7. bölüm / 16
SINIRLARIN ÖTESİNDE7.BÖLÜM
Bölümler 16Şu an: 7.BÖLÜM
- 1 1.BÖLÜM927 kelime
- 2 2.BÖLÜM728 kelime
- 3 3. BÖLÜM879 kelime
- 4 4. BÖLÜM823 kelime
- 5 5.BÖLÜM991 kelime
- 6 6.BÖLÜM1.614 kelime
- 7 7.BÖLÜM1.966 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 8.BÖLÜM2.059 kelime
- 9 9.BÖLÜM1.706 kelime
- 10 10.BÖLÜM2.036 kelime
- 11 11. BÖLÜM2.236 kelime
- 12 12.BÖLÜM2.524 kelime
- 13 13.BÖLÜM2.640 kelime
- 14 14. BÖLÜM3.060 kelime
- 15 15.BÖLÜM4.403 kelime
- 16 16. BÖLÜM2.311 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah, köyün üzerine ağır bir sessizlik çökmüştü. Zeynep mutfakta kahvaltı hazırlarken Meryem salondan seslendi.
“Zeynep, senin telefonun çalıyor!”
Zeynep ellerini kurulayıp telefonunu aldı. Arayan, sağlık ocağında birlikte çalıştığı hemşirelerden biriydi. Telefonu açar açmaz karşı taraftaki telaşlı sesle irkildi.
“Zeynep Hanım, sınır karakolundan haber geldi. Gece yaşanan bir olayın ardından birkaç asker yaralanmış. Bölgedeki sağlık ekibine destek gerekiyor. Bizi de çağırdılar.”
Zeynep'in yüzündeki gülümseme silindi.
“Yaralıların durumu nasıl?”
“Henüz ayrıntılı bilgimiz yok. Bir kısmını ilk müdahale için yakın noktaya getireceklermiş. Bizden de yardım istediler.”
“Tamam. Hazırlanıyorum, hemen geliyorum.”
Telefonu kapatınca Meryem yanına geldi.
“Ne oldu?”
Zeynep hızlıca çantasını hazırlamaya başladı.
“Sınır karakolunda yaralanan askerler varmış. Sağlık ekibine yardım etmem gerekiyor.”
Meryem hiç düşünmeden ayağa kalktı.
“Ben de geliyorum.”
Zeynep şaşkınlıkla ona baktı.
“Meryem, sen avukatsın. Orada ne yapacaksın?”
“İlk yardım eğitimi aldım. Üniversitedeyken gönüllü çalışmalara katılmıştım, hatırlamıyor musun? Hem birilerinin yardımına ihtiyaç varsa elimden geleni yaparım.”
Zeynep arkadaşının yüzündeki kararlılığı görünce itiraz etmedi.
“Peki. Ama ne söylerlerse onu yapacaksın. Sağlık ekibinin yönlendirmelerinden ayrılmak yok.”
Meryem çantasını omzuna astı.
“Emredersiniz, doktor hanım.”
Zeynep gerginliğine rağmen gülümsedi. Birkaç dakika sonra ikisi de evden çıkmıştı. O sabah onları bekleyen şeyin yalnızca yaralı askerlere yardım etmek olmadığını henüz bilmiyorlardı.
Sınır karakolunda hareketlilik vardı. Sağlık ekibi hazırlık yapıyor, askerler gelen araçların önünü açıyor, telsizlerden kısa ve ciddi konuşmalar duyuluyordu.
Karan, karakolun önünde görev dağılımını yapıyordu. Yüzü her zamankinden daha sertti. Birliğinden birkaç asker yaralanmıştı ve durumun ciddiyetini biliyordu. Ancak endişesini dışarıya yansıtmıyor, herkesin görevine odaklanmasını sağlıyordu.
Murat yanına geldi.
“Komutanım, sağlık ekibi yolda. Birkaç dakika içinde burada olurlar.”
Karan başını salladı.
“Yaralıların getirileceği alanı boş tutun. Sağlık personelinin önünde kimse beklemeyecek. Bir ihtiyaç olursa doğrudan bana bildirin.”
“Anlaşıldı.”
Murat uzaklaşacakken Karan kolundan hafifçe tuttu.
“Murat.”
“Komutanım?”
“Sen de dikkatli ol. Her şeyi tek başına halletmeye çalışma.”
Murat arkadaşının yüzüne baktı. Karan bunu başkalarına kolay kolay söylemezdi. Onun sertliğinin altında, yanındaki insanların güvenliğini her şeyden önde tutan bir taraf vardı.
