11. bölüm / 16
SINIRLARIN ÖTESİNDE11. BÖLÜM
Bölümler 16Şu an: 11. BÖLÜM
- 1 1.BÖLÜM927 kelime
- 2 2.BÖLÜM728 kelime
- 3 3. BÖLÜM879 kelime
- 4 4. BÖLÜM823 kelime
- 5 5.BÖLÜM991 kelime
- 6 6.BÖLÜM1.614 kelime
- 7 7.BÖLÜM1.966 kelime
- 8 8.BÖLÜM2.059 kelime
- 9 9.BÖLÜM1.706 kelime
- 10 10.BÖLÜM2.036 kelime
- 11 11. BÖLÜM2.236 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 12.BÖLÜM2.524 kelime
- 13 13.BÖLÜM2.640 kelime
- 14 14. BÖLÜM3.060 kelime
- 15 15.BÖLÜM4.403 kelime
- 16 16. BÖLÜM2.311 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah, Zeynep'in evinde her zamanki gibi Meryem'in sesiyle başladı.
“Zeynep! Sana bir şey soracağım ama dürüst cevap vereceksin.”
Zeynep mutfaktan elinde iki bardak çayla çıktı.
“Senin sorularının sonu hiç gelmiyor. Ne oldu yine?”
Meryem koltuğa bağdaş kurmuş, yüzüne kocaman bir gülümseme yerleştirmişti.
“Dün akşam sağlık ocağından dönerken neden gülümsüyordun?”
Zeynep çayını masaya bıraktı.
“Gülümsemek yasak mı?”
“Hayır. Ama sen son zamanlarda sebepsiz yere gülümsüyorsun. Bir de telefonuna bakıp duruyorsun.”
“Telefonuma bakıyorum çünkü insanlar mesaj atıyor.”
“Mesela kim? Komutan Karan mı?”
Zeynep elindeki yastığı Meryem'e fırlattı.
“Meryem!”
Meryem kahkahalara boğuldu.
“Tamam, tamam! Daha sabah sabah kızdırmayayım seni. Ama belli ki bir şeyler oluyor.”
Zeynep karşısına oturdu. Gülümsemesini bastırmaya çalışsa da Meryem'in söyledikleri aklının bir köşesine takılmıştı.
Karan'la aralarında henüz adı konulmuş bir şey yoktu. Hatta bazen komutanın kendisine karşı yalnızca saygılı davrandığını düşünüyor, bazen de o ciddi bakışların ardında farklı bir anlam arıyordu.
Ama artık onu gördüğünde eskisi kadar rahat davranamadığı da bir gerçekti.
“Bugün kendine başka bir uğraş bul,” dedi Zeynep. “Benim işim var.”
Meryem ayağa kalkıp çantasını aldı.
“Peki doktor hanım. Bakalım bugün kim kimin aklını karıştıracak.”
Zeynep cevap vermedi.
Çünkü o da günün nasıl geçeceğini merak ediyordu.
Aynı saatlerde karargâhta Karan, sabah toplantısını bitirmek üzereydi. Askerlere gerekli talimatları verdikten sonra önündeki dosyaları kapattı.
Tam odadan çıkacakken kapıda Murat belirdi.
“Komutanım, bir teklifim var.”
Karan hiç duraksamadan cevap verdi.
“Hayır.”
“Daha ne olduğunu bilmiyorsun.”
“Senin tekliflerin genellikle baş ağrısıyla sonuçlanıyor.”
Murat elindeki kâğıdı masaya bıraktı.
“Bugün köydeki sağlık çalışmalarıyla ilgili bir değerlendirme yapacağız ya… Doktor Zeynep Hanım'ı ve arkadaşı Meryem Hanım'ı karargâha davet etsek güzel olmaz mı? Hem sağlık ihtiyaçlarını konuşuruz hem de köydeki vatandaşlara nasıl daha iyi yardımcı olabileceğimizi planlarız.”
Karan kâğıda göz gezdirdi.
Aslında fikir mantıklıydı. Sağlık ocağının ihtiyaçları, köydeki acil durumlar ve kış öncesi alınacak tedbirler için Zeynep'in görüşleri önemliydi. Meryem'in de hukukçu olması, köyde yaşayanların bazı resmî işlemler konusunda bilgilendirilmesine yardımcı olabilirdi.
