Kendinden Kalanlar

Vaveyla Yazarı: Atik Stayl

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: Kendinden Kalanlar

“Gel bakalım.” Liva’yı dikkatlice kendi yatağının üzerine bıraktı.

Liva salıncakta sızınca, Kamer kendi evine getirmek zorunda kalmıştı. Onu koltuğa oturtup nevresimleri değiştirmiş, ardından yatağa yatırmıştı. Eğilip ayakkabılarını çıkarıp yatağın kenarına bıraktı. Liva’ysa homurdanarak sürekli bir yerine vuruyordu.

Yatağın köşesinde oturup “Seni çözemiyorum.” diye mırıldandı. Gözleri istemsizce yüzünde gezindi. “Hem sıradansın hem de sıra dışı… hem gıcıksın hem de kendine çekiyorsun? Nesin sen?”

Uzun zamandır hayatında kimse yoktu. Aşkı unutmuştu. Liva’da onu çeken bir şey vardı. İki sene önce bir konferansta görmüştü. Sonra ara sıra online toplantılarda o küçük ekranlarda görüp ilgisini çekmişti. Birlikte çalışacaklarını duyduğundaysa derin bir araştırma yapıp hakkında birçok şey öğrenmişti.

“Yarın uyanınca kafamı ütüleyeceksin. Ama değer bence.” mırıldanarak güzelce üstünü örttü. Zaten sürekli açılıp bacaklarını gözler önüne seren elbisesini hiç sevmemişti. Garsonun kaçamak bakışlarını yakalasa da bir şey diyememişti.

Dolaptan pike alıp yatağın tam karşısındaki koltuğa geçti. “Umarım yarın sapık diye polise ihbar etmezsin.” küçük bir kahkaha atıp gözlerini kapattı. Onu izleyerek uyumak istemişti. Aşka inanmıyordu, sadece neden ilgisini çektiğini merak ediyor ve nedenini onunla bulmak istiyordu.

***

Gözümü delen ışığa küfrederek gözlerimi ovuşturdum. Kim açmıştı bu perdeyi? Kesin Zeliha Abla’nın işi. Kaç kere söylüyorum temizledikten sonra açma şu mereti.

Gözlerimi açıp etrafıma bakınca bir an afalladım. Hızla yerimde doğrulup “Neredeydim ben?” istemsizce sordum. Kalbim hızlandı. Düne dair hiçbir şey hatırlamıyordum. En son Kamer’le şarap içiyorduk.

Bir dakika! Siktir! Onun evinde miydim? “Geri zekâlı! Ne diye yeni tanıdığın adamla içiyorsun? Dün gece saçmaladım mı acaba? Ona bir şey söyledim mi?” Bir şey olmamıştır, değil mi?

Elbisenin ince askısı kaymış, iç çamaşırlı göğüslerim azıcık açıkta kalmıştı. Bok vardı elbise giyecek! Genelde güvenmediğim erkeklerin yanında içmezdim ama dün bir an boş bulunmuştum.

Çekinerek ayağı kalkıp elbisemi düzelttim. Odanın iki kapısı vardı. En yakın kapıyı açtığımda banyo olduğunu fark ettim. Elimi, yüzümü yıkayıp saçımı topladım. Utançtan kıpkırmızı olmuştum. Ona görünmeden nasıl çıkacaktım buradan?

Elbiseme bir daha bakıp çekidüzen vererek banyodan çıktım. Odaya göz gezdirdiğimde daha çok siyah tonlar hakimdi ama boğmuyordu. Yatağın karşısında koltuk, onun da yanında kitaplık vardı. Üst üste özensiz bir şekilde yığılmış plaketleri görünce istemsizce elime aldım. Hep o mu özel alana girecekti? Biraz da onun odası olduğunu onaylatmak istiyordum.

Siber saldırı ve yazılım üzerine birçok ödül almıştı. Sergilemek yerineyse öylesine bir yere atmıştı. Ya da niye birkaç aylık geldiği eve bunları getirmişti?

Parfümlerinin olduğu bölüme bakınca biraz fazla dağınık ve çok parfüm olduğunu gördüm. Hepsini kullanıyor muydu? Her gün başka koktuğunu düşünürsek… evet.

Nihayet tüm cesaretimi toplayıp odadan çıktım. Holü geçip merdivene ilerledim. Tek kişi için neden üç katlı evi kiralamış? Çok saçma…

Salona inince, mutfak olduğunu düşündüğüm yerden çatal bıçak sesleri geliyordu. Yavaş yavaş ilerleyip girişten baktım. Tezgâhın üstünde salata doğruyordu.

