SINIRLARIN ÖTESİNDE kitap kapağı

16. bölüm / 16

SINIRLARIN ÖTESİNDE

16. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Roza .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 16Şu an: 16. BÖLÜM

Sabahın ilk ışıkları sınır köyünün üzerine usulca düşerken Zeynep, sağlık ocağının penceresinden dışarıyı izliyordu. Gece boyunca yağan yağmur toprağı ıslatmış, dar yolları çamura çevirmişti. Uzakta birkaç çocuk okul yolunda birbirlerini kovalıyor, köyün yaşlıları ise her zamanki gibi kahvenin önünde toplanıyordu.
Her şey normal görünüyordu.
Bir tek Zeynep'in kalbi normal değildi.
Dün akşamdan beri aklına durmadan aynı an geliyordu. Karan'ın elini kendi elinin üzerine koyuşu, gözlerinin içine bakışı, yüzündeki o alışılmadık yumuşaklık...
Ve söyledikleri.
Benim yanımda kendini güçlü göstermek zorunda değilsin, Zeynep.
Zeynep dudaklarını birbirine bastırdı. Tezgâhın üzerindeki dosyaları gereğinden fazla düzenlemeye başladı.
“Allah'ım, bir insanın iki cümlesi de mi insanın aklından çıkmaz?” diye kendi kendine söylendi.
Tam o sırada kapı açıldı.
“Günaydın, doktor hanım.”
Zeynep'in elindeki dosya neredeyse yere düşüyordu.
O ses...
Başını kaldırdığında kapının önünde Karan'ı gördü. Üzerinde koyu renk askerî üniforması vardı. Saçları her zamanki gibi düzgün, yüzü her zamanki gibi ciddi görünüyordu. Fakat gözlerinde Zeynep'in artık tanımaya başladığı o küçük parıltı vardı.
“G-günaydın, komutanım.”
Karan kapıyı kapatıp birkaç adım içeri girdi.
“Bir sorun mu var?”
“Hayır. Neden olsun?”
“Beni görünce elindeki dosyayı düşürüyordun.”
“Düşürmedim.”
“Fark ettim.”
Zeynep dosyayı masanın üzerine bıraktı.
“Bir şey mi oldu? Bir yaralı mı var?”
Karan'ın yüzündeki gülümseme biraz kayboldu.
“Şimdilik hayır. Devriyeden dönüyorduk. Murat, köydeki yaşlılardan birinin tansiyonunun yükseldiğini söyledi. Uğrayıp durumunu kontrol etmeni isteyecektim.”
“Tabii, hemen giderim.”
Zeynep çantasını hazırlamak için arkasını döndü. Karan ise onu sessizce izliyordu.
“Zeynep.”
“Efendim?”
“Dün akşamdan beri benden kaçıyor musun?”
Zeynep'in eli çantasının fermuarında kaldı.
“Ne? Hayır!”
“Öyle mi?”
“Evet!”
Karan başını hafifçe yana eğdi.
“Peki, neden yüzüme bakmıyorsun?”
Zeynep bu kez ona döndü. Göz göze geldikleri anda ne söyleyeceğini unuttu.
“Bakıyorum işte.”
Karan'ın dudaklarının kenarı kıvrıldı.
“Tamam. Demek ki sorun yok.”
Zeynep onun kendisiyle eğlendiğini anlayınca kaşlarını çattı.
“Komutanım, benimle uğraşmayı bırakır mısınız?”
“Bırakabilirim.”
“Güzel.”
“Bir şartla.”
Zeynep şüpheyle baktı.
“Neymiş o?”
“Bana her cümlede komutanım demeyeceksin.”
Zeynep'in yanaklarına sıcaklık yayıldı.
“Ama siz komutansınız.”
“Biliyorum. Herkes hatırlatıyor zaten.”
“Ben de herkes gibiyim.”
Karan bir an sustu. Sonra sesi yumuşadı.
“Benim için değilsin.”
Zeynep'in kalbi göğsüne sığmadı.
Karan daha fazla konuşmadı. Sanki söylediği sözün Zeynep'in içinde nasıl yankılandığını biliyordu. Kapıyı açıp dışarı çıktı.
“Hazır olduğunda gel, doktor hanım.”
Zeynep arkasından bakakaldı.
“Allah'ım, bu adam beni gerçekten mahvedecek,” diye fısıldadı.
