SINIRLARIN ÖTESİNDE kitap kapağı

12. bölüm / 16

SINIRLARIN ÖTESİNDE

12.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Roza .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 16Şu an: 12.BÖLÜM

Sabah köyün üzerine ağır ağır çökerken Zeynep, sağlık ocağının penceresinden dışarıyı izliyordu. Hava kapalıydı. Gece boyunca esen rüzgâr, bahçedeki ağaçların dallarını savurmuş, pencerenin önündeki saksıları yana eğmişti.
Masasının üzerinde yarım kalmış hasta dosyaları, birkaç reçete ve köydeki yaşlı hastaların kontrol listesi vardı. Zeynep, bir yandan bunları düzenliyor, bir yandan da Meryem'in gece gönderdiği mesajı okuyordu.
“Akşam birlikte yemek yapalım. Bir de bugün bana her şeyi anlatacaksın. Özellikle komutan meselesini.”
Zeynep gülümseyerek telefonu bıraktı.
“Senin başka işin yok zaten, Meryem.”
Tam o sırada kapı açıldı. İçeriye yaşlı Hatice teyze girdi.
“Kızım, müsait misin?”
Zeynep hemen ayağa kalktı.
“Gel teyze, gel. Neyin var?”
“Biraz başım dönüyor da. Sabah kalktığımdan beri kendime gelemedim.”
Zeynep onu oturtup muayene etmeye başladı. Her zamanki gibi sakin ve dikkatliydi. Hastasının tansiyonunu ölçtü, birkaç soru sordu ve gerekli kontrolleri yaptı.
“Bugün kendini yorma Hatice teyze. Biraz dinlen, ben de seni gün içinde tekrar kontrol ederim.”
Yaşlı kadın başını salladı.
“Allah senden razı olsun kızım. Sen olmasan biz ne yapardık?”
Zeynep onun elini tuttu.
“Öyle söyleme. Benim işim bu.”
Hatice teyze kapıya yönelirken dönüp gülümsedi.
“Sen de kendine dikkat et. Hep başkalarını düşünüyorsun.”
Zeynep bu sözlere alışkındı. İnsanların kendisine söyledikleri bu cümleleri çoğu zaman gülümseyerek geçiştiriyordu.
Oysa bazen kendisinin de birinin onu düşünmesine ihtiyacı vardı.
Bunu kimseye söylemiyordu.
Özellikle de son zamanlarda aklına sık sık gelen o adama…
Karargâhta Karan, sabah toplantısını henüz bitirmişti. Birkaç askerle günlük görev planını konuşurken masanın üzerindeki bardak hafifçe titredi.
İlk başta kimse önemsemedi.
Ardından duvardaki dolap sallandı.
Karan başını kaldırdı.
“Bir dakika…”
Sözünü tamamlayamadan yer şiddetle sarsılmaya başladı.
Önce derinden gelen uğultu duyuldu. Ardından camlar titredi, masalar kaydı ve odadaki herkes ne olduğunu anlamaya çalışırken sarsıntı daha da güçlendi.
“DEPREM! HERKES SAKİN KALSIN!”
Karan'ın sesi odanın içinde yankılandı.
Askerler güvenli şekilde korunmaya çalışırken Karan da çevresindekileri yönlendirdi. Sarsıntı birkaç uzun saniye boyunca devam etti. Tavandan küçük parçalar düştü, raflardan dosyalar yere savruldu.
Sonra…
Sessizlik.
Ama bu, huzur veren bir sessizlik değildi.
Dışarıdan bağırışlar, uzaktan gelen siren sesleri ve insanların birbirine seslenişleri duyuluyordu.
Karan hızla dışarı çıktı. Köyün bazı bölgelerinden toz bulutları yükseliyordu.
İlk düşüncesi askerleriydi.
İkinci düşüncesi ise kendisine sormak bile istemediği bir isimdi.
Zeynep.
Telefonunu çıkardı ve onu aradı.
Cevap yoktu.
Bir daha aradı.
Yine cevap yoktu.