“Olur,” dedi. “Doktor hanımı arayıp uygun olup olmadığını sor. Meryem Hanım da isterse katılabilir.”
Murat'ın yüzü aydınlandı.
“Emredersiniz komutanım!”
Karan gözlerini kıstı.
“Bu kadar sevinmenin sebebi ne?”
“Görevimi başarıyla yerine getirecek olmanın mutluluğu.”
“Murat…”
“Tamam, gidiyorum!”
Murat odadan çıkarken kendi kendine gülümsedi. Karan'ın Zeynep'i davet etmeyi kabul etmesi zaten yeterince eğlenceliydi. Ama asıl eğlence, birazdan öğreneceği bir ayrıntıda saklıydı.
Karargâha yeni bir komutan gelmişti.
Ve bu komutanın dikkatini Zeynep çekebilirdi.
Öğleye doğru Zeynep'in telefonu çaldı.
Arayan Murat'tı.
“Doktor hanım, merhaba. Umarım rahatsız etmiyorumdur.”
“Merhaba Murat Bey. Buyurun.”
“Komutanımız sizi ve Meryem Hanım'ı bugün karargâha davet etmek istiyor. Köyün sağlık ihtiyaçlarıyla ilgili bir toplantı yapacağız. Müsaitseniz sizi ağırlamak isteriz.”
Zeynep kısa bir tereddüdün ardından cevap verdi.
“Tabii, gelebiliriz. Saat kaçta orada olalım?”
“İki gibi uygun olur mu?”
“Olur.”
“Harika. Komutanımıza haber veririm.”
Telefon kapandığında Zeynep, karşısında oturan Meryem'e döndü.
“Karargâha davetliyiz.”
Meryem'in gözleri parladı.
“Karargâha mı?”
“Evet. Sağlık ihtiyaçlarıyla ilgili toplantı yapacaklarmış.”
Meryem birkaç saniye düşündü, ardından gülümseyerek Zeynep'in elini tuttu.
“Yani bugün hem karargâhı göreceğiz hem de iki asker arkadaşımızla vakit geçireceğiz.”
“İki asker arkadaşımız mı?”
“Birincisi Murat. İkincisi de senin son zamanlarda adını duyunca yüzünün değiştiği komutan.”
Zeynep başını iki yana salladı.
“Sen gerçekten iflah olmazsın.”
Meryem gülerek ayağa kalktı.
“Hadi hazırlan. İnsan davete giderken biraz özenir.”
Zeynep arkasından seslendi:
“Toplantıya gidiyoruz, düğüne değil!”
“Belli olmaz, Zeynep. Belli olmaz!”
Saat tam ikide karargâhın girişinde durdular.
Zeynep sade, koyu renk bir kıyafet giymiş, eline sağlık ocağının dosyalarını almıştı. Meryem de her zamanki gibi bakımlı ve kendinden emin görünüyordu.
Kapıda onları karşılayan asker, ziyaretçi kayıtlarını tamamladıktan sonra içeri buyur etti.
Koridorun sonunda Karan ve Murat bekliyordu.
Karan, Zeynep'i gördüğünde bir an durdu. Üzerindeki sade kıyafet, elindeki dosyalar ve etrafına dikkatle bakan gözleriyle her zamanki gibiydi. Fakat onu burada görmek, köyde karşılaşmaktan farklı bir his uyandırmıştı.
“Hoş geldiniz,” dedi.
Zeynep gülümsedi.
“Hoş bulduk, komutanım.”
Karan, Meryem'e de başıyla selam verdi.
“Hoş geldiniz, Meryem Hanım.”
Murat hemen araya girdi.
“Ben de buradayım ama kimse beni fark etmiyor.”
Meryem ona dönüp gülümsedi.
“Merak etmeyin, sizi fark ettim.”
Murat elini kalbinin üzerine koydu.
“Bu kadarı yeter. Bugün benim için güzel başladı.”
Zeynep güldü. Karan ise Murat'a bakıp başını hafifçe salladı.
“İçeri geçelim.”
Toplantı odasına girdiklerinde masanın diğer tarafında bir komutan daha oturuyordu. Üzerindeki üniformadan rütbesi anlaşılıyordu. Otuzlu yaşlarının başında, bakımlı ve kendinden emin biriydi.