Yaşlı adamın evine vardıklarında Murat kapının önünde onları bekliyordu. Karan'ı görünce yüzünde yaramaz bir gülümseme belirdi.
“Doktor hanım, iyi ki geldiniz. Komutanımız sabahın başından beri pek bir düşünceli.”
Karan ona sertçe baktı.
“Murat.”
“Buyur komutanım?”
“Sus.”
Murat başını salladı.
“Emredersiniz. Zaten ben konuşmayı pek sevmem.”
Zeynep istemeden güldü.
Murat bunu fark edince Karan'a döndü.
“Bak, komutanım. Doktor hanımı güldürdüm. Köyün bütün sorunlarını çözdüm sayılır.”
“Sen önce kendi sorunlarını çöz.”
“Benim sorunum yok. Bir tek bazı insanlar gereğinden fazla sert.”
Karan gözlerini kıstı.
“Murat, seni burada bırakırım.”
Murat hemen ellerini kaldırdı.
“Tamam, tamam. Ben gidiyorum. Doktor hanım, hastamızı size emanet ediyorum.”
Uzaklaşırken son bir kez arkasını döndü.
“Komutanım, akşam görüşürüz. Tabii doktor hanım sizi kovmazsa!”
“Murat!”
Murat gülerek uzaklaştı.
Zeynep kahkahasını tutamadı. Karan ona döndüğünde yüzünde hafif bir şaşkınlık vardı.
“Ne oldu?” diye sordu Zeynep.
“Gülünce yüzün değişiyor.”
Zeynep'in gülümsemesi yavaşça silindi.
“Nasıl yani?”
“Daha çok kendin gibi oluyorsun.”
Zeynep gözlerini kaçırdı.
Bu adam bazen öyle bir şey söylüyordu ki insanın verecek cevabı kalmıyordu.
Yaşlı adamın muayenesi uzun sürmedi. Tansiyonu kontrol altına alındı, ilaçlarını nasıl kullanması gerektiği anlatıldı. Zeynep evden çıkarken yaşlı kadın elini tuttu.
“Allah senden razı olsun kızım. Köyümüze geldiğinden beri herkesin derdine yetişiyorsun.”
Zeynep gülümsedi.
“Ne zaman ihtiyacınız olursa haber gönderin. Yine gelirim.”
Kadın, Karan'a bakıp anlamlı anlamlı gülümsedi.
“Sen de kızımızı yalnız bırakma evladım. Böyle insanlar her yerde bulunmuyor.”
Zeynep'in yüzü kıpkırmızı oldu.
“Hatice teyze!”
Yaşlı kadın kahkaha attı.
“Ne var kızım? Güzel bir şey söyledim.”
Karan ise hiç acele etmeden cevap verdi.
“Merak etmeyin. Yalnız bırakmam.”
Zeynep ona öyle bir baktı ki Karan'ın gülümsemesini saklaması mümkün olmadı.
Evden çıktıklarında Zeynep hızla yürümeye başladı.
Karan arkasından yetişti.
“Biraz yavaşlar mısın?”
“Hayır.”
“Neden?”
“Çünkü sizinle konuşmak istemiyorum.”
“Az önce yaşlı kadına gayet güzel konuşuyordun.”
“Onunla konuşmak istiyorum.”
“Benimle istemiyorsun?”
Zeynep durdu. Karan da onun yanında durdu.
Zeynep başını kaldırmadan, “Siz beni bilerek utandırıyorsunuz,” dedi.
Karan'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Öyle hissetmeni istemem.”
Zeynep başını kaldırdı.
Karan'ın bakışları ciddileşmişti.
“Bazen ne söyleyeceğimi bilmiyorum, Zeynep. Sana yaklaşmak istiyorum ama seni rahatsız etmekten korkuyorum. Benim için önemli olan, benim ne istediğimden önce senin ne hissettiğin.”
Zeynep'in kalbi bu kez başka türlü sıkıştı.
Çünkü Karan'ın sertliğinin altında böyle bir incelik olduğunu görmek, ona her geçen gün biraz daha bağlanmasına neden oluyordu.
“Beni rahatsız etmiyorsun,” diye fısıldadı.
Karan dikkatle yüzüne baktı.
“Emin misin?”
Zeynep başını hafifçe salladı.
“Eminim.”