“Haydi, aç şu telefonu…”
Karan'ın sesi ilk kez kendi kulağına bile yabancı geldi. Birliğin durumunu kontrol eden askerlere gerekli talimatları verirken Zeynep'i tekrar aradı.
Telefon çaldı.
Çaldı.
Ama açılmadı.
Murat yanına koştu.
“Komutanım! Köyün birkaç yerinde hasar var. Yardım ekipleri yola çıktı. Sağlık ocağından da haber alamıyoruz.”
Karan'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Ne dedin?”
“Sağlık ocağına ulaşamıyoruz. Hatlar da sıkıntılı olabilir.”
Karan hiç düşünmeden araca yöneldi.
Murat kolundan tuttu.
“Karan, bekle! Ekipler geliyor. Önce durumu netleştirelim.”
Karan kolunu kurtardı.
“Zeynep orada!”
Murat bir an sustu.
Karan'ın sesindeki korkuyu ilk kez bu kadar açık duyuyordu.
“Ben gidiyorum,” dedi Karan. “Sen ekipleri yönlendir. Yaralıların bulunduğu yerlere yardım gönderin. Sağlık ocağına da ulaşmaya çalışın.”
“Tek başına gitmeyeceksin!”
“Oraya ulaşmam gerekiyor, Murat!”
Murat arkadaşının gözlerine baktı. Karşısındaki adam, her koşulda soğukkanlılığını koruyan komutandı. Fakat şimdi gözlerinde emir veren bir komutandan çok, sevdiği birine ulaşmaya çalışan çaresiz bir insan vardı.
“Tamam,” dedi Murat. “Ama ben de arkandan geliyorum. Yardım ekiplerini yönlendirip yetişeceğim.”
Karan cevap vermeden araca bindi.
Motor çalıştığında ellerinin titrediğini fark etti.
Direksiyonu daha sıkı kavradı.
Lütfen, Zeynep… Lütfen iyi ol.
Zeynep, sarsıntı başladığında muayene odasındaydı.
İlk sarsıntıyla birlikte başını kaldırmış, ne olduğunu anlamaya çalışmıştı. Ardından raflardan kutular düşmeye başladı.
“Deprem!”
Kapıya yöneldiği sırada şiddetli bir sarsıntı onu duvara doğru savurdu. Tavanın bir bölümünden ses geldi. Zeynep kendini korumaya çalışırken etrafındaki eşyalar devrildi.
Sonra büyük bir gürültü koptu.
Duvarlardan biri çöktü.
Tavanın bir kısmı aşağı indi.
Zeynep'in çevresi tozla doldu. Gözlerini açmaya çalıştı ama nefes almakta zorlanıyordu. Birkaç kez seslenmek istedi; sesi boğazında kaldı.
“Yardım edin…”
Kendi sesini bile güçlükle duyuyordu.
Ayağını hareket ettirmeye çalıştı. Üzerine düşen parçalar yüzünden bulunduğu yerden çıkamıyordu. Bir eliyle yakınındaki sağlam bir yüzeye tutundu, diğer eliyle telefonunu aradı.
Telefon birkaç adım ötesindeydi.
Uzanamadı.
Dışarıdan sesler geliyordu ama kimse onu duymuyordu.
“Buradayım!”
Biraz daha yüksek sesle bağırmaya çalıştı.
“Buradayım! Yardım edin!”
Cevap gelmedi.
Zeynep'in gözleri doldu. Korkuyordu. Hem de mesleği boyunca kendisini güçlü tutmaya çalıştığı bütün anlardan daha fazla korkuyordu.
Aklına Meryem geldi.
Onunla daha sabah konuşmuştu. Akşam birlikte yemek yapacaklardı. Meryem yine kendisini Karan konusunda sıkıştıracaktı.
Karan…
Zeynep'in gözleri bir an kapandı.
Onunla daha konuşacakları vardı. Söylemek isteyip söyleyemediği şeyler vardı.
Keşke burada olsaydı.
