9.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Roza .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: 9.BÖLÜM

Sabah güneşi köyün dar sokaklarına yeni yeni düşerken Zeynep, kliniğin penceresini açıp içeri dolan temiz havayı içine çekti. Masasının üzerindeki dosyaları düzenliyor, bir yandan da telefonuna gelen mesajı okuyordu.
Mesaj, üniversiteden arkadaşı Emre'dendi.
“Doktor hanım, köyünüzün yolunu bulabilirsem bugün seni ziyarete geliyorum. Bunca yıldır görüşemedik, artık bir kahveni içeriz herhâlde.”
Zeynep gülümseyerek cevap yazdı.
“Yolu bulamazsan köyün girişinde kaybolmuş birini bulursun, o da ben olurum. Gel, bekliyorum.”
Emre, Zeynep'in üniversite yıllarından beri görüştüğü yakın arkadaşlarından biriydi. Aynı derslerde sabahladıkları, sınavlardan önce birbirlerine not yetiştirdikleri günleri unutamamışlardı. Emre, Zeynep'in zor zamanlarında yanında olmuş; o da Emre'nin hayatındaki pek çok şeye tanıklık etmişti.
Zeynep mesajı gönderip telefonunu masaya bıraktı. Birkaç gündür yaşadıklarını düşündüğünde aklına istemsizce Karan geldi. Özellikle Hatice teyzenin sorusuna verdiği cevabın ardından komutanın yüzünde oluşan o belli belirsiz merak ifadesi…
“Şu anda gönlümde biri yok… En azından henüz yok.”
Kendi sözlerini hatırlayınca başını iki yana salladı.
“Zeynep, kendine gel. Adam komutan. Sen de köyün doktorusun. Her şeyi kafanda büyütme.”
Tam o sırada kapı çaldı.
Gelen, köyün yaşlılarından biriydi. Zeynep hemen ayağa kalkıp onu içeri aldı. Sabahın geri kalanı muayenelerle geçerken Emre'nin geleceğini de aklının bir köşesinde tutuyordu.
Aynı saatlerde askerî birlikte Karan, masasına yayılmış raporları inceliyordu. Karşısındaki sandalyede oturan Murat ise elindeki çayla onu dikkatle süzüyordu.
“Komutanım, bir şey soracağım.”
“Hayır.”
“Daha sormadım.”
“Yüzünden belli.”
Murat kahkahayı bastı.
“İnsan bir gün de şaşırtmaz mı? Neyse, bugün köye gidecek misin?”
Karan gözlerini rapordan kaldırmadı.
“Birlikteki işleri bitirirsem uğrayacağım. Dün yolun durumuyla ilgili bilgi istemiştim.”
“Tabii. Yolun durumuyla ilgili.”
Karan kalemini masaya bıraktı.
“Ne demek istiyorsun?”
“Hiçbir şey. Yol, sağlık ocağı, köyün ihtiyaçları… Senin ne kadar görev bilinci yüksek bir komutan olduğunu anlatıyorum.”
Murat'ın sesindeki imayı duymamak mümkün değildi.
Karan ona sertçe baktı.
“İşin bittiyse çık.”
“Bitti komutanım. Ama senin işin daha yeni başlıyor gibi.”
“Ne işi?”
Murat kapıya doğru yürürken omzunun üzerinden seslendi:
“Gönül işleri!”
Kapı kapanmadan Karan'ın kalemi Murat'ın arkasından fırladı. Kalem kapıya çarpıp yere düştü.
Murat dışarıdan kahkahalarla seslendi:
“Öfkeni kontrol et komutanım! Sonra doktor hanıma anlatamam!”
Karan derin bir nefes aldı.
“Allah sabır versin…”
Ama dudaklarının kenarındaki belli belirsiz gülümsemeyi kendisi bile fark etmedi.
Öğleye doğru köy meydanında Zeynep, elinde birkaç evrakla sağlık ocağına dönüyordu. Tam sokağın başına geldiğinde uzaktan tanıdık bir ses duydu.
“Zeynep!”
Başını kaldırdığında Emre'yi gördü.
Bir an duraksadıktan sonra yüzü aydınlandı.
“Emre!”
Emre yanına gelip gülümseyerek ona sarıldı. Zeynep de eski arkadaşına içtenlikle karşılık verdi.
“Gerçekten geldin!” dedi Zeynep.
“Sen çağırdın da gelmedik mi? Ankara'dan buraya kadar geldim. Bir kahveyi hak ettim bence.”
“Bir kahve mi? Sana burada yemek de yediririz, kahve de içeriz. Yeter ki köyü eleştirmeye başlama.”
