Korkunun Ötesindeki Sessizlik

Vaveyla Yazarı: Atik Stayl

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: Korkunun Ötesindeki Sessizlik

“Siktir!” öfkeyle oturduğu sandalyeden kalktı Kamer. Delirmesine ramak kalmıştı.

“Ne oldu?” korkuyla sordu Tara. Kayıtların hepsine ulaşmasını sağlamıştı. Şimdi de evinde başının üstünde bekliyordu.

“Çatalca’ya kadar izliyorum ama sonra kayboluyor. Orayı çeken kamera yok!”

“En azından nerede olduğunu tahmin edebileceğimiz yerler var.”

“Yetmiyor!” Kamer yumruğunu masaya indirdi. “Onu da kaybedemem…” diye dudaklarından bir mırıltı döküldü.

“Kaybetmeyeceğiz. Damla’yı da bulacağız.” Uzun zaman sonra ilk kez eski arkadaşına teselli vermişti.

“Yıllarca aradık. Hiçbir yerde yok.” gardı düşünce omuzları da çöktü.

“Toparlan! Dağılamazsın sen!” elini dostça omzuna koydu. Kamer’in şaşkın bakışlarına karşın elini çekip “Liva’yı bulduktan sonra bu yaşananları unutacaksın.”

Kamer buruk bir tebessüm edip başını salladı. Tara, aslında Kamer’e kızmamıştı, kırılmıştı. Kardeşi gibi gördüğü adama yakıştıramıyordu. Çocukluğundan beri çok fazla arkadaşı olmamıştı; ama birini hayatına aldı mı sonuna kadar sahiplenirdi. Onlar için canını verecek kadar sadık, yapılan yanlışı unutmayacak kadar da kinciydi.

Yıllardır Kamer’e nefret etse de onun için değerli kişiyi, Damla’yı aramayı asla bırakmamıştı. Bir keresinde çok yaklaştığını hissetmişti ama hüsranla sonuçlanmıştı.

Tara’nın telefonun titreyince geçmişin tozlu raflarının üzerine yeniden ince bir tül serdi. Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti. ‘Merhaba Derya Ablacığım. Birkaç gündür telefonum bozuk olduğu için arayamadım. Merak etmeyin, iyiyim. Arkadaşımla uzun zamandır planladığımız tatile çıktık. Seni seviyorum.’

“Lan!” kaşlarını kaldırıp ekrana birkaç saniye ifadesizce baktı. “Lan kalk! Liva bize ulaşmış!” büyük bir coşkuyla Kamer’in kolunu dürttü.

“Durumu nasıl? İyi mi? Nerede?” art arda sorular sordu. Günlerdir onu düşünmekten delirecek raddeye gelmişti. Şimdi önlerinde ilk kez bir iz vardı.

“Mesaj atmış…” başını sallayıp gülümsedi. Liva ne olursa olsun hep mantıklı düşünen olmuştu. Yine ne yapıp edip bir yolunu buldu, diye düşündü.

Kamer mesaja bakınca kaşlarını çattı. “Derya ablası değil mi?”

“Evet. Mesajı birine yazdırmış, şüphelenmesin ve biz anlayalım diye de ablasını seçmiş.” yüzünde gurur dolu bir ifade vardı.

“Liva, geçen ay Aylin’le konuşurken uzun süredir ormanda kamp yapmak istediğini söylemişti. Ormanlık bir alanda tutuluyor olabilir mi?” dikkatini çeken kısım sordu.

“Bence kesinlikle öyle! Sen mesajın gönderildiği telefonun yerini bulabilir misin?”

“Bulmamak gibi bir lüksümüz yok.” Bilgisayar başına geçip tek bir an bile gözlerini ayırmayan Kamer, gelen mesajı defalarca inceledi. “Mesaj SMS olarak gönderilmiş.” kendi kendine mırıldandı. “Mesajın gönderildiği numara hâlâ aktif olabilir.” Parmakları klavyede hızla dolaşırken birkaç pencere daha açtı.

“Konumunu bulabiliyor musun?” diye sordu Tara.

Kamer başını iki yana salladı. “SMS’in içinden konum çıkmaz. Operatörün baz istasyonu kayıtlarına ihtiyacım var.”

