SINIRLARIN ÖTESİNDE kitap kapağı

13. bölüm / 15

SINIRLARIN ÖTESİNDE

13.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Roza .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: 13.BÖLÜM

Zeynep gözlerini açtığında hastane odasına sabah güneşi vuruyordu. Birkaç saniye boyunca nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Sonra dün yaşananlar birer birer zihnine doldu. Sarsılan duvarlar, üzerine çöken karanlık, nefes almakta zorlandığı o daracık alan ve ardından duyduğu ses…
Karan'ın sesi.
“Dayan! Geliyorum!”
Zeynep gözlerini kapattı. Enkazın altındayken duyduğu o sesi hâlâ kulaklarında çınlıyordu. Karan'ın kendisini bulduğu an yüzündeki ifadeyi, onu kollarına alırken titreyen ellerini ve söylediği o yarım kalmış cümleyi hatırladı.
Ben ilk defa birini sevmişken…
Sonrasını söylememişti.
Belki de söylemeye cesaret edememişti.
Zeynep yastığa biraz daha yaslandı. Dudaklarında istemsiz bir gülümseme belirdi ama hemen ardından yüzü ciddileşti. Karan'ın kendisi için o kadar korkmuş olması kalbini ısıtıyordu. Fakat yaşadıkları yalnızca güzel duygulardan ibaret değildi. Sağlık ocağı yıkılmış, köyde insanlar yaralanmış, evler hasar görmüştü.
Bir an önce ayağa kalkıp insanlara yardım etmek istiyordu.
Tam doğrulmaya çalışırken kapı açıldı.
“Hanımefendi, siz ne yapıyorsunuz?”
Meryem'in sesi odada yankılandı.
Zeynep irkildi.
“Ne yapıyorum? Yatıyorum.”
“Yatıyormuş! Az önce kalkmaya çalıştığını gördüm.”
Meryem elindeki poşeti masaya bırakıp yatağın yanına geldi. Ardından Zeynep'in yastığını düzeltti.
“Doktorlar dinlenmen gerektiğini söylediler. Biraz kendine gel artık.”
“İyiyim ben.”
“Zeynep, dün enkazın altındaydın. Bugün de bütün köyü ayağa kaldırmaya niyetlisin. Seninle arkadaş olmak gerçekten çok zor.”
Zeynep güldü.
“Sen de benimle arkadaş olmayı bırak o zaman.”
“Yok, seni kime bırakacağım? Bir de komutan var başımızda. İkinizi ayrı ayrı idare etmekten yoruldum.”
Zeynep'in gülümsemesi bir anda silindi.
“Ne komutanı?”
Meryem kaşlarını kaldırdı.
“Ne demek ne komutanı? Dün gece senin yanından ayrılmadı. Ben buraya geldiğimde bile seni sorup duruyordu.”
Zeynep yüzünü diğer tarafa çevirdi.
“Görevi gereği ilgilenmiştir.”
“Tabii canım. Görevi gereği elini bırakmadı, görevi gereği seninle sabaha kadar ilgilendi, görevi gereği yüzüne bakarken nefes almayı unuttu.”
“Meryem!”
“Tamam, sustum.”
Meryem iki elini kaldırıp geri çekildi ama yüzündeki gülümseme kaybolmadı.
Zeynep de gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
“Sen gerçekten çok kötüsün.”
“Ben mi? Daha hiçbir şey yapmadım.”
Bu son cümleyi söylerken Meryem'in telefonuna bir bildirim geldi. Telefonuna baktı, mesajı okudu ve yüzünde kısa bir gülümseme belirdi.
Zeynep bunu fark etti.
“Kim yazdı?”
Meryem telefonu hemen kapattı.
“Kimse.”
“Kimse sana mesaj mı atıyor?”
“Zeynep, senin başına gelenlerden sonra biraz dinlenmen gerekiyor. Her şeyi sorgulamayı bırak.”
Meryem konuyu değiştirerek çantasından kahvaltılıkları çıkarmaya başladı. Zeynep daha fazla üstelemedi. Yine de arkadaşının telefonunu neden sakladığını merak etmişti.
