine doğru soruyu sorması gerekir.”
Zeynep ayağa kalktı.
“İlaçlarını unutma. Yarın yine uğrarım.”
Hatice teyze el salladı.
“Uğra kızım, uğra. Hem belki o zaman cevabını da öğrenirim!”
Zeynep uzaklaşırken başını iki yana sallıyordu.
Karan ise birkaç adım ileride onu bekliyordu. Yüzünde her zamanki ciddi ifade vardı. Telefonunu cebine koyduğunda Zeynep'in kendisine doğru geldiğini gördü.
“Hazır mısınız?” diye sordu.
“Hazırım.”
Birlikte yürümeye başladılar.
Karan, Hatice teyzenin sorusunu duymuştu. Aslında duymamış gibi davranmak en kolay yoldu. Ama Zeynep'in verdiği cevabı merak etmişti.
Gönlünde biri var mı?
Bir an için adımlarını yavaşlattı. Ardından kendi kendine kızdı.
Ne fark eder ki?
Zeynep'in özel hayatı onu ilgilendirmezdi. En azından şu an böyle olması gerekiyordu.
Yine de birkaç saniye sonra, sanki sıradan bir şey soruyormuş gibi konuştu.
“Hatice teyze sizi çok seviyor gibi görünüyor.”
Zeynep ona döndü.
“Evet. Köydeki yaşlıların çoğu öyle. İnsan zamanla hepsine bağlanıyor.”
Karan başını salladı. Biraz yürüdükten sonra ekledi:
“Az önce size bir soru sordu sanırım.”
Zeynep'in kalbi bir an hızlandı.
“Duydunuz mu?”
“Bir kısmını.”
Zeynep yüzünü başka tarafa çevirdi.
“Yaşlıların merakı işte. Bazen insanı ne soracaklarını şaşırtıyorlar.”
Karan, onun yüzüne bakmadan cevap vermeye çalışmasını fark etti. Merakını belli etmek istemiyordu ama kendini tutamadı.
“Peki, cevabınız neydi?”
Zeynep birden durdu.
“Ne?”
Karan da durdu. Bir an boyunca ikisi birbirine baktı.
Karan, sorusunun gereğinden fazla kişisel olduğunu o anda fark etti.
“Yani…” diye başladı, ardından boğazını temizledi. “Cevap vermek zorunda değilsiniz. Sadece merak ettim.”
Zeynep'in yüzünde yavaşça bir gülümseme belirdi.
“Komutanım, siz de mi merak ediyorsunuz?”
Karan'ın yüzü yeniden ciddileşti.
“Hayır. Yani… öyle bir şey değil. Sadece konuşmayı duydum.”
Zeynep başını hafifçe yana eğdi.
“Anladım.”
Ama sesindeki gülümseme Karan'ın işini kolaylaştırmıyordu.
“Henüz gönlümde biri yok,” dedi Zeynep sonunda. “En azından benim bildiğim kadarıyla.”
Bu cevabı verirken Karan'a bakıyordu.
Karan ise gözlerini başka tarafa çevirdi.
“Anladım.”
Yalnızca iki kelime söylemişti. Ama Zeynep, onun bu iki kelimeyi söylemeden önce neden kısa bir an sustuğunu fark etmişti.
İçinde açıklayamadığı küçük bir sevinç kıpırdadı.
Sonra kendine kızdı.
Ne oluyor sana Zeynep? Adam sadece soru sordu.
Yürümeye devam ettiler. Fakat bu kez aralarındaki sessizlik eskisi gibi değildi. İkisinin de aklında, söylenmiş ama tam olarak açıklanmamış bir şey vardı.
Köyün meydanına geldiklerinde uzaktan Murat'ın sesi duyuldu.
“Karan! Doktor hanım!”
Murat yanlarına doğru yürürken yüzünde her zamanki gülümsemesi vardı. Yanında birkaç evrak taşıyordu.
“Komutanım, aradığım yerdesiniz. Bir de sizi burada bulacağımı düşünmemiştim, doktor hanım.”
Zeynep gülümsedi.
“Köyü geziyorduk.”
Murat başını salladı.
“Güzel. Ben de sağlık ocağıyla ilgili bir evrak getirdim. Bu arada…”
Sesi biraz alçaldı, gözleri Zeynep'in yanına kaydı.
“Meryem Hanım nasıl? Dün akşam mesajıma cevap verdi ama bugün hiç haber yok.”
Zeynep'in yüzünde muzip bir ifade belirdi.
“İyi. Merak ettiğiniz için teşekkür ederim.”
Murat bir an durdu. Karan başını eğip gülümsemesini gizlemeye çalıştı.
“Ne var komutanım?” dedi Murat. “İnsan hâl hatır soramaz mı?”
“Elbette sorabilirsin.”
“Güzel. O zaman bana neden öyle bakıyorsunuz?”
“Nasıl bakıyorum?”
Murat ellerini iki yana açtı.
“İşte bu yüzden insan sizinle konuşurken iki kere düşünüyor.”
Zeynep kahkaha attı. Karan ona baktığında, onun gülerken gözlerinin nasıl parladığını fark etti. Bakışları bir an gereğinden fazla üzerinde kaldı.
Zeynep gülümsemesini yavaşça toparladı ve göz göze geldiler.
Bu kez Karan hemen başını çevirmedi.