Karan onları tanıştırdı.
“Bu, birliğimize yeni katılan Yüzbaşı Alper. Sağlık çalışmalarıyla ilgili bazı konularda birlikte görev yapacağız.”
Alper ayağa kalktı.
“Memnun oldum.”
Önce Meryem'le, ardından Zeynep'le tokalaştı. Zeynep'e sıra geldiğinde yüzüne sıcak bir gülümseme yerleşti.
“Doktor Zeynep Hanım, adınızı duymuştum. Köydeki çalışmalarınızdan bahsettiler.”
Zeynep nazikçe karşılık verdi.
“Umarım güzel şeyler duymuşsunuzdur.”
“Kesinlikle. Böyle zor şartlarda görev yapmak herkesin harcı değil.”
“İşimizi yapıyoruz sadece.”
Alper'in gülümsemesi genişledi.
“Alçakgönüllülüğünüz de anlatılanlar kadar dikkat çekiciymiş.”
Zeynep, bunun sıradan bir iltifat olmadığını anlamıştı. Yine de nezaketle başını eğip yerine oturdu.
Karan ise önündeki dosyayı açtı.
Sayfaları biraz gereğinden sert çevirdiğinin farkında değildi.
Murat farkındaydı.
Hem de fazlasıyla.
Toplantı başladığında Zeynep, sağlık ocağının ihtiyaçlarını tek tek anlattı. Özellikle kış aylarında ulaşımın zorlaşacağını, bazı hastaların düzenli kontrole gitmesi gerektiğini ve acil durumlarda daha hızlı hareket edilmesinin önemini vurguladı.
Karan onu dikkatle dinliyordu.
Zeynep konuşurken arada notlar alıyor, eksik kalan noktaları soruyor, bir çözüm önerisi sunduğunda başıyla onaylıyordu.
“Bu konuda haklısınız,” dedi Karan. “Kış gelmeden gerekli planlamayı yapmamız gerekiyor.”
Alper de söze girdi.
“Doktor hanımın önerileri gerçekten yerinde. İsterseniz bu çalışmanın koordinasyonunu birlikte yürütebiliriz. Ben de kendisiyle doğrudan iletişimde olurum.”
Karan başını kaldırdı.
“İletişim zaten benim birimim üzerinden yürütülebilir.”
Alper ona döndü.
“Elbette komutanım. Ben yalnızca işleri hızlandırmak açısından söyledim.”
“Anladım.”
Karan'ın sesi sakindi ama masadaki herkes, cümlelerinin biraz kısaldığını fark edebilirdi.
Meryem, Zeynep'e doğru eğilip fısıldadı:
“Senin yüzünden odanın havası değişti.”
Zeynep gözlerini önündeki dosyadan kaldırmadan fısıldadı:
“Sus, Meryem.”
“Ben bir şey demedim.”
“Demek üzeresin.”
Meryem dudaklarını birbirine bastırarak gülmemeye çalıştı.
Toplantı ilerledikçe Alper, Zeynep'e sorular sormaya devam etti. Mesleğini neden seçtiğini, köyde yaşamaya nasıl alıştığını, boş zamanlarında neler yaptığını merak ediyordu.
Zeynep soruları nazikçe cevaplıyordu.
“Buraya ilk geldiğinizde zorlanmadınız mı?” diye sordu Alper.
“Zorlandım tabii. Ama zamanla alışıyorsunuz. İnsanların size ihtiyacı olduğunu bilmek, bazı zorlukları daha kolay aşmanızı sağlıyor.”
“Peki hiç başka bir yere tayin istemeyi düşünmediniz mi?”
Zeynep kısa bir an durdu.
“Düşündüğüm zamanlar oldu. Ama burada tamamlamam gereken işler var.”
Alper başını salladı.
“İşinize bağlılığınız etkileyici. Sizinle daha fazla sohbet etmek isterim. Belki bir gün kahve içeriz?”
Odadaki sessizlik çok kısa sürdü.
Ama Karan için yeterince uzundu.
Elindeki kalemi masaya bıraktı.
“Toplantı sonrası herkesin programı belli. Gerekli çalışmalar için ayrıca bir planlama yaparız.”
Alper, Karan'a baktı. Ardından Zeynep'e dönüp gülümsedi.
“Elbette. Ben yalnızca bir kahve teklif ettim.”