“Merak etme,” dedi Murat. “Daha sana borçlu olduğum bir sürü kahkaha var.”
Karan başını iki yana salladı.
“İşine bak.”
Murat gülümseyerek uzaklaştı.
Bir süre sonra sağlık ekibinin araçları göründü. Araçlardan ilk inen Zeynep oldu. Ardından Meryem ve diğer sağlık çalışanları geldi. Zeynep çevreyi hızla gözden geçirirken Karan onları karşılamak için ilerledi.
“Doktor Zeynep Hanım.”
Zeynep onu görünce kısa bir an duraksadı.
“Karan Bey. Yaralıların durumu hakkında bilgi alabildiniz mi?”
“İki askerimizin ilk müdahaleye ihtiyacı var. Diğerlerinin durumu hakkında sağlık ekibi değerlendirme yapacak. Sizi bekliyorduk.”
Karan'ın bakışları Zeynep'in yanındaki Meryem'e kaydı.
Murat da o sırada yanlarına geldi. Meryem'i görünce şaşırdı.
“Siz de mi geldiniz?”
Meryem hafifçe gülümsedi.
“Gerektiğinde yardım edebileceğimi düşündüm.”
Murat'ın yüzünde bu kez alışılmış şakacı ifadesinden daha ciddi, sıcak bir gülümseme belirdi.
“İyi ki gelmişsiniz.”
Meryem, onun sesindeki içtenliği fark etti ama cevap vermeden önce gözlerini kısa bir an yere indirdi.
“Umarım yardımcı olabilirim.”
“Olacağınıza eminim.”
Karan, konuşmanın uzamasına izin vermedi.
“Arkadaşlar, önce yaralılarla ilgilenelim. Zeynep Hanım, sağlık ekibi sizi bekliyor.”
Zeynep başıyla onayladı. Meryem de onunla birlikte müdahale alanına geçti.
İlk yaralı getirildiğinde Zeynep'in bütün dikkati yaptığı işe yöneldi. Yaralı asker bilinci açık şekilde sedyeye alındı. Sağlık çalışanları hızla görev paylaşımı yaparken Zeynep gerekli değerlendirmeyi yaptı ve ilk müdahale sürecini yönlendirdi.
Meryem de verilen talimatlar doğrultusunda malzemeleri hazırlıyor, sağlık ekibine yardımcı oluyordu. İlk başta ellerinin biraz titrediğini hissetti. Buraya yardım etmek için gelmişti ama olayın ciddiyetini yakından görmek, düşündüğünden daha zordu.
Tam o sırada yanında bir ses duydu.
“İyi misiniz?”
Başını kaldırdığında Murat'ı gördü.
“İyiyim,” dedi Meryem. “Sadece düşündüğümden daha farklıymış.”
Murat başını hafifçe salladı.
“İlk kez böyle bir ortamda bulunuyorsanız normal. Kendinizi zorlamayın. İsterseniz biraz dışarı çıkıp nefes alabilirsiniz.”
Meryem onun yüzüne baktı.
“Ya yardıma ihtiyacınız olursa?”
“İhtiyacımız olduğunda sizi çağırırız. Kendinizi kötü hissederseniz yardım edemezsiniz.”
Meryem bir an düşündü, ardından derin bir nefes aldı.
“Birazdan daha iyi olacağım. Devam edebilirim.”
Murat onun kararına saygı duydu.
“Peki. Ben de buradayım.”
Sonra başka bir askerin çağrısıyla yanlarından ayrıldı.
Meryem, arkasından bakmamaya çalıştı. Fakat Murat'ın kendisini küçümsemeden, korkusunu büyütmeden konuşması hoşuna gitmişti. Onun yanında bir şey kanıtlamak zorunda hissetmiyordu.
Bu, Meryem için alışılmadık bir duyguydu.
Öğleye doğru ikinci yaralı grubu getirildi. Bu kez sağlık ekibinin işi daha yoğundu. Zeynep bir askerin başında değerlendirme yaparken diğer sağlık çalışanlarından birine gerekli talimatları verdi.
Meryem malzemeleri taşıyıp boşalan alanları düzenliyordu. Bir noktada elindeki kutuyla dönerken karşısına Karan çıktı.
“Dikkat edin.”
Karan elini uzatarak kutunun düşmesini engelledi. Meryem'in elindeki malzemeler yere saçılmaktan kurtuldu.
“Teşekkür ederim,” dedi Meryem.
“Bir şey yok. Bu taraf kalabalık. Malzemeleri şu masaya bırakabilirsiniz.”
