2. bölüm / 15
Sessiz İhlal: Güven Protokolüİhlal
Bölümler 15Şu an: İhlal
- 1 Gölgeye Düşen Işık1.379 kelime
- 2 İhlal1.339 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Kırık pusula: Görünen ve gizlenen1.350 kelime
- 4 Şüphe Çemberi1.840 kelime
- 5 Kör nokta1.331 kelime
- 6 Soğuk Temas1.751 kelime
- 7 Kendinden Kalanlar1.706 kelime
- 8 Tehlikeli Yakınlık2.663 kelime
- 9 Bir Kadeh, Bin Şüphe3.416 kelime
- 10 Geçmişin Dokunduğu Yerde1.985 kelime
- 11 Aşkın Sınavı2.101 kelime
- 12 Aralık Kapı1.954 kelime
- 13 Piyon2.054 kelime
- 14 Korkunun Ötesindeki Sessizlik1.934 kelime
- 15 Korkunun iki farklı yüzü1.757 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Şirkete döndüğümde Kamer Bey bilgisayarımın başında bir şeyler yapıyordu. Yanına gittiğimde, siyah ekranda renkli kodların aktığını gördüm. “Ne yapıyorsunuz siz?” Benden izinsiz bilgisayarıma nasıl dokunurdu?
“Sorunu hallediyorum.” Başını kaldırmadan cevapladı. Tüm dikkati ekrandaydı.
“İznim olmadan ne hakla bilgisayarıma dokunursunuz ve de nasıl açtınız?” şifrede değil miydi?
“Mesleğimi unutuyorsunuz sanırım. Daha güvenli şifre koymanızı öneririm.” başını kaldırıp “Ayrıca size yardım eden birine böyle mi teşekkür ediyorsunuz?” laubali bir gülüşle sordu.
“Yardımınıza gerek olmadığını açık bir şekilde belirttiğimi sanıyorum. Yoksa kodlara bakmaktan kelimelerin anlamını unuttunuz mu?” yüzümü ekşitip bilgisayarımı almak istedim ama engel oldu.
“Şarjda kalmalı.” diye uyarıp arkasına yaslandı. “Sizin beden dilini okuduğunuz gibi ben de bilgisayarların dilini görebiliyorum. Bu sorun eğer en kısa sürede çözülmeseydi içindekilerin hepsi kaybolacaktı. Depolama alanı zamanla siliniyor.”
Bu konuda haklı olabilirdi. Bazen bir dosyayı arıyor, bulamıyordum. Rüzgar’a anlatırken de bunu söylemişti ama sürekli erteliyordum. “Bu benim sorunum. Eski haline getirin hemen!” Haklı olması sinirlerimi bozduğu gerçeğini değiştirmezdi.
“Maalesef bunu yapamam. Bu tarama bittikten sonra on beş dakikalık bir işim var. Sonra dilediğiniz gibi kullanabilirsiniz.” sakinlikle konuştu. Yüzünde zerre mimik kıpırdamıyordu.
“Rüzgar! Buraya gelir misin?” kapının önünden geçen Rüzgar’ı çağırdım.
“Efendim, canım.” Her zamanki tatlı gülümsemesiyle baktı. Ardında gözleri Kamer Bey’i bulunca yüzü solup çenesi gerildi.
“Bilgisayarımı eski hale getirir misin?” kaşlarımla bilgisayarımı gösterdim. Rüzgar’ın teknolojiyle arası hep iyi olmuştu.
Usulca başını sallayıp kasıntı herifin arkasına geçti. “Liva, şu an güncellemede, durduramayız.” dediğinde pislik, dudağının kenarı hafif kıvrılarak ekrana baktı.
“Söylemiştim.” omuz silkip bilmiş bilmiş baktı.
“Bir sorun mu var?” tek kaşını kaldırıp gözlerini aramızda gezdirdi Rüzgar.
“Yok, sadece yarın için sunumları kontrol edecektim.” dişlerimin arasından konuştum.
“Emin misin?” bakışları ciddileşti.
“Hı hı.” isteksizce başımı salladım. Rüzgar bazen fazla tepki verebiliyordu. Durduk yere tatsızlık yaşamaya gerek yoktu.
Tüm günü böyle geçirdik. Eve gelince, yemek yiyip odama kapanmıştım. Çok yorucu bir gün olmuştu. Kamer denilen herif arada lap atmış, cevabını alınca bir süre yerine sinmişti. Ama maalesef bu süre çok uzun sürmüyordu. Bu iki ay geçecek gibi değildi. Bu da yetmezmiş gibi birkaç gün sonra başka biri de aramıza katılacaktı. İnşallah o da bunun gibi değildir.
***
“Biraz mola versek olur mu? Bugün bizim için de yoğun bir gündü.”
Geçen sefer alayla yaklaşan Emre, artık olaya daha ciddi bakıyordu. Ama bu sefer haklıydı, ben bile yorulmuştum. Bir saattir ayakta bir şeyler anlatıyordum. Çalışanların hepsi aynı anda katılamadığı için iki gruba bölünmüşlerdi. Ve biz de aynı şeyler tekrar tekrar anlatıyorduk.