Bu düşünce aklından geçtiğinde gözlerinden yaşlar süzüldü.
Sonra yeniden seslendi.
“Lütfen… Buradayım!”
Ama enkazın altında onu duyan olmadı.
Karan sağlık ocağına ulaştığında gördüğü manzara karşısında birkaç saniye olduğu yerde kaldı.
Binanın bir bölümü tamamen çökmüştü. Girişin çevresi molozlarla doluydu. Pencereler kırılmış, kapı yerinden çıkmıştı. Toz hâlâ havada asılıydı.
Karan araçtan iner inmez bağırdı.
“ZEYNEP!”
Cevap yoktu.
Binaya doğru koştu. Girişteki büyük parçaların üzerinden geçmeye çalışırken birkaç kez sendeledi. Çevredeki insanlar yardım istiyor, bazıları yaralı yakınlarını arıyordu.
Karan, enkazın başındaki köylülerden birine yaklaştı.
“Doktor nerede? Zeynep Hanım'ı gördünüz mü?”
Adam korkuyla başını salladı.
“Deprem sırasında içerideydi. Sonra bina çöktü. Kimse içeri giremedi.”
Karan'ın yüzü bembeyaz kesildi.
“İçeride mi?”
“Öyle gördük komutanım. Ama nerede olduğunu bilmiyoruz.”
Karan bir an nefes alamadı.
Sonra enkaza doğru koştu.
“ZEYNEP! BENİ DUYUYOR MUSUN?”
Cevap gelmedi.
Karan elleriyle molozları kaldırmaya başladı. Yakındaki bir askerin uzattığı eldivenleri bile doğru düzgün takmadan taşları kenara çekiyordu.
Bir parça ağırdı. Tek başına kaldıramadı. Birkaç kez bütün gücüyle itti, sonunda parça yana kaydı.
“Komutanım, dikkat edin! Yapı hâlâ tehlikeli!”
Karan sesin geldiği tarafa bile bakmadı.
“Zeynep!”
Boğazı acıyordu. Sesini yükseltmekten değil, korkudan.
Bir an durdu, etrafı dinledi.
Hiçbir şey.
Sonra enkazın biraz daha içinden çok zayıf bir ses geldi.
“Buradayım…”
Karan olduğu yerde dondu.
“Zeynep?”
“Yardım…”
Karan'ın gözleri doldu. Sesin geldiği yönü belirlemeye çalışarak yeniden molozları kaldırmaya başladı.
“Dayan! Duyuyor musun beni? Dayan, geliyorum!”
Bir taş parçasını kenara çekti. Altında sıkışmış bir masa vardı. Masanın kenarından beyaz bir önlük görünüyordu.
Zeynep.
Karan'ın kalbi sanki göğsünden çıkacakmış gibi atıyordu.
“Zeynep! Bana ses ver!”
“Buradayım…”
Karan eğilip aralıktan baktı. Zeynep'in yüzü toz içindeydi. Gözlerini güçlükle açık tutuyor, onu gördüğünde ağlamamak için kendini zorluyordu.
Karan'ın sesi kırıldı.
“Tamam. Tamam, buradayım. Seni çıkaracağım.”
Zeynep onun yüzünü görünce gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Karan…”
İlk kez ona komutanım dememişti.
Karan bu tek kelimeyle sanki yeniden nefes aldı.
“Buradayım, Zeynep. Seni bırakmayacağım.”
Üzerindeki parçaları dikkatle incelemeye çalıştı. Bir bölüm hâlâ yukarıdan baskı yapıyordu. Yanlış bir hareket, kalan parçaların da yerinden oynamasına neden olabilirdi.
Karan bir an durdu. Akıl ve korku arasında sıkışmıştı.
Birlikteki askerler henüz yanına ulaşamamıştı. Yardım ekipleri başka noktalarda da yaralılarla ilgileniyordu. Her saniye önemliydi ama acele etmek Zeynep'i daha büyük bir tehlikeye sokabilirdi.