Emre gülerek geri çekildi.
“Benim tek eleştirim şu: Bunca zaman sonra hâlâ aynı görünüyorsun. İnsan biraz değişir.”
Zeynep kaşlarını kaldırdı.
“Sen de hâlâ aynı ukalasın.”
“Demek ki birbirimizi özlemişiz.”
İkisi de güldü.
Tam o sırada köy yolundan askerî araç göründü. Direksiyonda Murat, yanında Karan vardı. Köyün girişindeki yol çalışmasını kontrol etmek için geliyorlardı.
Murat, meydandaki iki kişiyi ilk fark eden oldu.
“Komutanım, doktor hanımın misafiri var galiba.”
Karan bakışlarını o tarafa çevirdi.
Zeynep'in karşısında duran adam onunla son derece samimi konuşuyordu. Zeynep gülüyor, arada adamın koluna hafifçe dokunarak bir şeyler anlatıyordu. Sonra adam yeniden gülünce Zeynep de başını geriye atıp kahkaha attı.
Karan'ın yüzü fark edilmesi güç bir biçimde gerildi.
“Ne var bunda?” dedi kendi kendine.
Murat direksiyondan ona baktı.
“Ben daha bir şey demedim.”
“Demene gerek yok. İşine bak.”
Murat'ın gözleri parladı.
“Peki komutanım.”
Ama yüzündeki sırıtışı saklayamıyordu.
Araç meydanın yakınında durdu. Karan araçtan indiğinde Zeynep onları fark etti.
“Komutanım, merhaba.”
“Merhaba, doktor hanım.”
Karan'ın bakışları bir an Emre'ye kaydı.
“Misafiriniz var sanırım.”
Zeynep gülümseyerek arkadaşına döndü.
“Evet. Üniversiteden arkadaşım Emre. Beni ziyarete geldi.”
Emre elini uzattı.
“Memnun oldum. Emre.”
Karan elini sıktı.
“Karan.”
Tokalaşmaları kısa sürdü. Fakat Karan, Emre'nin Zeynep'e dönüp rahat bir tavırla, “Hadi, bize şu meşhur kahveni içir artık,” demesini duyunca içinde anlamlandıramadığı bir huzursuzluk hissetti.
Bize mi?
Bu düşünce aklından geçer geçmez kendine kızdı.
Adam kadının arkadaşı. Sana ne?
Zeynep, Karan'ın yüzündeki değişimi fark etmedi. Emre'ye sağlık ocağını göstereceğini söyleyip vedalaşmak üzere döndü.
“Sonra görüşürüz komutanım.”
Karan başını salladı.
“İyi günler.”
Zeynep ile Emre yan yana yürümeye başlayınca Karan gözlerini yoldan ayırmadı.
Murat ise her şeyi görmüştü.
“Komutanım…”
“Başlama.”
“Ben sadece şunu soracaktım: Yolun durumunu mu kontrol ediyoruz, yoksa doktor hanımın yanındaki beyin kim olduğunu mu?”
Karan ona öyle bir baktı ki başka biri olsa susardı.
Murat sustu.
Yaklaşık iki saniyeliğine.
“Anladım. Cevap vermek istemiyorsun. Çünkü cevap belli.”
“Murat!”
“Tamam, tamam. Yol çalışması bizi bekliyor.”
Murat yürümeye başladı ama gülümsemesi yüzünden silinmedi.
Öğleden sonra ikili, köydeki birkaç noktayı kontrol ederken Murat'ın dili bir türlü durmadı.
“Emre Bey üniversiteden arkadaşıymış.”
Karan önündeki notlara baktı.
“Duydum.”
“Demek ki uzun zamandır tanışıyorlar.”
“Bunu da duydum.”
“Birbirlerine bayağı yakınlar.”
Karan durup ona döndü.
“Sen bugün başka iş bulamadın mı kendine?”
Murat masum bir ifadeyle omuz silkti.
“Ben köydeki sosyal ilişkileri de önemsiyorum komutanım. İnsanların birbirini tanıması güzel bir şey.”
“Senin önemsediğin tek şey başkalarının hayatına burnunu sokmak.”
“Yanlış. Özellikle senin hayatına.”
Karan yürümeye devam etti.
Murat peşinden yetişti.
“Bak, ben seni yıllardır tanıyorum. Bir kadına bakıp da onun yanında başka bir erkek görünce yüzünün değiştiğini ilk kez görüyorum.”
“Yüzüm değişmedi.”
“Tabii. Ben de sabah kahvaltıda üç tabak yemedim.”
