6. bölüm / 15
SINIRLARIN ÖTESİNDE6.BÖLÜM
Bölümler 15Şu an: 6.BÖLÜM
- 1 1.BÖLÜM927 kelime
- 2 2.BÖLÜM728 kelime
- 3 3. BÖLÜM879 kelime
- 4 4. BÖLÜM823 kelime
- 5 5.BÖLÜM991 kelime
- 6 6.BÖLÜM1.614 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7.BÖLÜM1.966 kelime
- 8 8.BÖLÜM2.059 kelime
- 9 9.BÖLÜM1.706 kelime
- 10 10.BÖLÜM2.036 kelime
- 11 11. BÖLÜM2.236 kelime
- 12 12.BÖLÜM2.524 kelime
- 13 13.BÖLÜM2.640 kelime
- 14 14. BÖLÜM3.060 kelime
- 15 15.BÖLÜM4.403 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabahın ilk ışıkları köyün üzerine düşerken Zeynep, mutfakta hazırladığı kahvaltılıkları masaya yerleştiriyordu. Bir yandan çayı kontrol ediyor, bir yandan da kapıya bakıyordu. Meryem'in geleceğini bildiği hâlde bu kadar heyecanlanmasına kendisi bile şaşırıyordu.
Belki de insan, hayatında eksikliğini hissettiği şeylere kavuşunca yaşından bağımsız olarak çocuk gibi sevinebiliyordu.
Telefonu çaldı.
Meryem: Geldim sayılır. Birazdan köyün girişindeyim. Sakın uyuyor olma!
Zeynep gülerek cevap yazdı.
Zeynep: Saatin kaç olduğunun farkında mısın? Bir de uyuyor olsaydım kapıyı nasıl açacaktın?
Meryem: Kapıyı çalana kadar uyandırırdım seni. Avukatlık mesleğinin bazı avantajları var.
Zeynep telefonu masaya bıraktı. Meryem'in geleceği gün bile susmayacağını biliyordu.
Yaklaşık yirmi dakika sonra kapı çaldı. Zeynep kapıyı açar açmaz Meryem valizini kenara bırakıp ona sarıldı.
“Sonunda!” dedi Meryem. “Seni görmek için kaç saat yol geldim, haberin var mı?”
Zeynep ona sıkıca sarıldı.
“Ben de seni çok özledim.”
Meryem geri çekilip arkadaşının yüzünü inceledi.
“Biraz zayıflamışsın sanki.”
“Daha içeri girmeden sorguya mı başladın?”
“Mesleki alışkanlık.”
İkisi de gülerek içeri girdi. Meryem evin küçük salonuna göz gezdirdi, ardından masadaki kahvaltıyı görünce memnuniyetle başını salladı.
“İşte benim arkadaşım! Beni hâlâ seviyorsun demek.”
“Fikrimi değiştirmeden otur da kahvaltını yap.”
Meryem sandalyeye otururken Zeynep çayı doldurdu. Bir süre yolculuktan, köyden ve klinikteki işlerden konuştular. Fakat ikisi de asıl konuşmanın henüz başlamadığını biliyordu.
Meryem çayından bir yudum aldı.
“Peki, anlat bakalım. Burada hayat nasıl gidiyor?”
“Her zamanki gibi. Hastalar, ilaçlar, yetişmeye çalıştığım işler…”
“Başka?”
“Başka ne olacak?”
Meryem gözlerini kıstı.
“Zeynep.”
“Efendim?”
“Benden bir şey saklıyorsun.”
Zeynep başını kaldırıp güldü.
“Daha beş dakika oldu geleli!”
“Ben seni tanıyorum. Bir şey anlatmamak için konuyu değiştirmeye çalışırken sesin inceliyor.”
“Öyle bir şey yok.”
Meryem çay bardağını tabağına bıraktı.
“Peki, o askerî komutan ne oldu?”
Zeynep'in eli havada kaldı.
“Ne komutanı?”
Meryem kahkaha attı.
“İşte bu! Tam da beklediğim tepki.”
“Allah aşkına, Karan Bey'i mi diyorsun? Ne olacak, geçen gün sağlık ocağına malzeme getirdiler. Hepsi bu.”
“Karan Bey…” Meryem ismi özellikle uzattı. “Demek adını biliyorsun.”
“Adını bilmem normal değil mi? Köydeki sağlık ocağıyla ilgileniyorlar.”
“Tabii, tabii. Ben bir şey demedim.”
Zeynep başını iki yana salladı.
“Sen buraya dinlenmeye mi geldin, beni sorgulamaya mı?”