“Beni dinle,” dedi Karan, sesini sakin tutmaya çalışarak. “Sana ulaşacağım. Ama önce şu parçayı güvenli şekilde kaldırmam gerekiyor. Sakın gereksiz yere hareket etme.”
Zeynep başını hafifçe salladı.
“Çok korkuyorum.”
Karan'ın boğazı düğümlendi.
“Biliyorum.”
“Buradan çıkabilecek miyim?”
Karan onun gözlerine baktı.
“Çıkacaksın. Bana güven.”
Zeynep gözlerini kapatıp yeniden açtı.
“Sana güveniyorum.”
Karan'ın içindeki bütün korkular o cümleyle daha da ağırlaştı.
Çünkü artık yalnızca onu kurtarmaya çalışmıyordu.
Kendisinin ne kadar çok şey hissettiğini de anlıyordu.
Karan, Zeynep'in bulunduğu bölüme ulaşmak için saatler sürmüş gibi gelen dakikalar boyunca uğraştı. Enkazın büyük parçalarını tek başına kaldırmak mümkün değildi; bu yüzden çevredeki sağlam malzemeleri kullanarak daha küçük parçaları dikkatle kenara aldı. Her hareketinde yukarıdaki yapının durumunu kontrol ediyor, Zeynep'e sürekli sesleniyordu.
“Zeynep, benimle konuş.”
“Buradayım.”
“Bana bak. Gözlerini açık tutabiliyor musun?”
“Evet.”
“Güzel. Biraz daha dayan.”
Zeynep acı içinde nefes aldı.
“Sen neden hâlâ buradasın?”
Karan bir an durdu.
“Ne demek neden buradayım?”
“Tehlikeli… Sen de yaralanabilirsin.”
Karan'ın gözleri doldu.
“Sen hâlâ kendini değil, beni mi düşünüyorsun?”
Zeynep cevap vermedi. Yalnızca ona baktı.
Karan başını eğdi, yeniden çalışmaya başladı.
“Bana bunu bir daha sorma. Seni burada bırakıp hiçbir yere gitmem.”
Bir süre sonra dışarıdan Murat'ın sesi duyuldu.
“KARAN!”
Karan başını kaldırdı.
“BURADAYIM!”
Murat ve birkaç asker enkazın çevresine ulaşmıştı. Murat koşarak yanına geldiğinde Karan'ın ellerini, yüzünü ve üniformasını toz içinde gördü.
“Zeynep nerede?”
“Şurada. Yaşıyor. Ama sıkışmış durumda.”
Murat hemen çevreyi değerlendirdi.
“Ekipler geliyor. Birkaç dakika içinde daha fazla yardım ulaşacak.”
Karan başını salladı.
“Yukarıdaki parçayı sabitlememiz gerekiyor. Şu tarafı dikkatle boşaltmalıyız.”
Murat, Karan'ın sesindeki titremeyi fark etti. Yıllardır beraber görev yapıyorlardı. Karan'ın tehlike karşısında ne kadar soğukkanlı olduğunu biliyordu.
Ama şimdi gözleri sürekli enkazın içindeki Zeynep'e dönüyordu.
Murat arkadaşının omzuna dokundu.
“Onu çıkaracağız. Duydun mu beni? Onu çıkaracağız.”
Karan başını salladı.
“Çıkarmak zorundayız.”
Murat cevap vermedi.
Çünkü Karan'ın sesindeki çaresizlik, söylenebilecek her şeyden daha açıktı.
Birlikte çalışmaya devam ettiler. Murat, dışarıdaki askerlerle birlikte çevreyi güvenli tutmaya ve enkazın hareket etmesini önlemeye uğraşırken Karan, Zeynep'e ulaşabilecekleri boşluğu dikkatle genişletti.
Her taş kaldırıldığında Zeynep'e sesleniyor, onun cevap verdiğinden emin oluyordu.
“Zeynep?”
“Buradayım…”
“Biraz daha.”
“Tamam…”
Sonunda önündeki son büyük parçanın kenarına ulaştı. Zeynep'in hareket etmesini engelleyen engeli dikkatle kaldırıp onu sıkıştıran parçaları aradan çıkarmayı başardı.