Zeynep nazikçe cevap verdi.
“Teşekkür ederim, düşünürüz.”
Karan önündeki dosyaya baktı.
Düşünürüz.
Bu kelimeyi gereğinden fazla ciddiye aldığını fark edince kendisine kızdı.
Zeynep'in kiminle kahve içeceğine karar vermek ona düşmezdi. Zeynep özgür bir kadındı ve hayatına kimin gireceğini kendisi belirlerdi.
Bunu biliyordu.
Ama bilmek, rahatsızlığını ortadan kaldırmıyordu.
Masasının altındaki elini yumruk yapıp sonra gevşetti.
Murat ise başını önüne eğmiş, gülmemek için kendisini zor tutuyordu.
Toplantı sona erdiğinde Karan, Zeynep ve Meryem'e karargâhın diğer bölümlerini göstermek için onlara eşlik etti. Murat da peşlerine takıldı.
Koridorda ilerlerlerken Alper yeniden yanlarına geldi.
“Doktor hanım, size bir şey sorabilir miyim?”
Zeynep durdu.
“Tabii.”
“Burada uzun zamandır yaşadığınız için çevreyi iyi tanıyorsunuzdur. Ben de köye alışmaya çalışıyorum. Belki bir gün bana birkaç güzel yer gösterirsiniz.”
Zeynep gülümseyerek cevap verdi.
“Elbette, köyde görülecek güzel yerler var.”
“Öyleyse bunu bir kahveyle başlatabiliriz.”
Alper'in rahat tavrı Zeynep'i biraz şaşırtmıştı ama kaba davranmak da istemiyordu.
“Programım uygun olursa neden olmasın?”
Karan'ın bakışları anında Zeynep'e döndü.
Zeynep bunu fark etti.
Üstelik Karan'ın yüzünde, kendisinin daha önce pek görmediği bir ifade vardı. Çenesi hafifçe sıkılmış, bakışları sertleşmişti. Sanki söylemek istediği bir şey vardı da kendisini tutuyordu.
Zeynep'in içinde küçük, yaramaz bir gülümseme belirdi.
Yoksa…
Düşüncesini tamamlamadı. Sadece önüne dönüp yürümeye devam etti.
Alper başka bir asker tarafından çağrılınca yanlarından ayrıldı.
Karan, Zeynep'le aynı hizaya geldi.
“Yüzbaşı Alper oldukça… girişken biri.”
Zeynep başını ona çevirdi.
“Öyle mi?”
“Evet.”
“Bence gayet nazik.”
Karan'ın yüzü biraz daha ciddileşti.
“Ben aksini söylemedim.”
“Tabii ki söylemediniz, komutanım.”
Zeynep'in sesindeki hafif neşe Karan'ın dikkatinden kaçmadı.
“Bir şey mi var, doktor hanım?”
“Hayır. Neden olsun?”
“Bilmiyorum. Gülümsüyorsunuz.”
“Gülümsemek yasak mı?”
Karan bir an durdu. Bu soruyu daha önce de sormuştu Zeynep. Fakat bu kez cevabı bulmakta zorlandı.
“Hayır,” dedi sonunda. “Yasak değil.”
Zeynep başını hafifçe eğdi.
“Güzel. Çünkü bugün çok gülümseyesim var.”
Murat birkaç adım geride yürürken başını göğe kaldırdı.
Bu kadın komutanın aklını tamamen alacak.
Bir süre sonra karargâhın bahçesine çıktılar. Hava güzeldi. Meryem, Murat'la birlikte biraz ilerideki bankların yanına gitti. Zeynep ise çantasını düzeltirken Karan'ın yanında kaldı.
“Bugünkü davet için teşekkür ederim,” dedi.
“Rica ederim. Sizin görüşleriniz bizim için önemli.”
“Yalnızca görüşlerim mi?”
Soru ağzından öylesine çıkmıştı. Zeynep bile ne söylediğini fark edince bir an sustu.
Karan ona döndü.
“Ne demek istediniz?”
Zeynep, onun yüzündeki şaşkınlığı görünce gözlerini kaçırdı.
“Hiç. Yanlış ifade ettim.”
Karan bir adım yaklaşmadı, sesini de değiştirmedi. Ama bakışları daha dikkatli hâle gelmişti.