“İkisi birden.”
Bir süre daha gülüştüler. Zeynep, Meryem'in gelişinin evine getirdiği sıcaklığı hissediyordu. Uzun zamandır ilk kez kendisini bir şeyleri tek başına taşımak zorunda değilmiş gibi hissetti.
Aynı saatlerde askerî birlikte Murat, dolabının önünde gömleğini düzeltmeye çalışıyordu. Karan kapıdan içeri girdiğinde onu aynanın karşısında görünce durdu.
“Bir yere mi gidiyorsun?”
Murat aynadan arkadaşına baktı.
“Evet. Bir davete katılacağım.”
“Güzel. Davette de görev çizelgesini ezberden okuyabilirsin.”
Murat döndü.
“Seninle konuşmak gerçekten insanın ömründen götürüyor.”
“Buna rağmen yıllardır yanımdasın.”
“Çünkü seni kendi hâline bırakırsam askerlerin hepsini sıraya dizip sabaha kadar eğitim yaptırırsın.”
Karan cevap vermek yerine elindeki dosyayı uzattı.
“Bugün köydeki yolun bir bölümü için kontrol yapılacak. Yağıştan sonra bozulduğuna dair bilgi geldi. Sağlık ocağına ulaşımı da etkileyebilir. Birlikte gidiyoruz.”
Murat dosyayı aldı.
“Yine mi köy?”
“Bir sorun mu var?”
“Hayır, komutanım. Köyü çok sevdim. Havası güzel, insanları güzel…”
Karan gözlerini kıstı.
“Murat.”
“Tamam. Susuyorum.”
“Bu, duyduğum en güzel haber.”
Murat gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. Birkaç dakika sonra ikisi de hazırlanmış, görev için yola çıkmıştı.
Öğleye doğru Zeynep ile Meryem, evdeki kahvaltı sofrasını topladıktan sonra köyün merkezine doğru yürümeye karar verdiler. Meryem, geldiğinden beri dışarı çıkmamıştı. Zeynep de ona çevreyi göstermek istiyordu.
Köy meydanına yaklaştıklarında birkaç askerî aracın yol kenarında durduğunu gördüler. Bir grup asker, yolun bozuk bölümünü inceliyor, köylülerle konuşuyordu.
Zeynep araçlardan birinin yanında duran Karan'ı hemen tanıdı.
Murat da onları fark etti.
“Doktor hanım!”
Zeynep başını çevirip gülümsedi.
“Merhaba. Yine mi sağlık ocağı için geldiniz?”
“Bu kez yol için. Ama sağlık ocağına da uğrayacağız. Eksik malzemelerle ilgili bir gelişme var mı diye bakacağız.”
Murat'ın bakışları Zeynep'in yanındaki kadına kaydı.
“Yanınızdaki arkadaşınız mı?”
Zeynep başıyla onayladı.
“Evet. Meryem. Ankara'dan ziyaretime geldi.”
Meryem gülümseyerek elini uzattı.
“Memnun oldum.”
“Murat. Ben de memnun oldum.”
Murat'ın sesi her zamanki gibi rahattı. El sıkışmaları kısa sürdü ama Meryem, karşısındaki adamın gülümseyen yüzünü fark etmeden edemedi. Üzerindeki askerî üniformaya rağmen tavrında resmiyetten çok samimiyet vardı.
Karan yanlarına geldi.
“Doktor hanım, yolun durumu hakkında bilginiz var mı? Özellikle ambulansın geçişini engelleyecek bir bölüm olup olmadığını öğrenmemiz gerekiyor.”
Zeynep hemen ciddileşti.
“Dün akşam yaşlı bir hastamızın hastaneye gitmesi gerekti. Araç köyün girişine kadar gelebildi ama bozuk bölüm yüzünden yavaşlamak zorunda kaldı. Yağmur yağarsa daha da kötü olabilir.”
Karan dikkatle dinledi.
“Tam olarak neresi olduğunu gösterebilir misiniz?”
“Elbette. Zaten o tarafa gidiyorduk.”
Karan başıyla onayladı. Dördü birlikte yolun bozuk bölümüne doğru yürümeye başladı. Murat ile Meryem arkada kalırken Zeynep, Karan'a yolun durumunu anlattı.
“Burada kışın ulaşım daha da zorlaşıyor. Bazen hastalarımızı hastaneye götürmek için saatlerce araç bekliyoruz.”
Karan yoldaki derinleşmiş izlere baktı.
“Bunu rapora ayrıntılı şekilde ekleyeceğim. Kalıcı bir çözüm için ilgili birimlere bildirilmesi gerekiyor.”
