1. bölüm / 15
Sessiz İhlal: Güven ProtokolüGölgeye Düşen Işık
Bölümler 15Şu an: Gölgeye Düşen Işık
- 1 Gölgeye Düşen Işık1.379 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 İhlal1.339 kelime
- 3 Kırık pusula: Görünen ve gizlenen1.350 kelime
- 4 Şüphe Çemberi1.840 kelime
- 5 Kör nokta1.331 kelime
- 6 Soğuk Temas1.751 kelime
- 7 Kendinden Kalanlar1.706 kelime
- 8 Tehlikeli Yakınlık2.663 kelime
- 9 Bir Kadeh, Bin Şüphe3.416 kelime
- 10 Geçmişin Dokunduğu Yerde1.985 kelime
- 11 Aşkın Sınavı2.101 kelime
- 12 Aralık Kapı1.954 kelime
- 13 Piyon2.054 kelime
- 14 Korkunun Ötesindeki Sessizlik1.934 kelime
- 15 Korkunun iki farklı yüzü1.757 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Liva, hadi! Geç kalacaksın.” Flaş belleğimi ararken Rüzgar da ensemde bağırıyordu.
Bugün bir bankada düzenlenecek eğitim programına başlayacaktık. Geçen hafta büyük bir soygun olmuş ve müdür çalışanları bilgilendirmek amaçlı bizim şirketle iletişime geçmişti. Yoğun bir iki ay bizi bekliyordu. Ama bu sefer yalnız olmayacaktık. Şirketin Ankara şubesinden gelen siber suçlar üzerine eğitmenlerle beraber çalışacaktık.
“Bir dur ya! Zaten belleği bulamıyorum.” çemkirip ahşap düzenleyicimi masaya boşalttım. Daha dün Kayseri’de eğitimde olmam, yeni birine gitmeme engel değildi. Zaten Liva insan değildi ki. Hiç dinlenmesin.
“Çünkü yanlış yerde arıyorsun.” sakin adımlarla gelip, belleği bilgisayarımdan çıkarıp uzattı. “Git sen. Ben toplarım buraları.” göz kırpıp dağıttığım masayı toplamaya başladı.
“Harikasın! Kaçtım ben.” öpücük atıp koşar adım çıktım.
Arabama atlayıp yola koyuldum. İstanbul’a âşıktım ama trafik… Cinnet geçirtiyordu. Yarım saatlik yolu bir buçuk saate gelmem gibi mesela.
Binadan içeri girdiğimde müdür Haluk Bey’in sekreteri, beni toplantı odasına yöneltmişti. Herkes gelmiş, beni bekliyordu.
“Beklediğiniz için teşekkür ederim.” hafif tebessüm edip yerime geçtim.
“Liva Hanım da geldiğine göre bize müsaade. Sizlere kolay gelsin.” Haluk Bey baş selamı verip çıktı. Sabahki toplantıda tüm detayları konuşmuştuk. Ben beden dili ve kriz yönetimi üzerine, Ankara’dan gelen Kamer Bey’se siber suçlardan korunmakla ilgili eğitim verecekti.
“Herkese merhaba, arkadaşlar. Ben Nexus Aegis Eğitim ve Danışmanlık şirketinden Liva Arslan. İki ay sizinle bazı bilgiler paylaşmak için buradayız.” Bilgisayarımı projektöre bağlarken “Başlamadan önce sormak istediğiniz bir şey var mı?” sordum.
Yirmili yaşlarının sonunda, kumral saçlı, mavi gözlü, beyaz tenli, karizmatik bir beyefendi “Bu eğitim programının sonunda biz de insanların vücut dilini okuyabilecek miyiz?” diye sordu. Konuşurken dudağının tek tarafı saliselik kıvrılıp omuz silkti. Dediğine inanmıyor, burada oluşumuzu küçümsüyordu.
“İsminizi alabilir miyim?” sakinlikle sordum.
“Emre…” diye üstten baktı.