“Me-merhaba.” kekeleyerek konuştum. Keşke gizlice gitseydim.

Arkasını dönüp gülümsedi. “Günaydın. Hadi gel, kahvaltı hazır.” sanki hep birlikte kahvaltı yapıyormuşuz gibi rahattı.

“Ben niye buradayım?” sesim içime kaçmış ve gelmeye de niyeti yoktu.

“Evinin adresini veremiyordun çünkü. Bir de…” susup gereksiz gizem kastı. Bir an önce konuşmazsa son konuşması olacaktı.

“Bir de ne?”

“Savunmasız bir kadını yalnız başına bırakamazdım.” anlık sırıtışı dikkatimden kaçmamıştı. Savunmasız kadından faydalandın mı diye soracakken kendimi son anda tuttum.

“Hakkımda her haltı öğrenmişken adresimi niye atladınız?” kinayeyle sordum. Ne kadar süredir sevgilim olmadığını bilen evimi mi bilmeyecek?

“Evime gitmek istiyorum, diye bir beyanda bulunmadın.” omuz silkip tabağı mutfaktaki büyük masaya koydu.

“İlla söylemem mi gerekiyor? Komut alamdan bir şeyi yapamıyor musunuz?” daha sabahın köründen mesaisine başlamıştı.

“Yine mi siz? Dün gece siz’i bırakacak kadar yakındık oysa.” dediğinde sesli yutkundum. Ne kadar yakın?

Yanaklarım yanıyordu. O ise zevk alırcasına beni izliyordu. Biraz daha gizem kasarsa bu sefer gerçekten elimde kalacaktı.

“O kadar dertleştik yani…” diye açıkladığında derin bir oh çektim. Bunu fark etmiş olacak ki pis pis sırıttı.

“Beni zorla evinde alıkoyuyor, diye sizi dava ederim.” dişlerimin arasından tısladım.

“Çıkarken hatırlat önce karakola uğrarız. Şimdi kahvaltı yapalım, kurt gibi açım.” oralı bile olmadan masaya geçip bardaklara çay koydu.

“Deli ediyorsunuz beni!” ayağımı yere vurdum. Ağrıyan başıma hiç iyi gelmiyordu.

“Teşekkür almam gerekirken azar yiyorum. Sence de bir terslik yok mu?” sinirlendiğimi görünce gülüşü büyüdü.

“Adresimi bildiğiniz halde kendi evinize getirdiğiniz için teşekkür edemeyeceğim. Kusura bakmayın!” az önce itiraz etmediğine göre bence biliyordu.

“Önce kahvaltını yap sonra sodanı iç. Baş ağrını alır.” ben ne diyorum o ne diyor. “Ayrıca acele edersen iyi olur. İşe gecikmek istemiyorsan on beş dakikaya çıkmalıyız.” önde diyeceğini sonda söyledi.

“Aç değilim.” sodanın kapağını açıp, ayakta kafama diktim. Ağrıya hep iyi gelirdi.

“Sen bilirsin. Ben açım valla.” afiyetle yemeğine devam etti.

Bir an önce çıkmak adına sofrayı toplamasına yardım etmiştim. Arabam restoranın önünde kaldığından ilk önce oraya gitmiş, sonra işe geçmiştik. Eve gidip üzerimi değiştirmeye vakit olmadığı için şirkete yakın bir butikten tulum almıştım.

Bugün seminer erken başlayacaktı. Şirkette oyalanmadan bankaya geçmiştik. Daha kimse yokken Tara’yla Haldun Bey’in dosyasını inceliyorduk. Tara, önceki işleri konusundan birkaç şey toplamıştı. İlk iş yerinden kovulma sebebi hırsızlık olmuş. Daha on sekiz yaşındaymış, bir restoranda garsonmuş ve gizli gizli para aşırıyormuş. Ama ütünde yirmi yıl geçmiş. Gençken ki hatası yüzünden onu suçlu çıkaramazdık.

“Of! Bıktık ya?” bıkkınlıkla homurdandım. Bugün tam bir aydır buradaydık ama hiçbir ilerleyiş yoktu. En son ben yaptım diye bağıracağım, o olacak.

“Gel birine itekleyelim, bitsin gitsin.” Tara da aynı bezmiş bir ifadeyle arkaya yaslandı.