“Sen zaten her sabah üç tabak yiyorsun.”
“Konuyu değiştirme komutanım.”
Karan cevap vermedi. Murat bu sessizliği fırsat bildi.
“Yoksa doktor hanıma âşık mı oldun?”
Karan olduğu yerde durdu.
“Saçmalama.”
“Âşık olmuşsun ama söyleyemiyorsun. Bir de üstüne kıskanmadığını kendine anlatmaya çalışıyorsun.”
“Ben kimseyi kıskanmıyorum.”
“Peki. O zaman Emre yarın da gelse, öbür gün de gelse, Zeynep'le saatlerce oturup kahve içse hiç rahatsız olmazsın.”
Karan'ın çenesi hafifçe sıkıldı.
Murat parmağını havaya kaldırdı.
“İşte bu! Şu anki yüz ifaden var ya… Birliğin bütün askerlerine gösterdiğin ifadeden daha anlamlı.”
“Görevine dön, Murat.”
“Dönüyorum komutanım. Ama şunu söyleyeyim: Senin bu hâlini görmek, yıllardır beklediğim bir şeydi.”
Karan ona cevap vermedi. Çünkü vereceği her cevap, Murat'ın eline yeni bir koz verecekti.
Ve en kötüsü, Murat'ın söylediklerinin bir kısmının doğru olabileceğini düşünmeye başlamıştı.
Bu düşünceyi hemen bastırdı.
Zeynep'i seviyordu diyemezdi. Onu tanıyalı çok olmamıştı. Sadece konuşmalarını merak ediyor, karşısında durduğunda gözlerinin içine bakmaktan kaçınsa bile ne söyleyeceğini bilmek istiyordu.
Hepsi buydu.
Öyle olmalıydı.
Akşamüstü Emre, sağlık ocağından ayrılmadan önce Zeynep'le bahçede oturuyordu. İki bardak çay masanın üzerinde duruyor, yılların biriktirdiği anılar konuşmalarına karışıyordu.
“Burada yalnız kalmak zor olmuyor mu?” diye sordu Emre.
Zeynep bir süre düşündü.
“Bazen oluyor. Ama buradaki insanlara yardım edebildiğimi görmek bana iyi geliyor.”
“Sen üniversitede de böyleydin. Herkes kendini kurtarmaya çalışırken sen başkasının derdini düşünürdün.”
Zeynep gülümsedi.
“Sen de herkesin notunu alıp son gece çalışırdın.”
“Çünkü biliyordum, sen yine bana yardım edecektin.”
Zeynep güldü.
“İşte o yüzden artık sana not vermiyorum.”
Emre de güldü. Ardından daha ciddi bir sesle konuştu.
“Şaka bir yana, kendini ihmal etme. Herkese yetişmeye çalışırken kendini unutuyorsun.”
Zeynep'in gülümsemesi yumuşadı.
“Bunu söyleyen ikinci kişi oldun bugün.”
“Birincisi kim?”
Zeynep bir an durdu.
“Boş ver. Bir komutan.”
Emre kaşlarını kaldırdı.
“Bir komutan mı?”
“Evet. Köyün ihtiyaçlarıyla ilgileniyor.”
“Anladım,” dedi Emre, yüzünde muzip bir ifadeyle. “Demek köyde yalnızca hastalarla ilgilenmiyorsun.”
“Emre!”
“Tamam, tamam. Daha yeni geldim, hemen kovma.”
İkisi yeniden güldü.
O sırada sağlık ocağının önünden geçen Karan, bahçeden gelen kahkahaları duydu. Başını istemsizce o tarafa çevirdi. Zeynep'in yüzündeki rahatlığı görünce bir an durdu.
Onu daha önce de gülümserken görmüştü. Ama bu, başka türlü bir gülümsemeydi. Sanki yanında geçmişini bilen, kendini açıklamak zorunda hissetmediği biri vardı.
Karan'ın içindeki o huzursuzluk yeniden kıpırdadı.
Murat, onun durduğunu fark edince sessizce yanına geldi.
“Bakma öyle, komutanım. Adamın adı Emre. Soyadı da muhtemelen seni ilgilendirmiyor.”
Karan gözlerini ondan ayırmadan konuştu.
“Bir gün seni gerçekten susturacağım.”
“Biliyorum. Ama önce doktor hanıma gidip kalbini anlatman gerekebilir.”
“Yeter!”
Murat gülerek geri çekildi.
“Tamam, tamam. Ben gidiyorum. Sen de burada… yolu kontrol et.”