“Sanırım yapabiliriz. Tabii sizin için de bir sakıncası yoksa Kamer Bey?” onay beklercesine baktım.
“Nasıl isterseniz, Liva Hanım.” ılımlı sesiyle karşılık verdi.
Herkes dağılırken Emre Bey yanımıza geldi. Karşıma geçip “Geçenki kabalığımı telafi etmek için bir kahve ısmarlamak isterim, öğretmenim.” samimi bir gülüşle dedi. Öğretmen kelimesini özellikle vurgulamıştı.
“Sorun yok, alışkınım bu tepkilere.” gülümseyip başımı eğdim.
“Ama ben kendimi suçlu hissediyorum.” Kalçasını masaya yaslayıp gözlerini kırpıştırdı. Davranışları rahatsız edici değildi. Ama bu samimiyete de gerek yoktu.
Kamer Bey, “Liva Hanım’ın önceden verilmiş bir sözü var maalesef.” deyip bana döndü. “Gidelim mi?” bu adamın emrivaki yapmak dışında bildiği başka bir şey var mıydı?
“Evet, Kamer Bey haklı. Üzgünüm.” dudaklarımı birbirine bastırıp dedim.
“Başka zaman diyelim o zaman. Nasıl olsa iki ay birlikteyiz.” sahte bir tebessümle çıktı.
“Üstünüze vazife olmayan işlere karışmayı huy edindiniz herhalde.” Gözlerimi devirip sıradaki slaytı hazırladım.
“Size de iyilik yaramıyor.” Ellerini göğsünde bağlayıp üstten baktı.
“İyilik istediğimi hatırlamıyorum.” onu ciddiye almayıp sandalyeme oturarak evraklarımı düzenlerken sinirimi tepeme çıkardı.
“O adamla kahve içmeye bu kadar istekli olduğunuzu bilseydim engel olmazdım.” Omuz silkip bir adım yaklaştı.
Ayağa kalkıp bir adım attım. “Ne cüretle benimle böyle konuşuyorsunuz? Kim olduğunuzu sanıyorsunuz?”
Beni delirtirken adamda tık yoktu. Sakin sakin durup bir adım daha attı. “Etiklik açısından doğru değil diye dedim.”
Sana ayrı etikliğine ayrı söveceğim şimdi… “Sana ne be adam? Sana mı kaldı?”
“Siz’i bırakmamıza çok sevindim. Fazla resmi oluyordu.” mimiklerini aldırmış herif hiçbir şey olmamış gibi yüzüme bakmaya devam etti.
“Sizi bana sabır testi diye mi gönderdiler?” sinirden gülüyor, iş dışında tanışmamızı diliyordum. Çantayı olduğu gibi kafasına geçirir, rahatlardım.
Dilini damağına bastırıp “Siber eğitimi için gönderdiler…” dedi. “Görüyorum ki sizin de ihtiyacınız var.” başıyla bilgisayarımı gösterdi.
Başımı çevirdiğimde ekranda virüs uyarısı vardı. Bazen sitelerdeki mesajları okumadan kabul ettiğim için sık sık bu sorunu yaşıyordum. Ama şu an konumuz bu değildi.
“Bu da sizi ilgilendirmiyor.” Yerime oturup ekrandaki hayır kutucuğuna vurdum ama gitmedi. Gel, sen de bir yandan gel!
“Ona değil.” Kolunu omzumun üstümden uzatıp bilgisayarda bir şeyler yaptı. “Döndüğümüzde hallederim, şimdilik iş görür.” deyince başımı çevirdim. Fazla yakın durmuştu. Bu adamın özel alana saygısı yoktu.
Anlık şoku atıp kolunu üstümden çekmesi için ittim. “Bir daha sınırlarımı aşarsanız bu kadar sakin olmam.”
“Liva? Bir sorun mu var?” kapıdan tereddütle sordu Aylin. Kaşları kalkmış sesi kalınlaşmıştı.
“Gelsene. Kamer Bey de çıkıyordu zaten.” Ona bakmadan dedim.
“Kovuluyor muyum?” pişkin pişkin nadir gördüğüm gülüşünü sergiledi. Ters ters bakmakla yetindim ama o susmak bilmiyordu. “Aylinciğim, insan ilişkileri konusunda arkadaşına yardım etmelisin.”
“Aylin… Şu arkadaşa, insanların sınırlarını ihlal etmenin, onun dilinde siber saldırı olduğunu anlat.” İkimiz de Aylin’e bakmadan birbirimizi şikâyet ettik.
Gözlerini kırpıştırarak bir bana bir de Kamer’e baktı ve bir kahkaha attı. “Çocuk musunuz siz? Yoksa iki yetişkin mi?” işaret parmağını üzerimizde gezdirdi. “Birazdan çalışanlar gelir, normal davranın…” anlık duraksayıp devam etti. “Vazgeçtim sizin normaliniz buraya fazla. Sadece sakin olun ve iyi geçinmeye bakın.” deyip kaçtı. Kolaysa sen geçin!
