4. bölüm / 15
Sessiz İhlal: Güven ProtokolüŞüphe Çemberi
Bölümler 15Şu an: Şüphe Çemberi
- 1 Gölgeye Düşen Işık1.379 kelime
- 2 İhlal1.339 kelime
- 3 Kırık pusula: Görünen ve gizlenen1.350 kelime
- 4 Şüphe Çemberi1.840 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 Kör nokta1.331 kelime
- 6 Soğuk Temas1.751 kelime
- 7 Kendinden Kalanlar1.706 kelime
- 8 Tehlikeli Yakınlık2.663 kelime
- 9 Bir Kadeh, Bin Şüphe3.416 kelime
- 10 Geçmişin Dokunduğu Yerde1.985 kelime
- 11 Aşkın Sınavı2.101 kelime
- 12 Aralık Kapı1.954 kelime
- 13 Piyon2.054 kelime
- 14 Korkunun Ötesindeki Sessizlik1.934 kelime
- 15 Korkunun iki farklı yüzü1.757 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Hayırlı işler, Liva hanım.” Aylin kapıdan başını uzatıp imayla dedi.
“Hayırdır?” tek kaşımı kaldırıp sordum. Yine neyi yanlış anladı, kim bilir?
“Dün yemekteymişsin… Nasıl geçti?” içeri girip masaya yaslandı.
Başımı kapıya uzatıp biri var mı diye kontrol ettim. Bankadayken bunun duyulmasını istemiyordum. Emre’yi de bu konuda uyarmıştım. “Sen kimden duydun?”
“Onu boş ver de nasıl geçti, onu anlat.” ısrarla sorusunu yineledi.
“Normal iş yemeğiydi.” omuz silkip arkama yaslandım. Asıl amacım bilgi almaktı. Mesela bazı çalışanların Haluk Bey’den nefret ettiğini öğrenmiştim. Onun nüfusunu azaltmak için yapmış olabilirdi. Ya da maaşın az olduğundan şikâyet edip ve istediği zammı alamayınca, para için birilerinin içeri sızmasına yardım etmişti. Ama şimdilik bu bilgileri kendime saklayıp, davranışlarını inceleyecektim.
“Yeni tanıştığın insanlarla yemeği çıkmazsın sen.” beni iyi tanıyan nadir insanlardandı.
“İş yemeği dedim ya. Kişisel bir şey değildi… Sen kimden duydun? Emre mi söyledi?”
“Ben söyledim.” içeri giren Kamer dedi. Bu insan asla sınırlarını bilmiyordu.
“Hobileriniz arasında çeşme başı dedikodusu olduğunu bilmiyordum.” Burun kemerimi kırıştırıp üstten baktım.
“Başka hobilerimi de öğrenmek isterseniz memnuniyetle yardımcı olabilirim.” pişkin pişkin sırıttı.
“Mesela ortak hobileriniz arasında poligona gitmek var.” diye Aylin dediğinde gözlerimi devirip ters ters baktım. “Tamam.” eliyle ağzına hayali fermuar çekip odadan çıktı.
“Senin gibi narin birinin poligona gitmesini beklemiyordum.” kaşları havalanırken gözleri büyümüştü, dudakları da eş zamanlı memnun bir şekilde kıvrılmıştı. Bugün mimikleri konusunda cömertti.
“Teknolojiye olan hassasiyetinizi insanların özel alanına da gösterseniz keşke…” saçımı geriye savurup yanından geçiyordum ki beklenmedik biriyle burun buruna geldim. “Ta-Tara?” Ne işi vardı burada?
“Bir güzel karşılaşma daha…” gülümserken odayı inceledi. “Zaten kaç tane Liva Arslan olabilirdi ki?” başını usulca sallayıp arkası dönük Kamer’e baktı.
“Ne işin var senin burada?”
“Bu programda size eşlik edeceğim.” dediğinde önce anlamadım. Aramıza katılacak avukat kadın değil miydi?
Kamer de arkasını döndüğünde yüzü anında sertleşti, anlamlandıramadığım bir nefret gördüm. Tara’nın gözleri de onda aşağı kalmıyordu.