Karan'ın yüzüne belli belirsiz bir gülümseme yerleşti.
“Güzel.”
Sonra yollarına devam ettiler.
Ama Zeynep artık yalnızca adımlarını değil, kalbinin sesini de duymaya başlamıştı.
Öğleden sonra sağlık ocağı beklenmedik biçimde sakinleşti. Zeynep kayıtları tamamlıyor, bir yandan da sabah yaşananları düşünmemeye çalışıyordu.
Başaramıyordu.
Telefonu titredi.
Meryem'den mesaj gelmişti.
Meryem: Kızım, hayatta mısın?
Zeynep gülümsedi ve cevap yazdı.
Zeynep: Hayattayım. Sen neden böyle sordun?
Meryem: Çünkü dün geceden beri sesin çıkmıyor. Yoksa komutan bey yine mi ortaya çıktı?
Zeynep'in gözleri büyüdü.
Zeynep: Meryem!
Meryem: Aaa, demek ortaya çıktı.
Zeynep: Seninle bir daha hiçbir şey paylaşmayacağım.
Meryem: Tabii canım. O yüzden hemen cevap veriyorsun zaten.
Zeynep başını ellerinin arasına aldı.
Zeynep: Sadece sabah buraya geldi. Birlikte hastaya gittik.
Meryem: Birlikte mi?
Zeynep: Meryem, yemin ederim seni engelleyeceğim.
Meryem: Peki, son soru. Sana baktığında kalbin hızlanıyor mu?
Zeynep cevap yazmak için ekrana dokundu ama parmakları durdu.
Çünkü cevabı biliyordu.
Hem de fazlasıyla iyi biliyordu.
Zeynep: Evet.
Mesajı gönderdikten sonra yüzünü kapattı.
Meryem'in cevabı birkaç saniye sonra geldi.
Meryem: Bitti. Sen bu adama âşık olmuşsun.
Zeynep uzun süre ekrana baktı.
Sonra sessizce fısıldadı:
“Galiba…”
Bu kelimeyi ilk kez kendisine itiraf ediyordu.
Ve itiraf etmek, korktuğu kadar kötü hissettirmemişti.
Akşamüstü gökyüzü yeniden bulutlanmaya başladı. Zeynep sağlık ocağından çıkıp eve gitmek üzereyken kapının önünde siyah askerî aracı gördü.
Karan aracın yanında duruyordu.
Zeynep onu görünce şaşırdı.
“Bir şey mi oldu?”
“Hayır.”
“Yaralı mı var?”
“Yok.”
Zeynep birkaç saniye bekledi.
“Peki, burada ne yapıyorsunuz?”
Karan ellerini cebine koydu.
“Seni bekliyorum.”
Zeynep'in yüzü anında kızardı.
“Beni mi?”
“Evet, seni.”
“Ama neden?”
Karan sanki söyleyeceği şeyin kendisi için bile kolay olmadığını belli eden bir nefes aldı.
“Biraz yürümek ister misin? Eğer işin yoksa.”
Zeynep şaşkınlıkla ona baktı.
Karan'ın gözlerinde ilk kez, vereceği cevabı gerçekten önemseyen bir adamın sabırsızlığı vardı.
“Olur,” dedi Zeynep, neredeyse duyulmayacak bir sesle.
Karan kapıyı açmak yerine onunla birlikte köyün kenarındaki patikaya doğru yürümeye başladı.
Gün batımı yaklaşmıştı. Dağların arkasına çekilen güneş, gökyüzünü turuncu ve pembe renklere boyuyordu. Rüzgâr hafifçe esiyor, ağaçların yapraklarını titretiyordu.
Bir süre konuşmadılar.
Sonunda Zeynep sessizliği bozdu.
“Beni neden beklediniz?”
Karan ona döndü.
“Çünkü gün boyunca aklımdaydın.”
Zeynep'in adımları yavaşladı.
“Karan…”
Adını söylemişti.
İlk kez, araya bir unvan koymadan.
Karan da bunu fark etti. Bakışlarında belli belirsiz bir şaşkınlık belirdi.
“Bir daha söyler misin?”
Zeynep'in gözleri büyüdü.
“Neyi?”
“Adımı.”
“Hayır!”
Karan güldü.
“Az önce söyledin ama.”
“Yanlışlıkla söyledim.”