Bir saat daha o sinir bozucu herifi çektikten sonra şirkete dönmüştük. Bu program bir an önce bitmezse kovulacaktım. Adam, İstanbul trafiğine eşdeğerdi; sinirini bozuyor ama başka şeyler için katlanmak zorundasın, mesela iş gibi.
Rüzgar’ın odasından döndüğümde, onu yine bilgisayarımın başında buldum. “İnsanların özel eşyasına dokunulmaması gerektiğini kimse söylemedi mi size?”
“Biraz daha ertelersen ortada eşya kalmayacak. Korona bile böyle hızlı yayılmamıştır, bayağı güçlü bir virüs.” klavyede hızlı hızlı bir şeyler yazarken dedi. “Ayrıca sizi attığımızı hatırlıyorum.”
Şirketten zam beklerken kazık yedik iyi mi? En laubali, en saygısız eğitmeni bana göndermişler. “Gerek olursa Aylin halleder.” Aylin de Ankara’ya giderken siber suçlar üzerine eğitimler almış ve işinde gayet başarılıydı.
“Bu işler biraz şeydir… Genelde terziden başka kimse onun söküğünü dikemiyor.” omuz silkip elden bir şey gelmiyor bakışı attı.
“Gıcık.” dişlerimin arasından fısıldayıp yerime geçtim. Arabamın kredisi daha bitmemişti. Kavga edip kovulmak gibi bir niyetim yoktu.
Birkaç dakika sonra bilgisayarı önüme koydu. “Artık bilmediğin şeylere tıklama. Seminerleri biraz daha dikkatli dinlersen senin içim daha yararlı olur.” üsten bakarak bilmişlik tasladı.
“Siz de beni daha dikkatli dinlerseniz insan rahatsız olduğun nasıl anlaşılır öğrenirsiniz ve böylelikle de bu laubali davranışlara son verirsiniz.” Burnumun kırıştırıp yüzüne baktım.
Minikleri iki elin parmağını geçmezdi. Gizem kasmak için değil, gerçekten mimiklerini kullanmıyordu. Eğlenirken bile anlık gülümserdi. Onu çözememekse daha da sinirlendiriyordu.
“Arkadaşlar! Kolay gelsin.” yönetici Tahsin Bey’in sesiyle gözlerimi üzerinden çektim. Sanırım biraz fazla oyalanmıştı.
Ayağa kalkıp “Teşekkürler, Tahsin bey. Bir sorun mu var?” benim odama gelmesi sık sık yaşanan bir şey değildi.
“Odama gel, Liva. Konuşmamız gerek.” deyip gitti. Harika! Nur topu gibi bir sorunumuz vardı.
Sandalyenin üstündeki ceketimi giyip odadan çıktım. O oda hep soğuk olmuştu, yazda bile kasveti insanın ruhunu üşütüyordu.
Kapıyı çalıp içeri girdiğimde oturmam için karşısındaki deri koltuğu gösterdi. Yüzü ciddi, bakışları sertti. İşindeki disiplin yüzüne de yansıyordu.
“Liva… Biliyorsun, bankada saldırı sonucu büyük bir soygun oldu. Suçlularsa hala bulunmadı.” Lafa en baştan girdi. Bunları geçen gün zaten konuşmuştuk. “Banka müdürü benimle iletişime geçip bir konuda yardım istedi. Senin ve Cansel Hanım’ın yardımına ihtiyacımız var.”
“Ne gibi bir yardım.” İyi, hoş adamdı ama bir şey anlatırken taksit taksit anlatma huyundan vazgeçmiyordu.
“Bilgilerin içeriden sızdırıldığını düşünüyorlar. Sizin de çalışanları incelemenizi ve eğer şüpheli bir durum olursa bize haber vermenizi istiyorum.” Ağzındaki baklayı çıkardı. Bir dedektifçilik oynamadığım kalmıştı. Zaten nerede cins işler var bana kalıyor.
“Peki, Tahsin Bey. Elimden geleni yaparım.” Başka ne diyebilirdim ki?
“Güzel. Çıkabilirsiniz.” otoriter bir sesle deyip çıkmam için kapıyı gösterdi.
Söylenerek odama döndüm. Ben ne anlarım dedektifçilikten. Ya yanlış kişiden şüphelenirim de benim yüzümde kovulur, dahası tutuklanırsa. Ne halt edecektin?
Kamer yetmezmiş gibi bu yük de diğer yandan omuzlarıma binmişti. İşten sonra tüm bunu düşünmüş, sonra benim söylediklerimin sadece bir öneri olduğunu vurgulamak kararı almıştım. Zaten Kamer yüzünden kendimden şüphe ediyordum. Ya mikro ifadeleri pasifti ya da ben göremiyordum. Önümüzdeki hafta aklımda interaktif bir oyun fikri var. Bakmalım o zaman da aynı ruhsuzluğu sergileyecek mi?
Bölüm etkileşimi