“Zeynep, şimdi sana ulaşabiliyorum.”
Zeynep güçlükle ona baktı.
Karan elini uzattı.
“Elimi tut.”
Zeynep elini onun eline bıraktı.
Karan'ın eli sıcaktı. Güçlüydü. Zeynep o eli tuttuğunda ilk kez gerçekten kurtulabileceğine inandı.
“Hazır mısın?” diye sordu Karan.
Zeynep başını salladı.
Karan, çevredeki parçaları kontrol ederek onu dikkatle kendine doğru çekti. Zeynep acıyla yüzünü buruşturunca hemen durdu.
“Tamam, acele etmiyoruz. Bana söyle, bir yerin çok ağrıyor mu?”
“Her yerim…”
Karan'ın gözleri doldu ama sesini sakin tutmaya çalıştı.
“Biliyorum. Az kaldı.”
Bir kez daha dikkatle hareket etti. Zeynep'in sıkıştığı yerden çıkmasına yetecek kadar alan açılmıştı. Karan onu dikkatlice kendine doğru aldı ve enkazın dışına çıkardı.
Zeynep sonunda dışarıdaydı.
Hayattaydı.
Karan onu kollarına aldığı an, bütün gücü sanki bir anda tükenmiş gibi oldu.
Onu hemen yere bırakmak yerine kendine doğru çekti ve sımsıkı sarıldı.
Zeynep ilk anda şaşırdı. Karan'ın kolları titriyordu. Yüzünü onun saçlarına doğru eğmiş, sanki bir an olsun bırakırsa yeniden kaybedecekmiş gibi sarılıyordu.
“Zeynep…”
Sesi neredeyse çıkmıyordu.
“Allah'ım… Çok korktum.”
Zeynep gözlerini kapatıp başını onun göğsüne yasladı. Kendisi de titriyordu. Az önce yaşadığı korku, enkazdan çıktıktan sonra daha da ağırlaşmıştı.
“Karan…”
Karan biraz geri çekilip yüzüne baktı. Toz içindeki yüzünü, gözlerindeki yaşları gördü. Ellerini onun omuzlarına koydu, sanki gerçekten karşısında olduğundan emin olmak istiyordu.
“Ben ilk defa birini sevmişken…”
Sözleri dudaklarından dökülürken durdu.
Yutkundu.
Gözlerini Zeynep'ten ayıramıyordu. Söylemek üzere olduğu şeyin farkına varmış gibi başını hafifçe eğdi. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söyleyemedi.
Zeynep'in kalbi hızla atıyordu.
Birini sevmişken…
Karan ne demek istemişti?
Karan yeniden ona baktı. Gözleri dolmuştu. Kendini toparlamaya çalıştı ama sesi hâlâ titriyordu.
“Sen bana bunu nasıl yaparsın ya?”
Zeynep şaşkınlıkla yüzüne baktı.
Karan ellerini onun omuzlarından çekmedi.
“Sana bir şey olsaydı…”
Sesi kırıldı.
Bir an durdu, nefes almaya çalıştı. Sonra başını iki yana salladı.
“Sana bir şey olsaydı ben ne yapardım, Zeynep?”
Bu kez kendini tutamadı. Onu yeniden kollarının arasına aldı.
“Bir daha böyle korkutma beni. Ne olur…”
Zeynep'in gözlerinden yaşlar süzüldü. Karan'ın kendisine sarılırken nasıl titrediğini hissedebiliyordu. Bu, görev gereği yapılan bir yardım değildi. Bir komutanın sorumluluk duygusundan çok daha fazlasıydı.
Karan onu gerçekten kaybetmekten korkmuştu.
Ve belki de en önemlisi, onu kaybetme ihtimalinin kendisine ne yaptığını artık saklayamıyordu.
Zeynep yavaşça elini kaldırıp Karan'ın sırtına koydu.
“Buradayım,” diye fısıldadı. “İyiyim… Buradayım.”