“İnsan birinin adını yanlışlıkla mı söyler?”
“Siz de her şeyi sorgulamak zorunda mısınız?”
“Sen söz konusu olunca galiba.”
Zeynep yüzünü başka tarafa çevirdi. Gülümsemesini saklamaya çalışıyordu.
Karan bir süre onu izledi.
Sonra sesi ciddileşti.
“Zeynep, sana bir şey soracağım.”
Zeynep'in gülümsemesi kayboldu.
“Sor.”
“Benim yanımda kendini nasıl hissediyorsun?”
Bu kez kaçmak istemedi.
Biraz düşündü.
“Güvende.”
Karan'ın bakışları yumuşadı.
Zeynep devam etti.
“Bazen çok sinir bozucusunuz. Bazen ne düşündüğünüzü anlamıyorum. Bazen de tek bir cümleniz yüzünden saatlerce ne diyeceğimi düşünüyorum.”
Karan kaşını kaldırdı.
“Bu pek iyi bir cevap olmadı.”
Zeynep hafifçe güldü.
“Ama…” dedi, sonra duraksadı.
Karan bekledi.
Zeynep gözlerini onun gözlerine kaldırdı.
“Ama yanınızdayken kendimi yalnız hissetmiyorum.”
Karan'ın yüzündeki bütün alaycı ifade silindi.
Bu söz, onun beklediğinden çok daha derine dokunmuştu.
Çünkü Zeynep'in hayatında ne kadar yalnız kaldığını biliyordu. İnsanların arasında bile tek başına olmayı öğrenmişti. Kimseye yük olmamaya, kimseye ihtiyaç duymuyormuş gibi yaşamaya alışmıştı.
Karan onun eline baktı.
“Zeynep, sana bir söz vermek istiyorum.”
“Ne sözü?”
“Sana hiçbir zaman istemediğin bir şeyi yaptırmayacağım. Benden uzaklaşmak istersen buna da saygı duyacağım. Ama yanında olmamı istersen…”
Bir an sustu.
“Ben burada olacağım.”
Zeynep'in gözleri dolacak gibi oldu ama gülümsedi.
“Ya ben sizi yanımda istersem?”
Karan ona doğru bir adım attı.
“O zaman gitmek için bir neden aramam.”
Zeynep'in nefesi hafifçe kesildi.
Aralarında yalnızca küçük bir mesafe kalmıştı.
Karan elini yavaşça uzattı. Zeynep'in elini tuttuğunda hemen kendine çekmedi; ona geri çekilmesi için zaman tanıdı.
Zeynep elini bırakmadı.
Aksine parmaklarını onun parmaklarının arasına geçirdi.
Bu küçük hareket, Karan'ın yüzünde tarifsiz bir ifade oluşturdu.
“Biliyor musun,” dedi alçak sesle, “seni ilk gördüğümde bu kadar zorlanacağımı hiç düşünmemiştim.”
Zeynep başını kaldırdı.
“Neden?”
“Çünkü ben genellikle ne yapacağımı bilirim.”
“Benim yanımda bilmiyor musunuz?”
Karan hafifçe gülümsedi.
“Senin yanında ilk defa bazı şeyleri aceleye getirmek istemiyorum.”
Zeynep'in kalbi hızlandı.
Karan boşta kalan eliyle onun yüzüne düşen bir saç tutamını nazikçe geriye aldı.
Zeynep gözlerini bir an kapattı. Sonra yeniden açtığında Karan'ın hâlâ kendisine baktığını gördü.
“Zeynep…”
“Efendim?”
Karan'ın sesi iyice alçaldı.
“Seni öpebilir miyim?”
Zeynep'in dünyası bir anlığına sessizleşti.
Ne dağların arasından esen rüzgârı duydu ne de uzaktaki köyden gelen sesleri.
Yalnızca Karan'ın sorusunu duyuyordu.
Yanakları alev alev yandı. Gözlerini kaçırdı, sonra yeniden ona baktı.
Cevap vermek istedi ama sesi çıkmadı.
Sonunda başını küçücük bir hareketle salladı.
“Evet…”
Karan'ın yüzündeki ifade değişti. Gözlerinde hem mutluluk hem de dikkat vardı.
Önce biraz yaklaştı.
Zeynep heyecandan nefesini tuttu. Ne yapacağını bilemediği için ellerini onun eline daha sıkı kenetledi.