Karan arkasından bakarken derin bir nefes verdi. Sonra kendine kızıp yürümeye başladı.
Ben kıskanmıyorum.
Bu cümleyi gün boyunca kaç kez tekrarladığını artık kendisi de bilmiyordu.
Gece çökerken köyün sokakları sessizleşti. Zeynep, sağlık ocağında kalan son evrakları düzenleyip dışarı çıktı. Eve gitmeden önce bahçedeki bankta birkaç dakika oturmak istedi.
Havanın serinliği yüzüne vururken uzaktan bir ses duydu.
Bir erkek sesi…
Alçak, sakin ve hafifçe mırıldanan bir ses.
Zeynep başını kaldırdı. Ses, sağlık ocağının yanındaki yoldan geliyordu. Birkaç adım attığında Karan'ı gördü. Komutan, elindeki dosyayı kolunun altına sıkıştırmış, tek başına yürüyordu. Yüzündeki alışılmış ciddiyet yoktu. Kendi kendine, “Altaylardan Tuna'ya” türküsünü mırıldanıyordu.
“Kızıl çimler arasına düştüm kara sevdaya loy loy gönül güzel yarasına…”
Zeynep durdu.
Karan'ın sesini daha önce emir verirken, askerleriyle konuşurken ve kendisine bir şey anlatırken duymuştu. Ama böyle değildi. Bu kez sesinde alışılmadık bir yumuşaklık vardı. Mırıldandığı ezgi, akşamın sessizliğine karışıyordu.
Zeynep farkında olmadan gülümsedi.
Demek sesi böyleymiş…
Karan onu fark etmeden önce Zeynep birkaç saniye daha dinledi. Sesini beğenmişti; hem de beklediğinden çok daha fazla.
Karan başını çevirdiğinde onu karşısında görünce bir an duraksadı. Mırıldanması kesildi.
“Doktor hanım?”
Zeynep hafifçe gülümsedi.
“Rahatsız etmeyeyim. Güzel söylüyorsunuz.”
Karan'ın yüzünde ilk kez ne diyeceğini bilemeyen bir ifade belirdi.
“Duydunuz mu?”
“Birazını.”
“Öyle… kendi kendime mırıldanıyordum.”
“Belli oluyor,” dedi Zeynep, gözlerinde küçük bir parıltıyla. “Ama sesiniz güzelmiş. Daha önce hiç şarkı söylediğinizi duymamıştım.”
Karan bakışlarını bir an kaçırdı.
“Her zaman söylemem.”
“Bence söylemelisiniz.”
Bu kez Karan ona baktı. Zeynep'in sözleri basit bir iltifattan ibaretti belki ama nedense içinde beklemediği bir sıcaklık bırakmıştı.
“Belki bir gün,” dedi.
Zeynep başını hafifçe eğdi.
“Ben de duymuş olurum.”
Karan, onun bu sözünü düşündüğünden daha fazla önemseyerek sessiz kaldı. Sonra kendini toparlayıp her zamanki tavrına dönmeye çalıştı.
“Emre Bey bugün ayrıldı mı?”
Zeynep'in dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Ayrıldı. Yarın Ankara'ya dönecek.”
“İyi.”
Söz ağzından çıkar çıkmaz Karan pişman oldu. Zeynep kaşlarını kaldırdı.
“İyi mi?”
Karan boğazını temizledi.
“Yani… yol uzun. Gece burada kalmaması daha güvenli.”
Zeynep gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
“Elbette komutanım. Tamamen güvenlik meselesi.”
Karan onun kendisiyle dalga geçtiğini anlamıştı.
“Doktor hanım, her söylediğimi başka yere çekmek zorunda mısınız?”
“Ben bir şey demedim ki.”
“Yüzünüz söylüyor.”
Zeynep artık gülümsemesini saklamadı.
“İyi geceler, komutanım.”
“İyi geceler, doktor hanım.”
Zeynep eve doğru yürümeye başladığında Karan bir süre arkasından baktı. Ardından başını hafifçe iki yana sallayıp kendi kendine söylendi:
“Bir de sesimi beğenmiş…”
Bu cümleyi söylerken yüzüne yerleşen gülümsemeyi kimse görmedi.
Ama birkaç metre ötede, köşenin arkasında onları görmüş olan Murat her şeyi duymuştu.
Ertesi günün Karan için hiç kolay geçmeyeceği belliydi.
Çünkü Murat'ın elinde artık yeni bir konu vardı.
Hem de günlerce dalga geçebileceği kadar güzel bir konu…
Karan'ın gönlü, kendisinden önce davranmaya başlamıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

44okunma 18beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.