“Sen…” dedi ama devamını getirmedi. Bana dönüp “Tanışıyor musunuz?” diye sordu.
Başım salladım. Gözlerim ikisi arasında mekik dokurken, Tara “Sana ne?” diye net bir cevap verdi.
“Siz peki?” işaret parmağım ikisi arasında gidip geldi.
“Maalesef…” burun kemerini sıkarken telefonu çaldı. “Özür dilerim, bunu açmam gerek.” dışarı çıkıp kapıyı kapattı.
“Bir sorun mu var?” Kamer’in bir şeyler mırıldandığını duyunca sordum.
“O şerefsiz sorunu da kendisiyle beraber getirir.” mırıldandığında “Nasıl?” diye sormuş bulundum. “Onunla nasıl bir ilişkin var, bilmiyorum. Ama belaya bulaşmak istemiyorsan uzak dur.” sert bir dille uyardı.
“Biriyle sorununuz olması onu kötü birisi yapmaz ve de kimi hayatımda tutacağımı size soracak değilim.” Bu tavrı rahatsız etmişti. Tamam, Tara mükemmel birisi değil ama çocukluk arkadaşımla kimse böyle konuşamazdı. Başımı az beladan kurtarmamıştı.
“Sen bilirsin ama demedi deme.” bir hışımla odadan çıktı. Bugün duygularını açık bir şekilde gösteriyordu. Derin nefesler alarak öfkesini dizginlemeye çalışıyordu. Tara’yla aralarındaki sorun sandığımdan ciddi gibiydi.
Seminer boyunca birbirlerine en uzak mesafede durup göz göze gelmemeye gayret göstermiştiler. Ama işlerine yansıtmayacak kadar profesyonellerdi. Kahve molasındaysa ayrı masalarda oturmuş, ben de Tara’yı yalnız bırakmamıştım.
“Tahsin Bey’in saldırıyla ilgili seninle konuştu, değil mi?” sorduğunda başımı salladım. “Biz de bu işin üzerindeyiz. Benim vereceğim eğitim aslında paravan, asıl amaç içeride olmak.” biraz yaklaşıp kısık sesle dedi. “Ama beni şaşırttın. Böyle hünerlerin olduğunu bilmiyordum.” gülerek ekledi.
“Sonradan öğrendik diyelim.” deyip içimden öğretenler utansın diye ekledim. “Şüphelendiğin biri var mı?”
“Gelmeden hepsini araştırdım. Birkaç kişi var ama emin değilim.” sakalı kaşıyıp etrafı inceledi. Biraz ilerdeki masada Aylin, Cansel, Kamer ve diğer gruba gelen avukat Gülay Hanım vardı. Aslında o bize katılacaktı ama Tara, tanıdık biri olsun diye bizim gruba gelmek istemişti.
“Dün biraz bilgi almak için Emre Bey’le yemeğe çıkmıştım. İşinden bahsederken, fark ermeden bazı şüpheli olabilecek kişilerin ismini verdi. Onları da araştırmalıyız.” kimseye söylemeyecektim ama Tara’ya güveniyordum.
“Vaay! Etkilendim.” sinsi gülüşü büyürken “Aklına hep hayran kalmıştım. Keşke kendin için de kullanabilsen.” laf sokmadan da yapamazdı. Hiç değişmemişti.
“Tara!” uzatarak seslendim ama gülmeden de edememiştim. Gözlerim yan masaya kayınca Kamer’in bakışlarının burada olduğunu fark ettim. Çenesi gerilmiş, kaşları çatılmıştı. Tara’nın varlığında rahatsız olduğunu gizlemiyordu.
“Şununla ne iş?” bakmadan çenesiyle Kamer’i gösterdi.
“Zorunlu proje… Sen niye takıksın? Ne yaptınız?” eğer Kamer bir şey yaptıysa Tara karşılıksız bırakmazdı. İyilikse iyilik, kötülükse kötülük.