Sonra kendi kendine kızdı.
Meryem'dir işte. Belki Murat yazmıştır. Ne var bunda?
Bu düşünceyle başını yastığa yasladı.
Fakat merakı, zihninin bir köşesinde kalmaya devam etti.
Karargâhta ise sabahın ilk saatlerinden beri tek bir kişi huzur bulamıyordu.
Karan, masasının başında oturmuş deprem sonrası yardım planlarını inceliyordu. Köyde hasar gören evler belirlenmiş, yaralıların durumu kontrol edilmiş ve sağlık ocağının yerine geçici bir sağlık noktası kurulması için hazırlıklara başlanmıştı.
Bütün bunlarla ilgilenmesi gerekiyordu.
Fakat gözleri sürekli telefonuna kayıyordu.
Ekranda yeni bir mesaj yoktu.
Tam telefonu masaya bırakmıştı ki kapı açıldı.
Murat içeri girdi. Elinde iki bardak çay vardı.
“Günaydın, komutanım!”
Karan başını kaldırmadı.
“Kapıyı çalmayı öğrenemedin mi hâlâ?”
“Çaldım. İçeriden cevap gelmeyince komutanımın yine Zeynep Hanım'ı düşündüğünü anladım, rahatsız etmeyeyim dedim.”
Karan başını yavaşça kaldırdı.
“Murat.”
“Buyur, aşk acısı çeken komutanım.”
Karan elindeki kalemi masaya bıraktı.
“Bir gün seni gerçekten başka birliğe göndereceğim.”
Murat sandalyeye oturup çayını önüne koydu.
“Beni gönderebilirsin. Ama Zeynep Hanım'ı aklından gönderemezsin.”
Karan gözlerini kıstı.
“İşimiz var.”
“Ben de onu söylüyorum. İşimiz çok. Köyde evler yıkılmış, sağlık ocağı çökmüş, insanlar yardıma muhtaç. Bir de sen varsın; aklın hastanede, gözün telefonda.”
Murat bir yudum çay aldı.
“Vallahi senin yerinde olsam ben de merak ederdim. Sonuçta insan sevdiği kişiyi merak eder.”
Karan'ın yüzü ciddileşti.
“Benim sevdiğim kişi falan yok.”
Murat'ın çayı neredeyse boğazına kaçacaktı.
“Ne dedin?”
“Duymadın mı?”
“Duydum da bir daha duymak istiyorum. Belki tarihî bir ana tanıklık ediyorumdur.”
Karan sandalyesinde geriye yaslandı.
“Murat, sabah sabah sabrımı sınama.”
Murat ayağa kalkıp odanın içinde dolaşmaya başladı.
“Peki, komutanım. O zaman sana birkaç soru soracağım. Zeynep Hanım'ın durumu nasıl?”
“İyiye gidiyor.”
“Doktorlar ne demiş?”
“Dinlenmesi gerekiyormuş.”
“Peki sen neden hâlâ buradasın? Gidip görsene.”
Karan cevap vermedi.
Murat birden durdu.
“Allah Allah! Gitmek istiyorsun ama gidemiyorsun. Neden? Acaba görünce ne söyleyeceğini bilmiyor olabilir misin?”
Karan dosyayı önüne çekti.
“Çık dışarı.”
“Daha çayımı bitirmedim.”
“Çayını da al, kendini de al, çık.”
Murat bardakları topladı, kapıya yöneldi. Tam çıkacakken başını uzattı.
“Bu arada, Zeynep Hanım seni sorarsa ne diyeyim? 'Komutanım sizi çok merak ediyor ama gururundan gelemiyor' mu?”
Karan ayağa kalktı.
“MURAT!”
Murat kahkahalarla koridora kaçtı.
“Tamam komutanım! Şaka yaptık!”
Karan kapıya kadar gelip arkasından baktı.
“Bir gün seni yakalayacağım.”
Murat koridorun sonundan seslendi:
“Önce gönlünü yakala komutanım!”
Karan kapıyı kapattı.
Sonra birkaç saniye olduğu yerde durdu.
İstemeden gülümsedi.