Tara derin bir nefes verdi. “Başkomiseri arıyorum.” Hiç vakit kaybetmeden, Afra ile konuşup ekran görüntüsünü iletti. “Operatöre acil baz istasyonu talebi geçecek. Savcıdan onayı gerekiyor ama kaçırılma dosyası olduğu için hızlandırabilir.”

“Ne kadar sürer?”

“On dakika… Belki on beş.” Kamer küfür edip ekrana döndü. Hızlıca bir şeyler yaparken Tara’nın kaşları çatıldı. “Ne yapıyorsun?”

“Numarayı inceliyorum.” onların sistemlerine sızmaya çalıştı.

Tara gözlerini devirdi. “Şu inadın bir gün başına iş açacak.”

Dakikalar boyunca odada yalnızca klavye sesleri duyuldu. Birden Tara'nın telefonu yeniden çaldı. Afra’ydı. “Operatör dönüş yaptı.” İkisi de aynı anda doğruldu. “Telefon en son Çatalca’nın kuzeyindeki bir baz istasyonundan sinyal vermiş.”

Kamer haritayı açıp geniş bir alanı kırmızıyla işaretledi. Tara’nın yüzü düşmüştü.

“Burada bulmak günler sürer.”

Kamer haritaya biraz daha yaklaştırdı. “Mesaj gönderildiğinde telefon bu bazdaymış.” Haritada birkaç hücre belirdi. “Sonrasında başka bir bazdan sinyal alınmamış. Ya telefonunu da kapatmışlar ya da hâlâ aynı bölgedeler.”

Bir pencere daha açtı. Ekranda bir çizgi oluştu. Sonra baz istasyonlarının kapsama alanını arasında bölgede birkaç çizgi belirdi.

Tam o sırada Afra tekrar konuştu. “Çatalca İlçe Emniyeti’nden bilgi geldi. O bölgede kullanılmayan birkaç eski depo ve kapalı tesis varmış.”

Kamer’in gözleri haritadan ayrılmadı. “Kuzeydeki depoların hepsine bakalım.”

“İki ekip çıkarıyorum. Benden haber bekleyin.” son cümleyi özellikle Kamer için vurguladı. Fevri ve başına buyruk davranışları göz ardı ediyordu. Ama üstlerinin karşısında bunu açıklaması mümkün değildi.

“Ben de geliyorum komiser!” telefon kapansa da tok sesiyle dedi.

***

“Allah kahretsin! Senin yapacağın işin!” Selçuk küfrederek içeri girdi.

“Ne oldu, abi?” daha bir adım atmıştı ki yüzüne sert bir yumruk yedi.

“Tek bir işi sana bıraktım, sadece tek tanesini. Her şeyi olduğu gibi onu da yüzüne bulaştırdın!” öfkeli sesi depoda yankılandı.

Bir iki adım sendelerken çenesini tuttu. “Ne oldu?” onun da sesi sert çıkmıştı.

“Kimlikle pasaportu halleden adamı almışlar! Evrakların içinde bizim de adımızı görürlerse biteriz!” bağırdığında gözü bana ilişti. “Hepsi senin yüzünden! Uğursuzluğun her şeyi mahvetti.”

Yumruklarını sıkıp üstüme yürüdü. Bu halde savunmasızdım. Hızla ellerimi çözmeye çalıştım ama az önce gelip iplerleri sıkılaştırmıştı.

Elini havaya kaldırmıştı ki Emre bileğinden tuttu. “Ona zarar vermeme müsaade etmem!” çıkıştı birden.

Üç gündür buradaydım, ilk kez ona diklendiğini görüyordum. Emre’nin abisine karşı davranışları giderek daha tuhaf geliyordu. Sürekli aşağılanıyor, küçümseniyor, hatta tehdit ediliyordu ama yine de onu savunmaktan vazgeçmiyordu. Bu sevgi miydi, korku muydu, yoksa yıllardır içine yerleşmiş bir bağımlılık mıydı bilmiyordum. Bildiğim tek şey, abisinin karşısında kendi iradesini kullanmakta zorlandığıydı.