“Boş ver. Sadece uzak dur, güvenilecek birisi değil, insanı sırtından vurur.” Aklına her ne geldiyse çenesi seğirdi.
“Bana anlatabilirsin.” Ailevi problemleri yaşarken de bazen günlerce dertleşirdik. Benimkiler de pek iç açıcı değillerdi.
“Çocukluğuma da inecek miyiz? Gerçi hâkimsin konuya.” Konuyu kaynatmak için yalandan bir kahkaha attı.
“İnmişken benimkine de bir el atalım. Fazla dağınık…” her şehirde bir iki yıl geçirmek, insana dağınık hatıralar bırakıyordu.
“Liva Hanım, rica etsem bir dakikalığına gelir misiniz?” başımın üstünde dikilen Kamer sordu. Ne ara buraya ışınlanmıştı?
Benden önce davranan Tara “Hayırdır?” diye sordu.
“Sana sormadım!” sesini kontrol edemeyince biraz yüksek çıktı.
Yan masadan birileri bize bakınca sorun çıkmaması için “Tamam, geliyorum.” kalkarak kafenin dışına çıktık.
“Umuyorum önemli bir konudur.” Önümde duran adamı inceleyerek dedim.
“Iı şey… Program hakkında konuşmak istiyordum. Senin için de uygunsa yarın bir saat geç başlamak istiyorum. Haluk Bey ve Tahsin Bey’le konuştum, onlar için problem değil.” çekinerek dedi. Disiplinli birine benziyordu, boş yere program ertelemez gibiydi.
“Bir sorun mu var?” sorduktan sonra sana ne diye içimden homurdansam da artık çok geçti.
“Sorun yok, merak etme. Önemli bir işim var sadece.” Ben siz desem de o sen’de ısrarcıydı.
“Olur. Ama Tara’yla da konuşmalısınız. Ona uymayabilir.” Birazcık ateşi barutun yanına göndermek gibi olmuştu.
“Onunla muhatap olamam ben.” ondan bahsedince yine kaşları düz bir çizgi halini aldı.
“Tamam, ben konuşurum onunla.” Zaten bir saat geç gelmek benim de işime yarardı. Şirkette biraz işim vardı, gelmeden hallederdim.
“Teşekkür ederim.” ilk defa yüzünde sıcak bir gülümseme belirdi.
“Rica ederim.” çekinerek bir soru yönelttim. “Özel değilse niye öyle davrandığınızı sorabilir miyim?”
“Aranızda bir şey mi var?” asla çizgisinin olmadığını bir kez daha gösterdi.
“Size de yüz vermeye gelmiyor.” arkama dönüp giderken seslendi.
“Siz’i ne zaman bırakacaksın?” bıkkınlıkla sordu.
“Hiçbir zaman. Siz de kullanırsanız sevinirim.” tavrım netti ama o ciddiye almıyordu. Henüz ciddi derecede rahatsız etmediği için ses etmiyordum.
***
“Bu konuyu konuşmuştuk, anne.” annemin darlama seansı başlamıştı. Hiç Liva’yı düşünen yoktu zaten? Ablam hastalanmışmış, bir uğramalıymışım. Beter olsun.
“Seminere girmem gerek şimdi, ararım sonra.” Telefonu kapatıp arabanın yan koltuğuna attım. Bunca şeye rağmen utanmasalar ona ödül vereceklerdi.
Trafik yüzünden iki saat yolda kaldıktan sonra ofise gelmiştim. Beş gündür Tara’yla ince eleyip sık dokuyorduk. Emin olmadan kimseye söylemeyecektik. Efe ve Tülin adındaki iki çalışandan şüpheleniyorduk. Bunlar Emre’nin dediği isimlerdi. Biraz kurcalayınca haklı olduğu noktaları gördük.
“Bence Emre yaptı.” Kamer bilgisayardan başını kaldırıp dedi birden.
“Ne alaka? Adamın hiçbir nedeni yok.” duygularını işe karıştırıyordu.
“Bazen insanlar sırf egolarının tatmin etmek için bile yapabilir… İş yerinde büyük bir kaos varken, o fazla rahat.” deyip omuz silkti.