Ardından masasına döndü, telefonunu eline aldı ve Zeynep'in numarasını açtı.
Bir mesaj yazdı.
Nasıl hissediyorsun?
Gönder tuşuna basmadan önce birkaç kez okudu. Fazla mı sıradan olmuştu? Çok mu ilgisiz görünüyordu? Yoksa gereğinden fazla mı ilgiliydi?
Kendi kendine söylendi.
“Bir mesaj yazacaksın, Karan. Operasyon planı hazırlamıyorsun.”
Sonunda gönderdi.
Zeynep'in telefonu birkaç dakika sonra titredi.
Ekranda Karan'ın adını görünce kalbi hızlandı.
Meryem hemen başını kaldırdı.
“Kim o?”
Zeynep telefonu göğsüne yakın tuttu.
“Hiç.”
Meryem'in ağzı açık kaldı.
“Az önce bana kim mesaj atıyor diye soruyordun. Şimdi sen hiç diyorsun!”
“İşle ilgili.”
“Tabii. Komutanlık makamından geçmiş olsun mesajı.”
Zeynep dayanamayarak güldü.
“Bir susar mısın?”
Meryem ellerini iki yana açtı.
“Peki. Ben de Murat'a yazayım bari.”
Zeynep hemen ona döndü.
“Sen Murat'la mı konuşuyorsun?”
Meryem bir an durdu.
“Yani… Arada.”
“Ne zamandan beri?”
“Zeynep, bu bir sorgu odası mı?”
“Hayır ama…”
Meryem gülerek başını salladı.
“Sen önce kendi mesajına cevap ver. Sonra benim hayatımı incelersin.”
Zeynep telefonuna baktı.
Karan'ın mesajı kısaydı ama içinde tuhaf bir sıcaklık vardı. Onun kendisini merak etmesi, aklının bir köşesinde olduğunu bilmek hoşuna gitmişti.
Yazmaya başladı.
İyiyim. Biraz ağrım var ama geçer. Siz nasılsınız?
Bir süre sonra Karan'dan cevap geldi.
Ben iyiyim. Bugün dinlen. Köydeki işlerle biz ilgileniyoruz.
Zeynep mesajı okudu. Sonra gülümseyerek yazdı:
Komutan emri mi bu?
Cevap hemen geldi.
Evet, doktor hanım.
Zeynep kahkaha attı.
Meryem başını çevirdi.
“Ne oldu?”
“Hiç.”
“Zeynep, yüzün parlıyor.”
“Abartma.”
“Birazdan odanın lambalarını kapatacağım, sen yine de aydınlık kalırsın.”
Zeynep yastığı ona doğru fırlattı. Meryem gülerek yastığı yakaladı.
“Tamam, tamam! Ben susuyorum.”
Ama susarken bile gözleri gülüyordu.
Öğleye doğru Karan hastaneye gitmeye karar verdi.
Bunu kendisine yalnızca Zeynep'in durumunu öğrenmek için yaptığını söylüyordu. Sonuçta köyün doktoruydu. Sağlık ocağı kullanılamaz hâle gelmişti. Onun ne zaman görevine dönebileceğini ve geçici sağlık noktasında nasıl çalışacağını konuşmaları gerekiyordu.
Bunlar gayet mantıklı sebeplerdi.
Murat, Karan'ın odasına tekrar girdiğinde komutanını ceketini giyerken buldu.
“Hayırdır, komutanım? Nereye?”
“Hastaneye.”
Murat'ın yüzüne kocaman bir gülümseme yerleşti.
“Hastaneye mi? Bir yaralı asker mi var?”
“Zeynep'in durumunu kontrol edeceğim.”
“Anladım. Mesleki sorumluluk.”
Karan ona sertçe baktı.
“Aynen öyle.”
Murat başını salladı.
“Tabii. Ben de Meryem Hanım'ın durumunu kontrol etmek için hastaneye geleyim mi?”
Karan durdu.
“Meryem hastanede değil.”
“Öyle mi? Demek onun nerede olduğunu da biliyorsun.”
Karan bir an ne diyeceğini bulamadı.
Murat kahkahasını tutamadı.