Meryem söyleneni yaptı. Karan'ın herkesle konuşurken kullandığı kısa ve net üslup dikkatini çekmişti. Fakat bu sertlik kabalık değildi. Bir şey yapılması gerekiyorsa açıkça söylüyor, kimsenin zaman kaybetmesini istemiyordu.
“Buradaki askerleriniz için endişeleniyorsunuz,” dedi Meryem, farkında olmadan.
Karan ona döndü.
“Elbette. Onlar benim sorumluluğumda.”
“Bunu belli ediyorsunuz.”
Karan birkaç saniye sustu. Böyle bir ortamda uzun konuşmaların yeri olmadığını düşünüyordu ama Meryem'in sözleri onu rahatsız etmemişti.
“Bir komutanın görevi yalnızca emir vermek değildir,” dedi. “Yanındaki insanların güvenliğini de düşünmek zorundadır.”
Meryem başını salladı.
“Keşke herkes sorumluluğuna böyle baksa.”
Karan ona kısa bir bakış attı.
“Bugün buraya gelmeniz de takdire değer. Yardım etmek için gelmişsiniz.”
Meryem bu sözleri beklemiyordu. Karan'ın yüzünde büyük bir gülümseme yoktu ama sesinde samimi bir takdir vardı.
“Ben sadece yapabildiğimi yapıyorum.”
“Bazen gereken de budur.”
Karan, bir askerin seslenmesiyle konuşmayı bitirip uzaklaştı.
Meryem onun arkasından bakarken Zeynep yanına geldi.
“Her şey yolunda mı?”
“Evet.”
Zeynep arkadaşının yüzüne dikkatlice baktı.
“Sen bugün bir tuhafsın.”
“Ne alaka?”
“Bilmiyorum. Bir şey söyleyince hemen gülümsüyorsun.”
Meryem kaşlarını kaldırdı.
“Belki de senin aksine ben insanlarla iyi anlaşıyorumdur.”
Zeynep güldü.
“Tabii, kesinlikle öyledir.”
“Zeynep, işine bak.”
“Bakıyorum zaten.”
Zeynep yeniden yaralıların yanına döndü. Meryem ise onun ardından gülümseyerek baktı. Arkadaşının onu hemen çözüvermesi canını sıkmıştı ama içten içe kendisi de durumun farkındaydı.
Yine de bu, yalnızca bir meraktı. Birkaç konuşmayla bir insana dair her şeyi bilemezdi.
İkindiye doğru en acil müdahaleler tamamlanmış, yaralı askerlerin hastaneye sevk edilmesi için hazırlık yapılmaya başlanmıştı. Sağlık ekibi yorgundu. Zeynep ellerini yıkadıktan sonra duvarın kenarındaki sandalyeye oturdu. Omuzları ağrıyor, gözleri kapanacak gibi oluyordu.
Karan elinde iki şişe suyla yanına geldi.
“Biraz dinlenin.”
Zeynep başını kaldırdı.
“Teşekkür ederim. Birazdan devam edeceğim.”
“Diğer sağlık çalışanları burada. Birkaç dakika dinlenmeniz bir şeyi değiştirmez.”
Zeynep suyu aldı.
“Bugün çok zor geçti.”
Karan yanındaki boş sandalyeye oturmadı; ayakta durarak çevreyi kontrol etmeye devam etti.
“Evet. Ama hepiniz elinizden geleni yaptınız.”
Zeynep suyu içtikten sonra ona baktı.
“Siz de öyle. Bir an bile yerinizde durmadınız.”
Karan'ın yüzünde yorgun bir ifade belirdi.
“İnsanlar böyle zamanlarda birbirine ihtiyaç duyuyor.”
“Bazen insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey, yanında birilerinin olduğunu bilmek.”
Bu söz Karan'ı kısa bir an düşündürdü. Zeynep'in sesinde yorgunluk vardı ama yaptığı işten pişmanlık duymuyordu. Onun için bu yalnızca bir görev değil, insanların hayatına dokunmanın bir yoluydu.
“Sanırım bu yüzden köyde kalmayı seçtiniz,” dedi Karan.
Zeynep şaşırdı.
“Neden?”
“Buradaki şartların zor olduğunu biliyorsunuz. Buna rağmen işinizi bırakıp gitmiyorsunuz.”
Zeynep bir süre sessiz kaldı.
“Çünkü burada birine ihtiyaç var. Bazen insanların yalnızca bir doktora değil, kendilerini önemseyen birine de ihtiyacı oluyor.”