“Belki karakteri öyledir. Hem rahat olması nasıl suçlu yapıyor? Suçlu biri aksine endişeli olmamalı mı?” kaşlarımı çatıp bir soru yönelttim. Bakış açısı ilginç gelmişti.
“İnsanlar korktukları konularda ya susar ya da kontrolü ele almaya çalışır.” Gözlerini ekrandan ayırmadan devam etti. “Oysa Emre olayı yönetiyor. Şakaya vuruyor, konuları istediği yere çekiyor. Anlayacağın krizi fırsata çeviriyor.”
“Sivil hayatında da rahat birine benziyor. Bence bu, somut bir kanıt değil.” Gamsız diye suçlu ilan edecek halimiz yoktu.
“Senin kadar yakından tanımadığım için özür dilerim.” yüzünü buruşturup ayağa kalktı.
“Yine haddinizi aşıyorsunuz.” Viyana kapılarına dayanan Osmanlı’ydı mübarek…
“Sadece fikrimi söylüyordum. Duygular, insanı gerçekten uzaklaştırır… Aklında bulunsun.” Üstten bilmişlik tasladı.
“Aynısı sizin için de geçerli, Kamer Bey.” bey’e bilerek vurgu yaptım. Ama etkisi olacağını sanmıyordum.
Masama yaslanıp eğildi. “Geçen günkü yalan bulma oyunu bir de senden görmek isterim. Bulup bulmayacağımı merak ediyorum.” tamamen alakasız bir şey istedi.
“Durduk yere nereden çıktı bu?” sordum mantıklı cevap beklemeyerek.
“Mimiklere fısıldayan kadının tepkilerini merak ediyorum diyelim.” biraz daha sokuldu.
Pes etmeyecekti. Onunla ilgili çözdüğüm tek şey inatçı olmasıydı. “Sadece bir kez ve de siz de söyleyeceksiniz?” seçenek sunduğumda başını salladı. Mikro ifadelerine gizleyemezdi sonuçta.
Biraz düşünüp işaret parmağımı çeneme koydum. “Çocukluğum lojmanda geçti… Annem subay… İlk iş yerim noter olmuştu…” söylerken hiçbir yüz ifadesi kullanmadım, asla çözemezdi.
“Bu sayılmaz. Bunları biliyordum.” kendi kendine mırıldanırken kaşlarım havalandı.
“Pardon? Biliyordum derken. Nereden biliyorsunuz?”
“Niye? Devlet sırrı mı?” alayla bakıp “Anne ve babanın asker olduğunu biliyorum. Böylelikle de lojman muhtemelen doğru. İlk iş yerinin de askeriyede idari işler personelliğiydi… Bilmediğim bilgilerle test edilmek istiyorum.” ekledi.
Evet, babam Özel Kuvvetler’de görev yapan bir albay, annem ise istihbaratçı bir yarbaydı. Küçüklüğüm, sürekli görev emri, telefonlar ve ansızın çıkan ayrılıklarla geçmişti. İlk iş yerim de onların yanında olmuştu. Babam uzakta çalışmama izin vermeyince yanında evraklarla alakalı bir iş vermişti. Ama o bunları nereden biliyordu?
Kaşlarımı çatıp “Bu bilgileri kimden ve ya nerden öğrendiniz? Ya da niye?” sordum.
“Hala mesleğimi unutuyorsun. İstediğim ağa girmem çok zor olmuyor.” yüzünü yaklaştırıp “Çalıştığım insanları tanımak istiyorum. Her anlamda…”
“Sizin özel hayata hiç mi sargınız yok? Ayrıca yeteneğinizi işiniz dışında kullanmanız hiç etik değil!”
“Siz de kullanıyorsunuz ama. Ben en azından dürüstüm.” at gibi sırıttı.
“Yap, yap, dürüstüm de. Oh ne ala?” sinirden burun deliklerimin büyüdüğüne emindim.
“Tamam… Benim etik olmayan davranışımı tekrarlamamak için bu tarz bilgilerli sizden alsak?” kendinde mantıklı bir öneri sundu.