“Komutanım, vallahi seninle uğraşmak benim en sevdiğim görev oldu.”
“Sen burada kalıp yardım çalışmalarını takip edeceksin.”
“Emredersiniz. Sen de doktor hanımın nabzını kontrol edersin.”
Karan kapıya yöneldi.
Murat arkasından son bir kez seslendi:
“Komutanım! Nabzı ölçerken kendi nabzını da kontrol etmeyi unutma!”
Karan dönmeden elini kaldırdı.
Murat gülerek sandalyesine oturdu.
Karan hastaneye ulaştığında Zeynep uyanıktı. Meryem, odanın penceresinin önünde telefonuyla uğraşıyordu.
Karan kapıyı tıklattı.
Zeynep onu görünce doğrulmaya çalıştı.
“Komutanım, hoş geldiniz.”
Karan hemen elini kaldırdı.
“Sen kalkma. Doktorlar dinlenmeni söylemiş.”
“Yalnızca oturacaktım.”
“Yine de.”
Zeynep gülümsedi.
“Emredersiniz.”
Karan, onun yüzüne dikkatle baktı. Rengi biraz yerine gelmişti ama gözlerinin altındaki yorgunluk hâlâ belliydi.
“Nasıl hissediyorsun?”
“Daha iyiyim. Birkaç gün dinlenirsem toparlanırım.”
“Doktorlar ne dedi?”
“Kontrollerim iyi. Bir süre ağır iş yapmayacakmışım.”
Karan başını salladı.
“Güzel.”
Meryem araya girdi.
“Ben de aynısını söylüyorum ama beni dinlemiyor.”
Zeynep ona döndü.
“Senin söylediğini neden dinleyeyim?”
“Çünkü ben senin en yakın arkadaşınım.”
“Bazen bundan şüphe ediyorum.”
Meryem'in yüzündeki gülümseme bir anlığına değişti. Sonra hemen toparlanıp kahkaha attı.
“Bak hele! Enkazdan çıktı, bana laf yetiştirmeye başladı. İyileşmiş bu.”
Karan da hafifçe gülümsedi.
“Bu konuda size katılıyorum.”
Zeynep ikisine birden baktı.
“Harika. Birbirinizi buldunuz. Artık ben hiç konuşmayayım.”
“Olur,” dedi Meryem. “Bir beş dakika sessiz kalabilirsen hepimiz şaşıracağız.”
Zeynep başını iki yana salladı.
Karan sandalyeyi yatağın yanına çekti. Otururken Zeynep'in elindeki küçük bandajı fark etti.
“Elin nasıl?”
“İyi. Küçük bir sıyrık.”
Karan eline baktı ama dokunmadan önce durdu.
“Acıyor mu?”
“Biraz.”
“İlaç verdiler mi?”
“Verdiler.”
Karan başını salladı. Birkaç saniye boyunca konuşmadı. Zeynep onun yüzündeki endişeyi fark ediyordu.
“Beni merak ettiniz mi?” diye sordu birden.
Meryem'in gözleri büyüdü.
Karan da beklemediği bu soruyla kısa bir an duraksadı.
“Tabii ki merak ettim. Köyün doktorusun.”
Zeynep dudaklarını birbirine bastırdı.
“Yalnızca köyün doktoru olduğum için mi?”
Meryem hemen yüzünü pencereye çevirdi. Gülmemek için kendisini zor tutuyordu.
Karan'ın bakışları Zeynep'in gözlerinde kaldı.
“Zeynep…”
İlk kez adını bu kadar yumuşak söylemişti.
Zeynep'in kalbi hızlandı.
Karan devam etmek istedi ama kelimeler yine boğazında düğümlendi. Enkazın başında söyleyemediği cümle hâlâ zihnindeydi. Şimdi de söyleyemiyordu.
Sonunda başını hafifçe eğdi.
“Dün seni o enkazın altında gördüğümde… bir daha sana ulaşamayacağımı düşündüm.”
Zeynep'in gülümsemesi kayboldu.
“Ben de çok korktum.”
Karan ona baktı.
“Biliyorum. Ama seni orada bırakabileceğimi düşünmen bile…”
Sözünü tamamlayamadı.