Karan hafifçe eğildi ve dudaklarını Zeynep'in dudaklarına usulca dokundurdu.
Kısacık bir öpücüktü.
Nazik, çekingen ve aceleye getirilmemiş…
Zeynep hayatında ilk kez böyle bir an yaşıyordu. Gözlerini kapatmış, bütün cesaretini toplarken bile kalbinin sesini susturamamıştı.
Karan geri çekildiğinde aralarında birkaç santimlik mesafe vardı.
Zeynep gözlerini açtı.
Ve o anda ne yapacağını tamamen unuttu.
Yüzü kıpkırmızıydı.
Bakışlarını Karan'ın yüzünden kaçırıp yere indirdi. Elini ağzına götürmek istedi ama Karan'ın elini hâlâ tuttuğunu fark etti.
Daha da utandı.
“Ben…” diye başladı.
Sonra sustu.
Karan gülümsemesini saklamaya çalışıyordu.
“Sen?”
“Hiçbir şey!”
“Peki.”
“Öyle gülmeyin!”
“Nasıl gülüyorum?”
“Bilmiyorum işte! Öyle…”
Karan bu kez gerçekten güldü.
Zeynep yüzünü elleriyle kapattı.
“Allah'ım, ben şimdi eve nasıl gideceğim?”
Karan'ın gülümsemesi yumuşadı.
“İstersen seni bırakırım.”
Zeynep ellerinin arasından ona baktı.
“Bir de eve mi bırakacaksınız? Ben zaten sizin yüzünüzden ne yapacağımı şaşırdım.”
Karan hafifçe başını eğdi.
“Pişman mısın?”
Bu soru Zeynep'in gülümsemesini durdurdu.
Karan'ın gözlerine baktı. Onun için bu anın yalnızca güzel bir anı olmadığını, Zeynep'in ne hissettiğini gerçekten bilmek istediğini anladı.
Başını yavaşça iki yana salladı.
“Hayır.”
Karan'ın yüzüne rahatlamış bir ifade yerleşti.
“Güzel.”
Zeynep dudaklarını birbirine bastırdı.
“Ama…”
Karan bekledi.
“Bir daha böyle aniden yapmayın.”
Karan kaşlarını kaldırdı.
“Bir daha yapmamı istemiyor musun?”
Zeynep'in gözleri büyüdü.
“Ben öyle demedim!”
“Ne dedin peki?”
Zeynep arkasını dönüp yürümeye başladı.
“Ben gidiyorum!”
Karan kahkahasını tutamadan arkasından yetişti.
“Zeynep, dur. Şaka yapıyorum.”
“Ben sizinle konuşmuyorum.”
“Peki, konuşma.”
“Gerçekten konuşmuyorum.”
“Tamam.”
Birkaç adım boyunca sessiz kaldılar.
Sonra Karan elini uzattı. Zeynep önce eline baktı, ardından onun yüzüne.
“Ne var?”
“Elini tutabilir miyim?”
Zeynep'in yanakları yeniden kızardı.
“Zaten tutuyorsunuz.”
Karan ellerine baktı.
Gerçekten de Zeynep, farkında olmadan elini yeniden onun eline bırakmıştı.
İkisi de güldü.
Bu kez Zeynep başını öne eğse de elini çekmedi.
Karan da elini bırakmadı.
Bir süre sonra Zeynep'in evinin bulunduğu sokağa ulaştılar. Kapının önünde durduklarında Zeynep hâlâ Karan'ın elini tutuyordu.
Bunu fark edince hemen elini çekti.
“Ben geldim.”
Karan başını salladı.
“Gördüm.”
“İyi akşamlar o zaman.”
“İyi akşamlar, Zeynep.”
Zeynep kapıya yöneldi. Tam içeri girecekken arkasından seslendi.
“Zeynep.”
Döndü.
Karan ona bakıyordu.
“Bugün benim için çok güzeldi.”
Zeynep'in dudaklarında küçük bir gülümseme belirdi.
“Benim için de…”
Söylediği anda utancından gözlerini kaçırdı ve hızla içeri girdi.
Kapıyı kapattıktan sonra sırtını kapıya yasladı.
Bir eliyle kalbini tuttu.
“Ben ne yaptım böyle?” diye fısıldadı.
Sonra istemeden gülümsedi.