Karan gözlerini kapattı.
“Bana bir şey olmayacağını söyle.”
Zeynep'in sesi yumuşadı.
“Şimdi buradayım, Karan.”
Karan onu bir süre daha bırakmadı.
Biraz ileride duran Murat, arkadaşını gördüğünde olduğu yerde kaldı. Karan'ın Zeynep'e sarılışını, yüzündeki korkuyu ve söyleyemediği sözlerin ağırlığını anlamıştı.
İlk kez şaka yapmadı.
Başını hafifçe eğdi ve diğer askerlere döndü.
“Doktor hanımın sağlık ekibine ulaştırılması gerekiyor. Bir sedye getirin, dikkatli olun.”
Karan bunu duyunca kendine geldi. Zeynep'i yavaşça bıraktı ama elini elinden çekmedi.
“Onu kontrol edin. Yaralanmış olabilir.”
Sağlık ekibi yaklaştığında Zeynep'in bilinci açıktı. Karan, ekip gerekli kontrolleri yaparken hemen yanında kaldı. Her soruya dikkatle kulak veriyor, yüzündeki en küçük değişikliği bile takip ediyordu.
Zeynep sedyeye alınırken elini uzattı.
Karan hiç tereddüt etmeden tuttu.
“Ben de geliyorum,” dedi.
Sağlık görevlisi, “Komutanım, hastaneye götürmemiz gerekiyor. Siz de kontrol edilmelisiniz,” diye uyardı.
Karan'ın elleri toz içindeydi. Kollarında küçük sıyrıklar vardı. Fakat bunların hiçbirini önemsemiyordu.
“Önce Zeynep.”
Murat yanına geldi.
“Ben burada kalıp ekipleri yönlendireceğim. Sen onunla git.”
Karan arkadaşına baktı. Söyleyecek söz bulamadı. Yalnızca başını salladı.
Murat, Karan'ın omzuna hafifçe vurdu.
“Onu buldun, Karan. Şimdi yanında ol.”
Karan yeniden Zeynep'e döndü.
Sedyenin yanına yürürken elini bırakmadı.
Hastaneye vardıklarında Zeynep hemen muayeneye alındı. Karan koridorda bekliyordu. Üzerindeki tozlar hâlâ duruyordu. Bir sağlık görevlisi ellerindeki sıyrıkları temizlemek istediğinde yalnızca başını sallayıp Zeynep'in durumunu sordu.
“Doktor hanımın bilinci açık mı?”
“Evet, komutanım. Muayenesi devam ediyor. Doktorlarımız gerekli kontrolleri yapıyor.”
Karan duvara yaslandı.
Az önce enkazın altında duyduğu o zayıf sesi yeniden hatırladı.
Buradayım…
O ses, hayatı boyunca unutamayacağı bir şeydi.
Bir süre sonra Meryem koşarak koridora geldi. Zeynep'in enkazdan çıkarıldığını öğrenmiş, haber alır almaz hastaneye koşmuştu.
“Karan! Zeynep nerede?”
Karan başını kaldırdı.
“Muayenede. Bilinci açık. Doktorlar ilgileniyor.”
Meryem'in gözleri doldu.
“Yaşıyor, değil mi?”
“Evet.”
Meryem ellerini yüzüne kapatıp derin bir nefes aldı. Sonra Karan'ın ellerine, üzerindeki toza ve yüzündeki yorgunluğa baktı.
“Onu sen mi çıkardın?”
Karan kısa bir süre sustu.
“Evet.”
Meryem'in gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Teşekkür ederim.”
Karan başını eğdi.
“Bana teşekkür etmeyin. Onun iyi olması yeter.”
Meryem bir an ona baktı. Sonra Karan'ın yüzündeki ifadeyi görünce söylemek üzere olduğu sözleri yuttu.
Çünkü Karan, Zeynep'i yalnızca kurtarmamıştı.
Onun için korkmuştu.
Gerçekten, bütün kalbiyle korkmuştu.
Meryem bunu anlamıştı.