“Memnun oldum, Emre Bey. Eğer şu anki bakışınızla yaklaşırsanız pek sanmıyorum. Ama öğrenmek için bize katılırsanız eminim ilerleme olacaktır.” gülümseyip bilgisayara döndüm.
Kaşları inmiş, ellerini göğsünde bağlamıştı. İlk tanışma için güzel bir giriş olmamıştı ama alışkındım. Genelde çoğu insan gereksiz bulurdu. Bir konuda hak vermiyor da değildim. Çünkü birkaç seminere insanı okuyamazsın. Benim bile öğrenmem yıllar sürmüştü.
“İzninizle başlayalım, Emre Bey.” Kamer Bey, karşısındaki adama iğneleyici bakışlarını gönderdi.
Odanın ışıklarını hafifçe kısıp projektörü çalıştırdım. Çalışanlarının yüzünde hâlâ birkaç hafta önce yaşanan siber saldırının gerginliği okunuyordu. Projektörün önüne gelmeyecek şekilde biraz yaklaştım. Ardından sakin ama net bir ses tonuyla konuşmaya başladım.
“Bir kurumu yalnızca güvenlik duvarları korumaz. İnsan davranışları da korur. Çünkü krizler önce sistemlere değil, insan psikolojisine saldırır.” Arka ekranda büyük harflerle “KRİZ YÖNETİMİ VE MİKRO İFADE ANALİZİ” yazdı.
“Tehdit yalnızca dijital değildir. Yakın zamanda yaşadığınız saldırı teknik bir olay gibi görünüyor olabilir. Ancak her siber saldırının ikinci bir amacı vardır: güveni bozmak, panik yaratmak ve insan davranışlarını manipüle etmek. İşte bu yüzden bugün yalnızca güvenlikten değil, insan zihninden konuşacağız.”
Salondaki çalışanların çoğu dikkat kesilmişti. “Bir saldırı sonrasında kurum içinde üç şey hızla yayılır,” dedi. “Belirsizlik… korku… ve kontrol kaybı hissi.”
“Peki insan korktuğunda bunu nasıl saklar?” Ekranda kısa videolar dönmeye başladı: kaçan göz teması, gerilen çene, bastırılmış öfke ifadeleri… “Mikro ifadeler tam olarak burada devreye girer. İnsan beyni yalan söyleyebilir. Kelimeler manipüle edilebilir. Ama beden milisaniyelik dürüstlükler üretir. Suçluyu göstermezler ama stresin, baskının ve korkunun izlerini verirler.”
“Siber saldırılarda en tehlikeli an saldırının gerçekleştiği an değildir. Kurum içindeki iletişimin çöktüğü andır.” odada sessizlik oluştu. “Panik bulaşıcıdır. Özellikle finans sektöründe… Diyelim ki müşteri size sert bir şekilde yaklaşıyor. ‘Param güvende mi?’ diye soruyor.” bilinçli şekilde kollarını bağlayıp göz temasını kaçırdım. Kendimi gösterip “Bu beden dili müşteriye Ben de emin değilim der.”
Sonra duruşumu düzelttim; omuzlarımı rahatlatıp sesimi yavaşlattım. “Doğru kriz beden dili şunları içerir: kontrollü nefes, sabit ama baskısız göz teması, açık avuç içi, düşük ve dengeli ses tonu ve ani hareketlerden kaçınmak… İnsanlar kriz anında söylediğiniz kelimelerin tamamını hatırlamaz. Ama sizde hissettikleri güveni unutmaz.
“Şimdi, yaşadığınız saldırının teknik tarafını ve bu tür tehditlerin nasıl gerçekleştiğini konuşmak için sözü siber güvenlik uzmanımıza bırakıyorum.”
Herkesi tek tek inceledim. Onlar da fark etmeden birbirlerini inceliyordu. Odada duygu belirtisi göstermeyen tek kişi Kamer Bey’di. Genelde ilk izleminde insanlarla ilgili bir düşüncem olurdu. Ama onu göremiyordum.