Zeynep yavaşça elini uzattı. Karan bir an tereddüt etti, ardından onun elini tuttu.
“Beni kurtardın,” dedi Zeynep.
Karan başını iki yana salladı.
“Bir daha böyle bir şey yaşamamanı istiyorum.”
Zeynep hafifçe gülümsedi.
“Bunu bana depremi kontrol edebiliyormuşum gibi söylüyorsun.”
Karan da gülümsedi.
“En azından bir süre tehlikeli işlerden uzak durabilirsin.”
“Ben doktorum. Tehlikeli işlerden uzak durursam işimi nasıl yapacağım?”
“Geçici sağlık noktasında görev yapacaksın. Binanın içine girmeyeceksin. Ağır şeyler kaldırmayacaksın.”
Zeynep kaşlarını kaldırdı.
“Bunlar yine komutan emirleri mi?”
“Evet.”
“Peki, doktor olarak benim de bir emrim var.”
Karan şaşırdı.
“Neymiş?”
“Biraz gülümseyeceksiniz. Sürekli ciddi duruyorsunuz.”
Karan istemeden güldü.
“Böyle mi?”
“Daha iyi.”
Bir süre birbirlerine baktılar. Aralarında söylenmeyen sözler vardı ama bu kez sessizlik onları uzaklaştırmıyordu.
Meryem, ikisini izlerken gülümsemesini sakladı.
Sonra telefonu titredi.
Ekrana baktı ve hızla ayağa kalktı.
“Ben biraz dışarı çıkacağım.”
Zeynep ona döndü.
“Nereye?”
“Bir telefon görüşmesi yapacağım.”
“Kimle?”
Meryem bir an durdu.
“Zeynep, iki dakika yalnız kalabilir miyim?”
Sesi şakayla karışık değildi bu kez.
Zeynep şaşırdı.
“Tabii.”
Meryem odadan çıkarken telefonunu elinde sıkıca tutuyordu.
Karan kapının kapanmasını bekledi, sonra Zeynep'e döndü.
“Bir sorun mu var?”
Zeynep omuz silkti.
“Bilmiyorum. Son zamanlarda bazen bir şey saklıyormuş gibi geliyor.”
Karan dikkatle baktı.
“Arkadaşın değil mi?”
“Evet. Hem de ailem gibi.”
Zeynep bu cümleyi söylerken gözleri hafifçe uzaklara daldı.
“Belki de ben fazla düşünüyorumdur.”
Karan onun elini bırakmadı.
“Bazen insan çok korktuğunda her şeyden şüphelenebilir. Kendine biraz zaman ver.”
Zeynep başını salladı.
“Belki de haklısın.”
Ama içindeki küçük şüphe henüz kaybolmamıştı.
Meryem koridorun sonundaki boş bir alana geçti. Telefon ekranına yeniden baktı. Birkaç saniye düşündükten sonra mesaj yazdı.
“Şimdilik ona hiçbir şey söylemeyelim. Önce her şeyi netleştirelim. Zeynep zaten yeterince şey yaşadı.”
Mesajı gönderdiğinde derin bir nefes aldı.
Tam arkasını dönecekti ki karşısında Murat'ı gördü.
“Hayırdır, Meryem Hanım? Gizli toplantı mı yapıyorsunuz?”
Meryem irkildi.
“Sen nereden çıktın?”
“Ben hep buradayım. İnsanlar beni fark etmiyor sadece.”
Meryem gülmemek için dudaklarını ısırdı.
“Senin kendinle ilgili düşüncelerin gerçekten çok yüksek.”
“Başka kimse bu kadar düşünmüyor, bari ben düşüneyim.”
Meryem başını iki yana salladı.
“Bir işin yok mu senin?”
“Var. Karan'ı idare etmek. Ama şu an o, Zeynep Hanım'ın yanında olduğu için benim de biraz boş vaktim var.”
Meryem ona baktı.
“Karan gerçekten çok merak ediyor onu, değil mi?”
Murat'ın gülümsemesi biraz yumuşadı.