“Hadi seni anladım, avukatsın. Ben niye bulmak zorundayım?”

Tahsin Bey bazen iş verirken görevimiz dışına çıkmayı seviyor. Yapamadığımızda da eleştiri adı altında azarlıyordu. Birkaç kişi üst büroya bildirse de bir şey fark etmemişti. Ama iş dışında da başka bir adam oluyordu. Biz de genelde işte gördüğümüz için esas oradaki tavırlarıyla ilgileniyorduk.

“Liva…” içeri giren Kamer seslendi. “Sanırım yüzüğün dün yatağımın kenarına yuvarlanmış. Kahvaltıda vermeyi unutmuşum.” avucunda bir yüzük uzattı. Konuşurken benden çok Tara’ya bakıyordu.

“Gece onda mı kaldın?” kaşları havalanırken çenesi hayretle indi.

“Evet.” benden önce davrandı.

“Hayır!” hemen atıldım. “Sadece mecburi bir şeydi. Anlatırım sonra.” şüpheyle bakan Tara inanmışa benzemiyordu. Avucundaki yüzükse benim değildi. Allah bilir kaç kız attıysa eve.

“Ayrıca o benim değil. Kimleri evinize aldıysanız ona sorun.” bakışlarımı sinirle elinden yüzüne getirdim. Sana ne kızım? Sen niye sinirleniyorsun?

“Kıskanma. Temizlikçi ablanındır herhalde.” at gibi sırıttı.

Bir kahkaha atıp “Sizi mi kıskanacağım? Güldürmeyin beni.” dedim.

“Belli oluyor.” bıyık altından gülüp gitti.

“Sana uzak dur dedim ve yatağında mı uyuyorsun?” kınayarak baktı Tara.

“Saçmalıyor.” deyip her şeyi anlattım.

“Salak mısın, Liva? Tanımadığın adamla niye zil zurna sarhoş olacak kadar çok içiyorsun?” ters ters bakıp azarladı.

“O kadar içmemiştim ya.” kendimi savundum ama savunulacak yanım yoktu.

“O şerefsiz o kadar da şerefsiz değil ama bir başkası bu durumu kaçırmaz.” Kamer’i yererken övdü. İlk defa hakkında güzel bir şey demişti. Sanırım ben de ona güvenmiştim. Sapık hissiyatı vermemişti.

“Peki ne tür bir şerefsiz?” diye sormadan edemedim.

“Yine çok konuşuyorsun, Liva.” dosyalardan önüme atıp “Çalış.” homurdandı.

Kahve molasına çıkarken Emre’yi bir adamla hararetle konuşurken gördüm. Sanırım kavga ediyordu. Dikkat çekmeden dinledim ama pek duyulmuyordu. Sadece adamın “Dikkat çekmeyi bırak!” diye yüksek sesle uyarışını duydum.

Telefonum çalınca gözler sese yani bana döndü. Emre’nin yutkunuşu gözümden kaçmamıştı. Elini kolunu nereye koyacağını bilmeden, yanındaki adamı gönderip bana doğru adımladı.

“Bugün pek konuşamadık, öğretmenim. Nasılsınız?” rahat bir ifade takındı ama sahteydi.

“İyiyim. Siz nasılsınız? Bir sorun mu var?” giden adamı gösterdim.

“Abi ve ya kardeşiniz varsa nasıl bir baş belası oldukları da bilirsiniz.” gülümseyip omuz silkti.

“Bilmez miyim? İnsanı yaşamda soğuturlar.” derin nefes alıp öfkeyle mırıldandım. Benimki gerçek anlamda soğutmuştu.

“Kesinlikle… Bunu bir akşam yemeğinde detaylı konuşmak isterim.” asılmaya tam gaz devam etti.

“Teşekkür ederim. Ama pek uygun görünmüyor.” Geçen gün amaçlı bir yemekti ama şimdi hiç gerek yoktu.

“Kusura bakmayın ama o avukatla hiç yakışmıyorsunuz. Daha iyilerine layıksınız.” Ayaküstü Tara’yı kötüledi. Hepsi onun yüzündendi, başka yalan yoktu sanki.

“Özel hayatımı konuşmayı sevmiyorum… İzninizle.” itiraz edemezdim, bir şeyler karıştırdığımızdan şüphelenirlerdi.

Biraz ilerlemiştim ki Kamer’i tek başına pencereden bakarken gördüm. Canı sıkkın görünüyordu. Ayaklarım istemsizce yanına adımladı. Baktığı nokta dikkatimi çekmişti. Parkta oynayan iki çocuk eğlenirken, onun gözleri dolmuştu.