“Eğer sizin yüzünüzden yakalanırsam bu sefer seni de kimse elimden alamaz.” omzundan serçe itip dışarı çıktı. Emre’ye baktım ama yüzünde nefret belirtisi göremedim. Ona karşı öfkelenişinin sebebi de bana vurmak istemesiydi.

“Korkma. Sana bir şey yapamaz.” çekinerek elini omzuma koydu. Rahatsız olduğumu hissedince de hemen çekti.

“Dudağın kanıyor…”

Elinin tersiyle silip gülümsedi. “Sorun yok… Abim biraz delidir. Ama özünde iyidir.” Onu savunmaktan ziyade açıklamaya çalışıyordu.

“Sana kötü davranıyor. Sürekli rencide ediyor.” gerçeklere kör müydü yoksa kör olmayı mı seçmişti emin değildim.

“Bu işler yüzünden biraz gergin.” ensesini kaşıyıp bahanesinin ardına saklandı. Yanıma bir sandalye çekip oturdu.

“Neden yaptın? Bunun için hapse gireceksin?” gerçekten merak ediyordum. Şu üç günde asla bir rehine gibi davranmamıştı. Sevdiğim yemekleri söylemiş, gece uyumam için koltuğa geçmeme yardım etmiş ve ne zaman istesem ihtiyaçlarımı haletmemi sağlamıştı. Abisinin yanlışının vicdanını çekse de, kendisi de kötü birisi değildi.

“Şirketin durumu iyice kötüye gidiyordu. Kurtarmam gerekti.” Bazen ne sorsam anlatıyor bazen de ağzını bıçak açmıyordu.

“Daha önce de yaptın mı peki?”

Usulca başını salladı. “Ama kimse senin kadar akıllı değildi. Nasıl yapıldığını anlamadılar.”

“Bir gün yakalanacaksın. Biliyorsun, değil mi?” tehdit etmiyordum. Sadece olacakları önceden anlasın istiyordum.

“O herife âşıksın, değil mi?” yine cevaplamamak için konuyu değiştirdi.

“Hayır, ayrıldık.” Tara’yı kastettiğini sanırken beni şaşırtmıştı.

Burnundan güldü. “Avukatla aranızda hiçbir şey olmadığını biliyorum. Muhtemelen güvenlik odasında yakalanınca uydurmuş olmalısınız.” Biz oyun oynuyoruz sanırken asıl film bize çevriliyormuş. “O eğitmene bakınca dalıp gidiyorsun, öğretmenim.”

“Yanılıyorsun. Aramızda hiçbir şey yok.” diye atıldım hemen.

“Zaten bir şey var demedim. Âşıksın dedim.” bilmiş bilmiş baktı.

“Bu doğru değil!”

“Senin de beni sevmeni çok isterdim, Liva. Sana olan duygularım sandığından daha yoğun.” bu konuda haklı olabilirdi. Ama bence Emre birini sevemez. Sadece takıntı yapar.

“Neyse, öğretmenim… Benim dışarıda işlerim var. Abimi de merak etme. Şimdiye siniri geçmiştir.” deyip ayağa kalktı.

Aradığım fırsat bu olabilirdi. Emre depodayken Selçuk arka tarafta olurdu. Eğer Emre haber vermeden çıkarsa ben de Selçuk’un arabasını alabilirdim. Anahtar ilerideki masada duruyordu. Az önce evraklara kızınca burada unutmuştu.

“Gittiğini abine haber vermesen olur mu? Sen yokken burada olmasından korkuyorum.” kedi bakışlarımı yolladım. Ondan elbette korkmuyordum ama Emre’nin öyle düşünmesi gerekiyordu.

“Tamam, merak etme.” gülümseyip çıktı.

Emre’nin gittiğine emin olunca dişlerimin yardımıyla ellerimi çözdüm. Ayaklarımı sandalyeye bağlayan ipi de çözüp ayağa kalktım. Sırtım çok ağrıyordu. Kaç saattir aynı pozisyondaydım. Kaslarımı esneterek anahtara doğru ilerledim.

Camdan dışarıyı kontrol ettim. Hava bugün yağmurluydu. Selçuk’a baktığımda yerinde değildi. Vakit kaybetmeden masadan anahtarı alıyordum ki saçlarımda müthiş bir ağrı hissettim.