“Dün onu enkazdan çıkarırken gördüğüm hâlini bir bilsen… Karan hayatında pek çok zor durumla karşılaştı ama ilk defa bu kadar korktuğunu gördüm.”
Meryem'in yüzü ciddileşti.
“Zeynep de onu düşünüyor.”
“Bunu biliyorum. Ama ikisi de birbirine söylemek yerine susmayı tercih ediyor.”
Murat iç çekti.
“Bunları bir odaya kapatıp iki saat konuşturmak lazım.”
Meryem güldü.
“Sen önce kendine bak. Sen de her şeyi şakaya vuruyorsun.”
Murat bir an sustu.
“Belki bazı şeyleri ciddi söylemekten daha çok korkuyorumdur.”
Meryem'in yüzündeki gülümseme yavaşladı.
Murat bunu fark edince hemen eski hâline döndü.
“Mesela Karan'a seni ne kadar beğendiğimi söylesem, bir hafta boyunca başımın etini yer.”
Meryem'in yanakları hafifçe kızardı.
“Kim dedi ki beni beğeniyorsun?”
Murat elini kalbine götürdü.
“İşte insanın bütün emeği bir soruyla çöpe gidiyor.”
Meryem kahkaha attı.
Bir an için aklındaki bütün karmaşa uzaklaşmıştı. Murat'ın yanında kendisini rahat hissediyordu. Ona her şeyi anlatmak zorunda değilmiş gibi, sessiz kaldığında da yargılanmayacakmış gibi…
Ama telefonundaki mesajı hatırlayınca yeniden ciddileşti.
Murat bunu fark etti.
“Bir şey mi oldu?”
Meryem telefonu çantasına koydu.
“Henüz bilmiyorum.”
“İstersen anlatabilirsin.”
Meryem gözlerini ona kaldırdı. Murat'ın yüzünde bu kez şaka yoktu.
“Teşekkür ederim. Ama önce kendim anlamam gerekiyor.”
Murat başını salladı.
“Peki. Hazır olduğunda dinlerim.”
Meryem'in kalbi hafifçe sıkıştı.
Bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey, sorular sorulmadan yanında durulmasıydı.
Murat bunu yapabiliyordu.
Ve bu, Meryem'in ona her geçen gün biraz daha yakın hissetmesine neden oluyordu.
Akşamüstü Karan, hastaneden ayrılmadan önce Zeynep'in yanına bir kez daha uğradı.
Meryem odada değildi. Zeynep pencerenin önünde oturmuş dışarıyı izliyordu.
“Gidiyor musunuz?” diye sordu.
Karan kapının yanında durdu.
“Evet. Köyde yapılması gereken işler var. Ama yarın yine uğrayacağım.”
Zeynep ona döndü.
“Beni kontrol etmeye mi?”
“Sağlık ocağının durumunu konuşmaya.”
Zeynep gülümsedi.
“Elbette. Başka bir sebep olamaz zaten.”
Karan onun kendisiyle dalga geçtiğini anladı.
“Sen iyileşince bu kadar konuşmaya devam edersen seni susturmak için yeni bir görev bulacağım.”
Zeynep kahkaha attı.
“Beni enkazdan çıkardığınıza pişman mı oldunuz, komutanım?”
Karan'ın yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.
“Bir daha böyle söyleme.”
Zeynep sustu.
Karan yatağın yanına geldi.
“Dün seni orada bulamasaydım ne olacağını düşünmek bile istemiyorum. Seni kurtarmış olmak pişman olacağım bir şey değil. Hayatımda yaptığım en doğru şeylerden biriydi.”
Zeynep'in gözleri doldu.
Karan bir an ona baktı. Sonra elini uzatıp parmaklarını hafifçe sıktı.
“Dinlen. Yarın görüşürüz.”
“Yarın görüşürüz, Karan.”
Karan kapıya yöneldi ama çıkmadan önce arkasına döndü.
“Zeynep?”
“Efendim?”
“Bir şeye ihtiyacın olursa beni ara. Saat kaç olursa olsun.”
Zeynep gülümsedi.
“Peki.”
Karan çıktıktan sonra Zeynep bir süre kapıya baktı. Sonra başını yastığa yasladı.