Bilgisayarıyla projeksiyona bağlandı. Önce ekrana saldırının zaman çizelgesi yansıdı. “Az önce insan davranışlarını konuştuk. Şimdi saldırganların davranışlarını konuşacağız.” Uzaktan kumandayla ekrandaki ilk görseli değiştirdi. “Çünkü modern siber saldırılar artık sadece kodlardan oluşmuyor. İnsan hatalarını, dikkatsizliği ve paniği hedef alıyor.” Kısa bir duraksamadan sonra devam etti.
“Bu bankaya yapılan saldırı güçlüydü. Ama rastgele değildi. Planlıydı. Sizi tanıyorlardı. Çalışma düzeninizi, kullandığınız sistemleri, hatta hangi saatlerde daha savunmasız olduğunuzu analiz etmişlerdi.”
Birkaç kişi birbirine baktı. “Bir saldırganın sisteme girmesi bazen yalnızca tek bir mail kadar kolaydır.” Ekranda sahte bir banka maili açıldı. “Bir link… Bir yanlış dosya… Bir anlık dikkatsizlik… Ve saniyeler içinde içeridedirler.”
“Bugün burada korkmanız için değil, farkında olmanız için bulunuyoruz. Çünkü siber güvenlik yalnızca IT departmanının görevi değildir. Kurumdaki herkes güvenlik zincirinin bir parçasıdır. En güçlü güvenlik sistemi farkındalıktır… Bir saldırıyı tamamen engelleyemeyebilirsiniz. Ama erken fark ederek büyümesini durdurabilirsiniz.”
İlerleyen saatlerde ikimiz de eş zamanlı anlatmaya çalıştık. İlk bir saatten sonra kahve molasına çıkmıştık. Şirketten gelen diğer gruplar binanın altındaki kafede bir şeyler içiyordu. Telefonla konuşup yanlarına gidince Ankara şubesinden Aylin “Nerede kaldın?” diye sordu. Geçen yıla kadar beraber çalışıyorduk, sonra evlenince Ankara’ya taşınmış ve oradaki şubeye geçiş yapmıştı.
“Galiba gecikmek Liva Hanım’ın hobileri arasında.” Kahvesinden bir yudum alıp dedi Kamer Bey.
“Anlamadım?” kaşlarımı çattım.
“Sen bakma Kamer’e. Şaka yapıyor.” adama dönüp “Değil mi?” onaylatmak için baktı. Ama o omuz silkmekle yetindi.
“Şaka yakın olduklarına yapılır. Daha bir saat önce tanıştığın insanlara değil.” sandalyeyi çekip oturdum.
“Atarlıyız sanki?” arkasına yaşlanıp kollarını göğsünde bağladı.
“Gereksiz samimiyet sevmem.” deyip garsona siparişimi verdim.
Başını ağır ağır sallayıp telefonuna baktı. Uzun boylu, siyah saçlı, ela gözlü, hafif esmer tenli bir adamdı. Mimiklerini çok az kullanırdı. Sert mizaçlı ve ukalanın tekine benziyordu.
“Hayat nasıl gidiyor? Alışabildin mi oraya?” diye Aylin’e sordum. Yirmi dört yaşında evlenmiş ve şimdi hamileydi. Erken evlenmesi konusunda çok uyarmıştık ama kimseyi dinlememişti.
“Harika! İki araya bebeğimiz de geliyor, değmeyin keyfimize.” neşeyle dedi. Aylin asla kimseyi dinlemez, kendi bildiğini okurdu.
“Sevindim senin adına.” Garsonun getirdiği sıcak kahve dilimi yaksa da içtim. Toplantı odasındaki klima üstüme üstüme vurduğundan biraz üşümüştüm. Nisan ayı klima için çok erken değil miydi?
“Sende ne var ne yok?”