“Çocukluğunuzu özlüyor musunuz?” sordum çocuklara bakarak.

Geldiğimi görünce dikleşip ifadesiz suratını takındı. “Özlenilecek bir şey olmamıştı.” altında binlerce anlam yatan ama konuşmayı başlatmaya ikimizin de cesareti olmayan bir cevap verdi. “Peki ya sen?”

“Benimki de pek farklı sayılmaz.” harika bir çocukluktu diyemem.

“İzin verirsen bir şey sorabilir miyim?” ciddiyetini koruyarak baktı.

“Hayret! Siz izin alabiliyor muydunuz?” alayla sorduğumda gülümsedi. Sorusu için başımı salladım. Zaten izin vermesem de soracaktı.

“Duyguları anlarken uyguladığın teknikler kendi üzerinde de işe yarıyor mu? Yani ne hissettiğini çözemezken yardımı oluyor mu?” diye sordu. Gerçekten çıkmazda gibi görünüyordu; benim gibi…

“Kalbimi dinlerim. O doğru yolu gösterir.” elimi göğsümün üstüne koydum.

“Ya yolunu şaşıran oysa?” cevabı zor bir soru daha.

“O zaman yolunu şaşırtana sorarım.” tek omzumu silkip hafif tebessüm ettim. Derman derdin içinde saklıydı çünkü.

“Söyle o zaman. Sence ben ne hissediyorum.” bir adım öne atıp yaklaştı. İnşallah bu soru, şaşırtana olarak değil de uzman görüşü içindi.

“Seni ben de çözemiyorum.” kısık sesle mırıldanıp başımı salladım.

“Niye ısrarla siz diyorsun? Bak, gayet de sen diyebiliyorsun.” sitem yansıyan sesi boğuk çıktı. Duyacağını düşünmüyordum.

Çünkü mesafe azaldıkça saçma duygular kendisine yer açar… “Mesafe insanı güvende tutar.” İlk kez birbirimizle alay etmeden, yetişkin gibi konuşuyorduk.

“O herifle olan bu münasebetsiz yanlış anlaşılmayı düzelt. Dedikodu işe de yansıyacak.” Benim de rahatsız olduğum bir konuydu ama emir verir gibi söylemesi hoşuma gitmemişti. Tam azarlayacakken, elini kaldırıp durdurdu. “Düzeltir misin?” diye kendisini düzelti.

Hafif gülümseyip “Şu an yapamayız.” dedim.

“O mu zorluyor?” çene kasları gerilip göz bebekleri büyüdü.

“Hayır. Başka bir şey…” bir iki adım atmıştım ki arkamı dönüp “Aslında yardımınıza ihtiyacım var. Ama biraz tehlikeli.” sordum.

“Tehlikeyi severim.” hoşnut bir şekilde dudağını kıvırdı.

“Birkaç kişinin maillerine sızmam gerek.” bu artık sadece bir iş değildi. Sonucu ben de merak ediyordum. Hem de artık bir an önce bitmesini istiyordum.

“İsmini söylemen yeterli.” bir iki adım yaklaştı.

“Sebebini sormayacak mısınız?” ben olsam merak ederdim. Yani bir suç işlemesini istiyorum ve koşulsuz şartsız tamam diyor.

“Sana güveniyorum.” gözlerimin içine bakarak dedi. Bu kelimeyi duymayalı çok olmuştu.

“Teşekkür ederim…” diyebildim sadece.

“O zaman senin için de sakıncası yoksa iş çıkışı bana gidelim. Şahsı bilgisayarım evde çünkü. Hem orada daha rahat çalışırız.” öneri sundu. Tereddütle baktığımı görünce “Hadi ama benden mi çekiniyorsun? Sanki kalmadığın ev.” alayla dedi.

Bu herif gerçekten beni deli ediyordu. “Suç sizde değil, sizden yardım isteyende.” arkamı dönüp giderken önüme geçti.

Elini kaldırıp “Tamam! Özür dilerim. Gerginliği kırmak istemiştim.” kendisini açıkladı. Kötü niyetli görünmüyordu ama delirtmek gibi nadide özellikleri vardı. “Geleceksin, değil mi?”

“Bilmiyorum.” deyip toplantı odasına döndüm. Ondan uzaklaşmak için evine gitmek… Güzel paradokstu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

109okunma 52beğeni 14yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18