Bir süre sonra doktor dışarı çıktı ve Zeynep'in durumunun kontrol altında olduğunu, daha ayrıntılı tetkiklerin sürdüğünü söyledi. Karan nihayet biraz olsun nefes alabildi.
Zeynep'in yanına girmesine izin verildiğinde kapıyı sessizce açtı.
Zeynep yatakta uzanıyordu. Yüzü solgundu ama gözleri açıktı. Karan'ı görünce hafifçe gülümsedi.
“Komutanım…”
Karan yatağın yanına geldi.
“Bana bir daha komutanım deme.”
Zeynep şaşırdı.
“Neden?”
Karan bir an ona baktı. Ardından sandalyeyi çekip oturdu.
“Çünkü bugün o kelimeyi duyduğumda senden ne kadar korktuğumu anlatamadım.”
Zeynep'in yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
Karan ellerini birleştirdi. Parmaklarındaki sıyrıklar ve titreme hâlâ geçmemişti.
“Enkazın altında olduğunu söylediklerinde… Sana ulaşamayacağımı düşündüm.”
Bir an durdu.
“Hayatım boyunca zor kararlar verdim. Tehlikeli yerlere gittim. İnsanları korumak için elimden geleni yaptım. Ama bugün ilk defa birine ulaşamazsam ne yapacağımı bilemedim.”
Zeynep onu sessizce dinliyordu.
Karan başını kaldırdı.
“Senin başına bir şey gelmesini düşünmek bile…”
Sözünü tamamlayamadı.
Zeynep'in gözleri doldu.
“Karan, ben de çok korktum.”
Karan hemen ona döndü.
“Biliyorum.”
“Enkazın altındayken bir daha kimseyi göremeyeceğimi düşündüm. Meryem'i… köydeki insanları…”
Bir an sustu. Sonra gözlerini Karan'ın gözlerine dikti.
“Seni de düşündüm.”
Karan'ın nefesi kesilir gibi oldu.
Zeynep bakışlarını kaçırmadı.
“Sana bir şey söylemek istedim ama söyleyemedim. Orada, seni görmeden önce bile…”
Sözleri yarım kaldı. Utanmış gibi başını hafifçe çevirdi.
Karan bir süre konuşmadı. Sonra elini uzattı ve Zeynep'in elini nazikçe tuttu.
“Şimdi söylemek zorunda değilsin.”
Zeynep yeniden ona baktı.
“Ya sonra da söyleyemezsem?”
Karan'ın yüzünde yorgun ama içten bir gülümseme belirdi.
“O zaman beklerim.”
“Ne kadar?”
Karan elini biraz daha sıkı tuttu.
“Gerektiği kadar.”
Zeynep'in gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Bu kez korkudan değildi.
Karan başparmağıyla elinin üzerini hafifçe okşadı.
“Şimdi dinlen. Ben buradayım.”
Zeynep gözlerini kapatmadan önce son bir kez ona baktı.
“Gitme.”
Karan'ın cevabı hiç gecikmedi.
“Gitmiyorum.”
Ve o gece, hastanenin sessiz odasında Karan, Zeynep'in elini bırakmadan yanında oturdu.
Artık kendisine yalan söyleyemiyordu.
Zeynep'i kaybetmekten korkmuştu; çünkü onu seviyordu.
Belki henüz bunu yüksek sesle söylemeye hazır değildi. Belki korkusu, itirafının önüne geçiyordu.
Ama enkazın altında onu bulduğu an, kalbinin bütün duvarları yıkılmıştı.
Zeynep gözlerini kapatırken Karan'a son bir kez baktı.
Karan da ona…
Ve ikisi de o gece, söylenmeyen sözlerin bazen söylenenlerden çok daha güçlü olabileceğini anladı.
Çünkü bazı insanlar hayatınıza sessizce girer. Siz onları ne zaman sevdiğinizi anlamazsınız; ta ki onları kaybetme ihtimali bütün dünyanızı başınıza yıkana kadar.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

51okunma 23beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.