Aralarında yalnızca birkaç saniyelik bir bakış vardı. Ne bir itiraf ne de bir söz…
Ama ikisi de o bakışın sıradan bir bakış olmadığını hissetmişti.
Murat ise kendi dünyasına dalmış, Zeynep'ten Meryem'in telefon numarasını istemenin uygun olup olmadığını düşünüyordu. Karan'ın yüzündeki değişikliği fark etmedi.
“Ben sağlık ocağına geçiyorum,” dedi Zeynep. “Evrakları da orada inceleyebiliriz.”
Karan kendini toparladı.
“Tabii. Biz de geliyoruz.”
Üçü birlikte yürümeye başladılar. Murat bir şeyler anlatıyor, Zeynep ara sıra gülüyor, Karan ise çoğunlukla dinliyordu.
Fakat Karan'ın aklı, Hatice teyzenin sorduğu soruya dönüp duruyordu.
Henüz gönlümde biri yok.
Zeynep'in söylediği bu sözün neden içini rahatlattığını bilmiyordu.
Belki de hiçbir anlamı yoktu.
Belki de vardı.
Akşam, Zeynep eve döndüğünde Meryem salonda oturmuş telefonuyla ilgileniyordu. Zeynep çantasını bıraktıktan sonra onun karşısına geçti.
“Bir şey soracağım.”
Meryem gözlerini ekrandan kaldırdı.
“Hayır.”
Zeynep kahkaha attı.
“Bugün bana da aynı şeyi söyledin. Daha ne soracağımı bilmiyorsun.”
“Yüzünden belli.”
Zeynep koltuğa oturdu.
“Peki, söyle bakalım. Murat'tan haber var mı?”
Meryem telefonu hemen ters çevirdi.
“Zeynep!”
“Ne var? Sadece sordum.”
“Sen önce kendi gününü anlat.”
Zeynep kaşlarını kaldırdı.
“Benim günümde anlatılacak bir şey yok.”
Meryem ona şüpheyle baktı.
“Hiç mi?”
Zeynep bir süre sustu. Sonra dudaklarının kenarı kıvrıldı.
“Hatice teyze bugün bana gönlümde biri olup olmadığını sordu.”
Meryem doğruldu.
“Ne dedin?”
“Yok dedim.”
“Peki, Karan Bey orada mıydı?”
Zeynep'in gözleri büyüdü.
“Sen bunu nereden çıkardın?”
Meryem kahkaha attı.
“Çünkü yüzün değişti!”
Zeynep yastığı alıp arkadaşına fırlattı.
“Seninle konuşulmaz!”
Meryem yastığı yakalayıp kucağına koydu.
“Peki, peki. Ama bir şey söyleyeceğim. Belki de Hatice teyze doğru soruyu sormuştur.”
Zeynep'in gülümsemesi yavaşça kayboldu. Birkaç saniye düşündü.
“Bilmiyorum Meryem. Karan Bey'i daha yeni tanıyorum.”
“Biliyorum.”
“Aramızda bir şey yok.”
“Onu da biliyorum.”
“Öyleyse neden böyle konuşuyorsun?”
Meryem arkadaşının elini tuttu.
“Çünkü bazen bir şeyin başlaması için aranızda bir şey olması gerekmez. Önce birini merak edersin. Sonra onu görünce neden mutlu olduğunu düşünmeye başlarsın. Gerisi zamanla belli olur.”
Zeynep cevap vermedi.
Meryem'in söyledikleri kulağında kaldı. Çünkü Karan'ı gördüğünde artık yalnızca bir komutanı görmediğini fark ediyordu. Onun ne düşündüğünü, neden bazen sustuğunu, yüzündeki o kısa gülümsemenin ne anlama geldiğini merak ediyordu.
Belki de Meryem haklıydı.
Belki de bir şeyler, henüz adı konulmadan başlamıştı.
Aynı gece Karan, odasında ertesi günün görev planını hazırlıyordu. Masasının üzerinde dosyalar, telefonunun ekranında ise Murat'tan gelen bir mesaj vardı.
Murat: Komutanım, yarın köye tekrar gidecek miyiz?
Karan kısa bir cevap yazdı.
Karan: Programı sabah netleştiririz.
Murat hemen karşılık verdi.
Murat: Anlaşıldı. Ben sadece soruyordum.
Karan telefonunu masaya bıraktı. Murat'ın neden tekrar köye gitmek istediğini tahmin edebiliyordu. Ama kendi nedenini henüz kendisine bile açıklayamıyordu.
Pencereye yaklaşıp dışarı baktı. Köyün ışıkları uzaktan belli belirsiz görünüyordu.
Zeynep'in gülümsemesi gözünün önüne geldi.
Ardından Hatice teyzenin sorusu…
Gönlünde biri var mı?
Karan gözlerini kapatıp başını hafifçe iki yana salladı.
“Saçmalama,” diye mırıldandı kendi kendine.
Ama yatağa uzandığında bile Zeynep'in verdiği cevabı hatırlıyordu.
Henüz gönlümde biri yok.
Karan, o cümledeki henüz kelimesine gereğinden fazla takıldığını fark etti.
Ve ilk kez, bir sonraki karşılaşmalarının ne zaman olacağını merak etti.
Çünkü bazı insanlar hayatına girdiklerini söyledikleri anda değil, onları yeniden görmek istediğini fark ettiğin anda farklılaşırdı.
Bölüm etkileşimi