“Ağhh!” bağırıp arkama dönmeye çalıştım ama olmadı. Saçım canımı yakıyordu.

“O salak kardeşimi kandırabilirsin ama beni asla!” kükreyip saçımı daha sıkı kavradı Selçuk.

“Bırak! Canım acıyor!” tüm gücümle bağırıp tırnaklarımı eline geçirdim.

“Ne çıtkırıldım çıktın sen, öğretmen.” elini çektiğinde saçlarımın acısı geçmeden yanağıma sert bir tokat yedim.

“Aşağılık herif!” öfkeyle haykırıp yumruğu çenesine geçirdim. Bir adım geri sendelediğinde de midesine sert bir tekme attım.

“Beni şaşırtıyorsun!” psikopat şerefsiz yüzüne tehditkâr bir tebessüm kondurdu. “Seninle çok eğleneceğim.” Saçımdan yapışıp koltuğa sürükledi.

Sokak dövüşü, Kuzeylerin eğitimine kenardan izleyip sadece onunla antrenman yapmaktan çok farklıydı. Kuzey… Tabi ya coin! Hemen cebimden çıkardım hızlı darbelerle koluna birkaç kesik attım.

İnleyerek kanayan kolunu tutup “Siktir!” diye bağırdı. Ardıma bakmadan koşunca arkamdan kükredi. “Artık seni elimden kimse alamaz.”

Arabanın anahtarını alıp dışarıya koştum. Her yer çamur olmuştu. Arabaya çok az kala ayağım taşa takıldı. Yere düşünce diz kapağım sert zemine değdi. Ağlamamak için kendimi zor tuttum. Hayatım boyunca hiç böyle bir acı hissetmemiştim. Yine de devam ettim. Başka çarem yoktu.

Aksak adımlarım yüzünden bana ulaşmıştı. Kolumdan tutup çektiğinde dizim daha da ağrıdı. “Acelen mi var? Daha seninle işim bitmedi.”

Gözüm belindeki silaha ilişti. Doğru ve ya yanlış yoktu. Aklıma ilk geleni yapıp silahı ani bir hareketle aldım. Ona doğrultarak “Uzak dur!” diye bağırdım. Atış tahtasından hep isabeti buluyordum. Ama hedefim hiç insan olmamıştı.

“Ver şunu bana!” bir adım attı.

Silahı elime aldığımda ellerimin titremesine izin vermemiştim. Namlu Selçuk’a dönükken bir adım bile geri çekilmedim. Gözlerimi onunkilerden ayırmadan çenemi hafifçe kaldırdım. Yüzümde korkunun yerini soğuk bir kararlılık almıştı. “Bir adım daha atma!”

“Daha önce kaç kişiye sıktın?” üstten bakıp sordu.

“Sıkmamış olmam sıkmayacağım anlamına gelmez.” kendimden emin bir şekilde dedim.

Üstüme doğru yürüyordu ki bir siren sesi duydum. Polis sireniydi! Arkamı döndüğümde iki araç olduğunu fark ettim. Hemen arkasında da Kamer’in arabası vardı.

“Hiç boşuna sevinme.” dikkatimin dağılmasını fırsat bilip atik bir hamleyle silahı elimden aldı. Beni kendisine çekerek silahı kafama dayadı.

Polisler arabadan inip silahları Selçuk’a doğrulttu. “Silahını derhal bırak ve teslim ol!” uzun boylu kadın bağırdı.

“Tek bir adım atarsanız kafasına sıkarım.” silahı iyice bastırdı. Saçım yolunuyordu.

Kamer ve Tara da arabadan inip polislerin yanında durdu. İkisinin de gözleri üzerimdeydi. Kamer bırakması için küfürler ederken gözlerinde çaresizlik vardı. Ama Tara… bu bakışı biliyordum. Bir planı vardı. Gözlerini gözlerime dikince başımı hafif eğdim. Ona güveniyordum.

Siyah saçlı kadının yanına gidip kulağına bir şeyler söyledi. Ama pek sıcak bakmamıştı. Bir şey daha söyleyip bana baktığında tekrar başımı eğdim.