“Zeynep Hanım…”
Bu kez adını söylemişti.
Zeynep'in kalbi, beklemediği bir anda hızlandı.
“Efendim?”
Karan birkaç saniye ona baktı. Sonra söyleyeceği şeyi seçer gibi durdu.
“Yüzbaşı Alper'le daha önce tanışıyor muydunuz?”
Zeynep'in dudaklarında küçük bir gülümseme belirdi.
“Hayır. Bugün ilk kez tanıştık.”
“Anladım.”
“Peki neden sordunuz?”
Karan bakışlarını bahçeye çevirdi.
“Merak ettim.”
Zeynep bu kez gülümsemesini saklamak için başını öne eğdi.
“Son zamanlarda çok merak ediyorsunuz.”
Karan ona baktı.
“Bunu daha önce de söylediniz.”
“Çünkü hâlâ doğru.”
Aralarında kısa bir sessizlik oluştu. Bu sessizlik rahatsız edici değildi. Aksine, ikisi de konuşmayı sürdürmek istiyor ama ilk adımı kimin atacağını bilmiyor gibiydi.
Sonunda Karan sordu:
“Alper'in kahve teklifini kabul edecek misiniz?”
Zeynep başını kaldırdı.
İşte buydu.
Karan doğrudan sormuştu.
Zeynep'in içindeki sevinç yüzüne yansımamak için büyük bir çaba sarf etmesi gerekti.
“Henüz karar vermedim.”
Karan başını salladı.
“Elbette. Sizin kararınız.”
“Rahatsız mı oldunuz?”
Soru bu kez daha sessiz çıkmıştı.
Karan ona döndü. Bir an için göz göze geldiler.
“Hayır.”
Zeynep başını hafifçe eğdi.
“Peki.”
Fakat ikisi de bu cevabın gerçeği bütünüyle yansıtmadığını biliyordu.
Karan bir şey söylemek istedi. Belki de ilk kez, söyleyeceği sözün görevle ya da sorumlulukla ilgisi olmadığını kabul etmesi gerekiyordu.
Ama kelimeler boğazında düğümlendi.
Zeynep ise onun sessizliğini izlerken içinden gülümsedi.
Demek komutanımız da kıskanabiliyormuş.
Bunu yüzüne vurmayacaktı. En azından şimdilik.
Karargâhtan ayrılma vakti geldiğinde Murat, Meryem'le kapıya kadar yürüdü.
“Bugün geldiğiniz için teşekkür ederiz,” dedi.
Meryem gülümsedi.
“Asıl biz teşekkür ederiz. Hem güzel vakit geçirdik hem de köy için yapılacak işleri konuştuk.”
Murat başını salladı.
“Bir daha gelirsiniz artık.”
“Belli mi olur?”
“Bence belli. Ben buradayım.”
Meryem gözlerini devirdi.
“Ne kadar mütevazısınız.”
“Bunu sık sık duyuyorum.”
“Hiç şaşırmadım.”
İkisi gülerek vedalaştı.
Zeynep ise Karan'ın karşısında duruyordu.
“İyi günler, komutanım.”
“İyi günler, doktor hanım.”
Zeynep birkaç adım yürüdükten sonra arkasını döndü.
“Bu arada…”
Karan dikkatle ona baktı.
“Efendim?”
“Bence sesinizi beğendiğimi söylediğim için utanmanıza gerek yok. Güzel bir şey söyledim sadece.”
Karan'ın yüzünde şaşkın bir ifade belirdi. Ardından gülümsemesini engelleyemedi.
“Utanmadım.”
“Tabii ki.”
“Zeynep Hanım…”
Zeynep gülerek geri geri yürüdü.
“Hoşça kalın, komutanım!”
Araca bindiğinde Meryem ona döndü.
“Sen ne yaptın öyle?”
“Ne yaptım?”
“Komutanın yüzünü gördün mü? Adamın aklı sende kalmış.”
Zeynep camdan dışarı baktı. Karargâhın kapısında duran Karan, onlar uzaklaşana kadar yerinden ayrılmamıştı.
Zeynep'in yüzünde sessiz, mutlu bir gülümseme vardı.
“Belki de sadece kibar davranıyordur.”
Meryem kahkaha attı.
“Tabii. O yüzden Yüzbaşı Alper kahve teklif edince masadaki kalemi kıracak gibi tuttu.”