Dudaklarında hâlâ o ilk öpücüğün şaşkınlığı, kalbinde ise Karan'ın sesi vardı.
Karan sokağın başına geldiğinde Murat'ın araca yaslanmış kendisini beklediğini gördü.
Murat kollarını göğsünde birleştirdi.
“Komutanım, müsaadenizle bir şey sorabilir miyim?”
Karan hiç durmadan yürüdü.
“Hayır.”
“Daha sormadım.”
“Cevap aynı.”
Murat onun peşinden geldi.
“Yüzünüzde bir gülümseme var.”
“Yok.”
“Var.”
“Yok, Murat.”
Murat başını salladı.
“Anladım. Demek köyün güvenliği açısından son derece önemli bir mesele çözüldü.”
Karan araca binerken ona sertçe baktı.
“Murat, bir kelime daha edersen yarın sabah ilk devriyeye sen çıkacaksın.”
Murat'ın yüzü ciddileşti.
“Komutanım, ben zaten ülkemizin güvenliği için her göreve hazırım.”
Karan kapıyı kapatmak üzereyken Murat eğilip son bir şey söyledi.
“Ama doktor hanımın yüzünü görseydiniz! Sanki dünyanın bütün çiçekleri aynı anda açmış gibiydi.”
Karan'ın yüzündeki gülümseme yeniden belirdi.
Murat bunu görünce gözlerini büyüttü.
“Allah Allah! Komutanım, siz gerçekten âşık olmuşsunuz!”
Karan bu kez cevap vermedi.
Yalnızca başını çevirip Zeynep'in az önce girdiği kapıya baktı.
Sonra sessizce araca bindi.
Murat da direksiyona geçti ama yüzündeki gülümseme kaybolmadı.
“Hayırdır komutanım,” dedi. “Bu sessizlik hiç hayra alamet değil.”
Karan camdan dışarı baktı.
“Sus, Murat.”
Murat gülümsedi.
“Emredersiniz.”
Araç hareket ederken Karan'ın aklında tek bir şey vardı.
Zeynep'in utangaç gülümsemesi…
Ve ilk kez, bir insanın yanında kalmak istemenin ne demek olduğunu bütün kalbiyle anlamış olması.
O gece Zeynep yatağına uzandığında uyuyamıyordu.
Telefonunu eline aldı. Meryem'in sohbetini açtı, uzun süre yazıp sildi.
Sonunda dayanamadı.
Zeynep: Meryem, sana bir şey söylemem lazım.
Cevap anında geldi.
Meryem: Ne oldu? İyi misin?
Zeynep derin bir nefes aldı.
Zeynep: Karan beni öptü.
Mesajın altında üç nokta belirdi.
Kayboldu.
Yeniden belirdi.
Sonunda Meryem'den bir mesaj geldi.
Meryem: NE DEMEK KARAN SENİ ÖPTÜ?!
Zeynep gülmekten kendini yatağa bıraktı.
Zeynep: Bağırma!
Meryem: Kızım, ben Ankara'dayım, nasıl bağıracağım sana?
Zeynep: Bilmiyorum ama şu an bağırdığını hissediyorum.
Meryem: Peki, sen ne yaptın?
Zeynep bir süre ekrana baktı.
Zeynep: Hiçbir şey. Çok utandım. Yüzüne bile bakamadım.
Meryem: Peki pişman mısın?
Zeynep'in yüzündeki gülümseme yumuşadı.
Zeynep: Hayır.
Meryem: O zaman korkma. Belki de hayatında ilk kez birinin yanında kalbini saklamak zorunda değilsindir.
Zeynep mesajı birkaç kez okudu.
Belki de Meryem haklıydı.
Belki de hayat, ona hep kaybettiklerini hatırlatmak için değil, bir gün yeniden sevebileceğini göstermek için de vardı.
Telefonunu göğsünün üzerine bıraktı ve gözlerini kapattı.
Karan'ın sesini hatırladı.
Bugün benim için çok güzeldi.
Zeynep yastığına sarıldı.
“Benim için de, Karan…” diye fısıldadı.
Ve o gece, uzun zamandır ilk kez, yarın sabahı özleyerek uykuya daldı.
Çünkü artık yarın, yalnızca yeni bir gün değildi.
Yarın, Karan'ı yeniden göreceği gündü.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

22okunma 12beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.