“Bildiğin gibi eğitimler yüzünden göçebe hayatı yaşıyorum.” minik bir kahkaha attım. Seminerler yüzünden bazen ağlarca evden uzak oluyordum. Ama yine de işimi seviyordum.
“Hayret, daha önce hiç birlikte katılmadık.” deyip sohbete dâhil oldu Kamer Bey.
“Branşlarımız ayrı olduğundandır.” mesafemi koruyarak cevap verdim. Onu çözememek beni rahatsız etmişti.
“Muhtemelen.” boş fincanını kenara itip kollarını masaya koydu. “Az önceki kabalığımı maruz görün. Birkaç saat önce uçaktan indiğim için biraz yorgundum.”
“Önemli değil.” konunun uzamasını istemediğimden üstünde durmadım.
Kahve molasından sonra toplantı odasına dönüp bir saat daha seminere devam etmiştik. Yoğun günün ardından şirkete dönüp dosyalarımla ilgilenmek zorundan kalmıştım. Ankara’dan gelen ekip de bu iki ayda bizim şirkette olacaktı.
“Rüzgar! Baksana şuna, yine mavi ekran veriyor.” bıkkınlıkla seslendim. Bu ara çok sık oluyordu.
Kamer bey, Rüzgar’dan önce davranıp “İzninizle.” diyerek bilgisayarı kendisine çevirdi. Birkaç tuşa aynı anda başınca ekranda azılar belirdi. Yüzündeyse yine aynı ifadesizlik vardı.
Ellerimi göğsümde bağlayıp gözlerimi kısarak onu izledim. Genelde insanların yalan ve ya doğru söylediğini mimiklerinden anlardım. Ama onu çözemiyordum.
“İşte hazır!” birden başını kaldırınca göz göze geldik. Dudağının kenarı istemsizce saliselik kıvrıldı. Teşekkür edince “Yazılımında bir sorun var, geçici olarak hallettim ama istersen sorunu yarın seminerden sonra kökten çözebilirim.” deyip bilgisayarın başından kalktı.
“Teşekkürler, gerek yok. Rüzgar halleder.” bilgisayarı kapatıp Aylin’le bahçeye çıktık. Baş başa konuşmayalı uzun zaman olmuştu. Eskiden şirkette en iyi anlaştığım kişiydi. Araya mesafe girince biz de uzaklaşmıştık.
“Anlat bakalım. Gönül işleri ne âlemde?” kaşını kaldırıp imalı imalı sordu.
“Beni biliyorsun, tövbeliyim o işlere.” Sahte bir gülüş attım. Sütten ağzı yanan yoğurdun ecdadına sövermiş.
“Rüzgar âşık sana…” yine aynı konuları açıyordu. Bugünkü muhabbetini hiç sevmemiştim. Ama haksız da sayılmazdı. Bir itiraf gelmemişti ama anlıyordum. Benimleyken sesi daha inceliyor, göz bebeklerinin siyahı büyüyor ve sürekli bir yakın olma çabası vardı. Ki bunlar buzdağının sadece görünen tarafıydı.
“Açma şu konuyu işte.” onu seviyordum ama arkadaşım gibi. Bugünse daha da belli ediyordu. Sanırım Kamer bey’i kıskanıyordu. Bu iki ayda birlikte çalışacağımız için benim odamda oturacaktı.
“Kamer’i kıskanıyor ve bence haklı da. Senden etkilendi.” dediğinde carladım.
“Saçmalama! İkimiz de birbirimize gıcık oluyoruz .” saçlarımı savurup hızla soludum.
“Kamer’i tanımazsın sen. İlgisini çekmeyenlere bulaşmaz. Bugün seninle uğraşırken de keyfi gayet yerindeydi.” Onun da Kamer’den kalır yanı yoktu.
“Bugün muhabbetin hiç sarmıyor, Aylin. Ankara’ya gitmek hiç yaramamış.”
“Sustum.” Ağzına hayali fermuar çekti ama gülümsemesini engelleyemedi.
Bölüm etkileşimi