“Ya ne münasebet?” tanıştığımızdan beri aynı ortama geldiğimizde beni delirtmeden günü bitirmiyordu.
“Çünkü ilginç bir şekilde ilgimi çekiyorsun, Liva Arslan!” eğilip kulağıma fısıldadı.
Olduğum yerde donakaldım, kısa bir an hareket edemedim. Ne demişti o? Yanlış duydum kesin. Dudağı kulağıma değdiğinde ılık nefes içimi gıdıklamıştı.
“Se-Sen…” omzundan itip ayağa kalktım. Ne sanıyordu kendisini? “Bir daha sakın iznim olmadan bana yaklaşmayı aklının uzundan bile geçirme!” öfkeyle bağırdım.
Beni ciddiye almak yerine yüzsüzce sırıtıp “Tamam. Bir dahakine yaklaşmadan önce iznini alırım.” olayı tersten anladı.
“Hadsiz!” kapıyı serçe vurup çıktım. Sinirden ellerim titriyordu. Kim oluyordu da bana bu kadar yaklaşıyordu.
Tahsin Bey’e Tara’yla iş üzerinde çalışacağımı söyleyip erken çıktım. O herifin yüzünü bile görmek istemiyordum. Zaten bir buçuk ay sonra iş bitiyordu.
Sakinleşmek için on beş dakika uzaklıktaki bir parka gittim. Derin nefesler ciğerlerimi zorlarken hiç yardımcı olmuyordu. O an niye bir tokat patlatmadım ki?
“Liva…” biri seslenince arkamı döndüm. Rahat rahat yalnız sinirlenemiyorduk bile.
“Aylin?” iş saatlerinde burada ne işi vardı?
“İyi misin?” yanıma oturup sordu. Endişeli görünüyordu.
“Hı hı. Sen bu saatte ne arıyorsun burada? Nasıl izin aldın?” Tahsin Bey kolay kolay izin veren biri değildi. Eğer o kişiyi bulmamızı istemeseydi benim de gelmem imkânsızdı.
Arkasına yaslanıp “Unutuyorsun galiba, ben istediğim zaman çıkabilirim.” omuz silkti.
Doğru ya. Onlar başka şubenin çalışanıydı. Bizden bağımsızdılar. Sadece işleri olduğunda şirkette çalışır, diğer zamanlarda kendi bağlı olduğu birime haber vererek, kimseye hesap vermeden rahatça çıkarlardı. Ama o herif işi olmasa bile tepemde dikiliyordu. Buraya gelme amacından biri de beni delirtmekti.
“Ne yapıyorsun burada?”
“Program için Tara’yla buluşacaktım. Onu bekliyordum.” ona da aynı yalanı sattım.
“Kamer, Tara hakkında pek iyi şeyler söylemiyor. Senin için endişeleni-”
Daha bitiremeden “Bana Kamer deme!” diye çıkıştım.
“Yine ne oldu?” bıkkınlıkla sordu. Bu iki üç haftada sürekli beni ona karşı yatıştırıyordu ama pek etkili olduğunu düşünmüyordum.
“Varlığı bile yetiyor.” İki ayın bitmesini iple çekiyordum. Tek üzüldüğüm nokta Aylin’in de geri döneceğiydi.
“Senden hoşlanıyor.” bilmiş bir ifadeyle bakıp sırıttı. Ters ters bakınca dişleriyle yanağını dişledi ama gülümsemesin engel olamadı.
“Aylin! Bak, içinde çocuk var demem, ağır söverim.” Kaşlarımı çatıp olacaklarla ilgili uyardım.
Elini karnına koyup “Gör, annem, gör. Annenin ne biçim arkadaşları var.” beni şikâyet etti. Sonra bana dönüp “Çok yazık…” diye ekledi.
“Hormonlardan sonra hiç çekilmiyorsun, Aylin. Mümkünse doğurduktan sonra konuşalım.” arkama yaslanıp ellerimi göğsümde birleştirdim.
Bölüm etkileşimi