Zeynep ona döndü.
“Bazen insanlar buradaki şartları bilmiyor. Biraz daha uzakta olunca ihtiyaçlar da görünmez oluyor.”
Karan bir an sustu.
“Biliyorum. Bu yüzden gördüğümüz sorunları yalnızca not etmekle yetinmememiz gerekiyor.”
Zeynep, onun bunu sırf konuşmuş olmak için söylemediğini düşündü. Karan'ın ciddi tavrının ardında, sorumluluklarını gerçekten önemseyen biri vardı.
Öte yandan arkalarında yürüyen Murat, Meryem'e köydeki görevlerinden bahsediyordu.
“Bazen bir yolun kapanması, insanların bütün gününü değiştirebiliyor. Buradaki arkadaşlar da o yüzden sürekli kontrol yapıyor.”
Meryem başını salladı.
“İnsan dışarıdan bakınca ne kadar zor olduğunu anlamıyor. Herkes hastaneye on dakikada ulaşabileceğini düşünüyor.”
“Ankara'da yaşadığınız için alışkınsınızdır. Burada en yakın hastane bile bazen çok uzak.”
Meryem bir an duraksadı.
“Evet, Ankara'da her şey elinin altında gibi. Ama insanın hayatında yolun açık olması her şeyin yolunda olduğu anlamına gelmiyor.”
Murat onun sesindeki değişikliği fark etti. Biraz önceki neşeli tavrının altında başka bir şey vardı.
“Bazen insanın da dinlenmeye ihtiyacı oluyor,” dedi. “Nerede yaşadığı fark etmiyor.”
Meryem ona baktı. Bu kez gülümsemesi biraz daha sakindi.
“Doğru söylüyorsunuz.”
Murat omuz silkti.
“Bana Murat diyebilirsiniz. Böyle resmî konuşunca kendimi yaşlanmış hissediyorum.”
Meryem güldü.
“Peki, Murat. Sen de bana Meryem diyebilirsin.”
“Anlaştık.”
Bu küçücük konuşmanın Meryem'in içinde neden hoş bir his bıraktığını kendisi de tam anlayamadı. Belki uzun zamandır ilk kez biri ona bir şey anlatması için baskı yapmamıştı. Murat yalnızca dinlemiş, gerektiği kadar konuşmuştu.
Üstelik bunu farkında bile olmadan yapmıştı.
Yol incelemesi bittikten sonra Karan, köydeki birkaç kişiyle daha konuştu. Murat ise sağlık ocağına teslim edilecek ek malzemelerle ilgili notları kontrol etti.
Zeynep saate baktı.
“Benim kliniğe dönmem gerekiyor. Öğleden sonra randevularım var.”
Karan başını salladı.
“Sizi tutmayalım. Yol hakkındaki bilgiler için teşekkür ederim.”
“Rica ederim. Yardımcı olabildiysem ne mutlu.”
Meryem de Zeynep'in yanına geçti.
“Biz gidelim artık.”
Murat hafifçe gülümsedi.
“Belki yine karşılaşırız.”
Meryem, bu cümlenin sıradan bir nezaket ifadesi olduğunu biliyordu. Yine de cevap verirken yüzündeki gülümsemeyi saklayamadı.
“Belki.”
Zeynep arkadaşının koluna girip yürümeye başladığında ona yan gözle baktı.
“Ne oldu?”
“Hiçbir şey.”
“Meryem.”
“Zeynep.”
“Yüzündeki gülümseme ne?”
Meryem hemen ciddileşmeye çalıştı.
“İnsanlara gülümsemek suç mu?”
“Hayır. Ama sen biraz önce adama üç kere baktın.”
“Abartma!”
“Ben mi abartıyorum?”
Meryem arkadaşının kolunu hafifçe çekti.
“Yürü, yoksa seni burada bırakacağım.”
Zeynep kahkahasını tutamadı.
“Daha ilk gününden başladı. Ben sana demiştim, burası sessiz bir yer ama sıkıcı değil.”
“Benimle uğraşma.”
Fakat Meryem'in yüzündeki gülümseme, köy meydanından uzaklaştıktan sonra bile kaybolmadı.
Akşamüstü Karan ile Murat birliğe döndüklerinde raporlarını hazırlamaya başladılar. Karan yolun durumunu ayrıntılı biçimde yazarken Murat karşısındaki sandalyeye oturdu.
“Bugün güzel bir gündü.”
Karan yazmayı sürdürdü.
“Yolun bozuk olması seni neden bu kadar mutlu etti?”
“Yol yüzünden değil.”