Karan başını hafifçe salladı.
“Anlıyorum.”
Bu kez aralarında uzun bir sessizlik oldu. Ama önceki karşılaşmalarındaki gibi birbirlerine söyleyecek söz bulamadıkları için değil, aynı günün ağırlığını paylaştıkları için.
Bir asker Karan'a seslendi. Karan dönmeden önce Zeynep'e baktı.
“Dinlenmeyi ihmal etmeyin, doktor hanım.”
Zeynep hafifçe gülümsedi.
“Siz de komutanım.”
Karan uzaklaştı.
Zeynep onun ardından uzun uzun bakmadı. Fakat ilk kez Karan'la yaptıkları konuşmanın yalnızca görevden ibaret olmadığını hissetti. Aralarında büyük bir yakınlık yoktu; henüz birbirlerini tanımıyorlardı. Ama artık birbirlerinin yalnızca isimlerini değil, bazı yönlerini de görmeye başlamışlardı.
Akşam saatlerinde sağlık ekibi toparlanırken Murat, boş kutuları taşımakta olan Meryem'in yanına geldi.
“Bence bugünlük yeterince yardım ettiniz.”
Meryem elindeki kutuyu bıraktı.
“Sen de bütün gün koşturdun. Yorulmadın mı?”
“Yoruldum. Ama belli etmemeye çalışıyorum. Komutanım görürse yarın da aynı tempoda çalıştırır.”
Meryem güldü.
“Karan Bey'in seni hiç rahat bırakmadığı belli.”
“Beni rahat bıraksa canım sıkılır. Ama bunu ona söylemeyin, yıllardır uğraştığım bütün itibarım yerle bir olur.”
Meryem kahkahasını tutamadı.
“Merak etme, sır olarak kalacak.”
Murat elini uzatıp kutuyu aldı.
“Bunu ben taşıyayım. Siz de dinlenin.”
“Taşıyabilirim.”
“Biliyorum. Ama taşımak zorunda değilsiniz.”
Meryem bir an ona baktı. Sonra kutuyu bıraktı.
“Peki, teşekkür ederim.”
Birlikte çıkışa doğru yürüdüler. Dışarıda akşam serinliği başlamıştı. Birkaç dakika boyunca günlük şeylerden konuştular; Meryem'in Ankara'daki hayatından, Murat'ın askerlikte yaşadığı komik olaylardan…
Murat anlattığı bir anıda kendi hatasını öyle ciddi bir yüzle aktardı ki Meryem gülmekten gözlerini sildi.
“Sen gerçekten böyle bir şey yaptın mı?”
“Maalesef. Ama olayın asıl komik tarafı, komutanımın bunu yıllardır unutmaması.”
“Bence unutmasın. Anlatmaya devam et.”
“Bakın, siz de hemen taraf değiştirdiniz.”
Meryem ona gülümsedi.
“Belki de hikâyeyi iyi anlatıyorsundur.”
Murat bir an durdu. Meryem'in gülümsemesine karşılık verdi ama bu kez şaka yapmadı.
“Belki de dinleyen kişi iyidir.”
Meryem'in yüzündeki gülümseme hafifçe değişti. Bir şey söylemek istedi ama kelimeleri toparlayamadı.
Tam o sırada Zeynep yanlarına geldi.
“Meryem, hazır mısın? Dönmemiz gerekiyor.”
Meryem başını salladı.
“Hazırım.”
Murat onlara eşlik etmek için birkaç adım yürüdü.
“Yolunuz açık olsun. Bugün yaptıklarınız için tekrar teşekkür ederim.”
Meryem ona baktı.
“Biz teşekkür ederiz. Umarım yaralıların hepsi iyileşir.”
“Umarım.”
Birbirlerine son bir kez gülümsediler. Ardından Meryem, Zeynep'le birlikte araca bindi.
Dönüş yolunda Zeynep bir süre arkadaşını izledi. Meryem camdan dışarı bakıyordu ama yüzünde günün başındaki ifadeden farklı bir şey vardı.
“Bir şey soracağım,” dedi Zeynep.
Meryem gözlerini kapattı.
“Hayır.”
“Daha sormadım.”
“Yine de hayır.”
Zeynep güldü.
“Murat'ı sevdin mi?”
Meryem hemen ona döndü.
“Zeynep!”
“Ne var? Sadece sordum.”
“Adamla iki kere konuştum.”
“Üç kere. Bir de çıkışta konuştunuz.”
Meryem ağzını açtı, sonra kapattı.