Zeynep bu kez kendini tutamadı ve güldü.
“Abartıyorsun.”
“Ben mi? Senin komutanın kıskançlıktan görev planını değiştirecek neredeyse!”
Zeynep başını koltuğa yasladı. Karan'ın yüzündeki ifadeyi yeniden hatırladı. Onun rahatsız olduğunu görmek hoşuna gitmişti ama bundan daha önemlisi, Karan'ın kendisine karşı bir şeyler hissetme ihtimalinin artık eskisinden daha gerçek görünmesiydi.
Yine de acele etmek istemiyordu.
Bazı duyguların adını koymak için zamana ihtiyacı vardı.
Akşam karargâhta Murat, Karan'ın odasına elinde bir dosyayla girdi.
“Komutanım, bugün çok güzel bir toplantı oldu.”
Karan başını kaldırmadı.
“Evet. Verimliydi.”
“Özellikle Yüzbaşı Alper'in doktor hanıma olan ilgisi dikkat çekiciydi.”
Karan'ın kalemi durdu.
“Murat, başka bir işin yok mu?”
“Var. Ama bu konuyu konuşmak daha önemli.”
“Senin için her şey eğlence.”
Murat sandalyesini çekip oturdu.
“Peki, açık konuşalım. Alper'in Zeynep Hanım'dan hoşlanması seni rahatsız etti mi?”
Karan hemen cevap verdi.
“Hayır.”
Murat başını salladı.
“Peki, Alper yarın yine kahve teklif ederse?”
“Bu beni ilgilendirmez.”
“Peki Zeynep Hanım kabul ederse?”
Karan sustu.
Murat'ın yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı.
“İşte şimdi konuşabiliriz.”
Karan dosyayı kapattı.
“Benim Zeynep Hanım'la aramda hiçbir şey yok. Bunu anlaman gerekiyor.”
“Şimdilik yok,” dedi Murat. “Ama senin o kadına bakışını gördüm. Onun yanında sesin bile değişiyor.”
Karan'ın bakışları sertleşti.
“Sen haddini aşıyorsun.”
Murat'ın yüzündeki gülümseme biraz azaldı.
“Belki. Ama seni yıllardır tanıyorum. Birini merak ettiğinde bunu saklayabilirsin. Birinden hoşlandığında da kendini kandırabilirsin. Ama bir başkası ona yaklaştığında yüzünün nasıl değiştiğini saklayamıyorsun.”
Karan cevap vermedi.
Murat ayağa kalktı, kapıya yöneldi. Çıkmadan önce son kez arkasına döndü.
“Biliyor musun, komutanım? Bence asıl korktuğun şey kıskanmak değil.”
Karan gözlerini kaldırdı.
“Neymiş?”
Murat bu kez şaka yapmadan cevap verdi.
“Bir gün onu gerçekten kaybetme ihtimalinin olması.”
Kapı kapandı.
Karan odada tek başına kaldı.
Murat'ın sözlerini düşünmek istemiyordu. Fakat zihninin bir köşesinde Zeynep'in Alper'e gülümseyerek cevap verdiği an canlanıp duruyordu.
İlk kez, birinin Zeynep'in hayatına girmesinden rahatsız olmuştu.
Ve ilk kez, kendi duygularını inkâr etmenin onları ortadan kaldırmadığını anlamaya başlamıştı.
Karan pencereden dışarı baktı. Köyün ışıkları uzakta, karanlığın içinde küçük noktalar gibi parlıyordu.
Zeynep de o ışıklardan birinin altında olmalıydı.
Belki Meryem'le konuşuyor, belki gününü anlatıyor, belki de bugün karargâhta yaşananları hatırlayıp gülümsüyordu.
Karan, onun kendisini düşünüp düşünmediğini bilmiyordu.
Ama kendisi onu düşünüyordu.
Hem de artık bunu inkâr etmek eskisi kadar kolay değildi.
Çünkü bazen insanın kalbine en çok dokunan şey, sevdiği kişiyi başka birinin yanında görme ihtimalidir. Karan henüz Zeynep'e duyduğu şeyi itiraf edemiyordu; ama kıskançlığı, kalbinin ondan önce konuşmaya başladığını çoktan ele vermişti.
Bölüm etkileşimi