Karan kalemini bıraktı.
“Murat, söyleyeceksen söyle.”
Murat sırıttı.
“Doktor hanımın arkadaşı vardı ya…”
Karan gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
“Başladık yine.”
“Adı Meryem'di.”
“Bunu ben de duydum.”
“Çok tatlı birine benziyor.”
Karan yeniden dosyasına döndü.
“Senin için önemliyse git, arkadaşınla konuş. Bana neden anlatıyorsun?”
Murat'ın yüzündeki gülümseme bir anlığına değişti. Arkadaşının bunu bu kadar kolay söylemesini beklememişti.
“Ne yani, gidip konuşayım mı?”
Karan omuz silkti.
“Bana mı soruyorsun? İnsanlarla konuşmayı benden daha iyi biliyorsun.”
Murat bir süre sustu. Sonra ayağa kalktı.
“Bazen gerçekten işe yarar şeyler söylüyorsun, komutanım.”
“Bunu da rapora yaz. Tarihe geçsin.”
Murat kapıya yönelirken kahkaha attı.
“Seninle uğraşmak ayrı bir görev olmalı.”
“Ve sen bu görevi fazlasıyla yerine getiriyorsun.”
Murat odadan çıktıktan sonra Karan yeniden çalışmaya başladı. Zeynep'i düşündüğünü söyleyemezdi; aklı daha çok yolun durumunda, raporlarda ve ertesi gün yapılacak işlerdeydi. Yine de doktorun köydeki sorunları anlatırken gösterdiği kararlılık dikkatinden kaçmamıştı. Onunla konuşmak kolaydı. Gereksiz sözler söylemiyor, bildiği şeyi açıkça anlatıyordu.
Karan için bu, bir insanın işini ciddiye aldığının göstergesiydi.
Şimdilik hepsi buydu.
O gece Zeynep ile Meryem salonda oturmuş, eski günlerden konuşuyorlardı. Bir ara Meryem, elindeki fincanı masaya bırakıp sessizleşti.
“Zeynep, sana bir şey söyleyeceğim ama dalga geçmek yok.”
Zeynep ona döndü.
“Söz veremem ama deneyeceğim.”
Meryem gözlerini devirdi.
“Bugün tanıştığımız asker…”
“Murat mı?”
“Evet, Murat.”
Zeynep dudaklarını birbirine bastırarak gülümsememeye çalıştı.
“Ne olmuş Murat'a?”
“Hiçbir şey olmamış. Sadece… konuşması güzeldi. İnsan dinlendiğini hissediyor.”
Zeynep'in yüzündeki ifade yumuşadı. Meryem'i iyi tanıyordu. O, herkese kolayca güvenen biri değildi. Hele kendi sorunlarını anlatmakta zorlandığı dönemlerde, karşısındaki insanın en küçük davranışına bile dikkat ederdi.
“Bence de iyi birine benziyor,” dedi Zeynep. “Ama daha yeni tanıştın.”
“Biliyorum. Bir şey olduğunu söylemedim zaten.”
“Ben de bir şey demedim.”
“Yüzün diyor.”
Zeynep kahkaha attı.
“Seninle konuşulmuyor!”
Meryem de gülmeye başladı. Sonra başını arkadaşının omzuna yasladı.
“İyi ki buraya gelmişim.”
Zeynep onun elini tuttu.
“İyi ki geldin.”
Dışarıda köyün üzerine gece çökerken evin içinden kahkahalar yükseliyordu. Birkaç saat önce sıradan bir görev sırasında tanışan dört insanın hayatında henüz büyük bir değişiklik yoktu.
Karan, ertesi günün planlarını hazırlıyordu. Murat ise kendine bile tam olarak itiraf edemediği küçük bir merakla gün içinde tanıştığı kadını düşünüyordu.
Meryem de uyumadan önce bir kez daha o konuşmayı hatırladı. Murat'ın söyledikleri olağanüstü şeyler değildi. Ama bazen insanın aklında kalan, söylenen sözlerden çok, o sözlerin yanında hissettiği rahatlıktı.
Zeynep ise arkadaşının yüzündeki ifadeyi görüp gülümsedi.
Bu kez onunla dalga geçmedi.
Çünkü bazı tanışmaların neye dönüşeceğini zaman gösterirdi. Ve zaman, bazen insanları aynı yerde yeniden karşılaştırmak için acele etmezdi.
Ama yolları bir kez kesişmişti. Bundan sonra yeniden karşılaşmaları, ilkine göre biraz daha az tesadüf gibi gelecekti.
Bölüm etkileşimi