“Buradan çıkmamıza izin vermezseniz sıkarım!” kulağımın dibinde bağırdı.

Korkuyordum ama onlara da güveniyordum. Ya da güvenmekten başka çarem yoktu.

Tara “Kurbağa!” diye bağırdı birden. Çocukken oynadığımız deve cüce oyunu gibiydi. Kurbağa deyince eğiliyor, çekirge değince zıplıyorduk.

Hemen yere çökünce Selçuk açıkta kaldı ve kadın omzundan vurdu. Silah sesi kulağımdan yankılandı. Yere yığılan bedenine baktığımda Kamer’i üstünde buldum. Ne ara gelmişti?

Yumruklarının ardından küfrediyordu. “Sen kimsin lan? Pezevenk! Kimi kaçırıyorsun? O silahı senin götünde patlatmaz mıyım ben!”

Polisler Kamer’i uzaklaştırırken Tara yanıma gelip sımsıkı sarıldı. “Geçti, güzelim. Korkma, yanındayız.”

“İyi misiniz?” sordu genç kadın.

Başımı sallayıp “E-evet.” kekeledim.

“Sizi araca alalım. Dinlenin.” Bana karşı nazik tutumu Kamer’e dönünce değişti. “Hâlâ ne bakıyorsunuz? Alsanıza şu adamı bu pisliğin üstünden!”

Kollarına girip ayırmaya çalıştılar ama Kamer’in gözü dönmüştü. Güçlükle ayırıp bir kenara savurdular. Vücut yapısı yüzünden iki kişiyi bile zorlayabilirdi.

Arkasını dönüp beni gördüğünde gözleri dizime kaydı. Sıyrılmış ve çok acıyordu. Adımları ağırlaştı. Birkaç metrelik mesafeyi iyice uzadı.

“Bunu o mu yaptı?” parmağı çekinerek dudağımın kenarına değdi. Kanıyordu.

“Şimdi değil! Toparlansın sonra.”

Başını sallayıp kenarda durdu. Onu hiç böyle görmemiştim. Gözleri kızarmış, göz altları çökmüştü. Bakışları tanıdığım Kamer’e ait değildi. Deli dolu adam gitmiş, yerine çaresiz bir adam gelmiş gibiydi. Gelmesini, elimi tutup ‘Geçti.’ demesini bekledim ama gelmedi.

Polis arabasına binip önce hastaneye gittik. Diz kapağım yerinden çıkmış, bağlarım da zorlanmıştı. Yerine oturttuktan sonra sargıyla sabitlemişlerdi. Ama hâlâ çok acıyordu. Bir süre üstüne basamayacaktım.

İfade içinse zaman istemiştim. Mental açıdan çok yorgundum. Biraz dinlenmek istiyordum. Emre konusunda ne yapacağımı bilmiyordum. Bana çok yardımcı olmuştu. Zaten hırsızlıktan içeri girecekti, bir de adam kaçırılmaya bulaşmasını istemiyordum.

“Canın çok yanıyor mu?” kapı çerçevesine yaslanan Kamer sordu. İçeride kimse yoktu.

“Şimdi daha iyiyim.”

Ne giriyor ne de çıkıyordu. Öylece izliyordu. Yanımdaki suya uzandım ama ulaşamamıştım. Daha ağzımı açmadan yanıma geldi. Bardağı doldurup elime verdi. Ardından sırtımdaki yastığı düzelterek daha rahat oturmamı sağladı. Suyu içip teşekkür ettim. Bu soğukluk içimi ürpertiyordu. Tek kelime etmedi. Ama dizime her baktığında yumruğunu sıkıldığını ve çenesinin kasıldığını görüyordum.

“Tara nerede?” demin buradaydı ama gelen telefonla bir anda ortadan kaybolmuştu. Duvara yaslanıp “Savcılıktan çağırdılar.” kısa bir cevap verdi.

“Doktoru çağırabilir misin? Çıkmak istiyorum.” hastane ortamı beni hep geriyordu.

“Konuştum ben. Yarım saate çıkabilirsin.”

“Teşekkür ederim…”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

82okunma 20beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18