Artık Karan'ın kendisine karşı bir şeyler hissettiğinden emindi. Belki kendisi bile duygularının adını tam olarak koyamıyordu ama gözleri, sözlerinden çok daha fazlasını anlatıyordu.
Yine de aklının bir köşesinde Meryem vardı.
Arkadaşının son zamanlardaki davranışları tuhaf geliyordu. Telefonunu saklaması, odadan çıkıp gizlice konuşması, sorularını geçiştirmesi…
Zeynep kaşlarını çattı.
Benden bir şey mi saklıyor?
Sonra hemen başını iki yana salladı.
“Yok ya…”
Meryem'i yıllardır tanıyordu. En zor günlerinde yanında olmuştu. Kendisini herkesten daha iyi anlayan insandı.
Yapmaz. Hem ne yapacak ki benden gizli?
Kendi düşüncesine gülümsemeye çalıştı.
Belki de yaşadığı deprem onu hassaslaştırmıştı. Her şeyden şüphelenmesine gerek yoktu.
Ama telefonuna yeniden bakarken aklına bir soru takıldı:
Meryem'in gönderdiği mesaj kimeydi?
Ve neden Zeynep'in hiçbir şey bilmemesi gerekiyordu?
Zeynep telefonu masaya bıraktı.
Şimdilik sormayacaktı.
Meryem'in kendisine anlatacağı bir şey varsa, zamanı geldiğinde anlatırdı.
En azından Zeynep buna inanmak istiyordu.
Aynı saatlerde karargâhta Murat, Karan'ın odasına son kez uğradı.
Karan dosyaları kapatıyordu.
“Komutanım, hastane ziyareti nasıl geçti?”
“İyi.”
“Doktor hanım seni görünce sevindi mi?”
Karan başını kaldırmadan cevap verdi.
“Murat, gerçekten hiç yorulmuyor musun?”
“Hayır. Senin aşk hayatın benim enerji kaynağım.”
Karan kalemini bıraktı.
“Benim aşk hayatım yok.”
Murat ciddiyetle başını salladı.
“Doğru. Seninki daha başlangıç aşamasında. Hatta o kadar başlangıç ki kendin bile farkında değilsin.”
Karan istemeden güldü.
Murat bunu görünce hemen parmağını ona doğrulttu.
“Gördüm! Güldün!”
“Ne var bunda?”
“Hiç. Tarihe not düşüyorum. Karan komutanımız bugün üçüncü kez gülümsedi. İkisi Zeynep Hanım'la ilgili, biri de benim sayemde.”
Karan ayağa kalktı.
“Çık.”
Murat kapıya yöneldi.
“Yarın da hastaneye gidecek misin?”
Karan cevap vermedi.
Murat başını uzattı.
“Ben de öyle düşünmüştüm.”
“İyi geceler, Murat.”
“İyi geceler, âşık komutanım!”
Murat yine kahkahalarla uzaklaştı.
Karan kapıyı kapattıktan sonra masasına döndü. Telefonunu eline aldı. Zeynep'in adını görünce bir süre ekrana baktı.
Ona yeniden mesaj atmak istiyordu.
Ama ne yazacağını bilmiyordu.
Sonunda telefonu bıraktı ve pencereden dışarı baktı.
Köy hâlâ yaralarını sarmaya çalışıyordu. Önlerinde uzun günler, zor görevler ve çözülmesi gereken pek çok sorun vardı.
Zeynep'in iyileşmesi gerekiyordu.
Karan'ın ise kendisine itiraf edemediği duygularla yüzleşmesi.
Meryem'in sakladığı şey neydi, Zeynep bunu henüz bilmiyordu.
Ama bazı sırlar, ne kadar iyi niyetle saklanırsa saklansın, er ya da geç ortaya çıkardı.
Ve belki de o sır ortaya çıktığında, yalnızca Meryem'in değil, Zeynep'in de hayatı değişecekti.
Çünkü bazen insan en çok güvendiği kişiden şüphe etmeye başladığında, asıl korktuğu şey gerçeğin kendisi değil, o gerçeğin aralarındaki bağı değiştirmesidir.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

37okunma 14beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.