“Sen bütün gün bizi mi izledin?”
“Hayır. Ama senin yüzünü izlemek yeterliydi.”
Meryem başını koltuğa yasladı.
“Bilmiyorum,” diye mırıldandı. “İyi biri gibi geliyor. Yanında rahat hissettim, hepsi bu.”
Zeynep'in sesi yumuşadı.
“Bu da bir başlangıç olabilir.”
Meryem ona baktı.
“Bir başlangıç olduğunu kim söyledi?”
“Kimse. Ben sadece ihtimal dedim.”
Meryem gülümsedi ama cevap vermedi. Çünkü Zeynep'in söylediklerine karşı çıkmak istese de içindeki küçük merakı inkâr edemiyordu.
O gece eve döndüklerinde ikisi de yorgunluktan bitkin düşmüştü. Meryem yatağına uzanır uzanmaz gözlerini kapattı. Fakat uykuya dalmadan önce Murat'ın son sözleri aklına geldi.
Belki de dinleyen kişi iyidir.
Sıradan bir cümleydi. Başka biri söylese belki hatırlamazdı bile.
Ama Murat söylemişti.
Karakolda ise Karan, günün raporlarını tamamlamak üzereydi. Yaralı askerlerin hastaneye ulaştırıldığı ve durumlarının takip edildiği bilgisi gelmişti. Omuzlarındaki gerginlik biraz olsun azaldı.
Murat kapıyı çalmadan içeri girdi.
“Komutanım, yaralılarımızla ilgili son bilgi geldi. Hepsi kontrol altında.”
Karan derin bir nefes aldı.
“Güzel. Sabah tekrar bilgi alalım.”
Murat masanın karşısındaki sandalyeye oturdu.
“Bugün doktor hanım iyi iş çıkardı.”
“Evet. Bütün sağlık ekibi öyle.”
“Ben Meryem'den bahsediyordum.”
Karan başını kaldırdı.
“Fark ettim.”
Murat sustu. Birkaç saniye sonra gülümsedi.
“Sanırım onu tekrar görmek isterim.”
Karan'ın yüzünde belli belirsiz bir ifade belirdi.
“Öyle mi?”
“Evet.”
“Peki.”
Murat kaşlarını çattı.
“Bu kadar mı?”
“Ne söylememi bekliyorsun?”
“Bilmiyorum. Bir tavsiye, bir yorum, küçük bir hayat dersi…”
Karan dosyasını kapattı.
“Önce insanı tanı. Sonra ne hissettiğine karar ver. Birkaç konuşmayla kimseyi tanıdığını sanma.”
Murat'ın gülümsemesi yavaşça kayboldu; yerini düşünceli bir ifade aldı.
“Doğru söylüyorsun.”
“Bunu da rapora yazalım mı?”
Murat güldü.
“İşte şimdi tanıdığım komutan geri döndü.”
Ayağa kalkıp kapıya yöneldi. Çıkmadan önce arkasına döndü.
“Bu arada, bugün sen de doktor hanımla epey konuştun.”
Karan'ın yüzü anında ciddileşti.
“Konumuz yaralı askerlerdi.”
“Ben de bir şey demedim.”
“Murat.”
“Tamam, sustum!”
Murat kahkaha atarak odadan çıktı.
Karan bir süre kapıya baktıktan sonra yeniden dosyalarına döndü. Murat'ın imalarıyla uğraşacak hâli yoktu. Zeynep'le yaptığı konuşmayı hatırladıysa da bunu kendine itiraf etmek istemedi. Onun düşünceleri için henüz bir adı yoktu; yalnızca aynı zor günün içinde birbirlerine duydukları saygı biraz daha artmıştı.
Ama Meryem ile Murat için o gün, sıradan bir tanışmadan fazlası olmuştu.
Ve ertesi sabah, Meryem telefonunda Murat'tan gelen kısa bir mesaj gördüğünde, bu hikâyenin bir sonraki sayfası kendiliğinden açılacaktı.
“Umarım bugün daha dinlenmişsinizdir. Dün yardımınız için tekrar teşekkür ederim.”
Meryem mesajı birkaç kez okudu.
Sonra gülümsedi ve cevap yazdı:
“Ben de umarım siz bugün biraz daha az koşturursunuz, Murat.”
Gönder tuşuna bastığında kalbinin neden biraz hızlandığını açıklayamadı.
Belki de bazı hikâyeler, büyük sözlerle değil, ertesi gün gelen küçücük bir mesajla başlardı.
Bölüm etkileşimi
